| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 02.2008 Other entries in 2008-02 resimler , videolar

Masum Değiliz Hiçbirimiz..

masumiyet1 Sezen Aksu, o mükemmel sesiyle haykırıyor fonda "Eller günahkar, diller günahkar; bir çağ yangını bu bütün dünya günahkar: masum değiliz hiç birimiz.." Masum değiliz hiçbirimiz, hem de hiç.. İnsan masum değil, kendisine yaptıkları için ve en önemlisi hayatı bu kadar çekilmez kıldığı için! Düşünebiliyor musunuz, kendimize neler yaptığımızı? İnsanın insana nasıl kul edildiğini, hayatın tüm anlamını yitirmesini..

Üç günlük bir ömür yaşıyoruz ama sorunlarla, dermansız dertlerle.. Bizim olmayan savaşların içinde heba ediyoruz ömrümüzü, bize bu dünyayı sunanlar masum değil.. Hiçbirimiz masum değil! Hayat masum değil, doğa masum değil.. Masumiyet, tatlı bir ütopya..

En büyük savaşları insan, sevdiğiyle yapıyorsa hiçbirimiz masum değiliz. Daha geçen gün Bursa'da şehrin ortasında yaşlı bir adam soğuktan donarak öldüyse, masum değiliz.. İnsanlar öldürülüyorsa, hemen yanıbaşımızdaki topraklarda, masum değiliz. Ufacık bedenler bir avuç pirince mahkum ediliyorsa ve dünyanın %1'lik bir kesimi dünya kaynaklarının %96'sına sahipse hiçbirimiz masum değiliz.. Eğer insan hayattan korkup kıyabiliyorsa doğanın en büyük mucizesi canına, masum değiliz.. Hiçbirimiz, masum değiliz.. Hepimiz canavarlaşıyoruz, hepimiz amaçsızca yaşıyoruz; insanı yüce bir varlık olarak atfediyoruz ama aslında hayvansal güdülerle insanlığımıza kıydığımızın farkında değiliz ve en önemlisi: masum değiliz..

Sürü Psikolojisi...

sürü İngiliz araştırmacılar yaptıkları araştırmalar sonrasında insanların koyun sürülerinden aslında hiç de farkı olmadığını ortaya koymuşlar. Leeds Üniversitesi'nden bilim adamları "Büyük bir salonda 200 kişilik kobay grubunu gelişigüzel yürüttük. 10 kobaya diğerlerini bilmeden yön değiştirme emri verdik. 190 kişi 10 kişinin peşinden gitmeye başladı. Hem de lider kobayı izlediklerinin farkında bile değillerdi. Kalabalık bir grup halinde olunması durumunda insanların koyun ya da göçmen kuş sürüleriyle arasında hiçbir fark yok."

Bunun için bunca araştırmaya ne gerek vardı diyorum; 200 kişiyi toplayacaksın, salon bulacaksın, bilim adamı bulacaksın, kayıt altına onca veri gireceksin... Uzun iş. Gitselerdi sömürdükleri, hiçbir zaman gelişemeyecek ama adı her zaman "gelişmekte olan ülkeler" kalacak sömürge ülkelerine, ben onlara gösterirdim insanların koyun sürüleriyle arasında nasıl bir bütünlük olduğunu.. Bir de derdim ki yaşasın demokrasi, yaşasın kuzuların demokrasisi )

Vatan Pazarlamacılara ABD Dersleri!

satılık-abd Vatan toprağı kutsal diye öğretildi bizlere, hatta ilkokul sıralarında öğrendik bir tek çakıl taşının bile düşmana canımız pahasına verilmemesini. Bugün ise can damarlarımızı pazarlıyoruz, hem de bakanlarımızın "Bal gibi de satarım" felsefesinde.. Bal gibi de satarımcıların satma gerekçesi olarak gösterdiği batılı sistem bugün kendi içinde büyük tartışmalar yapıyor. ABD, kendi firmalarının yabancı ortaklık paylarının artmasından büyük endişe duyuyor.

En son Geoff Colvin, "America for Sale" (Satılık Amerika) üst başlığıyla yayınladığı haberde ABD'deki yabancı sermaye payının artışına dikkat çekti. Bu noktada, makalede sözü edilen şu iddia bizler açısından da çok çarpıcı: "Son 10 yılda denge büyük oranda yabancıların lehine değişti. Bu fark ne kadar büyürse, ABD'den dışarıya kar ve temettü transferi de o kadar artacak. Yabancılara daha fazla para vereceğiz ve onlar da gelip daha fazla şirket alacaklar. Bu da böyle sürüp gidecek.." Sürüp giden şey, yabancı sermayenin milli sermaye üzerinden kar etmesi ve karıyla milli sermayeyi daha fazla ele geçirmesi. Yani kanser misali, yavaş yavaş tüm bedene yayılması.. ABD bunun farkına varıyor ve 100 yıllık bir millet olarak milli değerlerine ve milli sermayesine önem verebiliyor. Darısı bizim başımıza, satılmadık pek az yerimiz kaldı ama hatanın neresinden dönülse kardır..

Bağımsız Kosova..

kosova Kosova bize fazlaca tanıdık bir isim, geçmişte bize ait olan bir toprak. Dün 16:39 sıralarında bağımsızlığını ilan etti ve büyük oranda bağımsızlığına destek bulabildi. BM yaptığı açıklamada 103 ülkenin Kosova'nın bağımsızlığını tanıyacağını belirtti. Tanımayan ülkeler ise Rusya, Yunanistan, Sırbistan ve İspanya..

Bağımsızlıkla birlikte Belgrad sokakları savaş alanına döndü. Coğrafya diken üstünde, hatta bazıları savaştan bile bahsediyor. AB olayların büyümesinden endişe ettiğinden olsa gerek takviye güç göndermeyi uygun görmüş.. Tüm bu karmaşa içinde geleceğe taşınacak tek şey Kosova'nın bağımsızlığı olarak görünüyor. Sinirler zamanla düzelecek ve geride bağımsız bir kosova kalacak..

Bağımsız bir kosova diyorum ama sol üstteki fotoğraf "bağımsız" iddiamı fazlaca havada bırakıyor. Artık bağımsızlık ABD veya AB bağımlılığı anlamına gelmeye başladı. Bu noktada sorulması gereken soru, belki de "Bağımsız Kosova, ne kadar bağımsız?" olmalı! Uluslararası İlişkiler derslerimizde artık bağımsızlığın tam anlamıyla mümkün olmadığı söyleniyor. Bağımsız olamamak sineye çekilmeye çalışılıyor, oysaki güç bağımsızlıktan geliyor; dünyada tam bağımsızlık mümkün görülmüyor ve insanım bunu tam bağımlılığa yürüyecek şekilde algılıyor. Tam bağımsızlık belki bir ütopya, ya da ulaşılamayacak bir hedef. Ama tam bağımlılığın karşısındaki en büyük umut, en güçlü silah..

Eurovision 2008, Mor ve Ötesi..

eurovision Eurovision için Belgrad yolcusu Mor ve Ötesi. Geçen günlerde "Deli" adlı şarkılarını dinledim TRT'de. Güzel bir şarkı, geride kalan yıllarda yarışmada seslendirdiğimiz pek çok şarkıdan çok daha kaliteli. Ayrıca şarkının sözleri son yıllardaki akımın aksine Türkçe. Buna sevindim açıkçası..

Bu yıl Belgrad'ta yapılacak yarışmada nasıl bir sonuç alırız tam olarak kestiemiyorum. Sonuçta diğer ülkelerin adaylarının hepsini dinleme şansına sahip olamadım. Ama ortalama bir Eurovision finalini göz önüne alacak olursak, bu parçayla büyük bir başarı yakalamamız süpriz olur. Ama yine de Mor ve Ötesi'ne bol şans..

ATO'nun Enflasyon Oranı %275 Çıkıyor

enflasyon Ciddi devlette her kurum kişiliğini korumalı, çeşitli kurumlar onun ya da bunun emri altında kişiliksizleştirilmemeli. Bugün Türkiye'de maalesef bunları yaşayabiliyoruz, çeşitli kurum ve kuruluşlar kamudan ziyade hükümetlerin olabiliyorlar..

Resmi enflasyon rakamları açıklandığında güldüm. Evet, ağlanacak halimize güldüm. Sözde enflasonumuz %8.2 imiş. Enflasyonumuz hesaplanırken öylesine materyaller kullanılmış ki, afiyet olsun: dinamit lokumu bile var ) ATO ise gerçeğe daha yakın bir oran ortaya koyuyor, listesine dinamit lokumu yerine kırmızı mercimek veya evlerimize aldığımız gıda maddelerini alıyor. Listeye alınan maddeler "En fazla kullanılan 100 madde" adında ve bence gerçeğe çok daha yakın bir sonuç veriyor. En fazla kullanılan 100 madde içerisinde ise şunlar var: ekmek, çay, un, kira bedeli, elektrik, kömür, su, doğal gaz, belediye otobüsü ve dolmuş ücretleri..

Ciddi devletle başladık, ciddi devletle bitirelim: Bir devlet ciddi olmak iddiasındaysa, halkını matematiksel oyunlarla kandırmaz! Halkına lokum diye dinamit lokumu yedirmez! Bugün gelinen noktada bunu görüyoruz.. Ama şükür ki Sinan Aygün gibi değerlerimiz de mevcut, ciddi insanlarımız hala bizlerle..

Sevgilim Bir Odun!

istinye park Kapitalizm en sonunda çiftler arasına da utanmadan sıkılmadan girme başarısını gösterdi. Belki bu güne kadar da belli oranlarda vardı ama insanlar utandıkları için görmezden gelirlerdi bunu, ya da olgun bir davranış gösterip önemsemezlerdi sevgililerinin 14 Şubat'ta kendileri için ne kadar para döktüklerini! Bugün gelinen noktada ise bu mümkün değil, çünkü alışveriş merkezleri bunu bir zorunlulukmuş gibi sergilemekte aşağılık politikalar izliyorlar!

En son İstinyePark sol üstteki reklamı yayınladı 14 Şubat öncesi: "Sevgilim Bir Odun!" sloganı altına "Tersini kanıtla sevgililer günü hediyeni İstinye Park'tan almayı unutma!" yazmayı uygun bulmuşlar. Kimsenin odunluğu İstinyePark'a kalmadı. Reklamcı en öncesinde haddini bilmeli, kaş yaparken göz çıkartmaktan korkmalı. Ama bu reklam, çok farklı: sanırım amaç direkt göz çıkartmak ve belki de böylelikle dikkat çekmek! Yapılan hiç hoş değil!

İstinyePark en kibar ifadeyle "halt etmiş". Böylesine bir günü, böylesine bir reklamla katletmelerine üzüldüm; umarım herkes tepkisini info@istinyepark.com adresinden veya 0212 345 55 55 numaralı telefondan İstiyePark'a iletir. Daha söyleyecek çok söz var ama benden güzel sözler söylenmiş bu konuda; o sözleri paylaşmak yeterli olur sanırım: Taraf gazetesinden Ümit Kıvanç "Ya kusura bakmayın, kendimi tutamıyorum" diyerek başlıyor:

       Sardı aşkın amansız ateşi
                  Tohum bekleyen toprakları
                             Döküldü aşk kırmızısı
                                                Gül yaprakları.
                                                      Vladivostok'tan Buenos Aires'e
                                                                           Stockholm'den Rabat'a
                                                                                         Çok yavşaklık gördüm ama
                                                                                                     Erişemez hiçbiri 14 Şubat'a.

Kendimce.. Zor Bir Günün Ertesi..

çocuk2 Fazla bencilce bir yazı olacak; içimi dökmek için yazıyorum, rahatlamak için yazıyorum.. Bugün üzülerek karar verdim artık hayatta yalnız olmaya, büyük acılar çektim: çok şey söylemem gerektiğini bilerek ama konuşamayarak! Üzgünüm, birşeyler böyle ve böylesine olduğu için..

Ne yapmalı, nasıl yapmalı bilemiyorum. Böyle bir 14 Şubat için çok üzgünüm. Hayatımı sorguluyorum, dünümü ve bugünümü.. Üzülüyorum, yargılıyor ve cezalandırıyorum kendimi! Bugüne kadar "gerçekten" yaşamadığımı fark ettim. Evet, ben bugüne kadar "gerçek"ten yaşamadım, "gerçekten" mutlu olmadım ve "gerçekten" üzülmedim. Ama tüm bunları görerek bugün "gerçekten" üzüldüm.. Hayatta yok olduğumu fark ettim, diğer pek çok insandan çok daha hayata yakın görünsem de ben aslında hayatın içinde hiç olmadım. Üzülüyorum..

Yalnızlık bu kadar sevilir mi ya da yanlızlık nasıl bir beladır da insan onu her zaman yanında ister? Neden ben daha ilkokul sıralarında geleceğimi insanlardan olabildiğince uzak olsun diye karanlık ve sadece yıldızlar olan bir meçhulde hayal ettim? Sanırım bu bir rahatsızlık? Yalnız olmak istiyorum ama bir bakıma da.. Bilmiyorum işte, yardıma ihtiyacım var..

Hayattan zevk alamıyorum, hiçbirşeye hevesim kalmadı. En son ne zaman gerçek anlamda mutlu olduğumu hatırlamıyorum bile! ÖSS sonuçları açıklandığı anda bile hedefime ulaşmama rağmen sadece zoraki bir gülümseme var edebildim, ötesi gelmedi. İstedim ama gelmedi! Neyim ben, tüm bunlar ne anlam ifade ediyor bilemiyorum. Üzülüyorum; gerçekten üzülüp üzülmediğimi bile kestiremeden..

Mim Dalgası: Hayalimdeki Blog Eklentisi..

Yeni bir mim dalgası oluşmuş, mevzu "hayalimdeki blog eklentisi". Bu noktada uzun zamandır hayatlimde olan birşey var, o da blogumda an ve an nerede olduğumu ve neler yaptığımı paylaşabileceğim bir "şu an ne yapıyorum" kutucuğu. Bu kutucuk için fazlaca uğraşmalı ve nasıl yapılır bilmiyorum ama cep telefonum ile o kutucuğu her an güncelleyebilmeliyim. İlerleyen zamanda bunu başarabilir miyim, ya da bunu benden önce başaran herhangi bir blog yazarı oldu mu bilmiyorum. Tek bildiğim ilginç bir düşünce ve üzerine uzunca düşünülmeyi hak ediyor..

Bunun dışında bir mim ve benim asıl mim'im ise; "Bana göre mim nedir?". Mim, bana göre blogcular arası okuyucu paylaşımı ve tanıtımın günümüzdeki son noktası. Google da sıralarma savaşlarında güzel bir silah. Tüm bunların dışında blogumuzun tuzu biberi ) Güzel şey şu mim dalgaları, seviyorum..

Pası için mim sahibi Türkler Klanı'na teşekkürler. Ben pası burada gole çevirdim sanırım, bir daha pas vermiyorum bu sebepten )

Tuzla Tersanesi, 15 Yitip Giden Can..

tuzla Ne zamandır duyuyorum Tuzla Tersane'sinde birer ikişer öldüğünü insanımın. Ne gariptir artık alıştığımız şeyler arasına girdi insanımızın birer ikişer yitip gitmesi.. Bugünlerde de kaybettik bir canımızı Tuzla'da aynı tersanede.. 8 ayda kaybedilen 15. can da aramızdan ayrıldı.

Bugün gelinen noktada düşünüyorum da, bizim insanımıza öncelikle biz değer vermiyoruz. O insanlara güvenlikten yoksun ortamlarda ve belki sigortaları bile olmadan cehennem hayatı sunuyoruz. Ey bu ülkenin alçak yardakçı, yağcı aydıncıkları; yandan yedirdiğiniz insanlık adına, özgürlük adına onca satır yazı dökerken Tuzla'da en acı ve feci şekilde yitip giden canlara kalem oynatmamak nasıl bir şereftir!? Hayır, bu şeref değil; şerefsizliktir! İnsanımın yaşama özgürlüğü yok, bilmem farkında mısınız?

Yitip giden 15 can, bizim canımızdı ve bizden gitti o canlar. Hepsini acıyla anıyorum, yaşanmamış onca hayat için üzülüyorum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.