| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 03.2008 Other entries in 2008-03 resimler , videolar

AKP'ye Kapatma Davası

erdogan-gül Gündem bir türlü soğumuyor, her zaman sıcak ve yoğun. Yatgıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, "Laikliğe aykırı fiilerin odağı haline geldiği" iddiasıyla AKP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne dava açmış. Birileri her nedense şaşkın?!

Açıklamalar yapılıyor, en önde gelen laf da şu: "Halkın %47'sinin oyunu almış bir parti nasıl olur da kapatma davasına muhattap edilir?" Bu soruyu soranların demokrasi bilgisinden şüphe ediyorum, bu nasıl bir mantıktır: Halkın %47'sinin oyunu almak tüm kural ve kanunları saymamak gücünü verir mi? Halkın %53'ünün görüşlerini ve çekincelerini görmemek için nasıl bir sebep olabilir alınan %47'lik oy?

Bunca yıldır sözünü ettiğimiz hukuk devleti prensiplerinde, birileri mahkemeler olmasın diyor. Bu zihniyet dikta zihniyetidir, tek egemen güç ben olayim zihniyetidir. Mahkemler dün de varlardı, bugün de varlar ve yarın da olacaklar. En azından, zafer sarhoşları ortalığı dağıtmasınlar diye ellerine bir fincan acı Türk kahvesi tutuşturacaklar..

AKP tarafında ise bir şaşkınlık söz konusu değildir sanıyorum, sonuçta böyle bir davayı bekliyorlardır. Şimdi yapmaya çalışacakları şey, ekonomik programsızlıkları sonucu patlak verecek ekonomik krizin vebalini birilerinin üzerine atmak olacak. Mahkemeler, mi dediniz? Ben inanmadım!!

Yurdum yarı-aydınlarına gelecek olursak, Fatih Altaylı konuyu bugün çok güzel özetlemiş: "AK Parti hakkında da kapatma davası açılabilir. Dava açılmış olması ille de kapatılacağı anlamına gelmeyeceği gibi, iktidar partisi olması hakkında dava açılamayacağı anlamına gelmez. Entel dantel takımına sormak isterim, eğer AK Parti’nin gerçekten 'Laiklik karşıtı eylemlerin odağına haline geldiğine' inanmıyorsanız, bu davadan neden korkuyorsunuz."

Anında Görüntü Show ve Mahşer-i Cümbüş

mahşer Cumartesi geceleri Makina'dan boşalan zaman aralığını uzun zamandır doldurmaya çalışıyordum ki karşıma FOX ekranlarında yayınlanan "Anında Görüntü Show" çıktı. Osman Tan Erkır'ın sunduğu program Türkiye'de yeni bir konsept ve oldukça da başarılı.

Tamamen doğaçlama eseri bir komedi söz konusu. Altı oyuncu yaptığı doğaçlama esprilerle sizi oldukça eğlendiriyor. Oyuncuların zekasına ve doğaçlama yeteneğine hayran kalmamak pek olası değil; program içerisinde pek çok bölüm var ve hepsi oldukça zor. Tüm bu zorlukların altından ise Mahşer-i Cümbüş adlı tiyatro ekibi kalkıyor. Kenrilerini başarılarından ötürü tebrik ediyorum..

Sosyal Güvensizlik Yasası

çalışma_hayatı Yirmi yaşıma geldim, bugüne kadar Türkiye'de yaşananlar çoğu zaman birbirini izledi. Memur veya işçi hiçbir zaman doğru düzgün zam alamadı, hiçbir zaman yeteri kadar hak sahibi yapılmadı. Birşeyler ilerliyor, gelişiyor ama zamanın çok gerisinde kalıyordu. Kim derdi ki, o günleri de bize aratacaklar?

Bugün gelinen noktada ve hayatımda ilk defa memurun, işçinin maaşının azaltılabileceğini duyuyorum. Milli Eğitim Bakanı çıkıp, öğretmen maaşlarını yüksek bulduğunu söyleyebiliyor mesela. Ya da hükümetteki AKP, yeni bir sosyal güenlik reformu adı altında yurdum işçi ve memurunun elde ettiği hakları geri talep edebiliyor. Nasıl mı? Çalışan dul kadınımızın aylığını %25 azaltıyor, yıpratıcı sayılan işlerin çalışanlarına sunulan erken emeklilik hakkı alınıyor, emeklilerin destek pirimi ödeyerek çalışmaları engelleniyor, malullerimizin evlenen çocuklarının aylıkları tamamen kesiliyor, gurbetçi işçiler mağdur ediliyor, yaratak tedavilerde artık yurdum işçisinin cebinden daha fazla para çıkartılıyor, iş göremez insanım %10 hak kaybına uğratılıyor, devletin "baba"lık misyonuyla olsa gerek verdiği süt yardımı 120 YTL'den 58 YTL'ye düşürülüyor, Bağ-Kur'ludan aylık alınan destek pirimi arttırılıyor.. Ve tüm bu pakete de reform deniliyor. Ben yirmi yaşıma geldim, böyle reform görmedim. Durmak yok, yola devam AKP.. Eskiden kemer sıktırırdınız yurdum insanına, şimdi belindeki kemere göz dikmişsiniz. Kemerini çöz de bana ver diyorsunuz. Yuh artık..

Uludağ Üniversitesi'nde Sağ-Sol Kavgası..

kavga Uludağ Üniversitesi, sonunda gündemin tam ortrasına oturdu; elbette istediğimiz şekilde değil! Sağ-Sol kavgası olarak yansıdı medyaya.. Ne kadar sağ, ne kadar sol ve en önemlisi ne kadar politik; işte işin orası meçhul..

Lisede öğretmenlerimiz veya ailem üniversite girebileceğim politik olaylar noktasında bolca uyarılarda bulunmuştu. Hatta çoğu zaman üniversitelerin politika yeri olmadığı, okuyup adam olma yeri olduğu dikte edilmişti. O zamanlar oldukça karşıydım, nasıl olurdu da yirmisinde veya daha ilerisinde bir genç politikadan uzak tutulabilirdi üniversitede? Bugün görüyorum ki, politika yurdum gencine bir iki beden büyük kaçıyor!

İdeoloji, bilgi ve altyapı yoksunu onlarca kişi politika yaptığını sanıyor yurdum üniversitelerinde. Sağ olsun, sol olsun her iki grup üyeleri de çoğunlukla dünyadan ve en önemlisi kendi ideolojisinden bi haber. Bilgi sahibi yapılmadan, fikir dikte edilmiş kişiler. Üniversitelerin politikanın yeri olduğu ve hatta politikanın asıl yerinin üniversiteler olduğu fikrimin arkasında duruyorum hala. Yalnız görüyorum ki üniversitelerimde olgunca politika yapacak öğrenci maalesef çok az. Herkes baskı oluşturmak, ve ezikliklerini bu baskıyla tatmin etmek peşinde!

Uludağ Üniversitesi özelinde ise çok mutlu oldum. 40 bin öğrenci arasında 150 oradan 150 buradan toplam 300 öğrenci ortya çıkmış. 39.700 kişiyi pek de sarmamış bu "politlik oyun". 300 arkadaşım kendince bir politik duruşun içerisinde görmüş kendisini. Kendilerince slogan atmışlar ve bence hak etmedikleri bir karşılık görmüşler. Üniversite öğrencisinin kafasına bir er'in jop indirmesi bence oldukça had aşımına giriyor. Keşke diyorum, Rektörümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran işi joplar havalanmadan bizzat kendisi çözseydi?

Converse Çılgınlığı..

converse Yurdum gençliğini bir Converse çılgınlığı sarmış, bırakmıyor. Yolda yürürken hemen hemen on gencin dördünde Convers görüyorum. Pek çoğu yakın dostum diyebileceğim; düşünen, okuyan ve yazan insanlar. Onların da Converse giymesine daha da bir şaşırıp kalıyorum..

Okan, oturup da neden yazar insanların Converse giymesini? Anlatayim efendim: Öncelikle söz konusu ayakkabı estetikten hiçbir şekilde nasibini alamamış. Hammaddesi bez ve plastikten ibaret. Ne soğuktan ayaklarınızı koruyabilecek  ne de sıcakta ayaklarınızı havalandırabilecek bir yapıya sahip değil. Tüm bunlara karşın, fiyatı oldukça yüksek; Convers 80 ila 120 YTL arasıdna satılıyor. Yurdum gencinin bu parayı, böylesine yoksun bir ayakkabıya vermesine açıkçası hiç ama hiç anlam veremiyorum!

Bugün Gaykedi de bu konuda yazmış ve güzel bir soru sormuş: "Uzakdoğu'da en fazla 10-15 YTL maliyetle üretildiğini düşündüğüm, bu basit ayakkabılara verilen bu paranın büyük kısmı nereye, kimlerin cebine gidiyor, bir bilen var mı arkadaşlar? Nasıl sorumsuz, düşüncesiz, değer bilmeyen bir nesil geliyor, farkında mısınız Allah aşkına?"

Uludağ Kaçamağı ve Türkiyede Kış Turizmi

Uludağ Bugün yurttan arkadaşlarla bir otobüs tutup Uludağ'ın yollarına düştük. Öncelikle Sarıalan denilen dinlenme alanında sucuk ekmeklerimizi hazıladık ve afiyetle yedik. (Bir Adana'lı olarak mangalı yakmak ve o kadar sucuğu pişirmek elbette benden başlasına düşemezdi..) Ardından da kayak merkezinin de bulunduğu, Oteller Bölgesi de denilen alana doğru tırmanışa devam ettik..

Uludağ'a en son on yıl önce ailecek gelmiştik. On yıl öncesinde kar beni ilk zamanlar oldukça eğlendirse de zamanla fazlasıyla yormuş ve bu sebepten kara olan sempatimi zamanla kaybetmiştim. Bugün ise doğayı ve karı özlediğimi gördüm. İçimde farklı duygular kıprışmaya başladı ve bir anda arkadaşımın elindeki kameraya ağzımdan şu sözler döküldü: "Tanrının yurdum insanına bahşettiği bir doğa harikası burası.."

Gerçekten de öyle, Uludağ yurdum insanına bahşedilmiş bir doğa harikası. Bu cennetin değerini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Oysa biz yine hoyratça kullanıyoruz elimizdeki nimetleri. Uludağ'da mimariden o kadar uzak ve kötü oteller var ki, şaşırıyorsunuz. Bu kadar mı görgüden uzak insanlar inşaa ettiler bu yapıları, anlamak çok zor.. Sanırım Recep Tayyip Erdoğan'a katıldığım ender yazılardan birisi olacak bu; kendisine Uludağ'ın yapılaşamaması iddası noktasında sonuna kadar katılıyorum. Artık başbakan olarak, birşeyler yapar herhalde!?

Kadın Kutlanacak Ne Yapmış?

kadın Bugün malumunuz 8 Mart, dünya emekçi kadınlar günü. Günün bitmesine iki üç saat kala birşeyler karalamak istedim; günün anlam ve önemini belirtmek maksadıyla. Kendimi zorlasam da bu yıl kadınlarımızı kutlayacak pek bir etkinlik hatırlayamadım. Ey Türk kadını geride kalan 8 Mart'tan bugüne ne yaptın?

Ortada kutlanacak birşey olduğunu sanmıyorum, kendimi zorlasam da göremiyorum. Ne üniversitemde bir tek kadın porfesörüm var ne de herhangi bir ciddi kurumda. Kadınlar, nerelerdesiniz? Ortaya çıkıp birşeyler yapın ki, sizlere şükran duyup, şu blogun satırlarında sizleri kutlayabileyim. Yaptığınız çoğu zaman iyi bir eş ve iyi bir anne olmaktan öteye geçmiyor. Onun değerini de belediyeler belirlemişler, tanesi 50 kuruştan karanfil tutuşturuyorlar ellerinize.. Hayırlı olsun karanfilleriniz..

Mehmet Ali Erbil.. Polemik..

mehmet_ali Her ülkenin kendi televizyon malzemeleri oluyor, televizyonlar bunları alabildiğine kullanıyor. Bu malzemeler bazen birer format (BBG'giller veya şu sıralarda hala gündemde olan Popstar'giller gibi.) ya da insan olabilir. Biz formatları maalesef yataratamamkta ve dışarıdan ithal etmekteyiz. Televizyona malzeme yapacak insan bakımından ise yurdum malı ithallerine göre çok daha iyi..

Mehmet Ali Erbil böyle bir isim, televizyonunuzda alabildiğinize kullanabileceğiniz bir malzeme. Kendince bir kitlesi var ve bu kitle ne yaparsa yapsın onun peşinde. Bu noktada televizyonda iyi iş yapabiliyor Mehmet Ali Erbil. Ama sinemaya gelince işin boyutu değişiyor. Kendisinin yaptığı filmler seyirci çekse de Türk sineması açısından utanç kaynağı olmaktan öteye gidemiyor.

Dünyaca ünlü sinema sitesi imdb.com'un "Dünyanın En Kötü Filmleri" başlığı altında maalesef 5 filmimiz var. Bu beş film arasında dördünün ortak bir noktası komedi filmi olmaları. Ama asıl vurgulanması gereken nokta, bu dört filmin dördünde de baş aktörler arasında Mehmet Ali Erbil'in olması. Hal böyleyken, Mehmet Ali Erbil'in Yaprak Dökümü dizisinin aile babası rolünü canlandıran Halil Ergün'ün oyunculuğunu eleştirmesi çok anlamsız ve kendisi adına komik. Mehmet Ali Erbil, önce iğneyi kendisine bir batırsın..

Ertuğrul, Tayyip'e Karşı..

ertuğrul_özkök Hürriyet gazetesi işaret fişeklerini ateşlemiş görünüyor. Ertuğrul Özkök, yolsuzluk dedikodularının zamanla somut deliller de sunacağını ve pek çok yurdum belediyesinde operasyonlar gerçekleşebileceğini yazmış. Belediyeler dışında da iki bakanlıkta büyük operasyonlar bekliyor Özkök..

Belediyeleri geçelim, sonuçta Edirne'de olduğu gibi CHP'lisi de söz konusu olabilir AKP'si veya MHP'si de.. Önemli olan iki bakanlık. Ertuğrul Özkök acaba hangi bakanlıklara operasyon yapılmasını bekliyor, merak ediyorm. Merakımı da zamanla gidereceğim gibi görünüyor. Bu iki bakanlığa yapılacak operasyonlar bir bakıma AKP'ye yapılacak ve eminim Doğan Grubu'nun medya organları bunu alabildiğine değerlendireceklerdir.

Prof. Yalçın Küçük'ün bir teorisi var; Türkiye'de bir iktidar sonun başlangıç aşamasındaysa öncelikle Aydın Doğan gibi isimleri kaybeder. Yalnızlaşır, tek başına kalır ve iktirdardan düşer. Sanırım son günlerde Yalçın Küçük'ün teorisi bir kez daha doğrulanmaya başlıyor. AKP'nin arkasından Doğan'ın ve bu güne kadar yanında olan liberal aydınların çekilmesinin sebebi bu olsa gerek. Ayrıca bugün, dolar 1,23 seviyesine kadar yükseldi. AKP iktidardan nasıl ve neden düşecek sorusunun cevabı da sanırım EKONOMİ olacak..

Haber Kusmak..

Hurriyet-20010126 Gündemde yazacak birşeyler yoksa ve yarına kadar doldurulması gereken sayfalar varsa gazeteler çoğu zaman gereksiz haberle yönelmek zorunda kalıyor. Bugün hurriyet.com'da bir haber gördüm ve şaşırdım. Haberin girişi şöyle: "Şanlıurfa'da TOKİ'nin konut dağıtımı töreninde kadınlar ve erkekler ayrı tirübünlere oturdu. Kura sonucu kendilerine ev çıkan Öcalan ve sonrasında Karayılan soyadlarının duyulması salonda buz gibi bir hava esmesine neden oldu. Kurayı kazanan kişilerin PKK'nın elebaşlarıyla bir akrabağlığı olup olmadığı araştırılıyor."

İşin açıkçası şaşırdım, bir muhabirin bu kadar hukuk bilmez olacağını sanmazdım. İnsanlar, yasa dışı eylemlerde bulunan birisinin soyadını kan bağı veya tesadüf eseri taşıyorlar diye suçlu olmazlar. Bu hukukun en bilinen kurallarından birisidir. En somut tabirle, hukukta her koyun kendi bacağından asılır. Ayrıca haberin devamında isimlerden birisinin Abdullah Öcalan'ın da doğum yeri olan Urfa'nın Birecik ilçesinde bulunduğu ve bunun da akrabağlık ve bir bakıma PKK bağını güçlendirdiğini belirtmiş muhabirler. Birecik'i çok iyi biliyorum, Fırat'ın kenarında Şanlıurfa'nın diğer ilçelerine nazaran oldukça modern ve devletle bir sorunu olmayan bir halka sahip. Belediye başkanı Abdülkadir Yüksel iki dönemdir DYP'den aday olarak seçildi.

Bu önyargılar ve hukuk bilmezlik Doğan'ın gazete ve televizyonlarına haber taşıyan DHA'ya yakışmıyor. İnsanlar gereksiz yere ve anlamsızca zan altında bırakılıyor.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.