Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Ekim 2007 tarihli yazilar (sayfa 2)Ekim 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Öylesine Satırlar Yazmak

Thoughts_Fall Yazmak; düşünmeden, girş-gelişme-sonuç kombinasyonunu sallamadan, içimden geldiği gibi...

Ya da tam aksi: planlamak; sizlere sunacağım fikir üzerinde karar kılıp, bunu size en iyi şekilde pazarlamaya çalışmak...

Hangisi doğru bilmiyorum, tek bildiğim okuduğunuz bu satırları içimden geldiği gibi, düşünmeden ve tartmadan yazdığım. Belki de kolay olanı bu, içimden ne geliyorsa paylaşmak...

Şimdi bu satırları ben mi var ediyorum, yoksa içimden gelen ses mi? O içimden gelen ses, ne kadar benim?

Acaba ben de bir gün anlayabilecek miyim, yazdığım satırları gerçekten benim var ettiğimi? Yoksa bu böyle sürüp gidecek mi, anlayamayacak mıyım yazarak var etmenin tadını?

Buna yetenek mi diyorlar? Yetenekse eğer tüm bu satırlar, benim bunda payım ne? Güzel bir kadın, güzel olduğu için tebrik edilmez; aynı şey yazan için de geçerli. Bu satırları yeteneğim ortaya koyuyorsa, burada bana ait ne kalıyor?

Yoksa tüm bunları unutmalı mı? Belki de sadece sonuçlarla, sizlerin karşısına dökülen bu küçük puntolu satırlara kafa yormalı...

Ama öyle de olmuyor işte, insan düşünüyor. Cidden, bu satırlar ne kadar bana ait ve ne kadar benim? Garip ama bugün bu satırlar fazlasıyla Cüneyt Özdemir ve Yılmaz Özdil kokuyor...

Yazmak, belki de sağdan soldan okuduklarımızı sentezleyip sunmaktan ibaret... Bunlara ne kadar kendimizi koyduğumuz önemli bu noktada. Bu yazıda ne kadar ben varım acaba? Ya da bu yazıda "ben" var mı, ya da bu dünyada bir "ben"?

Yazılan satırlar farkında olmadan derleniyor da hayat olduğu yerde mi kalıyor? Belki farkında değiliz ama hepimiz derleme hayatlar yaşıyoruz. Hayatımız kimden ne derlediğimiz oranında değişiyor, cidden ya "ben" var mıyım bu dünyada, ya da "siz" var mısınız harbiden? Sanırım yokuz, sadece birisi var bu dünyada ve biz de onun derlemeleriyiz...

Ayrıca merak edeniniz varsa, bayramı birayla kutlamadım; kafam gayet toplu :)))

Not: Resim, Miscellaneous, Thoughts Fall

Yeni Amerikan Politikaları ve Türkiye

eyazsaray ABD yeni politikalar üretiyor, daha doğrusu daha önce planlarını yaptığını düşündüğüm politikaları uyguluyor. Bu politikalar da dünya politikasında ABD karşısında edilgen bir duruş sergileyen Türkiye'yi, yani bizleri fazlasıyla etkiliyor. ABD'nin değişen bu politikalarını 13 şehit vermemizde, PKK'nin tabiri caizse dirilmesinde ve son olarak daha günün ilk saatlerinde haberini aldığımız ermeni tasarısının kabul haberinde fazlasıyla görmemiz mümkün.

Bu noktada, görünen köy klavuz istemiyor: ABD, Türkiye'den vageçebilecek konuma gelmiştir. Dün, bu böyle değildi: SSCB karşısındaki ABD Türkiye'ye belli konularda destek ve bağlı olmak zorunluluğundaydı. Olası bir sosyalist ilerlemeyi Türkiye sınırlarında durdurmak ABD'nin çok hoşuna gitmiştir o günlerde, eminim. Ama bugün ABD'nin karşısında kocaman bir tehdit olarak SSCB yok, bu da Türkiye'nin cazibesini yiğtirmesine sebep oluyor. Bu noktada fonksiyonlarımız tamamen bitmemiş, ABD hala bize belirli konularda destek ve bağlı olmak zorunluluğunda olsa da gelecek günlerde bu zorunluluğu da kalmayacak. Nasıl mı? Irak'la... ABD kendi var ettiği yeni Irak'ı kullanacak, en basit tabirle bugünden sonra Irak Türkiye'den rol çalmaya başlayacak...

Bu noktada Türkiye ne yapar bilmiyorum, geçen gün Uluslararası İlişkiler dersinde Prof. Dr. Tayyar Arı'ya bu çekincemi açıkladım. Tayyar Hoca, Türkiye'nin artık ABD'ye bağlı olamayacak kadar büyük bir devlet olduğunu söyledi. Yani düşüncemi pek tasvip etmedi. Bu noktada benim gibi düşünen profesörler de var ama, örneğin Prof.Dr. Yalçın Küçük bu noktada benim fikirlerimi tamamen paylaşıyor, yoksa ben mi onunkileri paylaşıyorum :)))

Yaşanmamış 13 Hayat...

şehit Yine ölmüş bizim çocuklar, bu toprakların çocukları. İnsan üzülüyor; haberlerini okuyunca, yaşayamayacaklarını düşündükçe...

19 yaşımdayım, onlarla aşağı yukarı aynı yaşta sayılırım. Yüzlerine baktım da, hepsi birer çocuk! Hepsi birer ölü! Ne büyük bir tezat, ne büyük bir acı...

Geleceğimi düşünüyorum, beş yıl sonrasını, on yıl sonrasını; hatta arada bir doğacak olan torunlarımı düşündüğüm de oluyor... Onlar da düşündüler, onlar da hayaller kurup planlar yaptılar; geleceğini umdukları güzel günlere dair...

Yazık, gelmedi o güzel günler! Yandan yemiş sosyalist görüşlü bir örgütün ABD yapımı ve yetiştirmesi militanlarının, ABD yapımı silahlarıyla silindi tüm o güzel hayaller...

Üzül biraz ey halkım, o çocukların eline annelerinin ve kızkardeşlerinin teninden başka kadın teni değmedi! O çocuklarının bir çoğu hayat nedir, zevk nedir, mutluluk nedir bilemeden gittiler...

Üzülme erdemini göster ey halkım!!! Yiğtip giden canlara bir dur demeyi bil ey halkım!!! O çocukların yaşayamadakları günlerin hakkını ver ey halkım...

Yaşasın Konserve Yemek...

canned Öğrenci olduk sonunda, evinden 1000 km uzakta bir öğrenci... Hayatımda pek çok değişiklik oldu, bunların başında yemek alışkanlıklarım geldi. Artık ben de bir konserve severim. TAMEK konserve serisiyle doldurdum mini buzdolabımı. Barbunya, fasülye plaki ve patlıcan kızartmalar bitti; şu an sadece yaprak sarması serisi kaldı. Artık konserveyle karnımızı doyuruyoruz, yok olmadı dışarıda yiyoruz. Bugün hayatımda eskiden hissetmediğim  bir eksiklik olduğunu fark ettim, şaşırdım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Bugüne kadar evde yemek yerken yemeğin gerisinin olduğunu bilmenin rahatlığını yaşardım. Tabağımdaki bitse de daha pek çok tabak dolduracak koca bir tencere olduğunu bilirdim sonuçta. Ama Bursa'da bu duygu bana çok uzak. Hem konservelerimin hem de restoranlarda yediğim porsiyonlarımın bir sonunun olduğunu bilmek çok üzücü. Oysa ben obez olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum :)))

Hal budur yani, potansiyel açım; her türlü yemek bağışı afiyetle kabul edilir. Özellikle Eda ve Songül ablalardan şiddetle bekliyorum, en azından tarifleriyle hayatıma renk katmalarını bekliyorum. Benden söylemesi :)))

Plan Yapma Plan

ismail_turut Birileri yine yazmış, karalamış, küfür etmiş...

Olayın üzerinden çok zaman geçtiğinin farkındayım ama bu bilinçli bir gecikme. Birşeyleri sıcağı sıcağına yazmak, çoğu zaman hatalara sebep oluyor ve ben beklemenin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Bugün burada İsmail Türüt denen zatı karalamak veya sözlerin sahibine hakaretler düzmek gibi bir amacım yok, sadece üzüldüğümü yazmak istiyorum. Evet, üzülüyorum; bu ülkede milliyetçiliğin hala bu kadar basit yapılmasına, çocukça şiirler yazılmasına üzülüyorum. Ey milletim, hiç ama hiç kalifiye değilsin! Ne komünistimiz komünist, ne faşistimiz faşist ve de şeriatçımız şeriatçı! Hiçbirimiz tam birşey olamadık bunca zamandır. Batıdan ve doğudan gelen rüzgarları algılamaya çalıştık; anladığımızı, anladığımız kadar bolca da şovenizm katarak uygulamaya kalktık...

Gelinen nokta bence çok acı! İslami kökenli denen iktidar partisi Irak'ta verilen müslüman canları, aşağıya çekilen İslam bayrağını görmüyor. Daha önceleri de şehitlerimizin katilini birileri asamamışlardı, daha dün hiç o günleri hatırlamadan millete ip attılar. Sözün özü şudur: Fazla şovenist ve bir o kadar da boşuz. Boş başak tanesi gibi dikiliyoruz ama hiçbir değerimiz yok. Acı ama gerçek...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.