Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Mayıs 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Mayıs 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

TC'nin Telefon Dinleme Ritüelleri

Telefon Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, kendisini dinlediğini düşündüğü bir aracı Emniyet Müdürü'ne şikayet etmiş; yapılan araştırmada aracın bir polis aracı olduğu ortaya çıkınca da medyada kıyamet kopartılıyor. Yahu kardeşimi burası Türkiye.. Maalesef, biz böyle şeyleri bol bol yaşamış ve daha da acısı böyle ritüelleri kanıksamış bir milletiz. Genelkurmay Başkanımızın "Türkiye'de herkes gibi bizim de telefonlarımız dinleniyor." açıklamsı daha hala akıllardayken, bu şaşkınlık da niye? Bu ülkede bürokratlar, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları dahi dinlenmişken bir Anayasa Başkanvekili dinlenmiş çok mu?!

Hasan Celal Güzel, 12 Eylül ardından Turgut Özal'a müsteşarlık yapmaktadır. Birgün telefonunun dinlendiği şüphesine kapılır ve bunu oldukça ciddiye alır. Bunun üzerine de tüm telefon görüşmelerine şu girizgahla başlar: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, emri uygulayıp dinleyenin, banda alanın ve deşifre edenin anasını avradını ve yedi sülalesini ... " Günler ve girizgah sürüp giderken birgün Sayın Güzel'in kapısı çalınır. Gelen bir memurdur, yapılan hoşbeşin ardından memur ağzındaki baklayı çıkartır: "Beyefendi, her gün telefonla konuşurken, 'Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, dinleyenin, banda alanın, deşifre edenin yedi sülalesini ... " diyorsunuz ya, işte dinleyen, banda alan, deşifre eden benim; ama ben de emir kuluyum." Sayın Güzel, o günden sonra memura hak vererek girizgahının kapsamını daraltır: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, deşifre metnini okuyanın anasını avradını ve yedi sülalesini..; dinleyen, banda alan, deşifre eden hariç."

Acı ama halimiz böyle: gülüyoruz ağlanacak halimize. Devletin en üst kademelerine, devlet kendisi bile güvenemezken; bu halkın devlete olan güvenini tam anlamıyla nasıl sağlayabiliriz? Bu halkın içindeki şüpheleri nasıl yok edebiliriz?

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Türkiye'den Bir Elizabeth Geçiyor..

Elizabeth Türkiye'den bir kraliçe geçiyor, İngiltere Kraliçesi Elizabeth çeşitli temaslar için Türkiye'de. Bizler pek alışık değiliz Krallara, Kraliçelere ve özellikle de kendilerine has protokol kurallarına.. Gazetelerde sayfa sayfa protokol kurallarından söz ediliyor, açıkçası ben tüm bu kurallara şaşırdım. Örneğin kraliçeye sadece "Majesteleri" olarak hitap edebiliyorsunuz, ya da kraliçe size elini uzatmadan siz ona elinizi uzatamıyorsunuz. Ki bu sırada siz eldiveninizi çıkartmak durumunda kalırken kraliçe eldivenlerini çıkartmıyor. Akşam yemeğinde ise bayanlar abiye elbise, erkekler ise frank-simokin giymek zorunda. Bayalar eldivenlerini de takmayı unutmuyorlar ve Kraliçe onlara elini uzatırsa eldivenlerini çıkartmak zorunda kalıyorlar.

Protokol kurallarına bakınca, dediğim gibi, şaşırıyorum: 21. yüzyılda İngiltere gibi bir ülkede, siyasal gücü olsun ya da olmasın, kraliçelik gibi bir kurumun olması abesle iştigaldir. Böyle bir kurum, sembolik olsa bile günümüz dünyasına ve özellikle demokrasinin beşiği saydığımız Avrupa'ya yakışmıyor.

Tansu Çiller Siyasete Geri Dönüyor..

Tansu Çiller - Maka 28 Nisan'da "Tansu Çiller Siyasete Geri Mi Dönüyor?" başlıklı bir yazı kaleme almış ve yakın zamanda Tansu Çiller'in DP Genel Başkanılığı koltuğuna oturabileceğini yazmıştım. Aradan yaklaşık on beş, on altı gün geçti ve DP Genel Merkez'inden iddiamı doğru çıkartabilecek sesler yükselmeye başladı. Hürriyet yazarı Fatih Çekirge, şu an DP genel başkanı olan Süleyman Soylu'ya partiden gelen sesleri sormuş. Sayın Soylu, özet olarak şunları söylemiş: "Genel İdare Kurulu'muzda ani bir karar alındı. Bütün gündem maddelerini bir kenara bırakıp sayın Çiller'in paritye dönüp dönmeyeceği konusunu tek madde olarak tartışmaya açtık. Dört saatlik topantı sonucu şu kararı aldık: Bir heyet oluşturup Çiller'e gönderiyoruz. Sayın Çiller'in partiye dönmesi için. Kabul eder mi etmez mi bilmiyorum."

Gelinen noktada, mutluyum çünkü bir saptamamın daha yerinde olduğunu görmüş oldum. Tansu Çiller DP genel başkanlığını üstlenir mi üstlenmez mi, bunu elbette zaman gösterecek. Şu an itibariyle söyleyeceğim tek şey, bunun kuvvetle ihtimal olduğudur. İnsanlar Tansu Çiller'i destekler mi, desteklemez mi orasını da zamana bırakmalı. Bu noktada ya "Çiller artık dönemini tamamlamıştır." ya da "Çiller kazandığı deneyimle yeni bir vizyon yaratabilir." görüşleri ortaya atılacaktır. Zaman herşeyi gösterecek, umarım bu sefer ülkemin yararına işler saatlerimiz..

Çin Halk Cumhuriyeti < 7.3

Çin Yıl 2008, dünyanın süper güçleri arasında yer edinmeye çabalayan bir devlet.. 7.3 şiddetinde bir deprem ve sonrasında yaşanan yıkım, acı ve ölümler.. İnsan şaşırmadan edemiyor, şaşkınlığımız bilgisizliğimizden olsa gerek? Çin'i gözümüzde fazla mı büyüttük, anlamadım? Çin ekonomik olarak, pek tabii, ciddi bir güç yalnız bu güç sosyal hayatı kalkındırmaktan oldukça uzak. Bugün uluslar arası ajansların geçtiği fotoğraflar bizlere bunu gösteriyor..

Japonya'da binalar 8 ve hatta 8.2 şiddetindeki bir depreme dayanacak şekilde inşa ediliyorlar ve bu sebepten yaşanan depremlerde bir tek kişi bile kaybedilmiyor. Bu da demek olnuyor ki, istenildiği takdirde depremlerin yıkıcı etkisi minimize ve hatta yok edilebiliyor. Çin ise Japonya'daki standartlardan oldukça geride kalmış görünüyor, yıkılan okullar ve enkaz altında kurtarılmayı bekleyen öğrenciler bizde gelişmekte olan ülke izlenimi veriyor.

Karşımdaki manzaraya bakınca, Çin'in ne kadar gelişmiş bir ülke olduğunu sormadan edemiyorum? Çin gerçekten gelişmiş bir ülke mi? Yoksa insanlarının ucuz iş gücünü dünyaya pazarlayan ve şu kısacık hayatta insanına çalışmaktan başka alternatifler sunamayan, medeniyetten uzaklarda bir devlet mi? Yaşanan deprem, Çin'i enine boyuna tartışmamıza vesile gibi görünüyor. Yaşananlar bize gösteriyor ki Çin < 7.3...

Kanal Türk'ün Satışı ve Bir Çok Şey..

Kanal Türk Kanal Türk'ün büyük bir mali sıkıntının içerisinde olduğunu Tuncay Özkan, hemen her ortamda dile getiriyordu. Bugün gelinen noktada görünüyor ki bu mali sıkıntı, bir mali çıkmaz halini almış. Bu mali çıkmaz sebebiyle Kanal Türk pek de yakın olmadığı isimlerin eline geçti. Kanal Türk'te program da yapan gazeteci Mine Kırıkkanat bu durumu odatv.com'a şöyle açıklamış: "Bu Kanal Türk'ü susturmak isteyen AKP'nin bir zaferidir. Yani kanalı kapatmak ve kanalı yayından engellemek için her türlü şeyi yaptılar. Kanunsuz yollardan bile yaptılar. Dolayısıyla evet yani Kanaltürk'ü bitirmek istediler ve bitirdiler."

Sayın Kırıkkanat herşeyi bir güzel özetliyor. Evet, Kanal Türk bitirilmek istendi ve bitirildi. Medyada yaşanan tüm bu değişimler, birer susturma operasyonundan ibaret. İktidar, muhalefeti paranın gücünü kullanarak susturmaktadır. Ne ATV ne Sabah ne de şimdi ele geçirilen Kanal Türk, maddi çıkarlar uğruna alınmamıştır. Her üç yayın organı da susturulmak için alınmıştır. Bunu nasıl mı iddia ediyorum? Sadece karşımdaki ATV ve Sabah'ın manzarasını izliyorum. Sabah'ın tirajı sadece 5 ayda 93.000 düştü. ATV büyük reyting kayıplarına uğradı, küçüldü, küçülüyor.. Yarın Kanal Türk de izlenmeyecek, bir bakıma alanın elinde kalacak.. Hepsi zararlı alımlar, getirisi olmayacak alımlar. Ama hepsi siyasi güç demek, hepsi muhaleseftsiz, dikensiz bir gül bahçesi demek.. Kapitalist dünyada herşeyin bir bedeli var, muhalefetsizliğin de, bir devleti parayla kalıptan kalıba sokmanın da.. Bazen düşünüyor da insan, ne kötü şey şu para?!

Levent Özen'in Okan Yüksel Söyleşisi: Bloglar Üzerine..

2008 Blog Ödülleri Haber-Gündem Birincisi: Okan Yüksel

Bu Blogta Şenlik Var!

"Okan Yüksel Yazıyor"

Türkiye'nin En İyi Haber-Gündem Blogu!

Microsoft'un ana sponsorluğunda Bloglama tarafından organize edilen 2008 Blog Ödülleri'nde dün gece itibariyle halk oylamasının sonuçları açıklandı. Siz okuyucu ve dostlarımın oylarıyla "Haber-Gündem" kategorisinde ipi blogumla ilk ben göğüsledim. Galatasaray Üniversitesi'nde düzenlenen mükemmel ödül töreninde sizlerin adına ödülümü aldım. Bu ödül benim için oldukça önemliydi, daha blogosferdeki ilk yılımı doldurmadan aldığım ikinci "en iyi"lik ödülüm olmasının yanı sıra sizlerin oylarıyla bir yere gelebilmek beni oldukça mutlu etti..

Bugün gelinen noktada bana oylarıyla destek olmuş tüm okuyucu ve dostlarıma içtenlikle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Zamanınızı ayırarak blogumu "En İyi Haber-Gündem" blogu olarak oylamanız beni çok mutlu etti, hepinize çok çok teşekkür ederim..

Ulusal Edebiyat Yarışması'ndan Mansiyon Ödülü :)

kalem Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin düzenlediği Ulusal Deneme Yarışması sonuçları açıklanmış. Uzun süre önce "Edebiyat Yarışması" başlığında bahsetmiş, umarım denememle bir ödül alabilirim demiştim. Bugün üniversite kampüsünde dolaşırken, yarışmanın sonuçlandığı ve ödül alan makaleleri bildiren bir ilan gördüm. Yukarıdan aşağıya ödül alan denemeleri tek tek gözden geçirdim ki, mansiyon sırasında "Okan Yüksel - Cevapsız Sorular ve Zaman Üzerine Deneme" satırını gördüm. İnsan var ettiği birşeylerin diğer insanlar tarafından, özellikle de akademik bir geçmişi olan insanlar tarafından ödüllendirilmesi karşısında inanılmaz bir mutluluk yaşıyor. Yaşadığım bu mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Denememi Divitt'teki köşeme ekledim, dilerseniz buradan okuyabilirsiniz..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.