Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Ocak 2008 tarihli yazilar (sayfa 2)Ocak 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Dördüncü Kuvvet Medya

medya1 Hukuk dersinde kuvvetler ayrılığını görürken hocamız çok güzel bir laf etti. Kuvvetler ayrılığı sac ayağı gibidir, tam üç noktası vardır; bunlar; yasama, yürütme, yargı, ordu ve medyadır :)) İşte o zaman anladık ki, Türkiye'de sac ayağı farklı bir anlama geliyor. Bunu garipsemek çok hatalı olacaktır, çünkü Türkiye'de ayrı olması gereken üç ana unsurdan yasama ve yürütme fazlaca birbirine yakınlar. Buna bir de medya dahil olunca ve medya patronları da yasama ve yürütmeden yarar görmek umuduyla bu saf'a katılınca haliyle karşılarını da boş tutmamak gerekiyor.

Bu ortamda medya en değişken konumda, ağır bir tabir olacak ama medyamız nerede avanta bulursa orada! Yani medyanın dördüncü kuvvet gibi bir fonksiyonu maalesef yok; medyamız kuvvet olmaktan ziyade, en kuvvetlinin koltuk değneği vazifesini görüyor. İşte tam bu noktada da tüm fonksiyonlarını yitiriyor. Gerçi bu son zamanlarda az da olsa değişti ve homojen olmayan bir medyamız oldu. Her görüşün kendisini ifade edebildiği küçük medya grupları oluşmaya başladı. Ama hala amiral gemimiz Hürriyet, en büyük patron Aydın Doğan..

Bu noktada dördüncü kuvvetimiz medya olmaktan ziyade Aydın Doğan denilebilir :) Aydın Doğan bu ülkenin isim olarak, belki de, en güçü iş adamı. Çünkü büyük bir medyası var ve medyanın asıl gücü, "yok"u var edip, "var"ı yok edebilmesinde. Bu noktada Turgay Ciner ve Mehmet Emin Karamehmet de görmemezlikten gelinemez elbette. Bu üç isim Türkiye gündemini değiştirme ve en önemlisi Türkiye'yi diledikleri noktalara sürükleme imkanına sahipler. Bu imkanları onları tarihe karşı sorumlu yapıyor, bunu önemserler mi; sanmıyorum: hepsi birer iş adamı çünkü!

Tuva Türkleri

tuva1 İnternette dolaşmanın güzel yanı, hesapta olmayan pek çok bilgiyi edinmek olsa gerek.. Bir sosyal ağda arkadaşımın imzasındaki "Tuva" bağlantısını takip edince karşıma çok ilginç ama bir o kadar da bizden bir kültür çıktı. Bilmem siz duydunuz mu, ben bugüne kadar duymamıştım Tuva Türklerini..

Tuva Türklerinin en önemli noktası, bence, Türk kültürünü saf olarak muhafaza edebilmiş olmaları. Kültürümüzü o kadar muhafaza etmişler ki, hemen hepsi hala Şamanizme mansuplar. Şaman olarak kalmış bir Türk topluluğu yani Tuva. Uzun zamanlar büyük devletlerin egemenliğinde kalmışlar, ta ki 1993'te bağımsızlıklarını son kez kazanana kadar. Dilleri Türkçe'nin Tuva lehçesi, yani anlamamız pek olası değil. Buna ben çok üzüldüm, keşke onları anlayabilseydik ve kendimizi anlatabilseydik!

Şimdi diyorum ki, onlar taaa Asya'nın diğer köşesinde ve biz Anadolu topraklarında; uzağız  onlara ama bir o kada da yakın. 21. yüzyılda hala tanımıyoruz soydaşlarımızı, hala uzağız onlardan. Tuva'nın toplam nüfusu üç yüz binin biraz üzerinde. Neden düşünmez diyorum, Allah'ın kulu bir politikacı; Tuva ile diplmatik ve kültürel ilişkileri geliştirmeyi? Fazla değil yılda 100 üniversite öğrencisine ülkemizde okuma imkanı sunsak, Tuva'yla bugünümüzü olmasa bile geleceğimizi birleştirebiliriz..

Artık büyük politikalar üretmenin zamanı geldi de geçiyor, Tuva Türkleri bizleri Asya'nın bağrında bekliyorlar!

Not: Tuva Türk'leri ile ilgili bir video ve Tuva Türklerine ait bir halk ezgisi Videolar bölümüne eklenmiştir. İlgilenirseniz sağ sütunda videolar bölümünde ilk baştaki videoya tıklamanız yeterlidir.

Keşke Herkes Angut Olsa!!!

angut Öncelikle belirteyim, politika yazmaktan bıktım! Bu ülkede birileri yazılması gerekenleri yazmadıkları için ben yazıyorum. Günde 400 okuyucumun olduğu bilincinde yazıyorum, alevleri söndürmek gibi bir amacım da yok: avcumla su savuruyorum alevlere, sırf bir cumhuriyet genci olmanın bilinci ve sorumluluğuyla.. Ama artık yoruldum, politik oruca giriyorum. Mümkün mertebe yazmamaya çabalayacağım, kendimi tutabildiğim kadarıyla.

Bugün çok ilginç bir detayı paylaşmak istiyorum, "Angut musun sen?" sorusunu irdelemek.. Genellikle bir aşağılama terimi olarak kullanıyoruz "Angut"u, salaklık yapan dostlara yakıştırıyoruz. Oysa Angut sandığımızdan çok daha farklı..

Angut, bir kuş türü. Oldukça şirin, iri ve ürkek bir kuş. Eşine de oldukça bağlı, ki zaten bu bağlılık onu insan gözünde "aşağılık" konumuna indirgiyor! Angutlar çok ürkek olmalarına rağmen eşleri öldükleri vakit asla ama asla eşlerinin başlarından ayrılmıyorlar. Öylesine ürkek, korkak bir kuş; eşinin ölüsü başından hiçbir tehlikeyi önemsemeyerek ayrılmıyor. Angut'luğu da buradan, o inanılmaz sadakatinden geliyor. Dedim ya; keşle herkes angut olsa!!!

Halkla Oyun Oynamak..

liderler Yaptıkları tam anlamıyla bu: halkla oyun oynuyorlar. Tamamen soyut, halka en ufak bir yansıması olmayacak lüzumsuzluklarla ülkem gündemini meşgul ediyorlar. Bir düşünsenize, en son ne zaman bir hedef konuldu önümüze: somut, kanlı canlı bir hedef!? Ülkem gündemi gereksiz Cumhurbaşkanlığı, gereksiz Türban polemikleriyle harcandı gitti! Geçen sürede sadece yerimizde saydık, sadece olduğumuz yerde kalabilmekle yetindik..

Oysa benim halkım bundan daha fazlasını hak ediyor, hak etmeli. Neden gündemimizi dünyanın en yüksek yapısını yapmak veya en iyi standartlarındaki otoyollarını inşa etmek almıyor. Bugün, birilerimizin elin Arabı diyeceği Dubai bile böyle büyük telaşlar içerisinde. Dünya'nın en yüksek göktelenini var etme derdine.. Biz, biz ne yapıyoruz? İnsanımıza dünya milletleri ile böylesine güzel bir yarış ortamında gelibiyet mutluluğunu neden yaşatmıyoruz?

Bu ülkede artık somut politikalar üretilmeli, iş bilmez kadrolar iş yapmayarak sadece soyut karvam ve mevkilerle yerlerinde oturamamalıdırlar artık. Bu millete somut birşeyler sunulmalı, var edilmeli!

Akıl, Fikir; Ergenekon!

kapak Son günlerde bir operasyondur gidiyor: her gazetede manşetten, her haber sitesinde baş köşeden veriliyor. İddialar doğrdur yanlıştır, bilmiyorum. Daha doğrusu iddiaların derinliklerine inecek kadar iyi bir arka plana henüz sahip değilim. Ergenekon'un beni ilgilendiren noktası medyada konu ile ilgili atılan manşetler.

Burada detaylı bir inceleme yapamayacağım, sadece iki büyük gazetenin çelişkilerini ortaya koyacağım. Birinci gazetemiz, olayı "Suikast İçin 2 Milyon YTL" manşetiyle duyuran Hürriyet. Diğeri ise, haberi "Hedef Darbeydi" manşetiyle duyuran Sabah..

İşte herşey bu noktada başlıyor ve Türk basını adına acı sonuçlara ulaşıyor. Allah aşkına bu kadar mı uçuk atılır iki manşet, bu kadar mı yalanlanır diğerlerinin yazdıkları? Şu mantıksızlığa bir bakın, lütfen: Hürriyet diyor ki bunlar Orhan Pamuk'u öldürecek ve bunun için 2 milyon lira peşindeler. Sabah işi daha vahim bir noktaya taşıyor ve olayı trajikomik bir hale sokuyor, diyor ki bunlar darbe yapacak! Ey Sabah'ta o manşeti atan zat-ı şahane, 2 milyon lira bulamayan bir grup nasıl olur da darbe yapar? Darbe yapmak çocuk oyuncağı mı sandın? Türkiye'de darbeyi bu tür örgütlenmeler dahi yapabilecek konumdaysa vah halimize!?

İki büyük gazete, iki büyük komedi..

Bir Başkadır Benim Memleketim: Yazık!

nota Gerçekten yazık! Nasıl böyle olabilir, anlamakta çok büyük zorluklar çekiyorum. Nasıl bir sanat camiasına sahibiz, ne kadar almaya ve yaratmamaya adamış kendisini bu camia!? Bunca zaman söylediğimiz güzel bir melodi vardı; pek çoğumuz Ayten Alpman'dan dinledik bu müziği. Milli duygularla söylendi, milli amaçlar uğruna söylendi..

Peki sorun ne? Sorun büyük ve bir o kadar da ülkem sanatçıları adına acı: Memleketim şarkısının melodileri nereden geliyordur sizce? Ya da daha mantıklı söyleyeyim, Memleketim şarkısının müziğini kim yapmıştır, hangi Türk? Cevap acı alacak ama hiçbir Türk! İroni mi dersiniz bilmiyorum, Memleketim şarkısı aslen İspanyol Yahudileri'ne ait. Onların milli bir şarkısı Memleketim! Bu noktada düşünüyorum da biz Kıbrıs çıkartmasını yaparken hep bir ağızdan söylediğimiz "Memleketim" yoksa bizim memleketimiz değil miydi?

Türkiye'de sanat yapıldığını iddia edenler bu bir haftada ikinci yazım oluyor! Birincisi Onuncu Yıl Marşı ile ilgiliydi (Okumak için tıklayınız.) ve bu da hep bir ağızdan okuduğumuz Memleketim ile ilgili. Allah aşkına biz sanattan, müzikten bu kadar mı uzak bir toplumuz? Üzülüyorum!

Her iki müzik eşliğinde OdaTv'nin ilgili haberine ve İlham Gencer'in iddialarına ulaşmak için tıklayınız.

En Büyük Aşklar Nefretle Başlar: AKP & MHP

soğüt Vakti zamanında kim demişse güzel laf etmiş: "En büyük aşklar nefretle başlar!" Bugün gelinen noktada MHP ve AKP el birliğiyle bu sözü doğrulamak çabasındalar. Onca kin, onca laf hemen hasır altı edildi ve el ele verilerek koyun koyuna politikalar yaratılmaya başladı. Bunu garipsiyor muyum? Evet garipsiyorum!

Seçim öncesinde o kadar çok şey yaşandı ki, bugün gözlerimle gördüklerime inanamaz oldum. Söğüt olaylarında MHP'li gençlerin AKP'lilere karşı sert tutumları; heş şehit cenazesinde AKP ve AKP kurmayları hakkında atılan onca aşırı slogan birden nasıl toz olup da gözlerden kayboldu, anlayamıyorum? MHP'nin kendi tabanı değil miydi, AKP'li bakanları şehit cenazelerine gitmekten alıkoyan? Ve hatta tabanından geçtim, MHP Genel Başkanı Devet Behçeli değil miydi, meydanlarda ip atan?

Meğer tüm yaşananlar büyük bir aşkın kıvılcımlarıymış da biz anlamamışız. Acaba MHP tabanı da bizim gibi mi, yani onlar da bir anlam veremiyorlar mı tüm olup bitene? 

Tehlikenin Farkında Mıymışız!?

tehlike Biz garip bir milletiz, aydınımız da bizden farklı değil. Her yerde bir slogandır gidiyor: Tehlikenin farkında mısınız?

Hayır Efendim, Türk milleti siz isteseniz de istemeseniz de bir tehlike göremiyor. Seçim öncesi acaba birşeyler mi oluyor kuşkusuna düştü ama sonradan bildiği yolda yine de devam etti ve AKP malum şekilde tekrar iktidar oldu. Bundan farklı birşey beklemek hatasına bendeniz de dahil olmak üzere pek çok kişi düştü, ama sonuç ortadaydı AKP yine ve yeniden iktidardaydı!

Bu kendisini aydın diye nitelendiren herkese yazılmış bir yazıdır! Türkiye'de aydın yoktur, çok acık söylüyorum "aydıncık" vardır ve bizim aydıncıklarımızın tek bildikleri aydıncılık oynamaktır! Fiiliyattan yoksundur bizim aydınımız, içki sofralarında bulanmış beyinlerle kurtarır Cumhuriyet'i; bir bakıma fantaziler kurar kendince! İcraat noktası ise yoktur, sadece küfür vardır, kin vardır..

Ey Türk aydını, halka onca lafı sayıp da tehlikenin hala farkında olmamalarını nasıl olur da garipsersin? Son 50 yılda aydınlanma uğrunda ne icraat yaptın da halkan ne bekliyorsun? O hiç beğenmediğin, medeniyet yoksunu saydığın şehyler bile senden fazla batının nimetlerini kullandı. Durmadı, ÖSS'ye hazırlık kursları açtı; durmadı, üniversitelerdeki yokul öğrenciler için yurtlar açtı; durmadı kendisine yeşil bir sermaye kurdu! Peki sen ne yaptın ey Türk aydını? Durmaktan ve homurdanmaktan başka ne yaptın?

Bu noktada Cumhuriyet'in 80 yılına bakıyorum da, bizim aydınlarımız hiçbir zaman ciddi anlamda aydın olamadılar. Bizim aydınımız da aslında hiçbir zaman olmadı! Aydıncıkların aydıncılık oyunlarını izledik bunca zaman. Bir tane bile doğru düzgün icraat adamı çıkartamadı tarihimiz, sonradan bir Tuncay Özkan'ımız oldu ve o da biraz geç oldu..

Peki herşey bitti mi? Bence herşey yeni başlıyor, geçmişten yeteri kadar ders alındı!

Uğurlar Olsun..

umumcu2401h Bugün 24 Ocak, Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan gibi iki değerli şahsiyeti yitirdiğimiz günlerin yıldönümü. Her ikisini büyük bir sevgi ve saygı ile anıyorum. Keşke bugün de aramızda olsalardı, hadi olamıyorlar bari failleri aramızda olmasalardı! Ama denir ya; burası Türkiye!

Yurdum, neslime hiç de hoş olmayan bir aydın profili çizdi! Neslime çizilen profil açık ve net: Aydın dediğin adam asla ama asla yaşatılmaz! Aydınlanmanın sonu ya bedenine saplanacak kurşun ya da bir şarapnel parçası: bundan ötesi yok! Aydın olmak = Faili meçhul bir cinayete kurban gitmek! Denklem bu kadar acı ve bir o kadar da ürpetici..

İş bununla da bitmez, aydınları vuran veya bombalayanlar her nedense bir türlü yakalanamaz. Yakalansa da yakalananlar asla asıl suçlular değillerdir! Bu noktada neslim aydınlıktan bir o kadar daha soğuyor ve ben de kızamıyorum dostlarıma: neden aydınlanma yolunda yürümedikleri için!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Taşınması

merkez_bankası Cumhuriyet Merkez Bankası, Ankara'nın ve dolayısıyla Cumhuriyetin çok önemli bir değeri. Bu gibi değerler hiçbir zaman sadece fonksiyonları ile değerlendirilmemelidirler. Evet, Merkez bankası İstanbul'da da veya Diyarbakır'da da işlev görebilir; fakat İstanbul'daki veya Diyarbakır'daki Merkez Bankası'nın Ankara'dakinden çok daha farklı anlamlara geleceği aşikardır!

Taşıma bahaneleri, teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde, fazla yapmacık ve boş! İletişim çağı dediğimiz bir yüzyılda iletişimi öne sürerek bir şeyleri yerinden etmek hiç akıllıca değil. Bu noktada bir de felsefeden söz etmeliyiz, bir Cumhuriyet dinamizminden! Evet, Ankara hiçbir zaman sadece Ankara değildir! Ankara işlevsellikten öte bir felsefenin hayat bulmasıdır. Bu noktada Merkez Bankası'nın yeri pek tabii Ankara'dır! Ki belirttiğim gibi, iletişim olanaklarının bu kadar ilerlediği bir çağda siz Merkez Bankası'nı Ay'a taşısanız dahi herhangi bir işlev kazanımı veya kaybı olmayacaktır!

Tarih de bu noktada önemli sanıyorum. Cumhuriyet'e geçiş dönemleri üzerine çalışıyorum şu tatil günlerinde. Çalışırken karşıma çok güzel birşey çıktı. Zamanının süper devletleri sayılan Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya İstanbul'da temsilcilikleri için yaptırdığı sarayları bırakıp da Ankara'nın şantiye havasına girmek istemezler. O zamanın malum yöneticileri buna sert tepkiler koymazlar, dış ilişkiler gibi mühim bir konuda dahi ipleri Ankara'da tutmayı yeğlerler. Ve ne olur biliyor musunuz, o çok güçlü saydığımız devletler birer birer Ankara'nın yolunu tutarlar. Şimdi düşünüyorum da acaba bizim şimdiki mevcut yöneticiler olsalardı Dış İşleri Bakanlığı'nı yabancıların ayaklarına, İstanbul'a taşırlar mıydı? Taşımazlardıysa şimdi neden büyük oranda yabancılaşmış banka sektörü üzerinden Cumhuriyet'in temel taşlarından Merkez Bankası'nı taşıma telaşındalar!?   

The Rise of Sodom and Gomorrah - Therion
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.