Hayat Bir Postmodern Roman!?
Hayat bir postmodern roman: Hiçbirimiz ondan aslında hiç bir bok anlamadığımızı itiraf edemiyoruz; eleştirmenler dahil... Bu noktada Tuna Kiremitçi'ye ben de katılıyorum ve insanların bu anlamsızlık içinde gereksiz onca şeyin peşinde kendilerini heba etmelerine bir anlam veremiyorum. Ey insanlık, anlam veremediğin bu hayat hızla gelip geçerken önünde iki seçenek var: Birincisi, bu kısacık hayatta saçmasapan soru ve sorunlarla uğraşmak. Diğeri, herşeyi unutup sadece geçip giden zamana zevkler ve anlamlar katmak...
Her iki yolun sonu da aynı; bastığın bu topraklardan yok olmak. Hayat kısaca, ölümden ibaret! Bu noktada hayatın kısalığının bilincinde olmak çok önemli. İnsan hayatın kısacık olduğunu anlarsa, gelip geçen anların değerini daha iyi anlayacaktır. Hayattını gereksiz mevzularla yıpratmayacak ve karartmayacaktır.Yüz yıl öncesinde beni bilen kimse yoktu, çünkü ben yoktum. İki üç yüzyıl sonra da beni bilen kime olmayacak, çünkü ben o zaman da var olmayacağım. Hal böyleyken nerde kaldı benim varlığım? Bunları düşünüyorum, düşünüyorum ama Descartes gibi varlığımı hissedemiyorum. Düşünüyorum, öyleyse varım demiş ya zat-ı şahane. Ben de düşünüyorum ama bende tık yok. Sanırım ikimiz farklı şeyler düşünüyoruz
))
Ana fikri meçhul bir yazı oldu bu seferki. Ama yine de ben bu yazıda vermek istediğim ana fikri açıklayayim: Hayat kısa bir rüya, yaşayabildiğini yaşa ve olabildiğince zevk al! Gez, toz, aşık ol, hayatın tadını çıkar. Ve daha önemlisi daha mutlu ve zevkli bir rüya için bol bol oku ve öğren. İnsan öğrenip, okudukça zevkleri inceliyor ve hayat daha güzel bir hal alıyor. Bu kısacık rüyada, bu satırları okuyarak beni de rüyanıza katmanız çok ince bir davranış ayrıca, bu sebepten sizlere minnettarım...






