Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Nisan 2008 tarihli yazilar (sayfa 2)Nisan 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

2008 Blog Ödülleri'nde Oylama Başladı!

blogodullerilogo Güzel bir haber aldım; Microsoft'un sponsorluğunda Bloglama tarafından düzenlenen "2008 Blog Ödülleri"nde ön elemeyi geçerek yarışmacı olmaya hak kazanmışım. Bugün itibariyle oylamalara geçildi; ben bugüne kadar elimden geleni yaparak sizlere düzgü bir blog sunmaya çalıştım. Oylama noktasında ise elimden maalesef birşey gelemiyor, bu noktada sizlerin oyları önem kazanıyor..

Oylama işlemi oldukça kısa ve kolay. Yapmanız gereken şey, eğer üye değilseniz, çok kısa sürecek olan üyelik işlemini gerçekleştirmek ve ardından "haber-gündem" kategorisinden www.okanyuksel.net'i bulup oylamak. İşlemler oldukça kolay, ben yine de sırasıyla aşağıda yazdım:

1. Öncelikle 2008.blogodulleri.com adresine girin ve ana sayfadaki "Oy Ver!" yazısının üzerine tıklayın.
2. Henüz kayıt olmadıysanız kayıt olup siteye giriş yapın. İstediğiniz kategoriye geçmek için sayfanın sağ üstünde bulunan "Sıradaki Kategori" bağlantısına tıklamanız yeterli.
3. Haber-Gündem kategorisine geldiğinizde (Hemen ikinci kategori);
www.okanyuksel.net başlıklı kutunun hemen altındaki “Hemen Oy Ver!” butonuna tıklayın.

Söz konusu üç işlemi gerçekleştirdiğiniz takdirde blogumu oylamış bulunacaksınız. Yalnız, yeni üyelerin oylamaların geçerli sayılabilmesi için e-posta'larına gelen onay bağlantısını izlemeleri gerekiyor. Lütfen buna da dikkat edelim. Saygı ve sevgiyle..

Not: Sonradan bir ekleme daha yapayim, tüm bu işlemlerin yanında buraya tıklayarak da bloguma oy verebilirsiniz.

İnternet, Bilgi Denizi ve Blog Yazarlığı

internet Gelişen bilgisayar ve internet teknolojileri hayatımızı çepeçevre sarmış durumda. Günümüzün büyük bir bölümünü bilgisayar başında ve çoğunlukla internete bağlı bir sistemle geçiriyoruz. Evde, okulda vaya işte vazgeçilmezlerimiz arasında artık bilgisayarlar..

Tüm bunlara rağmen, internette mevcut Türkçe bilgi oldukça az. Bu noktada interneti bir bilgi denizi olarak göremiyorum, bir deniz bu kadar sığ olamaz. Karşımızdaki görüntü, benzetmeye uygun olarak uçsuz bucaksız bir denizi andırıyor. Aklınıza gelebilecek her alanda bilgi bulabiliyorsunuz. Ancak elde ettiğiniz bilgiler en fazla ansiklopedik düzeyde oluyor, daha derinlemesine en ufak bir bilgi kırıntısı bulmak bile olanaksızlaşıyor.. Kendimden yola çıkarak bir örnek vereyim, geçen aylarda ünlü gezeteci Bedii Faik'in anılarını okurken karşıma Ordu Süvari Ekibi çıktı. Türk süvarilerinin Mussolini karşısında kazandıkları büyük başarıyı okudum ve bunu internette paylaşmak istedim. Mussolini ve Ordu Süvari Ekibi başlığında yayınladığım yazıyı hazırlarken internette küçük bir tarama yaptım ve bu büyük başarıyla ilgili sadece üç beş satır bulabildim.. Bugün siz "Ordu Süvari Ekibi"ni Google'da ararsanız ilk olrak benim yazım karşınıza çıkacaktır. Bu da demek oluyor ki, blog yazarları yazılarıyla internet denizini genişletme ve daha da önemlisi derinleştirme olanağına sahipler.

Türkçe blog sayısı ve blog yazarlarının niteliği arttıkçe Türkçe bilgi denizimiz genişeyecek ve derinleşecektir. Bu noktada ben birşeyler biliyorum diyen her insanı blog yazmaya davet ediyorum..

İç Sorunları Dış Güçlere Gammazlamak!

Avrupa Konseyi Uzun süredir yazıyorum, iç sorunları dış güçler aracılığıyla halletmek çöküşe delalet etmektedir, diye. Bir devlet, iç sorunlarını dış dinamiklere pazarlıyorsa sonu Osmanlı'nın akıbetinden farksız olacaktır! Bugün Türkiye'deki siyasal olaylar bizlere, acı da olsa, Osmanlı'nın hasta adamlığını hatırlatıyor. Kendini bilmez birileri gidip, bu milletin iradesiyle kurulmuş ve yaşayan Cumhuriyet mahkemelerini Avupa'daki ağabeylerine şikayet ediyor!

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne baskı yapıldığını okuduk. Birileri AKP'nin kapatılma davasına hala alışamamış olacaklar ki, bu dava sebebiyle Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye aleyhte bir bildiri yayınlamasını istemişler. Bu biraz annenizi, babanızı veya kardeşinizi gammazlamak gibi birşey. Bu toprakların böyle bir örfü, adeti ve daha da önemlisi devlet geleneği yok! Bundan çok değil, yirmi sekiz yıl önce 12 Eylül'ün tüm ağırlığını sırtında hissetmiş bir devlet adamımız Avrupa karşısında ülkesini savunabilmişti. AKP'nin yaşadıkları ne kadar ağır olabiliyor da kendini bilmez birileri Türkiye'yi Batı'ya gammazlama hakkını kendinde görüyor?!

12 Eylül müdahalesinden hemen sonra, aynı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınması eğilimi baş gösterince; Türk heyetinden bilgi isteniyor. Kürsüye Prof. Turan Güneş çıkıyor. Üyesi bulunduğu parlamento ve partisi kapatılmış, birçok arkadaşı tutuklanmış olan bu devlet adamımız; belki de içi kan ağlayarak Türkiye'yi savunuyor ve üyeliğimizin devamı için mücadele veriyor! Devlet adamlığı, vatan sevgi budur; gammazcılık muz cumhuriyetlerinde görülür; Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir ve daha önemlisi onurlu bir geleneğe sahiptir. Bu onurla oynamaya kimsenin haddi ve hakkı yoktur!

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Hayatı Başkalarından Öğrenmek..

insan_değişim İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın organize ettiği Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin ödül töreni geride kalan saatlerde yapıldı. Türk ve dünya sinemasından pek çok filmin kısa tanıtımları yansıtıldı beyaz perdeye. Ödüller birer birer verilirken, Seçici Kurul Özel Ödülü'nü alan spor giyimli bir bey çok güzel bir konuşma yaptı. Aklımda kaldığı kadarıyla; "Hayatı bizlere başkaları, başka insanlar öğretiyor; benim rehberlerim filmler ve kitaplardı. Benim rehberlerim yönetmen ve yazarlardı.." dedi..

Hayatımda duyduğum en güzel teşekkür olmasa da en verimlisiydi diyebilirim. Bir anda ben de fark ettim, hayatı başkalarından öğrendiğimizi; hayata dair tüm görülerimizin başkalarının gözlemlerine dayandığını. Ne mutlu ki, hayatı öğrendiğim rehberler dünya aydınlanmasına katkıda bulunmuş isimler. Ama ya hayatı, iyi rehberler ışığında öğrenemeden örümceklenmiş beynin kurbanı olsaydım? Hayatta fazlaca aciz ve edilgeniz; hayatı bize tanıtan rehberler oranınca gözlerimiz görüyor dünyayı ve her birimizin gözleri farklı görüyor bastığımız toprağı. Hangimiz doğru yoldayız, hangimiz doğru yerde duruyoruz? Bunu henüz kestirmek çok güç ama okuyup düşündükçe olduğumuz yerin ne kadar doğru olup olmadığını görebiliyoruz. Sözün özü, bu hayatta okumalı ve bolca düşünmeli. Anca okuyup düşündükçe anlam kazanıyor hayata karşı duruşumuz ve savaşımız.

Kamer Genç'e Kalkan Eller..

Kamer Genç Bundan üç dört ay öncesinde Kamer Genç Muhalefeti başlığında bir yazı kaleme almış ve Kamer Genç'in politika üretmekte ve muhalefette ne kadar başarılı olduğunu yazmıştım. Bugün gelinen noktada yazdıklarımda ne kadar da haklı olduğumu, üzücü bir olay vesilesiyle de olsa hep beraber görüyoruz. AKP'li vekiller bir önceki mecliste muhalefetsizliğe öylesine alışmış olacaklar ki bugün gelinen noktada kendilerine muhalif hemen her sesi susturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ellerinden gelen şeyler o kadar basit ve bayağı ki, meclis çatısı altına hiç ama hiç yakışmıyor! Bakıyorlar ki Kamer Genç, kendileri gibi emir-komuta adamı değil; sus deyince susmuyor. Bunun üzerine susturmak için saldırıyorlar, evet yanlış duymadınız: saldırıyorlar!

Merak ettiğim şey, CHP'li ve MHP'li vekillerin araya girmemesi durumunda AKP'li vekillerin neler yapacağı? Acaba Kamer Genc'i milletinin temsilciliğini yapıyor diye linç mi edeceklerdi?! AKP'li, söz konusu, vekiller bir utanca imza atmış ve bu insanların imza attıkları utancı tasvip eden Tayyip Erdoğan da bu utanca ortak olmuştur!

Yaşananlar Kamer Genç'i pek de korkutacak çap ve boyutta değil, ne mutlu ki? Tunceli dağlarında politika yapan ve daha önemlisi bunu başarıyla uzunca yıllar sürdüren bir isimi el kaldırarak korkutamazsınız! Nietzsche'nin de dediği gibi "Öldürmeyen her darbe, beni daha güçlü kılar!". Ey AKP, Kamer Genç'e el kaldırdığın andan bugüne Kamer Genç artık daha güçlü bir muhalif!

Vizeler, Üniversite, Kütüphane, Ankara ve Kitap..

Kütüphane Üniversitede vizelerin sonuna geldim sayılır, yarın sabah Anayasa Hukuku Vizesi'ni de hallettiğim vakit özgür olacağım. Anayasa Hukuku güzel, bilindik bir ders; bu sebepten içim rahat. Tabii ben yine de tedbiri elden bırakmadım; bugün Merkez Kütüphane'ye gidip bir iki saat çalıştım. Bu sırada, üniversitenin önceleri çok heybetli görünen kütüphanesinin gözümde ne kadar da küçüldüğünü fark ettim. Geçen günlerde "Türkiyede Feodal Yapı ve Güneydoğu Araştırmaları" başlığında bir araştırma yapmaya kalktım, inanın en ufak bir kaynağa bile ulaşamadım. Kütüphaneden (ki kütüphaneye koca bir kat dolusu yüksek lisas ve doktora tezi de dahil) ve üniversitede geçirdiğim onca zamandan yola çıkarak şunu rahatlıkla yazıyorum: Üniversiteler bitmiştir! Feodaliteyle böylesine içli dışlı bir coğrafyada, feodalizm araştırmalarından bu kadar uzak kalmak, ayıptır!

Başlığın vizeler, üniversite ve kütüphane böylümünü üst paragrafta açıkladığımı düşünüp geçiyorum işin Ankara ve kitap kısmına: Yarın vizelerim biter bitmez ailemin yanına gidiyorum. Anlayacağınız bana yine yollar göründü, Ankara yolları.. Ankara'da uzunca bir süre kalmayı planlıyorum: bir ve hatta iki hafta kalabilirim. Bu sürede kendimi, daha önce de bahsettiğim, blog kitabıma vereceğim. Kitap konusunda şu anda araştırma va yavaş yavaş da bir şablon oluşturma aşamasındayım. Ayrıca yazımını tamamladığım bölümler de mevcut. Sanırım kitabı yayınlamam üç aydan çok daha fazla sürmeyecek ve kitabım Türkiye'nin ilk elektronik blog kitabı olma özelliğini taşıyacak. Çalışmak, insanlara anlatmak için bilgi taraması yapmak ve edindiğin bilgileri deneyimlerinle yorumlamak çok büyük bir mutluluk..

Barışa Tecavüz Etmek: Pippa Bacca!

Pippa Baca Yurdum gündemi maalesef bir utançla daha sarsılıyor: İtalyan sanatçı Pippa Bacca, İtalya'dan 4 Mart'ta çıkıp otostopla Filistin'e gitmeyi planlıyor, üzerindeki beyaz gelinliğiyle bir barış mesajını dünyaya duyurmaya çalışıyordu. Ne yazık ki herşey planladığı gibi gitmedi ve Türkiye'de tezavüze uğrayarak öldürüldü. Bu iğrenç durumu Türkiye hiç ama hiç hak etmiyor, etmemeli! Artık böylesine olaylar yurdum topraklarında yaşanmamalı, yolda yardım dileyen her kadına bir hayat kadınıymış muamelesi yapılmamalı!

Bu iğrençliğe sebep olan şahsiyet tüm halkımı ne yazık ki dünya kamu oyu önünde küçük düşürdü. Türk halkı bu utancı ve vizyonu hak etmiyor. Bugün görüyoruz ki, Türk halkı bir delinin kuyuya attığı taşı çıkartma derdinde. İtalyan halkından özürler dileniyor, af dilekleri seslendiriliyor. Tüm bunlar gerekli şeyler, yalnız ölçüyü de iyi belirlemek gerekmekte. Birileri fırsattan istifade yurdum isanına saldırıyor, herkesi potansiyel tecavüzcü ve katil yerine koyuyor. Bu kadarı  da fazla oluyor, unutmamalı ki daha dört beş ay öncesinde Avrupa'nın göbeğinde yurttaşlarımızın kaldığı bir apartman kundaklanarak onca yurttaşımız öldürüldü. Nedense Avrupa bu noktada pek de özür dileme gereği duymadı?! Özür dilenmeli ama bunu eziklik psikolojisiyle değil, insanlık gereği yapmalıyız. Ve hatta bir genç kızımız üzerine Pippa'dan kalan gelinliği giymeli ve onun yarım kalan yolunu tamamlamalı!

Pippa artık hepimizin gelini ve bu toprakların insanı. Onu ve özellikle haklı davasını tanıdık, sevdik; barış için onun kadar cesur adımlar atamasak de elimizden geldiğince satırlar yazmaya çalışıyoruz..

Medya'nın Devşirilmesi: Almanya ve Türkiye..

Hitler1 Yeni Harman dergisi, yine dolu dolu bir sayıyla karşımıza çıkmış. Son sayısında Özgür Atak'ın "Hitler'in Ayak Sesleri Gelirken Alman Medyası" başlıklı yazısı ise özellikle dikkate değer. Atak, yazısında Hitler'in medya ile olan ilişkisini çok güzel ortaya koyuyor: "Bu emin adımlarla yapılan yürüyüşte gayri resmi araçlar da kullanılır. Medya, her açıdan bu araçların en önemlisidir. Medya bu önemi nedeniyle, büyük sermayedarlar tarafında işletilen bir araçken, sermayedarların yakın durmayı tercih ettikleri siyasi yapının da bir anda sözcüsü, seslenme aracı haline gelirler. Üstelik en can sıkıcı yanı da bütün bu "sahibinin sesi" rolünü tarafsızlık iddiasıyla yaparlar. Giderek, iktidarın gücüyle de orantılı olarak, birer propaganda aygıtına dönüşen medya organları hükümetin siyasi ve ekonomik emelleri doğrultusunda onu sürekli destekleyci ve bir tek görüş doğrultusunda halkı sürekli yönlendirici görevini üstlenirler. / Almanya'da iktidara gelen Nazi Partisi uygulamaya koyduğu yasayla politik icraatlarına son sürat devam ederken sahip olduğu, topluma seslenme araçlarının dışında daha genel propaganda mekanizmalarına ihtiyaç duydu. Bu süreçte Alman medyasının tamamına yakını son derece kısa bir sürede, tiraj dikkate alınarak %96'sı (Larousse / II. Dünya Savaşı Ansiklopedisi), hükümetin dümen suyuna giriverdi."

Bugün Türkiye'de yaşanan durum bana biraz olsun Almanya'yı hatırlatıyor. Bunu da garipsemiyorum, medya neredeyse tüm dünyada bu noktada. Yerel olsun, ulusal olsun ve hatta uluslar arası olsun her medya organı maalesef birilerinin adamı konumundan öteye ekseriyetle geçememekte. Bu günümüz demokrasiylerinin en önemli sorunlarından bir tanesi. Bu sorun özellikle bizim gibi, demokrasiyle yeni yeni aşina olan yapılar için hayati bir öneme sahip! Bunu aşmamız gerekmekte, aksi halde Almanya'nın o utanç tarihi bizim topraklarımızda da tekerrür edebilir?!

Tarihi Tekerrür Ettirmek?!

Avrupa-Türkiye Türkiye Avrupa Birliği yolunda uzunca bir süredir, mesafesi meçhul bir yol kat etti. Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği'ne girmek pek de yakın bir tarihte mümkün olacağa benzemiyor. Buna rağmen, tüm kurumlarımız üzerinde Avrupa Birliği etkisini görmek mümkün. Çağımızda tam bir bağımsızlığın pek de mümkün olmadığı anlaşıldığı takdirde, Avrupa Birliği'yle olacak bir birlikteliğin doğuracağı kısmi bağımlılıklar hazmedilebilir. Benim hazmedeğim şey, Avrupa Birliği'nin her daim bize büyük bir bilmişlikle ders vermesi.

Aynı şeyi, daha doksan yüz yıl öncesinde de yaşadık. Birileri iç sorunlarını dış desteklerle halletme yoluna gitti. Almanya'yı arkasına alan Almancılar, İngiltere'yi arkasına alan İngiltereciler kendi ve büyük oranda da göbeklerinin bağlı olduğu ülkelerin politikalarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Hal böyle olunca da Batı büyük bir bilmişlikle bizi "adam etme" misyonunu kendinde gördü. Sonuç olarak kanımızla sulanan uçsuz bucaksız toprakları kaybettik. Bugün de birileri Amerikancı ya da Avrupa'cı olmuş; buna üzülmemek elde mi? Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde bu halkın kanını akıtarak kazandığı onuru böylesine harcamak insana yakışır mı?

Gelinen noktada üzülüyorum. Zaman bizim için ilerlemeden çok gerilemeye tekabül ediyor. Acaba Mustafa Kemal Türkiyesi'nden bugüne kaç defa Batıda böyle anıldık: Yıl 1929 yılının 3 Ocak günü, Newyork Times Türkiye'nin eğitim devrimini duyuruyor: "Türkiye hiç değilse bir bakımdan eski cumhuriyetleri utandıracak biçimde yeni yıla girdi. Dört ay içinde Türkiye'nin okur-yazar bir ülke olması planlanmıştır. Biz kendi beyaz çocuklarımız arasındaki okur-yazarlık oranını 150 yılda yükseltebildik."

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.