fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Nietzsche, Marx ve Tanrı

nietzsche Yerel bir haber sitesinde "Nietzsche, Marx Ya Da Tanrı'yı Öldürmek" başlıklı bir makale görünce şaşırdım. Ne de olsa yerel medyada Nietzsche'yi ya da Marx'ı okumak çok insana kısmet olabilecek birşey değil Türkiye'de. Hal böyle olunca da Adana Haber sitesinde, Mert Aslan imzasıyla yayınlanan makaleyi okumaya koyuldum. Sanıyorum, Mert Aslan'ı birileri fena halde kızdırmış, o da kinini bu makale ile kusmuş ve kendince toplumun bir kesimine ayar vermiş..

Beni ilgilendiren toplumun o ya da bu kesimi veya Mert Aslan'ın kendisi değil. Makale boyunca birçok bilgi ve mantık hatası yer alıyor; ben bu hataları paylaşmak ve düzeltmek gereği duydum. Konu da Nietzsche olunca sizlerin de ilgisini çekebileceğini düşündüm ve aşağıdaki düzeltmeleri sizlerle paylaşmaya karar verdim:

Mert Aslan, makalenin hemen başında şunları yazıyor: "Nietzsche’nin kayıtlara geçen en iri yarı sözü, büyük olasılıkla şudur: 'Tanrı öldü..' Aslına bakılırsa, bu sözü doğrudan kendisi söylememiş, 'Şen Bilim' adlı yapıtındaki bir deliye söyletmiştir. Kendi ifadesiyle, bu 'kaçık' gündüz vakti elinde bir fenerle çarşıda pazarda dolaşarak 'Tanrı öldü! Tanrı öldü!' diye bağırmaktadır. Ünlü filozofun ilgili yargıyı ortaya atma şekli, pek yaldızlı 'filozof' sıfatına yakışacak kadar akıllıcadır. Çünkü böyle bir sözü sadece bir deli söyleyebilir ya da ancak bir deliye söyletilebilir."

Öncelikle Nietzsche'nin "Tanrı öldü" söylemi sadece Şen Bilim'de yoktur. Bu sözü Zerdüşt de söylemiştir ve Zerdüşt bir 'deli'yi değil adeta bir 'peygamber'i canlandırmıştır. Zerdüşt'ün dediği şudur: "Tanrı öldü, ama insanüstü yaşıyor…" Ayrıca şunlar da Zerdüşt'e yani Nietzsche'ye ait söylemlerdir: "Artık başınızı kutsal şeylerin sırrına gömmeyin. Aksine, onu özgürce taşıyın.  Yaşama anlam kazandıran bir kafa taşıyın." Sözün özü Mert Aslan'ın yazdıklarının aksine Nietzsche inançsızlığı bir delilik olarak görmemekte, üstün insan olma yolunda önemli bir adım olarak görmektedir.

Mert Aslan şöyle devam ediyor: "Hıristiyanlığın tanrısının ölümünü ilan etmek, engizisyon mahkemelerinin bugün bile tüylerimizi diken diken edip aklımızı çıkaran işkencelerine ve endülüjans gibi sincice avutmacı uygulamalarına tanıklık etmiş olan Avrupa halkları nezdinde makul bir önerme olmuştur."

Nietzsche'yi ve Avrupa'nın bugününü okumamaktan kaynaklandığını sandığım hatalar bu paragrafta da devam ediyor. Nietzsche "Hıristiyanlığın tanrısı"nın öldüğünü iddia etmedi. Tanrı öldü, dedi. Onun bunun Tanrısı diye bir ayrım yapmadı, hemen her dinin Tanrı inancına muhalefet etti. Ayrıca bugün Avrupa hakları nezdinde Tanrı ölmüştür demek mesnetsiz bir iddia. Hayır, bugün Avrupa'da Tanrı yaşıyor. Avrupa'da inançlı insanların sayıları dünya genelinde de olduğu gibi ateistlerden çok daha fazla. Avrupalı engizisyon uygulamları sonrası Tanrı inancını öldürmemiş, Tanrı inancını Protestanlık ile tekrar yorumlamış ve kendince pekiştirmiştir.

İlerleyen satırlarda ise şu ifadeler yer alıyor: "Daha sonraları, Karl Marks bu fikre dört elle sarılmış ve dinin kitleleri uyuşturmak amacıyla kullanılan bir “afyon” olduğu savını öne sürmüştür."

Karl Marx nasıl oluyor da Nietzsche'nin "Tanrı öldü" fikrine dört elle sarılabiliyor, açıkçası ben anlayamadım. Marx, Nietzsche'den mi okuyor "Tanrı'nın öldü" önermesini? Nietzsche 1882'de ilk kez bir 'deli'nin ağzından "Tanrı Öldü" yazıyor. Yani, Karl Marx ölmeden hemen önce. Hal böyle olunca Marx'ın dini afyona benzetmesinin altında Nietzsche'yi aramak anlamsızlaşıyor. Çünkü, Marx belki daha Nietzsche'nin aklına "Tanrı öldü" demek bile gelmiyorken bu lafı söylüyor.

Marx Beni en fazla heyecanlandıran bölüm ise şu: "Osmanlı toplumunda hattatlık çok yaygın bir meslektir ve bu yolla günlük olarak Avrupa’da matbaaların ürettiğinden daha fazla yazılı metin üretilmektedir."

Bu noktada herhangi bir düzeltme yapmayacağım. Sadece bu mümkün müdür diye merak ettim. Acaba hangi kaynaklara atfen böyle bir iddiada bulunuluyor?

Makale içerisindeki mantık ve bilgi hataları tüm bunlarla da sınırlı kalmıyor. Ama amacım bağcı dövmek değil, sadece uyarmak ve makalenin yazarını tekrar okumaya ve düşünmeye davet etmek. Bu amacımı en iyi söz konusu makalenin yazarı anlar sanıyorum çünkü kendisi de yazının sonunda insanları okumaya ve düşünmeye davet ediyordu. Umarım kendisi de okur ve tüm bunları tekrar düşünür.

Yorumlar

  • Kutlarım.
    Yaklaşım, açıklama ve tespitlerin tam yerinde. Ufak tefek şeyler var ki; ayrıca önem arzetmiyor.
    Burada çileden çıktığım: Marx söylemi...
    Evet... Teolojik yaklaşımları bir noktadan sonra afyonculuğa benzettiği, şahsi tanımını böyle koyduğu doğrudur. Ama hiç bir yazılı kaynakta; "Tanrı yok", "yada "Tanrı öldü" ifadesi mevcut değildir.
    Hattat anlatısına gelince; Saray'ın hattatçıları ve başlarında hattatbaşı vardı. Bunlar bilindiği üzere (Topkapı sarayı hattat odasındaki yazılar) Fatih'ten, Abdülhamit dönemine kadar 5 ila 8 kişi arasında değişmekte idi. En fazla (sarayda) yazılan metinler de Fatih dönemine rastlar.
    Bunun dışında olarak, Galata'da, Kağıthane'de, Yedikule ve Kumkapı'da hattatlar vardı ve bunlar doğrudan halka sattıkları hatları üretirlerdi.
    Bu hatlar, istisnalar dışında genel olarak "Besmele", "Allah", "Muhammed" kelimeleri idi.
    Şimdi burada duralım. Sadece sarayda birde "yazıcılar" vardı. Şüphesiz bunlarda hat sanatından anlarlardı ama işleri elle kitap yazmaktı.
    Örneğin; Padişahın gerek gördüğü kadar (hediye vermek ölçüsünde) Kuran-ı Kerim yazmak. Hekimbaşı'nın iradesi ile (onun notlarından) tıbbi kitaplar yazmak.
    Uzatmayalım sarayda ayda 4 kitap yazılmakta idi. Kuran-ı Kerim ise altı ayda 1 tane üretilebiliyordu.
    Elbet saray dışında da yazılan el yazmaları mevcuttu ama bunun ne kadar az olduğu ve Avrupa'daki herhangi bir baskı ile mukayese edilmesinin mümkün olmadığı açıkça ortadadır. Bunun aksini söyleyen ya doğrulardan kaçmak gereği duyandır yada zır cahil....
    Dostça kalınız.
  • @DemotikE; aydınlatıcı bilgileriniz ve ayrıca övgünüz için teşekkür ederim.

    Marx ve özellikle de Osmanlı'da kitap üretimi ile ilgili açıklamalarınız konuyu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Umarım ilgili kişi bunları okur ve iddialarını tekrar gözden geçirir.

    Saygılar..
  • Kıymetli Okancım;
    Yazını okuduktan sonra, verdiğin link ile kaynağa ulaştım ve yazının tamamını okudum.
    Anlayacağın üzere ayrıntılara gerek görmeden ekleyeyim.
    Bu kasten çarpıtılarak kaleme alınmış bir yazı. Konuya vakıf olan kişinin bunu anlamaması mümkün değil.
    Çünkü dikkat etti isen yazının takniği bile 3 ayrı noktada farklılık ve uslup çelişkisi göstermekte...
    Bu sayfaya yazılacak yorumu yazdım ama yayınlanacağını umut etmiyorum.
    Senin yazına yaptığım yoruma gelince, bu konu aslında enikonu bilgi gerektirir.
    Sadece Osmanlı'da matbaa konusu (hattatlık ve el yazması olarak) başlı başına bir roman gibi hikayesi çok uzundur.
    Bu dürüst ve doğru çalışmanın destekçisi olmak istedim. Hepsi bu...
    Dostça kal.
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.