Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

'AKP Kapanırsa Oyu Artar' Diyenler Ahmaktır!!

Yalcin_Kucuk1 İddia bana ait değil, hatta söz konusu "ahmak" ithamından nasiplenenlerden bile sayılabilirim. Sağolsun, Prof. Dr. Yalçın Küçük kapatma davası hakkında bir görüş bildirmiş ve aksi görüşü savunanları ahmak yerine koymuş. Kapatma Davası ve İki İsim adlı yazımda geçen "Açılan davanın sonucu ne olursa olsun AKP bundan yararlanmasını bilecek. AKP olası ekonomik krizi çok rahat bir şekilde dava üzerine atabilir ve seçimlerde aradığı malzemeyi de bu dava ile bulmuş olur." sözleri beni ne kadar ahmak kılar, orasını Sayın Küçük bilir..

Girizgah saglam oldu ama gelişme bölümünde Yalçın Küçük'ü harcayamayacağım. Yiğidi öldürüp hakkını vermek lazım, kendisi bilimsel veriler ortaya koymuş ve bu veriler ışığında AKP'nin ilerdeki olası bir seçimde oyunu arttıramayacağını iddia etmiş. Veriler ne derseniz; veriler yakın Türkiye tarihi. Küçük, daha önceki kapatma davalarının sonuçlarını ve bunun seçimler üzerindeki etkilerini koymuş: "Bizim tarihimizde böyle bir durum yoktur. Bunun bilimsellikle, gerçeklerle hiç bir alakası yoktur. 1960 yılıda Demokrat Parti kapatlımış, 1961'deki seçimlerde DP'nin devamı olan AP çok gerilerde kalmıştır. Bunun pek çok örnekleri vardır.."

Bu noktada bana bir özeleştiri yapmak düşüyor, insan yazıyorsa yazdığı şeyin tüm boyutlarını araştırıp yazmalı. Örneğin bir partinin kapatılması hakkında kalem oynatıyorsa insan, daha önce yaşanan emsal vakaları da göz önüne almalı. Ben bunu yapmadım, iddilarım doğru çıkacak olsa bile siz okurlara bir özür borcum var. Özür dilerim..

Yorumlar

  • rapörterler
    20 Mart 2008 
    rapörterler asil üyelirden har anlamıyla ileri

    kapatma davası türbanı iptal davasına bakan raportöre verildi.

    doç.dr OSMAN CAN

    http://www.anayasa.gov.tr/general/icerikler.asp?contID=315

    Doç. Dr. Osman CAN - Raportör

    1968 Iğdır'da doğdu.

    Ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı.

    1992 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

    Almanya'da Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Türk ve Alman Hukukunda

    Cumhurbaşkanının Hukuksal Konumu konulu tez ile 1997 yılında Yüksek Lisans;

    yine aynı üniversitede Düşünceyi Açıklama Özgürlüğünün Anayasal Sınırları

    konulu tez ile 2000 yılında Doktora eğitimini tamamladı.

    Doktora tezi

    Almanya'da kitap olarak basıldı.

    “Demokratikleşme Serüveninde Anayasa ve Siyasi Partilerin Kapatılması”

    adlı

    çalışmasının ardından 16.10.2006 tarihinde Anayasa Hukuku Doçenti unvanını

    aldı. Çeşitli üniversitelerde Anayasa Hukuku, Devlet Teorileri, Anayasa Yargısı,

    Temel Hak ve Özgürlükler dersleri verdi. 2002’de Türk-Alman Kamu

    Hukukçuları Forumunu oluşturdu ve halen Türkiye Koordinatörlüğünü

    yürütmektedir.

    02.07.2002 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi Raportörlüğüne atanan Can,

    Anayasa ve Anayasa Yargısı Teorisi, Hukuk ve Siyaset Sosyolojisi ve Temel

    Hak ve Özgürlükler alanında akademik çalışmalar yürütmekte, bu çalışmalarını

    çeşitli bilimsel ve güncel hukuk dergilerinde yayınlamaktadır.

    Ayrıca bu

    yöndeki görüşlerini günlük gazetelerde kamuoyuyla da paylaşmaktadır.

    Türkiye’de ve yurtdışında yayınlanmış kitap ve makaleleri bulunan Can,

    Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumunun çıkardığı kitap dizisinin editörlüğünü

    de yürütmektedir.

    Evli ve iki çocuk babasıdır.

    akademisyen kökenli raportör Doç Dr Osman Can’ı görevlendirdi


    Doç. Dr. Osman CAN - Raportör

    akademisyen kökenli raportör Doç. Dr.

    Osman Can’ı görevlendirdi.


    AKP davasına da türban raportörü

    18 Mart 2008

    Oya ARMUTÇU/ANKARA


    ANAYASA Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, AKP’nin kapatma davasına

    bakmakla türban davasını da verdiği akademisyen kökenli raportör Doç. Dr.

    Osman Can’ı görevlendirdi.

    Raportör Can, ön inceleme raporunu en kısa sürede mahkemeye sunacak.

    Türban davasında da rapor hazırlığını sürdüren Can, daha önce DEHAP

    davasının raportörlüğünü yapmıştı. Çankaya Üniversitesi’nde "Anayasa"

    dersleri de veren Can, DEHAP raporunda, "örgütlenme özgürlüğünün ihlali"

    anlamına geleceğini savunup "DEHAP kapatılmasın" diye görüş bildirmişti.

    Raportörlerin raporları, Anayasa Mahkemesi heyeti için bağlayıcı nitelik

    taşımıyor.



    18.03.2008
    Kapatma dosyası ‘özgürlükçü’ üyede

    AKP’nin kapatılması talebiyle açılan davanın raportörü belli oldu. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, dosyayı inceleyip rapor hazırlaması için Yüksek Mahkeme’nin akademisyen kökenli raportörü Doç. Dr. Osman Can’ı görevlendirdi. Türbana ilişkin Anayasa değişikliğinin iptali talebiyle açılan davanın da raportörlüğünü yürüten Doç. Dr. Can, akademik çevrelerde “liberal” ve “özgürlükçü” kimliği ile tanınıyor.

    AKP dosyasını incelemeye başlayan raportör Can, ilk incelemeye ilişkin görüşünü tamamladıktan sonra rapor halinde Anayasa Mahkemesi Heyeti’ne sunacak.

    DEHAP’A DA SAHİP ÇIKMIŞTI

    DEHAP’ın kapatılması talebiyle açılan davanın raportörlüğünü de üstlenen Doç. Dr. Can, hazırladığı raporda, “DEHAP’ın kapatılmaması” yönünde görüş bildirmişti. Önemli davaların raportörlüğünü yürüten Can, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine yönelik Anayasa değişiklikleriyle ilgili dosyada da görev yapmış iptal davasının “usulden reddi” yönünde görüş sunmuştu.

    Çankaya Üniversitesi’nde, ‘Anayasa’ dersleri de veren Can’ın, çok sayıda makalesi de bulunuyor. Can’ın yazdığı makaleler arasında, askerliğe karşı çıkan vicdani retçilerin tavrının ‘Anayasal hak olduğu’ görüşünün savunulması da var. Şemdinli davasını açan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihracını da “AB rüyasının sonu” olarak nitelemişti.

    18.03.2008
    http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=112219,4

    bu kadar kafi gerisini araştırın arama motorları emrinizde
  • 19.03.2007

    Ben demokrat değilim!

    Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam.

    Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:

    — Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…
    — Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…
    — Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…
    — Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…
    AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.

    Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…

    Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.

    Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…

    RTE, devlet böyle yönetilemez!

    Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez!

    Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor.

    RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:

    Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.

    - Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!!
    - “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…
    - Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?
    - Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?
    - AB üyeliği!?
    - Borsa, balon…
    Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.

    Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI…

    Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.

    Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???

    Ne değişti?

    Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri.

    Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayesindedir.
    Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiç de hoş olmayan bir davranış. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum iste laikler demokrasiyi istemiyor oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır!
    Devam edecek.
    www.gurbuz.net
  • Sadece dikkatimi çekti konu dışı biraz aynı resmi neden yüklüyosun zaten daha önce yüklemişsin okancım :) arkadaşım blogunda aynı resimleri kullanabiliyo.. Zahmet etme diyecektim yani.

    Yazılarının takipçisiyim ;)
  • @ Blogcuisa ; haklısın. Alışkanlık olsa gerek :) Bundan sonra dikkat ederim..
  • Yalçın Küçük ne demiş: "Kapatma isteklerinin ve kararlarının AKP'nin oyunu artıracağı demagojisi yapılıyor. Bizim tarihimizde böyle bir durum yoktur. 1960'ta Demokrat Parti kapatılmış, 1961'deki seçimlerde DP'nin devamı olan Adalet Partisi çok gerilerde kalmıştır."
    Oysa gerçek öyle mi? Tarihin sadece bir kısmı analiz edilerek yapılan bu durum ne yazık ki çarpıtmadır. Ben de Yalçın Küçük okuyan ve içerik açısından sağlam olan kitaplarını hatmetmiş birisi olarak şunu hatırlatmak istiyorum. Sadece 1961 seçimlerini ele alan Yalçın Küçük hocamıza bir de 1965 seçimlerini sormak gerekmez mi? Ben ona sormadım ama küçük bir araştırma o seçimlerde alınan oy oranlarını gösteriyor...
    CHP % 28.8
    AP % 52.9
    Ve bu oran Demokrat Parti'nin 1957 yılında aldığı oydan daha fazladır. (bkz. %48) Şimdi diyeceksiniz ki 1961 seçimlerinde durum neydi o zaman?
    CHP % 36.7
    AP % 34.8
    Burda şöyle bir de ayrıntı var...CHP bir önceki seçimlerde % 41'den yüzde 36'lara düşmüştür. Kaldı ki ortam darbe ortamıdır ve halk korkmaktadır. Öyle bir ortamda asılan liderlerin partisinin devamı olan bir partiye halkın hepsi haliyle oy verEmeyecektir. Yoksa Yalçın Küçük hocamız böyle bir ortamdan mı bahsetmektedir. Ben burada bu iki partinin de taraflısı gibi bir yorumda bulunmak istemiyorum ancak istatistikler ortadadır. Tarih bir kere tekerrür ederse trajik ama ikinci kere tekerrür ederse son derece komiktir. Bu nedenle tarihi belli kesitler üzerinden değil tümüyle inceleyip ona göre analiz yapmak gerektiği kanısındayım...Saygılar...
  • @ hussoloji ; aslında kafalarda devrimler yapmadıktan sonra insanların yönelişlerini ne askeri müdahalelerle ne de muhturalarla değiştiremezsiniz. Yalçın Küçük'ün saptaması kapatılma ertesi seçimleri kapmasaktadır. Yani önümüzdeki seçimlerle ilgili bir öngörüdür. Bundan iki üç seçim sonrası ise elbette söz konusu görüş yeniden güç toplayabilir ve iktidar olabilir. Bu noktada askeri müdahaleler de anlamsızlaşabilmektedir, asıl müdahale bilimin ve ahlaklı bir kültürün ışığında insanların beyinlerinde ve inançlarında yapılmalıdır. Aksi halde başarı sağlanamayacağı noktasında hemfikiriz sizinle.

    Ayrıca saptamayı sadece seçimlerle de sınırlı tutmamalıyız kanısındayım. Demokrasi günümüzde pek de halkın seçimlerini yansıtmıyor, çeşitli kitle iletişim araçlarıyla insanlar kendi çıkar ve değerlerinden soğutulabiliyorlar. Bunun karar mekanizması da, yurdum politikasında öne çıkacak partilerin kararları da büyük oranda Atlantik ötesinde veriliyor. Uluslararası ilişkiler dersinde, Türkiye'nin en değerli Uluslararası İlişkiler hocalarından Prof. Dr. Tayyar Arı; çok güzel bir saptama yaptı kamuoyuyla ilgili: Verdiği verilerde halkın, kamuoyunun görüşlerini %2-5 arasında etkileyebildiğini ortaya koydu. Bu değerler bizim de değil, eğitilmiş kültürlenmiş saydığımız Batının değerleri. Bizde halkın ortalama eğitim seviyesinin ilkokul dördüncü sınıf olduğu göz önüne alındığında demokrasinin aslında ne kadar da halka dayandığı, halkın nasıl da hamur gibi istenilen şekle sokulabildiği gözler önüne seriliyor.

    Yani seçim sonuçlarını askeri müdahalelerde, halkın düşüncelerinde aramak da bir noktada kısmi bir analizle kalıyor. Büyük resmi görmek çok daha zor ve bizim adımıza da bir o kadar acı :(
  • Merhaba,

    Hangi pencereden bakarsan o yönü görürsün. Hoş bazen yalnız bakarsın ama göremezsin (Bizim ortaokul okuduğumuz dönemde Türkçe kitabında bu konuyla ilgili çok güzel bir okuma parçası da mevcuttu).

    Neyse...

    Konuyu fazlaca dağıtmadan başka bir pencereden bakmanızı isteyeceğim ben.
    Efendim...
    22 Temmuz seçimlerinin hemen akabinde halkımıza karşı -özellikle de AKP'ye oy vermiş olanlara- anlaşılmaz bir aşağılama kampanyasıdır gidiyor.
    Yok, Aziz Nesin'in verdiği yüzde oranı aslında çok düşükmüş de, yok efendim AKP'ye oy verenler "denyo"ymuş da, oylar iki kilo şekerle bir çuval kömüre satılmış da...
    Ve acıdır ki bunları dile getirenler mürekkep yalamış zevattan. Kimisi bilim adamı, kimi gazeteci, kimi yazar...

    Şimdi de Yalçın Küçük.

    Ey Yalçın Küçük Bey Efendi!
    Sen olaylara farklı açıdan bakıyor olabilirsin.
    Tahminler sence çok saçma da olabilir...
    De...
    Senin gibi düşünmeyenlere, senin gibi bakmayanlara, senin gibi görmeyenlere "ahmak" demek de ne oluyor?
    Sana bu hakkı kim veriyor?

    Saygılar...
  • Olayara tek bir açıdan bakarak herhangi bir tahminde bulunmak doğru olmayacaktır. Ne AP, DPden az oy aldı diye "parti kapatılınca oyları düşer" diyebiliriz, ne de eğer tarihte tam tersi olmuş olsaydı "pğarti kapatılınca oyları artar" diyebilirdik. Yüzlerce başka etken var oy oranlarını değiştiren. Kendi at gözlükleriyle bakıp seçimin sonuçlarını doğru tahmin edenlere "ehelehele erdemli tarhana ehehelehehe hohoho" diyenleri de gördük zamanında. Öyle tek yönden bakmayla olmuyor bu işler.

    Özellikle son zamanlarda hiç bir ciddiye alınacak tarafı kalmamış, isimlerden şifreler çıkartan bir adamın tek bir açıdan bakarak kafasından bir sonuç uydurup, bunu da kendi gibi düşünmeyenlere güzelce bir hakaretle süsleyerek sunmasının ardından birisi özür dileyecekse, bu Okan Yüksel değil, Yalçın Küçük olmalı bence.
The Rise of Sodom and Gomorrah - Therion
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.