Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Nisan 2008 tarihli yazilar (sayfa 3)Nisan 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

İşgal İstanbul'u ve Hasta Adam

İstanbul Üniversitede vizeler olanca hızıyla devam ediyor. Ben de bu sebepten kütüphanede oldukça zaman harcıyorum. Geçen gün bilgisayardan bilgi taraması yaparken çok ilginç bir kitaba rastladım. "İşgal İstanbul'u" adında Nobel'li yazar Ernest Hemingway'in kaleminden çıkmış, içeriği oldukça geniş ve farklı bir kitap. İlerleyen günlerde kitabın tüm ilginç noktalarını birer birer sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bugün sadece kitapta geçen İstanbul betimlemelerini sunmakla yetineceğim..

30 Eylül 1922 itibariyle kaleme alınan şu satırlar İstanbul hakkında oldukça şaşırtıcı: "İstanbul'da kaç kişinin yaşadığını kimse doğru dürüst bilmiyor. Şimdiye kadar sayım mayım yapılmamış. Bu kentte 1.5 milyon insanın yaşadığı sanılıyor. Yağmur yağmadığı zaman İstanbul'da o kadar çok toz oluyor ki, Peya'ya (Beyoğlu) paralel tepelerin üzerindeki sokaklardan geçen köpeklerin ayaklarından sanki havaya bir toz bulutu yükseliyor. İnsanlar da ayak bileklerine kadar toza batıyorlar ve rüzgar esti mi, arada tam ve yoğun bir bulut oluşuyor.

Yağmur yağınca da her taraf çamur içinde. Kaldırımlar öylesine dar ki, herkes sokakta yürüyor; sokaklarsa dereden farksız. Gidiş geliş kuralı diye birşey yok. Motorlu araçlar, atlı arabalar, tramvaylar, sırtlarında ağır yükleriyle hamallar hep birlikte gidip geliyorlar. Yalnızca iki anayol var, geri kalanların hepsi ara sokak. Anayollar da ara sokaklardan daha ahış şahım değil..

Türkler günün her saatinde dar yolların kenarlarındaki kahvelerde oturup nargilelerini fokurdatıyorlar, bir yandan da insanların midesini yakup kavuran rakılarıyla yudum yudum demleniyorlar. Bu içki o kadar sert ki, yanında meze olmadan içmek olanaksız gibi birşey."

Kitabı bir an önce edinmenizi öneririm, ben elimden geldiğince kıyısından köşesinden paylaşmaya çalışacağım ama kütüphanenizdeki en ilginç kitaplardan birisi olmaya aday İşgal İstanbul'u. Benim elimdeki baskı benimle aynı yaşta, 1988 baskısı kitabın. Sanırım yeni baskıları da mevcut, bir bakın..

Erdoğan, Doğan'a Karşı!

Doğan-Erdoğan İlk olarak Ergenekon operasyonu kapsamında adı geçirildi Aydın Doğan'ın, yanlış hatırlamıyorsam Doğu Perinçek'e Aydın Doğan ile ilgili sorular soruldu. O günden bugüne bu işin üzerinde pek durulmadı. Bugün ise Serdar Akinan, Akşam'daki köşesinden çok önemli bir açıklama yapmış: dikkat diyor, Tayyip Erdoğan Aydın Doğan'a karşı bir duruş sergileyecek yazıyor. Tayyip Erdoğan'ın elindeki dosyanın sağlam olduğu söyleniyor, dosyanın içerisinde uzun süredir Fatih Altaylı'nın da dile getirdiği vergi kaçırma iddiaları yer alıyormuş.

Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur.

Tüm bunları görünce, açıkçası midem bulandı. Bu nasıl bir zihniyettir? Başbakan, ülkenin en güçlü insanlarının dosyalarını tutuyor; bu insanların suç olduğunu iddia edebileceği eylemlerini kayıt altına alıyor. İş bununla da bitmiyor, ülkemin en güçlü yayın grubunun sahibi başbakan ile ilgili bir dosya tutuyor elinde. Dosyaların içeriğinden hiçbirimizin tam olarak haberi yok! İlk olarak bir başbakanın görevi suç olarak gördüğü şeyleri mahkemelere veya gerekli organlara havale etmek değil midir? Aydın Doğan'ın dosyasındaki bilgileri saklamak ve gerekli organlarla paylaşmamak suçtur! Peki ya Aydın Doğan'ın yaptığı? Bu nasıl bir medyadır, bu medyanın hiçbir ilkesi yok mu? Nasıl olur da birşeyler saklanır, belki birgün lazım olur diye sümen altı edilebilir? Bu gazetecilikle veya televizyonculukla ne kadar bağdaşır?!

Kitap Hazırlığı..

Kita Bugün radikal bir karar aldım, kitap yazacağım! Kitap bir araştırma ve tanıtım kitabı olacak, konusu ise hepimizin aşina olduğu bir şey: blog! Türkçe kaynak sıkıntısı öylesine ileri boyutlarda ki, artık birilerinin bu işe eğilmesi ve blog hakkında Türkçe birşeyler karalaması gerekiyor. Bunu uzunca süredir diğer blog yazarlarından bekliyordum ama bugüne kadar kimseden ses çıkmayınca iş bana düştü.

Herşey şu an için çok taze. Kitap sadece bir fikirden ibaret, olma olasılığı fazlaca mümkün bir fikirden! Kitap, sanırım 3 ay içerisinde hazır olur; tabii ki bolca araştırma, tarama ve mesai ile.. İşin sizin adınıza güzel olabilecek tarafı ise, kitabın bir elektronik kitap olması! Kitabı blogumdan ve sanal yayın evlerinden ücretsiz olarak edinebileceksiniz. Umarım bu yolda bana döküman ve fikirlerinizle destek olursunuz. Saygı ve sevgi ile..

Yalçın Küçük & Alev Alatlı: Aydın Üzerine..

Alev Alatlı Yıl 1994, zamanın en fazla izlenen televizyon kanlallarından birisinde Yüksek Tansiyon adında bir program. Türk aydın tarihine geçmiş iki isim "Aydın"ı, "Türk Aydını"nı tartışıyor. Prof. Yalçın Küçük ve Alev Alatlı aydına olan farklı bakışlarını ortaya koyuyorlar ve tartışıyorlar..

Bu tartışmayı baştan sonra Gürkan Hacır'ın paylaşımı sayesinde izleyebiliyoruz. Programın tamamı YouTube'ta ona kadar bölüme ayrılmış şekilde yer alıyor. (Aşağıda bağlantısını ekledim.) Programı izlerken Türkiye'de ileriye doğru değil de geriye doğru bir seyir olduğunun farkına vardım. 1994 yılında yapılan bu entelektüel tartışmayı bugün yurdum televizyonlarında görmemiz çok ama çok düşük bir ihtimal! Burada bir saptama yapıyor ve diyorum ki, yıllar ilerledikçe biz gerilemişiz! Bu Televole düzeni sürüleştirmenin en büyük kozuymuş meğersem. Nerelerden nerelere düşmüşüz? Bu topraklar geçmişte, dünyayı yorumlardı oysa ki. Yunan Ege'de dünyayı çözümleme telaşındaydı. Harran'da ilk üniversiteyi kurdu bu toprakların insanı. Madem kendimize saygımız yok, bu topraklara olsun bari. Oturup adam gibi entelektüel tartışmalar yapalım, konuşalım..

Yalçın KüçükAydın noktasında ise Yalçın Küçük zaafiyetim ortada, Alatlı'nın düşüncelerine saygı duysam da ben de Prof. Yalçın Küçük gibi aydının bir mücadele adamı/kadını olduğuna inanıyorum. Aydınlanma ister istemez dünyanın düzenine çomak sokmayı ve dünyayı etkilemeyi gerektiriyor, en azından aydın bunu istiyor! Aydın olmak sadece bir serüven yaşamak gibi ciddiyetsiz olmamlı, aydın olmak belki de bu dünyadaki en ciddi işlerden birisi..

Bir parça bez parçasını aylarca tartışan ve artık mide kasılmalarına vesile yurdum gündemine bir soluk vermek istedim. Bu gündem adamı aptal yapar, diyorum; gelin biz aptallaşmayalım, sürüleştirilmeyelim. Sunni gündemlerle boğulmasın beynimizin o güzel kıvrımları. Türk aydınını ve Türk aydınlanmasını tartışalım.. Tartışmaya programı izleyerek başlamak isterseniz ilk bölüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Saygı ve sevgi ile..

Vize, vize, vize.. Akendiz Üniversitesi'nde Kargaşa..

akdeniz_üniversitesi Bugün yazıyı okuldan girmek zorunda kaldım. Malum üniversitelerde vize sezonu açıldı, bugün biz de Dış Politika ile vizelere başlamış bulunduk. Sanırım AA gelecek, dış politikam :) Beni korkutan ise Matematik! Uluslararası İlişkiler öğrenimi içine matematik serpiştiren bir sistemi anlamıyorum. Bana ne Türev'den İntegral'den? Şİmdi kim oturup da Türev, İntegral çalışacak?!

Biz vizelere girerken Antalya'da akranlarımız birbirine girmiş ve hatta silahlar sıkılmış. İzlerken iğrendim! Bu kadar mı yönetim zaafiyeti olabilir? Nasıl olur da, bir üniversitenin ta içine kadar belinde silahla girebilir öğrenci olmayan birisi? Nasıl olur da günler öncesinden istihbarat alınmasına karşın önlem alınmaz? Orada bir öğrenci saçma sapan bu sebepten dolayı hayatını kaybederse; kim; nasıl izah edecek acılı bir anneye oğlunun nasıl öldürüldüğünü?!

Türkiye'de yine kaşınmaya başlandı eski yaralar! Şunu herkes aklına soksun ki, bu topraklarda yaşayan her ideoloji ve etnik köken kardeştir! Bunun aksini iddia etmek, alenen vatana ihanet ve hatta şerefsizliktir! Üniversiteleri sunni gündemlerle karıştırmak ve eğitime gölge düşürmek hakkını kimse kendinde görmesin. Ve özellikle yönetici koltuğunda oturan insanlar, lütfen görevlerini tam olarak yapsınlar!

Bilgi İhbar Merkezi

internett İnternet noktasında dün ile bugün arasındaki en önemli fark internet okurluğundan internet yazarlığına olan geçiştir. İnternet'in Türkiye'ye gelmesi ve yaygınlaşması sırasında halkın genel eğilimi internet okurluğuydu. İnsanımız internette gazete okur, daha önceden yazılmış bilgileri bulur ve internette sunulanla yetinirdi. Bugün ise durum çok daha farklı, artık forumlar ve bloglar sayesinde insanımız internet yazarlığı da yaparak internette kendi düşüncelerini var kılabiliyor.

Bu noktada ise milyonlarca bilgi doluyor internet ortamına, bu bilgilerin güvenilirliği ve yasallığı ise çoğu zaman sorgulanmıyor. Sorgulanmayan ve çokluğu bakımından kontrole tabi tutulmayan bu bilgilerin yasallığı da söz konusu olmuyor. Bugün halayayında bulunan ve şikayet edildiğinde gerekli işlemin yapılabileceği on binlerce yayın var. Bu noktada sizlerin yardımlarına ihtiyaç duyuluyor.

İntihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynatılması için yer ve imkan sağlama, Atatütk aleyhine suç işleme noktasında yayın yapan tüm internet siteleri sizlerin ihbarlarıyla kapatılabilir. Bunun için yapmanız gereken http://www.ihbarweb.org.tr adresindeki forumu doldurmak ya da 0312 582 82 82'yi aramak.

Daha temiz bir İnternet için herkese görev düşüyor. Bu noktada özgür bir internet ortamı yara alır mı, pek sanmıyorum. Mustafa Kemal'e hakaret etmek, ya da çocukları cinsel olarak istismar etmek özgürlük sayılmamalı. Yalnız işin müstehcenlik boyutuna anlam veremedim, kimi ne ilgilendiriyor?!

Mim Dalgası: Güzel Bir Sahne..

Bir günde ikinci mim'imi girerek kendi rekorumu kırıyorum :) Önder, beni Ajanda Blog'ta mimlemiş. Konumuz en sevdiğimiz filmin bir sahnesi veya hoşumuza giden bir video. Bundan uzun zaman önce, ki blog yazmaya yeni başladığım günlerdi, Zozo adlı bir film tanıtmıştım. Film bir çocuğun gözünden Lüban'da yaşanan savaşı konu alıyordu. (Tanıtım yazım için, tıklayınız.) Filmin çok etkileyici sahneleri var, bunların hepsini Youtube'ta arasam da bulamadım. Bu sebepten filmin tanıtımını aşağıda beğeninize sunuyorum, umarım beğenir ve filmin VCD ya da DVD'sini bir an önce edinirsiniz.. Bu vesileyle tekrar yazmak istiyorum, ey Imad Creidi küçücük yaşına karşın ne büyük oynamışsın?

Çocuk İstismarını Durdurun!

çocuk istismarı Özür dileyerek başlıyorum, uzunca bir süre önce Damacana dostum tarafından mimlenmiş olmama rağmen ancak bugün mim'in gereğini yapıyorum. Umarım kendisi özrümü kabul eder. Mim'imizin konusu başlıktan da anlayacağınız üzere "Çocuk İstismarı". Bu mim dalgasının diğerlerine nazaran farklı özellikleri ve yapılması şart koşulmuş gerekleri var: Örneğin yazınız içerisinde "Çocukluğunuzdan hatırlardığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissttirdikleri"ni anlatacak, söz konusu bannerı ekleyecek ve "Çocuk istismarını durdurun!" sloganına yazınız içerisinde yer vereceksiniz.

Çocukluk günlerimde ilk dinlediğim şarkı/lar Grup Vitamin'inkilerdi. Evde bir teyp ve bir Vitamin kasedi her daim vardı. Sanırım ablam ya da ağabeyim alıyordu Vitamin kasetlerini. Absürt bir hiciv örneğiydi bu şarkılar ve ben sanıyorum işin absürtlüğüne ilgi duyuyordum. Vitamin'de beklenmeyecek tonlamalar ve hareketli bir müziği olması sarmıştı beni. Bugün dinlediğimde ise Vitamin hala güzel geliyor kulağıma..

Küçük bir çocukken bile eleştirisel bir müziğe yöneldiğimden olsa gerek, bugün de çocuklarımız konusunda eleştiri yapacağım! Çocukluk yıllarımda, Adana'da yerel bir kanalda boğazına ip geçirmiş ve kendisini boğmaya çalışan bir kız çocuğu görmüştüm. Kızcağız sıkabildiği kadar kendi boğzaını sıkıyordu. Öyle ki kızcağızın yüzü mosmor kesilmişti ki olayın geçtiği resmi kurumun güvenlik görevlileri kızı kendinden kurtardılar. Ben o zamanlar ölünebileceğinin ya da ölebileceğimin pek de farkında olmayan bir bisküvit çocuğu olarak şok olmuştum. Kızın yaptığının sebebini öğrendiğimde daha da şaşırdım: Kızcağız elinden alınan satış tezgahını istiyordu..

Bugün hala o görüntüler, kızın o mosmor yüzü aklımda. O günden bugüne değişen pek de birşey yok ve hatta sokaklarda sürünen çocuk sayısında hayli bir artış var. Çocukların ekonomik olarak istismarını durdrumamız gerekiyor. Bacak kadar saydığımız çocukların hayatlarına kapitalist bir sevgisizlik sokmaya hiçbirimizin hakkı yok. Çocukların o pembe dünyalarını karartmak, karanlık bir Türkiye demektir. Çocuklarımız sokaklarda ve fabrikalarda bir işçi olduğu sürece her birimiz suçluyuz. Her birimiz bu suçun ortağıyız.. İşte bu sebepten, çocuk istismarını durdurun!

Demokrasicilik Oynamak!

tbmm1 Demokrasiden beni soğutan ilk isim Montaigne, ardından da Adolf Hitler. Hitler, Kavgam adlı kitabında demokrasiyi çok güzel ve etkili tenkit ediyor. Alman demokrasisinden böylece soğumuşken bir de karşıma yurdum aydınları ve özellikle Yalçın Küçük çıkıyor. Ben bu aşamada karar veriyorum, demokrasinin en ideal yönetim şekli olmadığına. Şu an elimizde daha iyisinden yoksun olduğumuz için demokrasi diyoruz. Bu da demek değil ki, demokrasi eleştirisi yapmayacağız!

Daha bugün bir komediye daha şahit olduk. AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozbağ, hükümet ve sendikalar arasındaki uzlaşmadan ötürü, tasarının 35. maddesinin değiştirilmesi için önerge veriyor. Önergeyi muhalefet partileri CHP, MHP ve DSP de destekliyor. Sıra oylamaya geldiği vakit, salona giren AKP'lilerin hemen hepsi kendi önergelerinin oylandığından habersiz bir şekilde, sırf muhalefet partileri kabul oyu veriyor diye ret oyu veriyorlar. AKP'nin kendi önergesi AKP'lilerin oylarıyla reddediliyor böylece. Sendikalar haliyle şaşkın, AKP kendi önergesini reddediyor sonuçta. Ne günlere kaldık, değil mi? Halimize gülsek mi ağlasak mı?

Bundan yıllar öncesinde okumuştum Prof. Yalçın Küçük'ün İsyan adlı kitabını. Kitaptan paylaştığım şu satırlar yeteri kadar durumu özetliyor: "Şimdi yasalar hem tekellerin bürolarında hazırlanıyor ve hem de Brüksel'deki bürolardan gönderiliyor. Bunlara, artık "paket" diyoruz ve paket ithal edilmektedir. Artık bırakınız halkı, Meclis'lerde koltuklara oturulan ve bir büyük kendini bilmezlikle, kendilerini "milletvekili" sananlar ne çıkardıklarını bilmiyorlar. Bir günde 17 yasa çıkartmakla övünüyorlar, parça başına ücretlerini alan ameleler bile artık daha çok halkı temsil ediyorlar. Bitmiştir."

60 Adet Atatürk Barajını Çöpe Atmak

atatürk_barajı Türkiye dış borçlarla döndürülen bir ülke halini aldı. Bunun sorumluluğunu bugüne kadar gelen her hükümet aldığı dış borçlar oranınca paylaşıyor. Bu ülkeyi ekonomik olarak dışa bağımlı hale getiren zihniyet maalesef hala iktidarda ve yurdum insanının emeği bu politikalarla sömürülüyor. Türkiye sömürgeleştiriliyor!

Bugün gelinen noktada aldığımız borçları, borç alarak ödemeye çalışıyoruz. Bu noktada da yüksek faizlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz bir hal alıyor. Dünyanın genel olarak rahatladığı ekonomik sürecin sonlarına gelindiği şu günlerde Türkiye'de artık birileri halka hesap vermeli. Sadece 2003'ün başından 2007 yılına kadar olan süreçte Türkiye 184.000.000.000 $ faiz ödemiş bulunuyor. Bu para resmen çöpe atılıyor, bu paranın asıl sahipleri ise yurdum insanı! Halkımın parasını birilerinin çöpe atmaya hakkı yok! Yüz seksen dört milyar dolar demek, haklı bir şekilde övündüğümüz Atatürk Barajından 60 tane daha yapabilmek demek! Kimsenin yanlış ekonomi politikalarıyla böylesine büyük bir değeri cebimizden aşırmaya hakkı yok! Daha doğrusu yok-tu?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.