Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Bayram Ertesi Sinema: Mutluluk

mutluluk1 Bayram sandığımdan hızlı geçti. Herşey güzeldi, tek olumsuz nokta elimde bilgisayarımın olmasına karşılık internet bağlantımın olmamasıydı. Blogumdan ilk defa bu kadar uzak kaldım: tam 5 gün. Bu noktada blogumun hayatımda ne kadar da önemli bir yer işgal ettiğini gördüm. Blog yazamadığım beş gün boyunca içimde bir huzursuzluk vardı. Geceleri bu huzursuzluğu film izleyerek bertaraf ettim ve size anlatacak pek çok film birikti bu sebepten..

***

Sizlerle paylaşmak isteyeceğim ilk film, Zülfü Livaneli'nin aynı adlı romanından esinlenerek yapılan bir Abdullah Oğuz filmi: Mutluluk! Bu satırlarda sizlerle paylaştığım tüm filmler gibi "Mutluluk"un da en önemli yanı insana, insanlığa, en önemlisi insanıma dair olması.. Film ailesi tarafından ölümüne karar verilmiş güzel bir kızla, Özgü Namal, başlıyor; yurdumun kirli sayılan oysaki tertemiz kızlarından sadece birisinin, Meryem'in öyküsü "Mutluluk". Meryem'in mutluluk yolunda attığı adımları, kuzenini vurması için görevlendirilen Cemal'in hayata karşı duruşunu ve profesör İrfan Kurudal'ı izliyoruz beyaz perdede..

Çok güzel sahneler yakalanmış, görüntü yönetiminden her kim sorumluysa mükemmel bir işçilik çıkartmış. En önemlisi Zülfü Livaneli mükemmel bir eser yaratmış, yurdumun gerçeklerini acı da olsa bütün çıplaklığıyla yansıtmış aynı adlı romanının satırlarına. Üç tarafı denizlerle bezenmiş yurdumun çokak topraklarında yetişen Meryem'lerimizin balık nedir bilmediklerini izliyoruz beyaz perdede, deniz nedir görmediklerini ve çok daha fazlasını.. Bu noktada düşünüyorum da; Ey Devlet Baba, çocuklarının hepsi balık nedir bildiği gün baba yerine konulursun ancak! Bu sebepten sakın ola babalık ayaklarına şimdiden yatma!

Balık falan tefarruat da şu töre nedir?! Bir babanın kızının ölümüne hüküm vermesi nedir, vicdan bu mudur? Namus namus diye elini kana bulayan namusuzlardan yurdumun tertemiz Meryem'lerinin çektiği nedir? İnsanımın elinden alınan hayatı, elinden alınan gözleri, kulakları, dillleri..

Meryem'in öldürüleceği günün gecesi sona ererken annesi ölüm yolculuğu için Meryem'e abdest aldırıyor. Meryem soruyor: Horozlar niye ötmüyor? Annesi şaşırıyor, Meryem'in ne dediğini anlamıyor. Meryem tekrarlıyor: Horozlar ötmüyor artık.. Annesi cevap veriyor: Horozlar hep öter yavrum, kimi duyar kimi duymaz.. Meryem tüm masumiyetiyle: Ben artık duymuyorum demek, diyebiliyor. Annesi kızını ölüme yolcu etmenin tüm kederiyle: Sabah olmasını istemiyorsun da ondan.. diyebiliyor.

Medeniyet budur, şudur diye çok yazdım. Bugün de diyorum ki, medeniyet; yani bizim var edeceğimiz Anadolu medeniyeti Meryem'ler horozların sesleriyle güne gözlerini açtıkları gün var olacak! Horozların ötmediği bir Anadolu, günümüz Anadolu'su bize ihtiyaç duyuyor! Çalışma, bu karanlık kaderi değiştirme zamanı geldi artık.. AB'ye giden yolların köylerimizden, ahırlarda ölümü bekleyen Meryem'lerin yüreklerinden geçtiğini anlama vaktimiz geldi ve çoktan geçti...

Abartıyor muyum? İstatistikler abartmadığımı söylüyor: TBMM araştırma komisyonunun raporuna göre; son beş yılda 1.091 kızımızı namus ve töre cinayetleri sebebiyle toprağa verdik!

Yorumlar

  • Yazdıklarından anlaşıldığına göre film çok ince bir duygusallıkla yapılmış çok etkili çok güzel bir film. Töre cinayetleri bütün Anadolu ücra kesimlerinde yok aslında. Bu sabahki yazımda kendi atalarım hakkında bir iki söz yazmıştım. Türk geleneklerine çok bağlı kesimlerde öyle şeyler yoktur. Çok evlilik de yoktur. Bunlar genelde Anadoludaki diğer kavimlerde olan şeyler. Belki onların kültürlerinden etkilenmiş Türk toplulukları bazı bölgelerde olabilir. Ama ne olursa olsun onlar da bizim insanımız. Cehalet vahşet çok kötü bir şey. tam faşist yönetimleri besleyen bir yapı. Bir de merak ettim şimdi anneme sordum. sen köyden gelmeden önce (1941de 9 yaşlarında) balık nedir biliyor muydun dedim. Biliyormuş. Onların köyüne yakın yerlerden tatlısu balıkları avlayıp yedikleri oluyormuş. Denizin nasıl bir şey olduğu ise anlatılan konuşulan birşeymiş. Filim biraz abartılı olabilir. Karikatür sanatında abartı nasıl gerekliyse bazen duygusallıkla ve dramla ilgili eserlerde de abartı gerekebilir. Bu abartı çok ilkel bir kültür düzeyine sahip bir köyün durumunu bütün Anadolu köylerinin ortak hali gibi yansıtır şekilde de olabilir diye düşündüm. Neyse.. Horoz sesleri filan.. Filim her şeyiyle izlenmesi gereken iyi bir sanatsal yapıt gibi görünüyor. Kültürel hizmeti ayrıca aydınlatma etkisi de var.
  • ben ise aksine filmin bir çok yerini kusurlu buldum. senaryodaki bazı tipler çok klasik özellikle. işte işinden bunalıp tura çıkan kır saçlı gözlüklü zengin akademisyen falan.. bana göre filmin kayda değer en iyi sahnesi final sahnesiydi, özgü namalın veda konuşması senaryonun en güzel kısmıydı.
    oyunculuklar da çok parlak değildi.. en iyi oynayan laz balıkçıydı desem abartmış olmam herhalde = )
  • Mutluluk filmi gösterimdeyken büyük ses getirmişti. Bence hak ettiği övgüleri aldı. Çünkü gerçekten kaliteli bir yapımdı. Senaryo,çekim,oyuncular... Zaten filmin hikayesini saymıyorum. Ben Zülfü Livaneli'nin kitabını yıllar önce okumuştum ve çok beğenmiştim. Yıllar sonra aynı hikayeyi beyazperdede izleyince aynı keyfi aldım. Aynı güzelliği yakalayabilmişler filmde. Ben filmde eleştirecek bir nokta göremiyorum. Ama belirtmeden geçemeyeceğim, filmin sonu ile kitabın sonu farklı. Ve neden böyle birşey yapıldığını anlamadım, eğer Zülfü Livaneli'nin bu konuda bir rahatsızlığı yoksa ne ala. Ancak usta yazara danışılmamışsa ( heralde fikri sorulmuştur) saygısızlık olur bence...
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.