Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Ekim 2007 tarihli yazilar (sayfa 1)Ekim 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Nereden Nereye? Bir Anadolu Belgeseli...

Yıl 1905...

Fransa, iki yabancının alacak meselesi için Midilli'yi işgal eder. Haberi İstanbul'a geldiği vakit birçoklarının ağzından şu sözler dökülür: "Bakalım İngiltere ne diyecek? O zaman, bu işgal altında, yalnız Türklerin bir diyeceği olamazdı." (Falih Rıfkı Atay - Gezerek Gördüklerim) Falih Rıfkı Atay,Cumhuriyetimizin kuruluşu ile bu aşağılık durumdan nasıl kurtulduğumuzu, bu cendereden nasıl çıktığımızı anlatıyor...

Yıl 2007...

Yandan yemiş bir örgüt, sınırlarımızın içerisine girerek çocuklarımızı katlediyor, şehit ediyor! Haberleri her gün gazetelerde manşet, televizyonlarda son dakika haberi oluyor... Herkesin ağazından şu sözler dökülüyor: "Bakalım ABD ne diyecek?" Sizce de çok üzücü değil mi, Genelkurmay Başkanımızın "Karar için başbakanımızın 5 Kasım'daki ABD seyahatini bekliyoruz." sözleri!?

Nereden nereye be halkım, nerden nereye? Artık harbiden bişey yapmalı!

Türban Sorunu ve Cumhuriyet

cumhuriyet Cumhuriyetimiz bir koca yılı daha geride bıraktı ve yoluna tüm sorunlarıyla birlikte de olsa devam ediyor. Zor günler geçiyor, çocuklarımız ölüyor ve ülkenin bir değişim, daha doğrusu bir karşı-devrim, içerisinde olduğu iddia ediliyor. Gündem kabarık anlayacağınız...

Ne yapılır ne edilir aslında çok iyi biliyorum ve şaşırıyorum bu kadar kolay görünebilecek şeyleri birilerinin gözlerinin görmemesini. Ey halkım, düşün bakalım son beş yılda adam akıllı neyi tartıştın? Magazini ve et pazarlama sektörünü bir yana bırakırsak; Türban ana sorunun oldu, bir bez parçasına harcadın mesaini ve bugün hala göremedin o türbanı taksan da takmasan da bağımsızlıktan çok uzak olduğunu, bağlı olduğun faktörün inandığın İslami değerlere savaş ilan ettiğini...

Yapılacak şey çok belli; dünkü sağ-sol çatışmasının yerini alan, belki de uzantısı olan dinci-laik saçmalığına öncelikle bir son vermelisin ey halkım. Dün birileri meleklerin cinsiyetini tartışırken bizim ne güçlü olduğumuzu, bugün bizim bir bez parçasını tartışırken birilerinin ne kadar güçlü olduğunu görmelisin ey halkım. Ve planlar yapmalısın on yıl, yirmi yıl sonrası için. Şu iğrenç borç batağından kurtulmalısın, tam bağımsız hatta insan olabilmek için. Çalışmalısın, yemyeşil kılmalısın bu çorak Anadolu toprağını ve üretmelisin dünyanın en iyi otomobillerini, beyaz eşyalarını, bilgisayarlarını...

Yapılmadık bunca ödev varken ve kimse bunları yapmaya yeltenmez, bez parçalarıyla ömrünü geçirirken ne Cumhuriyet Bayramı!? Kimsenin cumhuriyet bayramı kutlu olmasın, bu yıl da...

Uludağ Üniversitesi Teröre Karşı Sessiz Yürüyüş - Video

25 Ekim'de Uludağ Üniversitesi öğretim üyeleri ve tabii ki biz öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilen "Teröre Karşı Sessiz Yürüyüş" adlı etkinliğimizden fotoğrafları ve diğer görsel malzemeyi aşağıdaki videoda bulabilirsiniz. Elimden geldiğince estetik ve anlamlı olmasına çabalamasam da elbette kusurlarım fazlasıyla var, bu sebepten şimdiden affınıza sığınıyor saygı ve sevgiler sunuyorum... 

25 Ekim, Sessiz Yürüyüş...

100_4311 Yorgunum ama attığım her adımın ilk defa bu kadar anlamlı olduğunu gördüm...

Bugün yürüdük, tek vücut olduk koca üniversite... Terörü lanetlemek için sustuk, aslında çok şey haykırdığımızın bilincinde...

Akranlarımız sırtlarında techizatla arşınlarken daha önce hiç basmadıkları vatan topraklarını, kulaklarda yankılansın istedik bu sessiz yürüyüş...

Rektörümüz de vardı aramızda, yemekhaneden koşa koşa aramıza katılan bulaşıkçılarımız da; yürüdük, sessizce...

Ve eminim aramızdaydı anadili Kürtçe olan yüzlerce kardeş ve eminim onlar da bizim kadar yürekten haykırdı dostluğu ve barışı, sessizce...

Görsün istedim Mr. Bush ve Bushgiller, nasıl da kardeşçe yürüdüğümüzü ve ne kadar birbirimize yakıştığımızı.

Kan istemiyorum, istemiyoruz ve istemeyeceğiz... Ama onlar istiyorlar ve onlara bu topraklarda istediklerini dün vermediğimiz gibi bugün de vermeyeceğiz...

Fotoğraf: Okan Yüksel, diğer fotoğraf ve görüntü kayıtları yarın blog'a eklenecektir.

Memleketimden İnsan Manzaraları...

insanŞaşkınlık, ardından yavaş yavaş yurdum insanını tanımak. Ve anlamak, aslında herkesin benim kadar şanslı olmadığını... Yaşıyorum bunları, halime bol bol şükrederek ve kimi dostlarım adına üzülerek.

Anadolu sen ne çorak bir topraksın böyle! Nimetlerini sunmadığın o çocukların ataları kanlarıyla sulamıştı seni, hatırlasana...

Neden kararttın benim insanımın yüzü, neden az da olsa tebessüm vermedin toprağı çapalayan çocuğun o güzel olması gereken çirkin yüzüne? Neden tüm ağırlığınla çöktün insanlarımın üzerine, sefaleti ve cehaleti de yanına alarak? Neden tattırmadın benim insanıma Akdeniz'inden çıkan çipurayı, Karadeniz'indeki hamsiyi? Bu ne yaman çelişkidir? Üç tarafı denizlerle çevrili yurdumun insanı neden sayamaz beş balık adı!?

Ve insan ne gariptir? Elleri nasır tutmuş sekseninde tarlasın da çapa yapan bir teyzeye sorsan, mutluluğunu haykırır sana. Mutluluk nedir o zaman? Mutluluk köyünün sınırlarını aşmadıktan sonra bir anlam ifade eder mi?

Ve hayat ne acımasızdır!? İnsan neden bu kadar edilgendir? Neden Çankaya'da doğan bir bebekle, Anadolu'nun tozunun toprağının içinde doğan bir bebek bu kadar farklıdır? Neden bu iki bebeğe de hiç haddimiz olmadan böylesine farklı kaderler biçebiliyoruz? Neden ben özel okullarda okumuşken, o sobası bile tam yanmayan sınıflarda sürünüyor. Ya da ben neden birileri gibi Avrupa'da veya Amerika'da okuyamıyorum?

Birileri şansa inanmıyorlar; o birileri bilsinler ki anadolu bu kadar farklı insanı bir arada barındırdığı sürece bu topraklarda şansa ihtiyacımız var. Bugün bu satırları yazabiliyorum çünkü, şanslıyım. Şanslı azınlığın bir üyesiyim...

Ve son olarak şunu söylemek istiyorum; (Çünkü birilerinin çıkıp sefaleti abarttığımı iddia edeceğini biliyorum.) insanımız televizyonda sunulan tatlı oğlan ve kızlardan ibaret değil! İnsanımız verdiğimiz o şehit çocuklardan ibaret! Her birini teker teker alın, bakın hayatlarına ve yaşayamadıkları onca zevke! Belki birileri o zaman inanırlar bana ve Anadolu üzerindeki sefalete... Şehitlerimizi tanımaya ve hayatlarına dair fikir edinmeye Şehit Fettulah Selçuk'tan başlayabilirsiniz örneğin.

Kanımız Akıyor...

bayrak Gözlerimi daha yeni açtım güne, günün bu kadar karanlık olacağını bilmeden. Yine kan ve gözyaşı doldu günüm, yine yitirdik gencecik bedenleri...

16 çocuk yok oldu dünyadan, 10 tanesinin de akibeti belli değil.

On dokuz yaşımdayım ve kendimi bildim bileli PKK, kendimi bildim bileli kan ve gözyaşı. Bu gidişe bir son vermeli, güzel ve aydınlık günlere dostlukla yelken açılmalı artık.

Toplum olarak birlik olunmalı, bir olunmalı. Teröre kol kola dur denilmeli; lanetler okunmalı teröre: Kürtçe, Türkçe... Hep bir ağızdan...

Halkım artık anlamalı; terörü durdurmak için top peşinde koşturmanın anlamsızlığını, terörün para toplayarak bitirilemeyeceğini...

Boş Vermişim Dünyaya...

çocuk4 Fonda Nilüfer; estetiğin zirvesinde bir havayla söylüyor: Temmuz, Ağustos, Eylül... / Her Mevsimde Durma Gül / Hayat İnan Çok Kısa / Belki Çıkmayız Yaza...

Yaza çıkar mıyım, çıkmaz mıyım bilmiyorum; ilgilenmiyorum da... İlgilendiğim; her mevsimde durmadan gülmek, daha doğrusu gülebilmek. Hayata gelmişiz bir kere değil mi; gülmeyeceğiz de ne yapacağız? O güzelim tadları midemizde zulalamayacağız, sevgiliyle yağmurlu bir günde ıslanmayacağız da ne yapacağız?

On dokuzumda anladım ki, hayattan zevk almayı bilmemek ayıp! Gelmişiz bir kere, ne bu aptalca hırslar ve ne bu aptalca koşuşturma. Nereye koştuğumuzu ve kim için koştuğumuzun bilincinde bile olmadan ne bu koşuşturma? Bir durma ve günlerin geçip gittiğinin farkına varma zamanıdır bugün, en azından benim için. Dur be Okan, düşünmeden dur be yarını; bugünün tadını çıkart. Yarın gelsin önce bir, o zaman düşünürsün...

Özgür Basın, Ancak İnternette Özgür Olabilir ve Oda Tv

medya Cüneyt Özdemir'in deepnot'undan öğrendim "oda tv"yi. Farklı ve bir o kadar da iyi bir yapılanma olduğunu düşünüyorum. Haberlerinin içeriğine, kalitesine veya ne kadar magazin ağırlıklı olup olmadığına bakmadan yazıyorum bu satırları. Sadece fikri paylaşıyorum, internetten yayın yapan bir televizyon kanalı fikrini...

Medya bugün tekelleşme sürecini son hızla yaşarken ve artık insanlar "medya"dan Aydın Doğan'ı anlamaya başlamışken "özgür medya" kendisini internette gösterdi. Bu açılımı da ilk olarak, Haber Türk gerçekleştirdi ve ardından diğerleri geldi. Bu noktada oda tv'yi diğerlerinden ayıran özellik, televizyon olma yolunda ilerlemesi. Hatta daha açık bir tabirle bir internet televizyonu olma yolunda ilerlemesi...

Bunu önemsiyorum, çünkü demokrasilerde medyanın tekel olmamasına inanıyorum. Sırf bu sebepten Kanal Türk'e, Haber Türk'e ve şimdi de oda tv'ye önem veriyor, saygı duyuyorum.

Sözün özü; geçerken bir bakmanızı öneriyorum: http://www.odatv.com/

15 Ekim, Action Day ve Tabii ki Çevre

çevre Bugün uluslararası bir kampanyaya okuduğunuz bu satırları yazarak katkıda bulunmaya çalışıyorum. Mevzumuz "çevre" ve "Action Day"...

Bugün milyonlarca blog yazarı tek bir ağızdan "çevre" diye haykıracak, herkes kendince birşeyler ortaya koymaya çalışacak. Çok iyi düşünülmüş bir çalışma, birşeyleri teker teker anlatmaktansa bir anda hep birlikte anlatmak daha etkili oluyor inancındayım. İşte bu sebeptendir ki bu satırları kaleme alıyorum ve "Action Day" adı verilen bu organizasyonu destekliyorum...

Çevreyi nasıl katlettiğimizi falan anlatmayacağım şimdi burada, zaten hepimiz bunu çok iyi biliyoruz. En azından bilmiyor olsaydık çevreyi bu kadar rahat kirletemezdik. Çevre kirlenmesine dur demek için neler yapılmalı, onları da aşağı yukarı biliyoruz. En azından ben, hiçbir araştırma yapmadan: ampüllerimizi enerji tasarruflularıyla değiştirmemiz gerektiğini, dişlerimizi fırçalarken veya traş olurken suyun akıp gitmesine bir dur dememiz gereğini biliyorum. Bunları arttırmak mümkün elbette, daha iyi bir çevre için yapılması gereken eylemleri sıralayacak olursak eminim o hepimizin evinde olan x gazetesinin armağanı ansiklopedi ciltleri kadar yer tutuar. Bu noktada hatamız, yapılması gerekenleri sıralayıp insanlardan yapmalarını beklemek. Oysa karşımızdaki insanların eğitim ve kültür seviyesi ortada, Türkiye eğitim ortalaması ilköğretim dördüncü sınıf!!! Bu noktada yapılması gerektiğine inandığım en önemli şey, en azından gelecek olan günler için, yeni nesillere okul sıralarında çevre bilinci aşılamak olacaktır. Sözün özü, eğitim şart!!! Eğitimsiz bir toplumdan çevre bilinci beklemek yanlış...

Ne Sağcıyız, Ne Solcu; Futbolcuyuz Biz Futbolcu...

şehit Birileri işini çok iyi biliyor bu topraklarda, ciddi ciddi tebrik ediyorum onları...

Dün bu ülkenin çocukları ideolojileri okurken, bastığı toprağın geleceğini düşünürken; onları futbolla çok güzel uyutmasını bildiler. Uyumayanın kafasında kırıldı sopalar, son model işkence yöntemleri tatbik edildi o gencecik bedenlerde...

Bugün de uyutuyorlar ve silahları (ya da afyonları) hala aynı: futbol!

Canlarımız yitip gitti, çocuk yaşta... Kana bulandı o toy bedenler...

Utanmadan dansöz oynattık, o çocukların bedenleri soğurken; utanmadık, bir de alkış patlattık yiğtip giden canlara... Neyi ve kimi, neden alkışladığımızı dahi bilmeden!?

Bugün de top peşinde koşacağız 70 milyon; hem de utanmadan, onlar adına... Birileri siyah forma giyecek, akıllarınca dünyaya PKK'yı anlatacak. Dostum sen kimi kandırıyorsun; Avrupa'da kime PKK'yı anlatacaksın? Mevzu PKK ise, onlar bizden daha fazla içli dışlılar...

Üzüldüm yine, yine bilemedi bu halk yitip giden canlara üzülmeyi. Bir ülkede onca çocuk bedeni kana bulanmışsa ve bunun öncesinde yitip giden on binlerce can varsa top oynanmaz!!! Lütfen biraz saygı, o bedenlere lütfen biraz saygı...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.