Tarihi Tekerrür Ettirmek?!
Türkiye Avrupa Birliği yolunda uzunca bir süredir, mesafesi meçhul bir yol kat etti. Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği'ne girmek pek de yakın bir tarihte mümkün olacağa benzemiyor. Buna rağmen, tüm kurumlarımız üzerinde Avrupa Birliği etkisini görmek mümkün. Çağımızda tam bir bağımsızlığın pek de mümkün olmadığı anlaşıldığı takdirde, Avrupa Birliği'yle olacak bir birlikteliğin doğuracağı kısmi bağımlılıklar hazmedilebilir. Benim hazmedeğim şey, Avrupa Birliği'nin her daim bize büyük bir bilmişlikle ders vermesi.
Aynı şeyi, daha doksan yüz yıl öncesinde de yaşadık. Birileri iç sorunlarını dış desteklerle halletme yoluna gitti. Almanya'yı arkasına alan Almancılar, İngiltere'yi arkasına alan İngiltereciler kendi ve büyük oranda da göbeklerinin bağlı olduğu ülkelerin politikalarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Hal böyle olunca da Batı büyük bir bilmişlikle bizi "adam etme" misyonunu kendinde gördü. Sonuç olarak kanımızla sulanan uçsuz bucaksız toprakları kaybettik. Bugün de birileri Amerikancı ya da Avrupa'cı olmuş; buna üzülmemek elde mi? Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde bu halkın kanını akıtarak kazandığı onuru böylesine harcamak insana yakışır mı?
Gelinen noktada üzülüyorum. Zaman bizim için ilerlemeden çok gerilemeye tekabül ediyor. Acaba Mustafa Kemal Türkiyesi'nden bugüne kaç defa Batıda böyle anıldık: Yıl 1929 yılının 3 Ocak günü, Newyork Times Türkiye'nin eğitim devrimini duyuruyor: "Türkiye hiç değilse bir bakımdan eski cumhuriyetleri utandıracak biçimde yeni yıla girdi. Dört ay içinde Türkiye'nin okur-yazar bir ülke olması planlanmıştır. Biz kendi beyaz çocuklarımız arasındaki okur-yazarlık oranını 150 yılda yükseltebildik."





