Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

İç Sorunları Dış Güçlere Gammazlamak!

Avrupa Konseyi Uzun süredir yazıyorum, iç sorunları dış güçler aracılığıyla halletmek çöküşe delalet etmektedir, diye. Bir devlet, iç sorunlarını dış dinamiklere pazarlıyorsa sonu Osmanlı'nın akıbetinden farksız olacaktır! Bugün Türkiye'deki siyasal olaylar bizlere, acı da olsa, Osmanlı'nın hasta adamlığını hatırlatıyor. Kendini bilmez birileri gidip, bu milletin iradesiyle kurulmuş ve yaşayan Cumhuriyet mahkemelerini Avupa'daki ağabeylerine şikayet ediyor!

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne baskı yapıldığını okuduk. Birileri AKP'nin kapatılma davasına hala alışamamış olacaklar ki, bu dava sebebiyle Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye aleyhte bir bildiri yayınlamasını istemişler. Bu biraz annenizi, babanızı veya kardeşinizi gammazlamak gibi birşey. Bu toprakların böyle bir örfü, adeti ve daha da önemlisi devlet geleneği yok! Bundan çok değil, yirmi sekiz yıl önce 12 Eylül'ün tüm ağırlığını sırtında hissetmiş bir devlet adamımız Avrupa karşısında ülkesini savunabilmişti. AKP'nin yaşadıkları ne kadar ağır olabiliyor da kendini bilmez birileri Türkiye'yi Batı'ya gammazlama hakkını kendinde görüyor?!

12 Eylül müdahalesinden hemen sonra, aynı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınması eğilimi baş gösterince; Türk heyetinden bilgi isteniyor. Kürsüye Prof. Turan Güneş çıkıyor. Üyesi bulunduğu parlamento ve partisi kapatılmış, birçok arkadaşı tutuklanmış olan bu devlet adamımız; belki de içi kan ağlayarak Türkiye'yi savunuyor ve üyeliğimizin devamı için mücadele veriyor! Devlet adamlığı, vatan sevgi budur; gammazcılık muz cumhuriyetlerinde görülür; Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir ve daha önemlisi onurlu bir geleneğe sahiptir. Bu onurla oynamaya kimsenin haddi ve hakkı yoktur!

Yorumlar

  • matematikci
    20 Nisan 2008 
    gambazlamak degil o gammazlamak...
  • @ matematikçi ; uyarı için teşekkürler. Dikkatler her zaman tam takır olmuyor maalesef, arada bir olabiliyor gammaz, gambaz :) Teşekkürler uyarı için, düzeltme yapıldı..
  • Bununla ilgili bir yazı yazarak bu konuya değinmiştim blogumda ve şöyle ifade etmiştim kısaca "Bu kadar aşağılık bir işe girişmek alçaklıktır ve vatan hainliğinden hiçbir farkı yoktur." diye başka da bir şey söylememe gerek yok sanırım.
  • Selamlar.
    Bence, yazar anlatmak istediğini açıkça dile getirmiş ise, okuyan anlayabilecekse iş bitmiştir.
    Bir harfin yada kelimenin önemi yok. Keza, yazıda "hata"da olabilir. Yazmaya ve konuya konsantrasyon bazı şeylerin hatalı yazılmasını yada imla hatalarını getirebilir.
    Gazete ve benzeri yazılı basında "müsahih", "düzeltmen"ler vardır. Bu işi onlar yapar. Bizlerin, blog ortamında bu lüksümüz yok.
    :D
    O nedenle, bu konuya daha "müsamahakar" bakmak zorundayız. Ben basından gelmiş bir kişiyim.
    "Müsahih"lere rağmen, Başbakan adının yanlış yazılmasından, ilgisiz kişilerin adının afişe edilmesine dek neler gördüm yaşadım. Üzüldüğümüz ve kahkahalarla güldüğümüz hataları yaşadık.
    Sayın Yüksel yazınıza söyleyecek yok. Söylenmesi gerekeni söylemişsiniz.
    İçtenlikle kutlarım.
    Dostçakalın.
  • Hayır Okan bu yapılan ne gambazlamak ne de gammazlamak. Bu yapılan uluslararası hukuktan doğan hakkın kullanılması.
    Globalleşen dünyada devletler demokrasi ve hukuk çarklarının daha sağlam dönmesi için egemenliklerinin bir kısmını devletler üstü bir makama devredebiliyor. Türkiye’de bu makamlardan birine daha 1950’li yıllarda kurucu üye olarak katılmış.(Avrupa Konseyine) Katılmış çünkü insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan bir devlet olma yolunda adım atmak istemiş. İşte bugün o attığı adımların meyvesini alıyor.
    Şu anda Türkiye bir siyaset-hukuk kavgası yaşıyor. Bu da birilerinin bir hayli hoşuna gidiyor. Hoşuna gidiyor çünkü siyaset yaparak elde edemediklerini bir alicengiz oyunuyla alacaklarını zannediyorlar. Fakat Türkiye’nin dünyala olan bağlarını unutuyorlar.( yada unutmak istiyorlar) İşte bu unuttukları bağların sesi çıkınca da onları karalayarak(iç işlerimize müdahale ediyorlar diye) bastırmak istiyorlar. Her şeyde olduğu gibi itirazları da acemi oluyor. Çünkü biz Avrupa Konseyi üyesi olarak zaten konsey tarafından yapılacak yorumları veya denetimleri kabul etmiş oluyoruz. Yani kimse nedensiz yere Türkiye’nin iç işleri hakkında yorum yapmıyor.
    Sonuç olarak benim biraz kafam karıştı. Umarım birileri şu soruma cevap vererek beni aydınlatır. Sorum şu: %47 oy oranıyla iktidar olan bir parti kapatma davasına söz konusu olabiliyor da, bu parti uluslararası hukukta hakkını arayınca gammazcı mı oluyor?
  • @ Emre; sanırım Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesi'ni birbirine karıştırıyorsun. Yapılan yurt mahkemelerinin kendince çözümlediği bir davayı bir üst mahkeme sayılan Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesi vb. bir merciye taşımak değildir. Yapılan Türkiye Cumhuriyeti'nde hala görülmekte olan ve sonuç aşamasına bile gelinmemiş bir davayı siyasal olarak güçlü bir parlamentonun üyelerine gammazlamaktır. İş gammazlamaktan da öte hala süren bir davayı dış güçleri kullanarak etki altına almak istemidir!

    Bu iç hukukta da uluslararası hukukta da suçtur. Yapılan birilerinin Türkiye'de hakkının yenmesi ve bu birilerinin haklarını üst mahkemelerde araması değildir! Yapılanlar, yargılama yetkisi olamayan bir meclise siyasal gücünü kullanması ve ülkemin mahkemelerine etki etmesi talebidir!

    Ayrıca sanırım, Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Birliği'nin mahkemelerini karıştırdığın gibi bu mahkemelerin işleyişine de pek hakim değilsin. Öyle ki, söz gelimi Avrupa birliği İnsan Hakları Mahkemesi'ne bir davayı götürmek için İÇ HUKUK YOLLARININ TAMAMININ TÜKENMİŞ OLMASI şartı aranmaktadır.

    Yaşananlar sunduklarınızdan çok çok farklı şeylerdir, sanırım biraz daha dikkatle bakarsanız çok iyi görebilirsiniz. Sorunuza cevap vererek sizi aydınlatma mutluluğunu yaşayabilir miyim, bilmiyorum ama elimden geleni yapmaya çalışacağım. %47 oy oranıyla iktidar olan bir parti pek tabii kapatma davasına maaruz kalabilir. Nasıl ki milyonların sevdiği bir sanatçı, adam öldürmeken veya uyuşturucu kullanmaktan yargılanabileceği gibi bir siyasal parti de yargılanabilir. Nitekim mahkemelerde gördüğünüz gözü kapalı, terazi tutuan kızın gözündeki bağ bunun içindir. Sorunuzun ikinci kısmı olan "bu parti uluslararası hukukta haklarını arayınca gammazcı mı oluyor?"a ise yukarıda cevap verdiğimi sanıyorum. AKP'nin bu hakkını mahkemelerde aramıyor, parlamenterler meclisinde arıyor ve daha da hatalı olan durum daha dava süreci bile tam olarak başlamamışken bunu yapıyor. AKP mahkemerde hakkını ararsa, ki bunun için hukuki olarak iç hukuk yollarınının tamamını kullanması gerekiyor, buna herkes saygı gösterir. Nitekim türban noktasında da Leyla Şahin davasına herkes saygı göstermişti.
  • Avrupa Konseyiyle de buna bağlı olan kuruluşlardan da (AKPM,AİHM) bir miktar bilgiye sahibim.Ama konu benim neyi ne kadar bildiğim değil.
    Şu bildiri konusuna geçersek peşin hükümlere varmak imkansız çünkü konunun taraflarında belirsizlik söz konusu. Bir yanda AKP’li bir milletvekilinin AKPM’den bildiri isteği söylentileri dolaşırken öte yandan da sorunun AKPM başkanı Puig’in İngilizcesinden kaynaklandığı haberleri dolaştı. Parlementoda görevli olan CHP ve MHP’li milletvekilleride olaydan haberlerinin olmadığını bildirdiler. Sonuç olarak çarşı bu kadar karışmışken(benim dediğim) hak aramak veya(senin dediğin) gammazlamak gibi yargılara varmak doğru olmayabilir.
    Süren davayı etkileme konusuna gelince değerli yazarlarımızdan Nazlı Ilıcaklı Hanımın bu konuda verdiği çarpıcı bir örneği sunacağım.
    "Yargıya intikal etmiş bir konu üzerinde kimsenin söz sözleme hakkı yok" iddiasına mukabil, 10 ve 12 Haziran 1997 tarihlerinde, Genelkurmay'ın yargı mensuplarına verdiği brifingleri hatırlatmak isterim. Refah Partisi'nin kapatma davası 22 Mayıs 1997'de açılmıştı. 10 Haziran 1997 tarihli brifinge, başta Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, Yargıtay Başkanı Müfit Utku, Danıştay Başkanı Firuzan İkincioğulları, Sayıştay Başkanı Vecdi Gönül, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin üyeleri ve başkanları olmak üzere, tam 420 savcı ve hâkim katıldı. 12 Haziran brifingine ise, Yargıtay'ın bütün hâkimleri iştirak etti.
    Brifinglerde, Refahyol iktidarı açıktan açığa suçlanıyor, irtica tehlikesinin PKK'nın önüne geçtiği belirtiliyordu:
    "...1996 Haziran ayında, bugünkü koalisyon hükûmetinin oluşturulmasını müteakip, irticai kesimin siyasal İslâm'ı gerçekleştirme yolunda başta teşkilatlanma ve kadrolaşma olmak üzere, tüm alanlarda yoğun bir faaliyete giriştiği görülmüştür. Laikliğe aykırı söz ve davranışları ile tanınan bazı tarikat liderlerine, devrim yasalarına aykırı kıyafetleriyle geldikleri Başbakanlık Konutu'nda yemek verilerek, bu çeşit kişilerin devlet katında itibar gördükleri kanıtlanmaya çalışılmış, siyasal İslâm taraftarlarına olumlu mesaj verilmiştir. Okullarda, öğrencilerin, irticanın simgesi haline dönüşen türban ile bulunmaları, laiklik ilkesine aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi kararıyla belgelenmesine rağmen, teşvik edilmiş, bunun anayasal bir hak olduğu iddia edilerek halk kışkırtılmıştır. 28 Şubat 1997'de, MGK'ca alınan kararlar doğrultusunda, hiçbir gelişme olmamış, İslâmi kesim, her alanda cephe oluşturarak, bu kararları uygulatmamak için dayanışma içine girmiştir."
    Bu ve buna benzer uyarıların yapıldığı brifinge karşı, acaba Oktay Ekşi, anayasanın 138'inci maddesinde yer alan hükmü (hiçbir makam, merci veya kişi, mahkemelere ve hâkimlere talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz) hatırlatma gereğini duymuş muydu? Arşive baktım, bugün Avrupa'dan gelen uyarılara sert tepki verenlerin makalelerinde, böyle bir hassasiyet göremedim.
    Gözümden mi kaçtı dersiniz...
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.