| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 07.2007 Other entries in 2007-07 resimler , videolar

Bloglarda Kopyala/Yapıştır Salgını!?

Bloglar insanaların kendisine ait olanı, düşüncelerini veya eserlerini paylaşmaları için büyük bir imkan sağladı; insanımız artık düşüncelerini rahatlıkla paylaşacak bir ortama kavuştu derken bloglarımız amansız bir salgın sonucu foknksiyonlarını büyük oranda yiğtirdi. Diogenes'in gündüz vakti fenerle insan aması gibi bizler de blog gibi blog arayışındayız. Kopyala/Yapıştır mantığı o kadar egemen hale gelmiş ki sanki her blog birbirinin tıpkısı.

Bu noktada sosyal ve kültürel saptamalar da yapmak mümkün. Öncelikle karşımızda duran bu kopyala/yapıştır durumu; insanımızın hala yeteri kadar düşünemediğini, ortaya birşeyler koymakta zorlandığını gözler önüne seriyor. Bu kadar güzel ve zengin bir coğrafyada insanımızın düşünsel dünyasının böylesine vasat ve fakir olması, bilinçli her yurttaşı kaygılandırmalıdır. Bu durum Türkiye'nin hukukundan tutalım da yönetimine kadar her kademede aleyhimize işlemektedir: birşeyleri hazır olarak alıp kanıksamaya öylesine alışmışız ki bizde bize ait olan birşey kalmamış...

Şükür ki atalarımız bizden daha güzel şeyler ortaya çıkartabilmişler. Zamanında ne güzel söylemişler; ne ekersen onu biçersin, diye. Gerçekten de öyle; bu gün dün ektiklerimizi biçiyoruz, hatta birşey ekemediğimiz için koca tarlada biçecek ot arıyoruz. Türkiye'de kitap okuma oranı yalnızca %4.5! Japonya'da bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılırken, Türkiye'de bu sayı 23 milyon 386. Yani Türkiye'de bir yılda basılan kitap, Japonya'da neredeyse bir günde basılıyor. 

İşin daha tuhaf tarafı ilerleyeceğimize geriliyoruz, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ivme gün geçtikçe düşüyor. Ne yazık ki o zamanlar binbir zorluklar içerisinde yaptıklarımızı, bu gün oldukça geniş imkanlar içerisinde olmamıza rağmen yapamıyoruz. Türkiye'de üniversite bitirenlerin sayısı son yıllarda on dört kat arttığı halde, kitap okuyanların sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi! Yani nicelik olarak ilerliyor görünsek de nitelik konusunda oldukça gerilediğimiz ortaya çıkıyor.

Bu tablolar önümüzde serilmiş dururken, bloglarda neden kopyala/yapıştır salgını başladı demek abes kaçıyor, dosrusu. Atalarımızın dediği gibi ne ektiysek onu biçiyoruz/biçemiyoruz! Cumhuriyetin başlarında ulu önderin ve çevresindekilerin o zor koşullarda yakaladıkları ivmeyi aşmak bir yana muhafaza dahi edememişiz. Bu noktada insanımızı suçlamak da bir yanılgı aslında; insanımızı okuyor yazıyor diye hapianelerde işkence odalarında çürütenlerde, büyük değerlerimize anadolu topraklarını yasak edenlerde de suç aramalıyız... (Anladınız siz onu!)

Not:Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'ndan yararlanılmıştır.

Oku Beni Bırak Beni...

img_yanmenu Radikal gazetesinin bizlere kazandırdığı pek çok şeyden sadece birisi "Sokak Kitapları". "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti" diyenlerdenseniz, gelin başkalarının hayatını da değiştirmeye başlayın." sloganıyla yola çıkmış ve oldukça yol kat etmiş bir proje. Şu an itibariyle 9134 kitap sokaklarda elden ele dolaşıyor, sizleri bekliyor. Bu kitaplara ulaşmak veya kendi kitaplarınızı bu projeye dahil etmek de sizin elinizde; bunun için kampanyaya katılan mekanlara uğramanız yeterli. Bu mekanlar o kadar çoklar ve çeşitliler ki insan şaşırıyor. Örneğin 3.Kolordu Lojmanlarından tutun da Anadolu Ekspresine; Yapı Kredi Sanat Galerisinden Vatan Burger King'e kadar her yer sokak kitaplarının mekanı. Sadece İstanbul'da yüz küsür mekan mevcut.

Projenin okuyucuya sunduğu güzelliklerden birisi de; elinde tuttuğu kitabın öyküsünü, daha önce nereleri dolaştığını oluşumun http://www.sokakkitaplari.com/ adresli sitesinden öğrenebilmesi. Bu projeyle her kitabın farklı bir öyküsü de yazılmış oluyor, hem de Edirne'den Kars'a uzanabilecek bir öyküsü...

Proje kapsamında karşılıksız kitaplar edinebileceğiniz gibi bireysel katkılarda da bulunabilirsiniz. Örneğin kütüphanenizde Türkiye yollarına düşmek için can atan onlarca kitabı projeye bağışlayabilirsiniz. Yok ben kitaplarımı severim, kimseyle paylaşamam diyorsanız toplu kitap alımları yaparak yepyeni kiapları Türkiye yollarına serpebilirsiniz... Kitap bağışlamanızın dışında da yapılabilecek çok şey var; en azından mekanınızın kapılarını kitaplara açabilir yüzlerce sokak kitapları mekanından birisine sahip olabilirsiniz. "Böyle bir amaca hizmet etmek, herkese her yerde kitaplara karşılıksız ulaşma imkanı vermeye çalışmak her kitapseverin sorumluluk duygusuyla üstleneceği anlamlı bir görevdir." inancındayım. Haydi siz de bu oluşuma destek verin...

Not: Konu hakkında daha geniş bilgi için: www.sokakkitaplari.com

Baba ve Piç

elif_safak Her adımda daha da ağırlaşan çantam sırtımda, okulun tüm yorgunluğu bedenime sinmiş, yürüyordum caddede. Akşamüzeri kaldırıma kurulan korsan cd ve kitap tezgahlarına da göz gezdirerek her zaman kitap aldığım kitap sergisine yöneldim. (Korsan kitapları da öyle her yerden alamıyor insan, onlar da kalite kalite.) Yeni neler çıkmış göz gezdirirken bir anne oğul geldiler, anladığım kadarıyla çocuğa öğretmeni Atatürk hakkında bir kitap okuma ve özet çıkartma ödevi vermiş. Zamanın reklam bombalarından nasiplenmiş olsa gerek çocuğun annesi "Şu Çılgın Türkler"i kaptı yerden. Uzunca bir süre evirdi çevirdi, sayfalarını kontrol etti, sonunda 5 YTL çıkarttı verdi. O sırada çocuk, garip olmasa gerek, büyük bir mutlulukla "Baba ve Piç" diye bağırdı. Kadın bir an için anlam veremese de nar kırmızısı "Baba ve Piç"i görünce anladı: "Sus terbiyesiz!" Çocuk korkuyla:  ama orada öyle yazıyor, diyebildi ancak.

Elif Şafak'la tanışmam bu vesileyle oldu. O gün satın alıp, çantama koyduğum kitaplar arasında "Baba ve Piç" de vardı. Daha sonradan kitap mahkemelik olacak, protestolar yaşanacaktı. Kitabı bir çırpıda okuyup bitirdim, kendimden birşeyler bulabildim. Hayatta okunması gereken yüz kitap listesinde yer alamayacak olsa da şu hayatta okurken kaybedeceğiniz zamandan fazlasını kazanacağınız bir kitap "Baba ve Piç".

Elif Şafak, "Bir tarafta mağrur laikçi modernistler konumlanmış. Burunlarından kıl aldırmazlar, tek bir eleştiri yapamazsın. Orduyla devletin yarsı onların arkasında. Öte tarafta muhafazakar gelenekçiler, Osmanlı mazisine hayran, onlar da atalarına laf ettirmez, eleştiri kaldırmaz. Halkla devletin geri kalanı onların arkasında. Ee, bize ne kalıyor?" yazarken Türkiyenin sosyolojik yapısını oldukça ortaya koyuyor. Okuyan, yazan her insanın düştüğü toplumdan uzak olma, kendi olma durumunu "Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin." yazarak açıklıyor... Türkiye'de sık sık yaşadığımız askeri müdahaleleri ve halkın bu müdahaleler karşısındaki tepkisizliğini "Ordunun yönetime el koymasından daha kötü ne olabilir? Ordunun yönetime el koyduğunu kimsenin iplememesi." yazarak ortaya koyuyor. Ayrıca not defterime yazdığım pek çok sözü de "Baba ve Piç"in satırlarından aşırdım: "Yalvarırım beni hem bilgili hem güçsüz kılma." gibi.

Kitap içerisinde Türkler ve Ermeniler hakkında farklı bakış açılarını bulabilir, ucundan acıcık olsa da bilgi sahibi olabilirsiniz. Mesela ben Ermenilerin burunlarının pek normal olmadığını "Baba ve Piç"i okuyarak öğrendim. Platonun her türlü fiziksel teması iğrenç ve rezil bulduğunu ve Elif Şafak'ın bu noktadaki bakış açısını büyük bir edebi tad alarak gördüm: "Platon her türlü fiziksel teması rezil ve iğrenç kabul eder çünkü Eros’un gerçek gayesinin güzellik olduğunu düşünür. Cinsellikte güzellik yok mu hiç? Platon’a göre hayır. O daha “yüce amaçlar” peşindedir. Bana sorarsan nice düşünür gibi Platon’un da derdi, adamakıllı düzüşmemiş olmasıdır."

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, ama ben bu kadarının kitabı tanıyabilmeniz için yeterli olacağını düşünüyorum. Kitap hakkında gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da kitabı Aslı Biçen'in dilimize kazandırmış olması: Kitabın orjinali hatırladığım kadarıyla İngilizce idi.  Ayrıca kitap içerisinde Johnny Cash'ten pek çok alıntıyı da bulmanız mümkün, sevenlerine duyrulur.

Not: Fotoğraf elifsafak.us adresinden alınmıştır.

Bloggum'da İlk Satırlar...

İlk satırları yazmak kasmıştır, zorlamıştır her zaman beni. Ardı arkası kolay gelir, su gibi. İşte bu yüzden ilk satırlarım aynı klişe cümlelerden mürekkeptir çoğu zaman Yazmak insanın evrim yolunda ne kadar da ilerlediğini hatırlatır bana. Yazmak medeniyeti yad etmektir, okumaksa bu medeniyeti yaşamak. Şu kısacık ömrümde, çok uzun satırlar yazdım, yazmak içinse daha fazlasını okudum... Okudukça yazmaktan korktum, insanın yıllar sonra sadece yazdıklarıyla var olabileceğini ürkerek gördüm. Ben buralarda "ben" olarak kalmadığım zaman bu satırlarlarla var olacağımın bilincinde olmak yazarken beni zorluyor.

Ama ben tüm bu zorluklara göğüs gererek sizin için bu satırları yazıyorum, demiyeceğim. Yazmak aslen bencilliktir, insan kendisi için yazar! Yazılar başkaları okusun için yazılsa da her yazı yazarıyla anılır... "Suç ve Ceza"yı milyonlar okumuştur ama akla ilk Dostoyevski gelir. Aslında şu an için böyle büyük bir iddiayla, yazılarımla yarın da var olmak için yazmıyorum; sadece yarın daha iyi yazabilmek ve tarihime notlar düşmek için karalıyorum bu satırları.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.