| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 01.2008 Other entries in 2008-01 resimler , videolar

Kalemler ve Kılıçlar Yayından Kaldırıldı

Yalcin_Kucuk1 Pazar günleri bir vazgeçilmezim vardı: Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün daimi olarak konuk olduğu Kalemler ve Kılıçlar! Bugün öğrendim ki SKY Türk kanalının yöneticileri sırf ekononomik sebeplerden ötürü (?) programı yayından kaldırmışlar. Nedense bana pek inandırıcı gelmedi, çünkü SKY Türk belki de tarihinin en dikkat çeken programını yapmıştı ve bunun meyvesini de bolca yedi. Kanal yöneticilerinin maddi sorunlar bahanesi o kadar havada kalıyor ki, insanın gülesi geliyor..

Yalçın Küçük cephesinde ise bir tepki, henüz, yok. Prof. Yalçın Küçük eskiden çalştığım mecralar hakkında yorum yapmam diyerek konuyu kestirip atmış. Bu noktada olan Kalemler ve Kılıçlar programının müdavimlerine oldu. Üzüldüm Türk televizyonları adına..

Program tekrar yayına ne zaman girer, ya da girer mi bilmiyorum. Bu süreçte sabretmek noktasında yardımcı olacağına inandığım programın forumunu önererebilirim: www.kalemlervekiliclar.com Saygı ve sevgi ile..

Hala Onuncu Yıl Marşı'nı Söylemek..

15660 Onucnu yıl marşı Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk'ün belirlediği hedefi benimsemiş her yurdum insanı tarafından, eminim büyük bir içtenlik ve duygu yoğunluğuyla söyleniyordur. Bu noktada benim durumum da farklı sayılmaz, içten ve içten olduğu kadar gururla..

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar mükemmel yazmışlar ve Cemal Reşit Rey de en az onlar kadar güzel bestelemiş. Buraya kadar hiçbir sorun yok zaten. Sorun, Cumhuriyet'in seksen yılı çoktan devrmesine rağmen bizim hala Onucu Yıl Marşı'nı söylememiz. Daha doğrusu, Onuncu Yıl Marşı'na alternatif tek bir marşa sahip olamamamız!

Bugüne kadar bu hiç dikkatimi çekmemişti, bugün birden aklıma geldi. Ya nasıl olabilir, yetmiş yılı aşkın süredir neden Onuncu Yıl Marşı'nın yerine söylenebilecek doğru düzgün bir tek marş yazılmamış bu ülkede? Bu ülkenin aydınları, bu ülkenin şairleri neler yapmışlar acaba?

İstanbul'dan Fransızca Bilen Adam Toplatmak

ercument-ekrem-talu Cumhuriyet kurulduğu vakit, en büyük eksiğimiz ne paraydı ne de güç: en büyük eksiklik iş bilen, yani kalifiye insandı! Bu kalifiye işgücü yoksunluğu öyesine vahim bir hal almış ki, Mustafa Kemal emir çıkartımış: "İstanbul'daki Fransıca bilenleri toparlayın!" Hatta bir rivayete göre, babamdan duydum, vakti zamanında Ankara Gar'ında Devlet Personel Daire'sine görev yapan devlet memurları gördükleri her kravatlıyı çevirir iş teklif ederlermiş )

Bu noktada Bedii Faik, Mustafa Kemal Atatürk'ün özel kalem müdürlüğünü yapan, aynı zamanda ünlü edebiyatçı Recaizade Mahmud Ekrem'in de oğlu Ercüment Ekrem Bey'in bu görevi nasıl üstlendiğini garipsiyor. Garipsemesinin sebebi Ercüment Ekrem'in eksikliği değil, sadece kişiliği.. Öyle ki, Ercüment Ekrem oldukça esprili tüm kurallarla alay edebilecek bir insan; yani bizim tabirimizle "Hayatı ti'ye alan bir zat" ) Bu noktada Bedii Faik haklı ama kendisi şunu demekten de kendisini almıyor: Hal öyle bir hal'di ki Mustafa Kemal Ercüment Ekrem'i kendisine ayırarak en iyisini yapmış..

İşin komik tarafı ise Ercüment Ekrem'in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nden azledilmesi: Birgün Mustafa Kemal, Ercüment Ekrem'i çağırır ve planları hakkında birşeyler anlataya başlar. Bir noktadan sonra, "Beyefendi, lütfen not alınız." der. Der demesine ama Ercüment Ekrem'in tek yaptığı şey sırayla ve telaşla ceplerini aramaktan başka birşey değildir. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, ne hikmetse elinde defter, ama cebinde kalemsizdir. O durumda, Ercüment Ekrem odada bulunan Latife Hanım'a "Lütfen bir kalem getirebilir misiniz?" demekten başka birşey yapamaz. Ve o gündür bu gündür Cumhurbaşkanlığı Genel Sekraterimiz Ercüment Ekrem değildir )

Nike Müslüman Oldu, Mu Acaba?

nikeislam Dünyanın en önde gelen spor giyim markalarından birisi olan Nike, Türkiye pazarında ilginç reklam yöntemleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Hatta, gariptir ama, tarihte Müslüman'lara çok kez oynanan bir oyunu tekrar ederek: Müslüman olarak )

Nike, 2008 bahar koleksiyonunun tanıtımını yaparken Avrupa'da ve Türkiye'de aynı afişi kullanıyor: Yalnız önemli bir detayı çok farklı sunarak! Nike, Batı'da kullandığı "Yes to shaking what your mama gave you" (Annenin sana verdiklerini çalkalamaya ever!) sloganını Türkiye sınırları içerisinde bir başkalaşıma uğratıyor ve "Yaradanın verdiklerini çalkalamaya evet!" olarak sunuyor. İki ihtimal var; birincisi Nike'ın İngilizce bilmeme ihtimali ve diğeri Nike'ın hala Müslümanları bu yolla kandırabileceğine inanması?

Böylesine ucuz oyunlar, iyi bir kültürel araştırma yapılmadan oynanmaya kalkarsa birileri için pahalıya patlayabilir. Örneğin, Türkiye'de Yaradanın verdiği şeyler çalkalamaktan öte kutsal sayılmakta. "Yaratılanı sev, Yaratandan Ötürü." felsefesi hepimizin malumu. Bu noktada Nike, başarısız bir reklam kampanyası yürütmüş oluyor, kendileri adına üzgünüm..

Kapüşonlu Anıtkabir Ziyareti

sudan Abdullah Gül, sık sık altını çizdiğim gibi Ahmet Necdet Sezer'den farklı bir dış politika izliyor. Türkiye'nin dış politikasını, ne başbakana ne de dış işleri bakanına bırakıyor. Kendisi insiyatifleri dahilinde Türkiye'nin dış politikasına yön vermeye çalışıyor. Bu noktada ülkemize Abdullah Gül'ün konuğu olarak gelen Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet El Beşir bir çok temasta ve ziyarette bulundu. Bunlardan birisi de, pek tabii Anıtkabir ziyareti idi. Bloguma El Beşir'in ve temsil ettiği Sudan'ın konuk olmasının sebebi de bu..

El Beşir ve ekibi Anıtkabir ziyaretinde yayınladığım fotoğrafı verdiler. Kapüşonlu bir görevli, El Beşir'in imzalayacağı Anıtkabir Özel Defteri'ni yazmakla meşgul. Arkada, garip ve belki de şaşkın bir vaziyette Tarım ve Köy işleri Bakanımız Mehdi Eker ) Sanırım olanlara şaşırmış..

Güneş gözlükleri bir komiklik, kapalı alanda kapüşon başka bir komiklik. Ne demeli bilmiyorum, ne olacak bu Sudan'ın hali demek en doğrusu herhalde. Biz iyi yol kat etmişiz, sevin ya da sevmeyin bugüne gelinene kadar yönetim koltuklarını işgal eden hemen her isim ülkemizi kılığı ve kıyafetiyle düzgün temsil etti.

Not: Bileniniz var mı, her resmi ziyaretçi kafasına göre giyinip ziyaret edebilir mi Anıtkabir'i? Ayrıca bu Anıtkabir'e yapılmış bir saygısızlık olmuyor mu!?

Ekonomi Sıkışıyor, Sıkıştırıyor: Demiştim!

hürriyet Çok değil, iki gün önce yazmıştım: Ekonomi sıkışıyor ve özellikle de AKP iktidarını sıkıştırıyor demiştim. (Okumak için tıklayınız.) Bu kadar erken başlayacağını bilmiyordum ama. Ekonomi düşüş sinyallerini şiddetle ve beklenenden çok önce verdi. Ben bu kadar erken olacağını sanmıyordum ama Hürriyet'in internet yayınına girince herşey önümde belirdi. Acı bir tablo. Manşeterin yarısı ekonomi ile ilgili! Bakın neler diyor Hürriyet manşetinden: Dolarda Hızlı Yükseliş, Dünyayı Resesyon Korkusu Sardı, Piyasada Büyük Panik, Piyasa Uzmanları Uyarıyor: Dikkatli Olun..

Tayyip Erdoğan bu güne kadar dünya piyasalarındaki olmlu havanın kaymağını yedi! Şimdi rüzgar ters yönden esiyor, işte şimdi göreceğiz AKP'nin ekonomi politikaları başarılı mı oldu başarısız mı?

Kaybedersek hepimiz kaybedeceğiz: AKP büyük ihtimalle DSP başkanlığındaki koalisyon ile aynı kaderi paylaşacak ve bizim evimize giren paranın değeri yine baş aşağı olacak. Üzücü bir durum. Umutlu muyum? Umutlu olmak gerekiyor.. Bu bir süreç işi ve AKP'nin ekonomi kadroları bunu kotarabilirlerse hiçbir sorun kalmayabilir, umarım bir sorun da kalmaz..

Mussolini ve Ordu Süvari Ekibi

mussolini 1938 yılının Mayıs ayındayız. Yer İtalya'nın Nice kenti. İktidarda olan faşist lider Mussolini ayakta, milli marşı ve göndere çekilen bayrağı selamlamakta..

Tahmin edeceğiniz üzere marş İtalyan milli marşı ve bayrak da İtalyan Bayrağı; değil! Marş, İstiklal Marşı ve bayrak ay yıldızlı Türk bayrağı! Ve tekrar edeyim marşı ve bayrağı ayakta selamlayan kişi prestij politikalarıyla tarihe geçen faşist lider Benito Mussolini..

Peki neden? Sebep Türk Süvari Ekibi! Roma/Milletler Kupası düzenlenmekte o zaman, ödül Altın Mussolini Kupası. Türk süvarileri 7 ülkenin süvari ekibini geride bırakıyorlar ve kupayı ellerine alıyorlar. Türk basını da tabii ki ilgileniyor bu durumla, zaten Mussolini de Hitler de fazla bilindik şahsiyetler o zaman. Haber bu noktada daha büyük bir etki yapıyor, Türk süvari ekibi bolca takdir ediliyor.

Nasıl oluyor da bir süvari ekibi ile, kimsenin ayağa kaldıramadığı güçlü, faşist lider Mussolini'yi ayakta ve hem de milli marşımıza ve bayrağımıza selam vererek durdurabildiğimiz bolca konuşuluyor.

Ardından süvari ekibimiz Türkiye'ye doğru yol alıyor ve vatana giriş yapıyorlar. Nasıl karşılandılar, neler yaşadılar orasını araştırdım ama bulamadım. Dikkatimi çeken nokta, Türkiye dün de Türkiye'ymiş dedirtti ama: Süvari ekibimize ödül olarak ne verilmiş biliyor musunuz? Bir güzel dağıtılmış süvari ekibimiz! Kimisi şark hizmetine sürülmüş kimisi kıta görevine başlatılmış.. Gazete ve gazeteciler müdahale etmişler haliyle ama nafile! O gün süvari ekibimizin bittiği gün olmuş..

Kimlerdi, kimimizin dedeleriydi onlar meçhul! Meçhul çünkü biz tarih ve arşiv özürlü  bir milletiz. Ne tek bir fotoğraf bulabildim ne de bir makale. Sanırım bu satılar da sanal ortamdaki en geniş anlatım. Üzüldüm tarihçilerimize..

Sonradan ekleme (17 Nisan 2008); Ordu Süvari Ekibi'miz içerisinde yer alan biniciler ve atları şunlarmış: Cevat Kula GÜÇLÜ, Saim Polatkan ÇAKAL, Eyüp Öncü ÜNAL, Cevdet Gürkan ise YILDIZ adlı atlarıyla bu başarıya imza atmışlar. Hepsine minnettarız..

Narkoterör ve PKK

kacakistihbarat Türk basını çok ama çok büyük bir buluş yaptı! Neymiş efendim PKK'nin maddi kaynakları uyuşturucu ile basleniyormuş. Yapmayın ya, yok daha neler?

Yıl 2008 ve bizimkiler birşeylerin farkına yeni yeni varıyor. Üzülüyorum. Ya bir terör örgütü neyden para kazanır? Ya silah, ya uyuşturucu; bunun ötesi yoktur zaten! PKK da uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor, Türkiye üzerinden Avrupa'ya uyuşturucu pazarlıyor. Hatta arada bir durup İstanbul piyasasına da giriyor, bizim gençlerimizle iki cephede savaşmış oluyor..

Bizimkiler PKK'nın uyuşturucudan para kazandığını yeni buldular ama PKK bu işte o kadar deneyimli ki Washington Times'ta bir makalesinde Bruce Fein açık açık şunları yazıyor: "Fransızlara göre uyşturucunun %80'i ülkeye PKK tarafından kaçırılıyor." Ortada Fransız uyuşturucu pazarının %80'i tüm açıklığıyla dururken, bizimkiler daha yeni anlayabiliyor PKK'nın uyuştutucudan para kazandığını!

Geç kaldılar ama yine de  fark ettiler. Umarım bu noktada T.C. bu uyuşturucu pazarına gereken darbeyi indirebilir, aksi halde PKK ile dağda çatışmanın bir anlamı kalmamış oluyor. Kapitalizm, terör için bile kapitalizm. Paranın yönünü kontrol edebildikten sonra ne PKK kalır ne de irtica..

Bir Adet Mustafa Kemal, Lütfen?

atatürk Bizde ne yok oldu biliyor musunuz? Bizde ışık yok oldu: dünyayı aydınlatmak için, ezilenleri korumak için daima yakacağımız ışık kayboldu.. Türkiye Cumhuriyet'i bu ışığı kaybetti. MEB bizlere bu ışığı veremedi, bu ışıktan yoksun yetiştik bizler..

Ama tarihimiz çok aydınlık, en azından Mustafa Kemal öyle.. Şu söze bir bakın, lütfen: "Ortadoğu'nun Batı empreryalizminin oyun sahası olmasına müsade etmeyeceğiz." Mustafa Kemal söylüyor bunu, 1937 tılının 27 Temmuz'undaki bir meclis oturumunda. Belki anlamayanınız olabilir bu sözün önemini. Ben anlatayim: Yıl 1937, daha 20 yılını dolduramamış bir Cumhuriyetsin ve halin bitik. Yaraların daha yeni kabuk bağlamış, hiçbir şeysin ama hala kafa tutabiliyorsun dünyanın süper güçlerine!

Biz burada ne yapıyoruz peki, hepimiz kendi karanlığımızda kaybolmuşuz. Ortadoğu'ya ışık saçmak bir kenara, kendimizi aydınlatamamışız. Hala bez parçalarını tartışıyoruz, Ortadoğu'da Müslüman kanları oluk oluk akarken biz hala bir bez parçasına takılıyoruz..

Tarihe baktıkça, birilerinin neden tarihten bu kadar korktuğunu anlıyorum. Çünkü o birilerinin ağa babaları tarihte fazlasıyla var, ve adları "vatan haini"! Bu torpakların maalesef hain kontenjanı her zamanki gibi yüksek, ama vatansever olan yurdum insanı çok daha fazla. Yeter ki halkıma kendinizi doğru anlatın, yeter ki halkımın dinamiklerini biraz olsun kavrayın. Gerisi gelecektir, bu topraklar dün olduğu gibi bu günde Mustafa Kemal'ler yaratacaktır, o cevher Anadolu toprağında mevcuttur.

Şimdi büyük hedefler koyma zamanı, işbirlikçiler vs. korkutmamalı gözümüzü; biz dün onların göbeklerinden bağlı oldukları yenilmez denen güçleri de yolcu etmesini bilmiştik. Aynı silahlarla geliyorlar, bizi aptal yerine koyarak; ama biz dün olmadığımız gibi bugün de aptal değiliz! Dün savunmadan saldırıya geçtik, Yunan'ı Ege'ye döktük. Bugün Ege de bizi kesmez, ciddiyim!

Bizde eksik olan umut, oysa dün hiç umudumuz yokken neler yaptık! Bugün de yaparız, yapacağız..

Bak Postacı Geliyor..

ostacı Hiç beklediniz mi bilmiyorum, posta beklemek insanda farklı duygular uyandırıyor. En son üniversitenin yolladığı kayıt dosyasını ve bloggum'dan gelecek bilgisayarı beklemiştim. Farklı ve özellikle güzel duygularla doluyor insan.. Kim bilir sevgiliden gelecek, sevgilin el yazısıyla kaleme alınmış satırlar neler yaşatıyordur insana?

Posta çok değişik bir durum; düşünsenize ellerinizle yazıyorsunuz, gidemediğiniz ama belki de şiddetle gitmek istediğiniz yerlere yolluyorsunuz. Sanırım dünyanın en şanslı kağıtları bu sebepten mektup zarfları, en fazla yolu onlar kat ediyorlar çünkü..

Siyasal bir organizasyon için de vazgeçilmez birşey posta teşkilatı. Özellikle iletişimin bu kadar gelişmemiş olduğu yüz, iki yüz yıl öncesinde siyasal egemenin egemenliğinin bir yansımasıydı posta teşkilatı. Egemenliği altındaki topraklara sahip olduğunun en önemli göstergesiydi..

Zaten bu sebepten üniformaları oldu postacıların! Hiç düşündünüz mü bilmem ama, devletler askerleri, polisleri, yerel güvenlik zabıtları ve sonra da postacılarına giysinler diye üniformalar yarattı! Tüm bunlar karşımdayken diyorum ki: Bir postacı asla ama asla sadece bir postcı değildir! )

Postayı ve postacıyı bizler de önemsedik. Örneğin Bedii Faik anılarını yazdığı kitapta postacıya sadece postacılık biçmedi: "Ciddi devlette, postacı vatandaştan adres dilenmez, vatandaş postacıdan adres sorar ve öğrenir!" 

Yani sözün özü, bir postacı asla sadece bir postacı değildir! En azından dün değildi!?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.