Sıkıldım birşeylerden, kendime güvenemez oldum. Nedendir bilmiyorum, fazlasıyla karamsar oldum. Ne oluyor bana, bilmiyorum. Ne olduğunu bir anlasam, ah bir anlasam bu aptal gidişe belki dur diyebilirim.
Son günlerde hiç adam akıllı kitap okuyamadım, saçma saçma sözlük entryleri girdim, birçoğuna yazılan cevpları teker teker okuyarak zamanımı öylesine harcadım. Elime hiç gazeteyi almadım, beş dakika olsun ana haber bültenine göz atmadım. Yattım, kalktım, yedim, internette zaman öldürdüm ve sonra tekrar yattım, yedim ve tekrar internette zaman öldürdüm...
Gitmek istiyorum artık buralardan. Sadece bana ait olan, tertemiz dünyama gitmek istiyorum. Ben bu hayat, bu toplum için yaratılmamışım. Aşklarım bile fazla geliyor artık bana, kendi dünyamda onlara bile yer ayırmak istemiyorum. Yalnız kalmak, sessizliğin ve karanlığın içinde kaybolmak istiyorum. Hani gece yolculuk yaparken ülkemin aydınlatılmamış bozuk yollarında kafanızı göğe çevirirsiniz ve uzayı en net biçimiyle görürsünüz ya, işte o koca karanlık içinde sönmüş kara bir yıldız olmak istiyorum. Var olmak ama varlığımın bilinmemesini istiyorum. Sıkıldım artık, bıktım...
Fazlasıyla güçlü görünen ama aslında içinde büyük yorgunluklar barındıran bir bünyeyim. Bu satırlar içimdeki yorgunluğun dışa vurumu, artık bedenim benden umudu kesti ve insanlığa yardım çığlıklarıyla kendini duyurmaya çalışıyor. Tüm bunlar benim suçum değil ama. Bu dünya daha temiz olsaydı ben de daha temiz olacaktım. Aslında hala temizim ama hayat çok pis, zamanla kirletecekler beni de. Belki de kirlendim.
İnsanın hayvandan pek de farkı olmadığını anlamanın derin üzüntüsünü yaşıyorum, oysa ben insanı çok farklı görmüştüm. İnsana inanmıştım, ama hayat hayvanlar için nasılsa bizim için de öyle. İnançlarımız boş: inanacak birşeyler yok, sadece gerçekler var. Pek azımızın bildiği, bilenlerin de büyük oranda yanlış bildiği gerçekler...
İnsan çaresiz, basiretsiz ve aşağılık! Evet, bu gerçek. Bunu tüm din kitapları da haykırıyor, Nietzsche gibi bir ileri-ateist de. Herhalde ortak noktada buluştukları istisnalardan birisi bu, insanın aşağalık olması. Aşağıyız, sürünüyoruz. Acı ama gerçek bu. Nietzsche demişken, onu okudum ama anlamamışım. Bunu şimdi anladım, mutlu olmak için cehaletin içinde yüzmem gerektiğini önermişti bana. Ama dedim ya okuyup da anlamamışım, şimdi ise çok geç...
Ver elini hüzün, ver elini acı; birlikte süzülelim şu karanlık semada. Ama sonra beni orda tek başıma bırakın, karanlıklar içinde kaybolmaya şiddetle ihtiyacım var!!!