Demokrasicilik Oynamak!
Demokrasiden beni soğutan ilk isim Montaigne, ardından da Adolf Hitler. Hitler, Kavgam adlı kitabında demokrasiyi çok güzel ve etkili tenkit ediyor. Alman demokrasisinden böylece soğumuşken bir de karşıma yurdum aydınları ve özellikle Yalçın Küçük çıkıyor. Ben bu aşamada karar veriyorum, demokrasinin en ideal yönetim şekli olmadığına. Şu an elimizde daha iyisinden yoksun olduğumuz için demokrasi diyoruz. Bu da demek değil ki, demokrasi eleştirisi yapmayacağız!
Daha bugün bir komediye daha şahit olduk. AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozbağ, hükümet ve sendikalar arasındaki uzlaşmadan ötürü, tasarının 35. maddesinin değiştirilmesi için önerge veriyor. Önergeyi muhalefet partileri CHP, MHP ve DSP de destekliyor. Sıra oylamaya geldiği vakit, salona giren AKP'lilerin hemen hepsi kendi önergelerinin oylandığından habersiz bir şekilde, sırf muhalefet partileri kabul oyu veriyor diye ret oyu veriyorlar. AKP'nin kendi önergesi AKP'lilerin oylarıyla reddediliyor böylece. Sendikalar haliyle şaşkın, AKP kendi önergesini reddediyor sonuçta. Ne günlere kaldık, değil mi? Halimize gülsek mi ağlasak mı?
Bundan yıllar öncesinde okumuştum Prof. Yalçın Küçük'ün İsyan adlı kitabını. Kitaptan paylaştığım şu satırlar yeteri kadar durumu özetliyor: "Şimdi yasalar hem tekellerin bürolarında hazırlanıyor ve hem de Brüksel'deki bürolardan gönderiliyor. Bunlara, artık "paket" diyoruz ve paket ithal edilmektedir. Artık bırakınız halkı, Meclis'lerde koltuklara oturulan ve bir büyük kendini bilmezlikle, kendilerini "milletvekili" sananlar ne çıkardıklarını bilmiyorlar. Bir günde 17 yasa çıkartmakla övünüyorlar, parça başına ücretlerini alan ameleler bile artık daha çok halkı temsil ediyorlar. Bitmiştir."




