Aydın ve Halk Çelişkisi
Son zamanlarda birilerinin sıklıkla aydınları halka yakın olmamakla, halk gibi olamamakla suçladıklarını görüyorum; anlam veremiyorum. Bu ne garip, ne komik bir suçlamadır böyle? Bu suçlamayı yapanlar hiç düşünmezmi, "aydın" dediğimiz insanların halk gibi olmadıkları için aydın olabilediklerini.. Bu ne garip bir halk dalkavukluğudur, anlayamıyorum! Gülüp de geçemiyorum, oturup bu satırları yazıyorum.
Halkın entelektüel yetersizliği devletin istatislik kurumunca onaylanan bir ülkede, bırakın da aydınlar halk gibi olmasın: en azından aydınlarımız karanlıklar içinde kalmasın! Benliğim halkın benliğiyle farklı olduğu sürece ben aydın olabilirim, halk dalkavukluğu aydınlık değildir! Aydınlığa giden yolu Elif Şafak, Baba ve Piç'te çok güzel işaret ediyor: Toplum ile benlik arasında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekala asma köprüyü yakıp topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen beliğin tarafında kalabilirsin.
Düşünsel anlamda aydın ile halk arasında tam bir beraberlik beklemek, aydın nedir bilmemektir. Aydınlanma yolunda ilerleyen bir genç için iki seçebek vardır: 1. halka bir adım attırma pahasına öğrenmekten feragat edeceksin. 2. halkı bir kenara, yani kendi karanlığına, bırakıp entelektüel anlamda sadece kendinle ilgileneceksin. Türk aydını bu noktada haklı olarak bencil davranıyor çoğu zaman. Okuyor, öğreniyor ve sadece kendina ait dar bir çevrede nefes alıyor. Ama bazen, günüzümde olduğu gibi sahaya da inebiliyor aydınlarımız: tüm acemilikleriyle...
Şu gün itibariyle, sahadaki Türk aydının en büyük hatası, ki bu hatasını düzeltmezse Fazıl Say misali yolcu olacaktır, halkı fazla ciddiye alması. Ne demek bu? Bu Türk aydınının oldum olası çobanlık yapmayı becerememiş olması demek!









