Öylesine Satırlar Yazmak
Yazmak; düşünmeden, girş-gelişme-sonuç kombinasyonunu sallamadan, içimden geldiği gibi...
Ya da tam aksi: planlamak; sizlere sunacağım fikir üzerinde karar kılıp, bunu size en iyi şekilde pazarlamaya çalışmak...
Hangisi doğru bilmiyorum, tek bildiğim okuduğunuz bu satırları içimden geldiği gibi, düşünmeden ve tartmadan yazdığım. Belki de kolay olanı bu, içimden ne geliyorsa paylaşmak...
Şimdi bu satırları ben mi var ediyorum, yoksa içimden gelen ses mi? O içimden gelen ses, ne kadar benim?
Acaba ben de bir gün anlayabilecek miyim, yazdığım satırları gerçekten benim var ettiğimi? Yoksa bu böyle sürüp gidecek mi, anlayamayacak mıyım yazarak var etmenin tadını?
Buna yetenek mi diyorlar? Yetenekse eğer tüm bu satırlar, benim bunda payım ne? Güzel bir kadın, güzel olduğu için tebrik edilmez; aynı şey yazan için de geçerli. Bu satırları yeteneğim ortaya koyuyorsa, burada bana ait ne kalıyor?
Yoksa tüm bunları unutmalı mı? Belki de sadece sonuçlarla, sizlerin karşısına dökülen bu küçük puntolu satırlara kafa yormalı...
Ama öyle de olmuyor işte, insan düşünüyor. Cidden, bu satırlar ne kadar bana ait ve ne kadar benim? Garip ama bugün bu satırlar fazlasıyla Cüneyt Özdemir ve Yılmaz Özdil kokuyor...
Yazmak, belki de sağdan soldan okuduklarımızı sentezleyip sunmaktan ibaret... Bunlara ne kadar kendimizi koyduğumuz önemli bu noktada. Bu yazıda ne kadar ben varım acaba? Ya da bu yazıda "ben" var mı, ya da bu dünyada bir "ben"?
Yazılan satırlar farkında olmadan derleniyor da hayat olduğu yerde mi kalıyor? Belki farkında değiliz ama hepimiz derleme hayatlar yaşıyoruz. Hayatımız kimden ne derlediğimiz oranında değişiyor, cidden ya "ben" var mıyım bu dünyada, ya da "siz" var mısınız harbiden? Sanırım yokuz, sadece birisi var bu dünyada ve biz de onun derlemeleriyiz...
Ayrıca merak edeniniz varsa, bayramı birayla kutlamadım; kafam gayet toplu
))
Not: Resim, Miscellaneous, Thoughts Fall






