TC'nin Telefon Dinleme Ritüelleri
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, kendisini dinlediğini düşündüğü bir aracı Emniyet Müdürü'ne şikayet etmiş; yapılan araştırmada aracın bir polis aracı olduğu ortaya çıkınca da medyada kıyamet kopartılıyor. Yahu kardeşimi burası Türkiye.. Maalesef, biz böyle şeyleri bol bol yaşamış ve daha da acısı böyle ritüelleri kanıksamış bir milletiz. Genelkurmay Başkanımızın "Türkiye'de herkes gibi bizim de telefonlarımız dinleniyor." açıklamsı daha hala akıllardayken, bu şaşkınlık da niye? Bu ülkede bürokratlar, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları dahi dinlenmişken bir Anayasa Başkanvekili dinlenmiş çok mu?!
Hasan Celal Güzel, 12 Eylül ardından Turgut Özal'a müsteşarlık yapmaktadır. Birgün telefonunun dinlendiği şüphesine kapılır ve bunu oldukça ciddiye alır. Bunun üzerine de tüm telefon görüşmelerine şu girizgahla başlar: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, emri uygulayıp dinleyenin, banda alanın ve deşifre edenin anasını avradını ve yedi sülalesini ... " Günler ve girizgah sürüp giderken birgün Sayın Güzel'in kapısı çalınır. Gelen bir memurdur, yapılan hoşbeşin ardından memur ağzındaki baklayı çıkartır: "Beyefendi, her gün telefonla konuşurken, 'Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, dinleyenin, banda alanın, deşifre edenin yedi sülalesini ... " diyorsunuz ya, işte dinleyen, banda alan, deşifre eden benim; ama ben de emir kuluyum." Sayın Güzel, o günden sonra memura hak vererek girizgahının kapsamını daraltır: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, deşifre metnini okuyanın anasını avradını ve yedi sülalesini..; dinleyen, banda alan, deşifre eden hariç."
Acı ama halimiz böyle: gülüyoruz ağlanacak halimize. Devletin en üst kademelerine, devlet kendisi bile güvenemezken; bu halkın devlete olan güvenini tam anlamıyla nasıl sağlayabiliriz? Bu halkın içindeki şüpheleri nasıl yok edebiliriz?






