| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

"Organik Düşün Organik Davran" Makale Yarışması 1.lik Ödülü

Organik Tarım Bugün benim için önemli bir gün: Avrupa Birliği ve Türkiye arasndaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Projesi kapsamında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) tarafından yürütülmekte olan TR0604.01-02/055 sözleşme numaralı Organik Düşün Organik Davran projesi çerçevesinde düzenlenen makale yarışmasının sonuçları açıklandı. Sonuçlar şöyle:

1. Okan Yüksel (Uludağ Üniversitesi, İİBF)

2. Emre Bilen (Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

3. Volkan Karanlık (Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

Hüseyin Önder, Yavuz Odabaşı, Seçkin Eroğlu, Metin Akural, Arif Özgür Ülger ve Ege Sarıaltın ise mansiyon ödülü almaya hak kazandılar. Bu dereceye çok mutlu oldum ve paylaşmak istedim. Beni daha da mutlu eden ise Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği'nin (ETO) ödül alan eserlerin basımını üstlenmesi. Bu nedenden ötürü makalenin tamamını sizlerle paylaşamıyorum, sadece "Giriş" kısmından bir özet sunuyorum: "İnsan da diğer tüm canlılar gibi doğanın üretim ve tüketim süreci içerisinde kendisine yer edinmiş ve birçok canlı gibi varlığını bugünlere kadar sürdürebilmiştir. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan özellik ise doğanın üretim sürecine müdahale etme bilgi ve kabiliyetine sahip olmasıdır. Bu bilgi ve bilgiden doğan kabiliyet insanın doğa ile oynayarak, doğadan yüksek verim alabilmesini olanaklı kılmıştır. Bu olanakların insana sunduğu kazanımlar elbette vardır ancak insanoğlu 20. yüzyılın sonlarına doğru kazandığını sanırken aslında kaybettiğini fark etmeye başlamıştır. Artık, insan bugününü kurtarmak için yarınlarını yok ettiğinin ve doğayla oyun oynanamayacağının bilincindedir, bu bilinçle de organik tarım faaliyetlerine yönelmektedir. Bu çalışmanın amacı da insanın tarımsal serüveninin dünü, bugünü ve yarınlarını organik tarım perspektifinden ele almaktır."

Organize Edebilme Yeteneği ve Organizasyon

organizasyon Yıllar geçtikçe hayata dair birçok çok şey öğreniyor insan, farkındalıkları zamanla artıyor. Organize edebilme kabilyeti ve organizasyon da benim için böyle bir farkındalık. Yıllar geçtikçe anladım ki başarılı olmanın bir anahtarı da organize edebilme yeteneği. İnsanlar, ellerinde bulunan maadi ve manevi imkanlar dahilinde yaptıkları organizasyonlarla bir yerlere gelebiliyorlar. Organize edebilen ve elindekileri verimli kılabilen insan başarılı oluyor.

Bugün önde gelen tüm devlet başkanlarının veya CEO'ların ortak özelliği diğer insanları bir amaç etrafında organize edebilmeleri. Bu noktada her yönetici adayının, insan da dahil, elindeki hemen her kaynağı verilmli bir şekilde organize edebilmyi öğrenmesi gerekiyor. Bu noktada özellikle İİBF öğrencilerinin seçmeli derslerde organizasyon vb. bir dersi mutlaka almaları gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde hayatta iyi bir yerlere gelmek, en azından çalışma hayatında iyi bir pozisyona gelmek pek de mümkün görünmüyor.

1., 2. ve 3. Dünya Ülkeleri ve Türkiye

İnek ve Dünya Pek çok farklı ortamda karşılaştığım bir yanlış var. İnsanlar her nedense 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri ayrımını tam olarak algılayamamışlar. Bu insanlar içerisinde bakanlık koltuğunda oturmuş insanlar da var. Mesela Cemil Çiçek hükümetlerinin icraatlarını anlatırken "6.5 yıl önce biz iktidara geldiğimizde Türkiye 3. dünya ülkesi konumundaydı. 190 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler de sıradan bir üye ülke idi" gibi bir açıklama yapabiliyor. 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri sıralaması maraton sonrasındaki koşucuların aldıkları dereceler gibi geliyor insanlara ve insanımız da kendisini 3. dünya ülkesi sayıyor. Oysa bu tanım herhangi bir sıralamayı içermiyor. Yani 1. dünya ülkeleri birinci sınıf birer ülke iken 2. dünya ülkeleri birer ikici sınıf ülke değiller. Aynı şey 3. dünya ülkeleri için de geçerli. 1., 2. ve 3. dünya farklı bir ayrıma dayanıyor: Soğuk savaş sürecinde kapitalist ülkeler 1. dünya ülkeleri, sosyalist ülkeler 2. dünya ülkeleri ve diğerleri de 3. dünya ülkeleri olarak sınıflandırılmış. Herşeyin özü bu.

Bu notkadan hareketle pek çoklarının düştüğü bir hatayı da düzeltelim, Türkiye bir 3. dünya ülkesi değil. Bunun sebebi ise Soğuk Savaş sürecinde Türkiye'nin kapitalist grup içerisinde yer alması. Bizler, bir "1. dünya ülkesi"nde yaşıyoruz. Fakat bu, bizlerin birinci sınıf bir ülkede yaşacığımız anlamına gelmiyor, açıkladığım sebeplerden ötürü.

Sık sık karşılaştığım bir yanlıştı, Türkiye'nin üçüncü dünya ülkesi sınıfına konulması. Bunu en sadece vatandaştan tutun da bakanına kadar gördük. Bu satırlar umarım biraz olsun yararlı olur.

Ankara, Adana ve şimdi de Mersin..

Yaz ayları geldiği zaman tüm aile memlekette buluşuyoruz. Bu yaz da değişen çok birşey olmadı, Adana'dayım. Az sonra da Mersin'e doğru yola çıkacağım. Denizi, özellikle de Akdeniz'i özledim..

Bu yıl geçen yazın aksine fazla gezemeyeceğim, iki aylık stajım var. Bundan dolayı mutluyum, düzenli bir tatil olacak bu sefer. Bu düzen bloga da yansıyacak kuşkusuz, düzenli olarak yazacağım. Tabii bu düzen stajımın başlayacağı 1 Temmuz gününden itibaren mümkün olabilecek. O güne kadar bana müsade, tatilin tadını çıkartmam gerekiyor..

Başarılı Olmak Ya Da Olmamak?

çocuk12 İnsanları kabaca aptallar, orta zekalılar ve ileri zekalılar olarak üçe ayırsak bu üç gurubun dağılımı şöyle olacaktır: Aptallar her yerde vardır. Orta zekalı insanlar çoğunluktadır. Toplumlar daha çok bu tür insanlardan meydana gelir. Doğa, şaheserleri, yani ileri zekalı insanları da seyrek olarak yaratır.

Elif Şafak, Baba ve Piç'te bu üç gruba dair şöyle bir saptama yapıyor: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler asla ezici çoğunluk olmaz." Sözün özü hemen her toplumun büyük bir bölümünü düşünemeyen beyinler, aptallar oluşturur. Böyle bir ortamda da, pek tabii, başarı hazmedilemez!

Bugün Türkiye'de, hemen her yerde başarılı olmanın hazmedilemediğini görüyorum. Pembe Candaner, Sabah'ta, "İyi birşeyler yaptığınızda, o başarıyı paylaşmak yerine, savaş açma ruhu toplumumuzda maalesef sıkça görülen ve tedavisinde çok başarılı olunamayan bir hastalık. Çünkü alkışlamak yerine, o başarıya gölge düşürmekte üstümüze yok." yazmış, katılmamak elde değil. Bugün üniversitede de, iş hayatında da ve hatta sosyal ilişkilerde de başarı içten içe kötü karşılanır birşey. Bunun piskolojide de yeri var: "İnsanoğlu kendinden daha güçlü, daha bilgili, daha becerikli insanlarla karşılaştığı zaman 'Bu insandan bana zarar gelir mi?' diye bakar. Bu nesnel benin (Egonun) doğal işlevidir."

Sözün özü, "doğal olarak" Türkiye'de ve belki de dünyanın diğer taraflarında da başarı kıskanılır, kötülenir birşeydir. Böyle bir ortamda başarılı olmak cezalandırılır. Bizim tarihimiz ve bugünümüz bunun binlerce örneğiyle doludur. Hal böyle olunca da başarılı olmak, sivrilmek pek de zekice görünmüyor yurdumda ve ben de 21 yaşımda annemim babamın bunca yıldır neden "Sivrilmek iyi değildir oğlum!" dediklerini ancak anlayabiliyorum.. Sanıyorum anlamakta çok geç kalmadım, hala bir umut var..

Gazetecilik, demokrasi içindir!

Gazetecilik Ankara'ya gelince ve yapacak çok işim de olayınca kendimi kitaplara verdim. Geçen günlerde Dost Kitapevinde bolca dolaştıktan sonra, bolca kitap alıp öğrenim kredimi son damlasına kadar kullandım. Param kalmadı ama bolca kitabım oldu. Aldığım kitapların büyük bir bölümü gazetecilikle ilgili kitaplar ve bunlar arasında şu an okuduğum kitap Bill Kovach ve Tom Rosensiel imzalı "Gazeteciliğin Esasları". Kitabın satırlarında beni besleyecek pek çok bilgiye rastgeldim, bu sebepten daha kitabı henüz yarılamama rağmen kitabı sizlere önerebilirim.

Daha fazla uzatmadan konumuza gelecek olursam, kitabın "Gazetecilik Ne İçindir?" adlını taşıyan ilk bölümde şu satırlar dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak, tartışmak istedim: "Gazetecilik, toplum oluşturmak içindir. Gazetecilik, vatandaşlık kavramının ortak payda olması içindir. Gazetecilik, demokrasi içindir. Serbest bilgi akışı ile iyice güçlenen milyonlarca insan, kendilerine yeni hükümetler seçip, ülkelerindeki siyasi, toplumsal ve iktisadi yaşamın daha iyi sürmesi için yeni kurallar oluşturma işine doğrudan dahil olmuşlardır."

Bu tanım üzerinde fazlaca düşünmek gerekiyor. Türkiye'de gazetecilik bu tanıma ne kadar uygun? Türkiye'de yapılan gazeteciliğin demokrasi için olduğunu söylemek ne kadar da güç. Bizim gazetecilerimiz ve gazetelerimiz bırakın demokrasi için var olmayı, birbirleriyle 'o'cu ya da 'bu'cu oldukları için savaş halindeler. Ya da 'o'nun ya da 'bu'nun adamı oldukları için..

ABD'de yapılan kamuoyu araştırmalarında toplam nüfusun %45'i basının demokrasiyi koruduğunu düşündüğünü belirtmiş. Bu azımsanacak bir oran değil ve bence çok önemli. ABD halkının %45'i basın ve demokrasi arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın demokrasiyi koruduğunu algılayabilmişken, bizim en ünlü gazetecilerimizin bile basın ile demokrasi arasındaki bağı kuramamış olması ne acı! Bizim demokrasimizin eksiklerinden bir tanesi de bu: gazetecilik! Hatta Türkiye'nin bir eksiği mi demeli?!

Kurtlar Vadisi'nde F Tipi Yapılanma Nerede?

Kurtlar Vadisi Uzun zamandır düşünmekte ve sabırla beklemekteydim ama sonunda sabrım tükendi. Bu Kurtlar Vadisi'nde neden bir bölüm olsun F Tipi yapılanmaya yer verilmez, bileniniz var mı? Bugüne kadar ihtiyarlardı, konseydi, iş dünyasıydı, mafyaydı, bürokrasiydi, odruydu, polisti, akademisyendi vs vs.. hemen her kesimden ve kurumdan insan konu edildi dizide. Amma ve lakin bir gün olsun badem bıyıklı, elinde Zaman gazetesi tutan bir F Tipi insan görenimiz olmadı.

Yeni Harman'dan Adnan İmamoğlu de merak etmiş olacak ki, okuyucularına soruyor: "Arkadaş bu dizide neden hiç badem bıyıklı yok? Adamlar bu ülkede girip çıkmadıkları delik, odak, merkez bırakmadılar ama bir tane dinci yapılanmaya ne hikmetse denk gelmediler. Nasıl oluyor bu? Öyle ya sen devletin derinliklerinden bir hikaye anlatacaksın, hikayede Türkiye üzerinde iddia sahibi tüm çevreler olacak ama bir tane Nurcu, Fettullahçı bir adama rastlanmayacak. (...) Bir tane 'esselamünaleyküm' diye kolunda zaman gazetesiyle kadraja giren çıkmadı usta. İşte bu da bize dizinin mevzuya nereden baktığını güzelce gösteriyor. Kamera ardında duranı nasıl çeksin?"

Gereksiz Bilgi Bombardımanı ve Korunma Yolları

Medya4 Güzel bir kitaptan güzel bir söz okudum, üzerinde düşündüm, yazdım ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Üç çeşit bilgi vardır, yazıyordu kitapta: esaslı bilgi, faydalı bilgi ve lüzumsuz bilgi. Bu çerçevede düşünmeye başladım ve bildiklerimin çoğunun aslında birer "lüzumsuz bilgi" olduğunu gördüm. Bilmesine biliyordum ama bildiklerimin bana ne faydası oluyordu ki?

Örneğin, geçen günlerde düşen Air France uçağını, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini biliyordum veya İran'da yapılan seçimleri de biliyordum veya gündemin öne çıkan başlıklarını da.. Düşününce tüm bunların lüzümsuzluğuna kanat getirdim. Bana ne bunlardan? Air France uçağının düşmesinin benim hayatıma ne gibi bir etkisi olabilir? Ya da orada ölen yüzlerce insan benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabilir? Hayır yapamaz! O uçak düşmeseydi de benim hayatım bugünkünden farklı olmayacaktı. Öyleyse neden bileyim ki Air France uçağının düştüğünü? Neden beynimi meşgul etsin bu lüzumsuz bilgi? Neden uçağın nasıl düştüğüyle ilgili teorileri üreteyim?

Bilim bunun adını "enformasyon bombardımanı" olarak koymuş ve sonuçlarını da saptamış: "İnanın, ihtiyacı olmayan enformasyon ile zihnini doldurmak suretiyle düşüncelerini ve yargılarını törpülemek, bu yolla kişinin bakış açısında daralmala sebebiyet vererek, neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşmasına neden olmak."

Enformasyon bombardımanı her geçen gün etkisini arttırıyor ve bize düşen gözümüzü, kulağımızı kapatmak! Evet, yanlış okumadınız: enformasyon bombardımanından kendimizi korumak için gözümüzü ve kulağımızı kapatmalıyız. Sadece esaslı ve daha da önemlisi bizim adımıza faydalı bilgileri edinmekle yetinmeliyiz. Bu noktada haber kaynaklarımızı belirlemeli ve ilgi alanımıza dair bir haber kaynağından beslenmeliyiz. Örneğin mesleğinize ya da ilgi alanlarınızdan herhangi birisine dair bir blogtan veya bir dergiden.. Aksi halde başınıza gelecekleri bilim şimdiden öngörüyor: "...neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşması..."

Aleyküm Selam, Obama!

Barack Obama ABD üzerine yadığım son yazılarda altını çizdiğim gibi ABD dış politikasında bir değişiklik yaşanıyor. Fakat bu değişimi iyi değerlendirmek gerekiyor çünkü değişen ABD'nin amaçları değil, sadece amaca giden yolda kullanılan araçlar. ABD Türkiye'de İslam aracının pek de işe yaramadığını, İslam'ı alet ederek amaçlarına ulaşamayacağını anlamış olsa da İslam'ı kullanmaktan da vazgeçmiş değil. Türkiye'de olmasa da Orta Doğu'da İslam hala bir ABD silahı gibi kullanıyor. ABD, Müslümanları kendi değerleriyle vurmaya, kıvama getirmeye çalışmakta..

Barack Obama'nın son çıkışları, Mısır'da yaptığı konuşmasına "Esselamü-n-aleyküm" diye başlaması, din kitaplarından referanslar vermesi vb. tüm eylemlerin altında Obama'nın İslam sevgisinden çok bölgedeki ABD çıkarlarının yattığı aşikar. Bush'un aksine Obama, birşeylerin topla tüfekle yapılamayacağının farkında ve bu noktada karşısında Napolyon örneği var. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" diyordu 1798'de. Bugün aynısını Obama diyor. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" açıklamasını yaptığı Mısır'ı işgal etti, gerçek bir Müslüman olarak! Bugün aynısını Obama da düşünüyor olmasın?

Tüm bunları birileri görmüyor olacaklar ki hala olayın ciddiyetinin farkında değiller. Umarım "Esselamü-n-aleyküm" diye konuşmasına başlayan Obama'yı "Aleyküm Selam" diye manşet yapan Yeni Şafak editörleri ve "Obama'nın Yolu Açık Olsun" diyen Fehmi Koru da tüm bunları görebilir!

Röportaj: "Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine"

Ali Yaşar Sarıbay Bugüne kadar demokrasi üzerine pek çok yazı yazdım, pek çok eleştiride bulundum. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokratik sistemlerin eleştirilmesi gereği üzerine yazdığım bunca yazı sonrasında hala demokrasi ile sorunumu çözdüğümü söyleyemem. Ancak, geçen hafta Ertuğ Telli dostum ile birlikte Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi sonrasında tekrar düşünmeye başladığımı söyleyebilirim. Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, öyle bir demorkasi tanımı yaptı ve bu tanımı söyleşi boyunca öyle güzel paylaştı ki söz konusu tanım içerisinde mutlulukla yaşayabileceğime karar verdim. Demokrasiyi "eşitlik" noktasında ele alan hocamız, benim demokrasi ve siyaset hakkında pek çok şeyi tekrar düşünmeme sebep oldu. Eminim, sizler de söyleşiyi okuduktan sonra demokrasi ve siyaset nokasında pek çok şeyi tekrar düşünecek ve olaylara daha farklı pencerelerden bakma şansı yakalayacaksınız. Politik Akademi çatısı altında ve hocamız Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay'ın desteğiyle gerçekleştirilen röporajımıza ulaşmak için tıklayınız: Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine

Röportaj noktasında söyleyecek daha çok şey var aslında; işin düşünsel kısmını bir tarafa bırakırsak, hocamızın o  sıcak karşılaması ve gülen yüzü röportaja ayrı bir tat kattı. Röportajı gerçekleştirdiğimiz oda ise güzel bir fon oluşturdu röportaja: Pekçok konuda hazırlanmış dosyalar, hemen her yeri kaplıyordu. Ve tabii Beşiktaş! Ali Yaşar Sarıbay demek, en azından biz Uludağ Üniversitesi öğrencileri için, biraz da beşikaş demekti. Odayı süsleyen bayrak ve masadaki şapka fonu siyahla beyazla tamamlıyordu.

Röportaj sonrası, her ne kadar derslerini alma şansım olmasa da, üniversitemde böylesine bilgili ve daha da önemlisi olgun hocalarımız olduğu için gurur duydum. İyi ki varsınız hocam ve ayrıca hocam: Politik Akademi'ye verdiğiniz destek için teşekkürler..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.