Mustafa İsmet İnönü
Tatil sonunda geldi ve kapıya dayandı. Bende de tatili değerlendirme teleaşı tabii ki. Okuldan Altan Öymen'in "Bir Dönem Bir Çocuk" ve Bedii Faik'in "Matubat Basın Derken.. Medya" adlı anı kitaplarını aldım. Medyaya olan ilgimden olacak ki ilk olarak Bedii Faik'in Türk medya dünyası hakkında yazdıklarına göz attım ve hemen ilk başta gözüme İsmet İnönü çarptı..
Mustafa İsmet İnönü hakkında yazılanları okuyuca aslında o dönemin pek de gündemde olmadığını, yazılıp çizilmediğini anladım. O dönem, en azından benim için, pek bilinen bir dönem değil! O döneme dair bilgilerim Köy Enstitüleri ve M. İsmet İnönü'nün II. Dünya Savaş'ına karşı uzaklık politikasından ibaret. Ki bu iki nokta da bana İsmet İnönü'nün ne kadar değerli bir isim olduğunu yeteri kadar gösteriyor.
Köy Enstitüleri'ne ve tabii ki Hasan Ali Yücel'e daha sonra başka bir yazımda mutlaka değineceğim ama şimdi mevzu II. Dünya Savaşı. II. Dünya Savaşı'nda İsmet İnönü'nün insanıma savaşı yaşatmaması ve kimi kesimlerce hala umarsızca bu sebepten eleştirilmesi. M. İsmet İnönü'nün savaşa girmemek için uyguladığı politikalar sonucu halkın bir takım gıda maddelerinden mahrum kalması elbette olumsuz noktalar ama kazanımlar yanında sadece bunları görmek ya saflıktır ya da yanlılık!
Burada uzun uzun İsmet İnönü'nün savunmasını yapma gibi bir derdim yok. Sadece İsmet İnönü'ye söz hakkı veriyorum. 1946'nın bir gezisinde, İnönü Adana'da kendisini dinleyen kalabalığı selamlayıp kürsüden inerken öğretlenmiş bir çocuk, "Sen bizi savaşta şekersiz bırakmışsın" diye bağırmış. M. İsmet İnönü'nün buna karşılığı "Ama babasız bırakmadım" olmuş. Evet ey halkım, belki şekerin noksandı ama baban hemen yanıbaşındaydı..





