Zozo - Savaş Bir Çocuğua Hiç Yakışmaz
Öylesine plansız, programsız; neler gelmiş neler gitmiş diye film satan her zamanki mekanıma gittim. Klasik diyalogların ardından yeni neler gelmiş, neler gitmiş bakmaya başladım. Doğru düzgün birşeyler bulamayınca da arda kalan sayfalara tekrar göz atmak istedim ve ZOZO ile karşılaştım. Film hakkında herhangi bir bilgim olmadığı için filmin afişine yumuldum uzunca bir süre. Sonra filmden anladığını düşündüğüm, ama şimdi anlamadığını bildiğim çocuğa filmi sordum; ağabey nedcen onu, klasik savaş filmi işte yorumunu aldım. Eve gelip bilgisayarımın başına kurulunca Zozo'nun klasik bir savaş filmi olmadıını, mükemmel denilebilecek bir film olduğunu gördüm...
Film Lübnan'dan İsveç'e kadar uzanan güzel bir öyküye sahip. Oyuncuları da bir o kadar iyi, özellikle Zozo karakterini canlandıran Imad Creidi'ye aşık oldum diyebilirim. Bir çocuk bu kadar mı şirin olur, rolünü bu kadar mı iyi oynar?
Film savaşın acısını gözler önüne seriyor. Savaşın insan hayatından neleri aldığını, insan hayatında ne kadar var olduğunu gösteriyor bizlere... Nitekim Zozo da Lüban'ın o iğreti savaş havasından kurtulup İsviçre'de yaşamaya başlayınca yeni bir savaşın içine giriyor. Onlardan olmadığı için dışlanıyor, dayak yiyor; diliyle alay ediliyor, bir an önce İsveççe öğrenmesi dikte ediliyor. Burada görüyoruz ki İnsan her zaman anlamsız savaşlar içine düşüyor, savaşların içerisinden kurtulamıyor...
Filmin bana çok önemli bir kazanımı da Arapça oldu, Arapça'yı bu güne kadar Arapça nedir bilmez hocalardan, hırıltılarla dinlediğimiz için Arapça'nın ne kadar güzel bir dil olduğunu fark edememişim. Filmde Arapça'nın aslında kulağa ne kadar da hoş gelebildiğini gördüm. Tüm bunlar ve çok daha fazlası için filmin senaristi ve yönetmeni olan Josef Fares'e debir teşekkür borçuluyum, hayatımda güzel bir film izleme imkanı sağladığınız için teşekkürler Josef Fares.
Sözün özü bu filmi izlemeden ölmeyin. Gerçekten kaliteli bir uluslararası yapım. Sadece filmin müzikleri için bile bu film alınır ve izlenir...






