Üniversite'de İlk Gün, Kütüphane ve Medeniyet...
Çok yorgunum, sanırım güneş çarptı. Uludağ üniversitesinin kampusunun fazla büyük olmasına önceleri seviniyordum, oysa dekanlık ve öğrenci işleri arasındaki sortilerim pek sevinmemem gerektiğini gösterdi. O kadar yolu git gel, ayaklarıma kara sular indi. İşin daha kötü tarafı işimi de halledemediler.
Öğrenci kimliğimde doğum ve ikametgahımın olduğu il karıştırılmış, hata öğrenci işlerinin. Ama nedense yorulan ve yeni bir kart ücreti olan onca lirayı dökülen ben oluyorum. Sanırım Türkiye'nin her karış toprağında bu sistem böyle, aksak! Hem yoruluyoruz, hem işimiz olmuyor...
Öğrenci işlerinde yaşadığım sorunları bir tarafa bırakacak olursak, geride kalan zaman fena geçmedi. Özellikle üniversite kütüphanesini beğendim, ilerleyen günlerde mesaimi orada harcayacağa benziyorum. Kitaplar, degiler ve özellikle ortalığı kaplayan o kağıt kokusu mükemmeldi. Kütüphanenin medivenlerini tırmanırken medeniyetin bu olduğunu düşündüm, okumak ve yazmak. Daha genel bir tabirle yaratmak ve paylaşmak...
Kütüphane çok güzel ve sistemli; buna rağmen öğrenciler pek ilgi göstermiyorlar. En azından bugün o koskoca salonların bomboş olması bende bu intibayı bıraktı. Bu noktada medeniyet vurgusuna tekrar dönmek istiyorum. Birileri neden muasır medeniyet seviyesine ulaşamadığımızı soruyor, buryursunlar ben onlara bomboş o güzelim salonları gezdireyim ve anlatayim hala neden cehaletle boğuştuğumuzu...





