İnsanın Kendisiyle Çelişmesi...
İnsan doğası itibariyle değişen, çoğu zaman gelişerek değişen bir varlık. Her birimiz değişiyoruz, her gece kendimizi gömüp yarın yeni bir kişi olarak dünyaya geliyoruz... Zamanla olaylara bakışımız, yaklaşımımız değişiyor. Özellikle okudukça ve düşündükçe kendimiz olmaktan çıkıyoruz, yeni bir "biz" doğuyor...
İşte bu noktada kendimizle de çelişmeye başlıyoruz, yıllar öncesinde kaleme alınmış satırları okuyup kendimizi arıyoruz ama nafile tüm çabalar... Bulamıyoruz ellerimizden çıkan satırlarda kendimizi! O satırlarda artık biz olmuyoruz, yıllar öncesindeki Okan veya yıllar öncesinde Ali, Ahmet veya Ayşe, Fatma oluyor. Değişiyoruz, doğanın en temel kuramlarından birisini her an tasdik ederek.
Bu noktada kimimiz çelişmekten veba gibi korkuyor, kaçınıyor. Yıllar öncesinde düşündüğünde, inandığında direniyor; sırf kendisiyle çelişmek korkusuyla. Oysaki insan çelişir, insan çelişiyorsa gelişiyor demektir. Çelişmek demek bilmek, öğrenmek demektir. İnsan bilgi peşinde koştuğu kadar çelişir, bilgi dağarcığımız geliştikçe fikirlerimiz değişir, hatta kimi zaman çelişir. İşte budur gelişmek, işte budur hayata dair birvşeyleri artık daha iyi idrak edebilmek.
Çelişmekten korkmamalı, bu kadar üstün görmemeli insanı! Evet dostlar, çelişebiliriz çelişebildiğimiz kadar; önemli olan çelişmek değil: ne zaman neyi savunuyorsak adam gibi argümanlarla savunmak önemli olan... Sözün özü, çelişmek üzerine bu kadar kafa yormamalı; doğru yolu yanlış yollardan giderek bulacağız ve doğru yolu bulduğumuzda dün yürüdüğümüz yolların doğru olanla çelişip çelişmediği umrumuzda olmayacak; umrumuzda olacak olan doğru yola ulaşabilmiş olmamız olacak...
Mühsam güzel bir laf etmiş vakti zamanında: Yalnız sıkıcı kişiler çelişkisizdir. Siz siz olun sıkıcı olmayın dostlar :))









