| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 05.2008 Other entries in 2008-05 resimler , videolar

Muz Cumhuriyetleri ve Birleşik Meyve Kumpanyası

Muz Oldukça fazla kullanılan bir tabir, "muz cumhuriyeti". Sık sık Türkiye'nin bir "muz cumhuriyeti" olmadığını iddia ediyoruz, birilerinin Türkiye'yi "muz cumhuriyeti" saydığını ve yanılacaklarını yazıyoruz. Finaller öncesi Dış Politika dersine çalışırken okulumuz hocası Prof. Dr. Tayyar Arı'nın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika kitabında şu ilginç kısımla karşılaştım: "Guatemala'da ise 1950'deki seçimle işbaşına gelen Jocobe Arbenz yönetiminin ülkedeki Amerikan meşeli  Birleşik Meyve Kumpanyası'nın (United Fruit Company) sahip olduğu arazileri kamulaştırmaya kalkışması üzerine başlayan ve CIA tarafından organize edilen ve Amerikan yönetiminin de doğrudan amborgo uygulamalarıyla destek verdiği girşimler ile ülke içindeki faaliyetler yoğunlaşmış ve ardından da Arbenz yönetimi devrilmiş böylece Guatemala yeniden Amerikan çizgisine çekilmiştir."

Muz Cumhuriyetlerine somut bir örnek Guatemala. Özel bir şirket olan United Fruit Company (Bildiğiniz Chikita muzlarının üreticisi.) muz üertimini gerçekleştirdiği Guatemala'da işler kendisi adına yolunda gitmeyince hükümet darbesi yaptırtabiliyor. Kafasına göre bir hükümet seçtirebiliyor, bu noktada ne Guatemala halkının ne de devlet geleneklerinin bir etkisi olmuyor. İş bununla da bitmiyor, daha sonra ABD aynı toprak reformunu yapmaya kalkan ve bakır madenleri millileştirmeye çalışan Şili'de askeri bir müdahale yaptırarak Allende'yi deviriyor ve yerine  Pinochet'i getiriyor.

Tüm bunlar dünya devletlerinin, özellikle de muz cumhuriyetleri dediğimiz pek bir gelişim gösterememiş devletlerin büyük güçler karşısında ne kadar da edilgen olduğunu ortaya koyuyor. Orta halli ve bölgesinde sözü geçen bir Türkiye, muz cumhuriyetlerinden farklı da olsa ABD'nin etkinlik sahasında edilgen bir duruş sergilemek durumunda kalıyor. Bu bizler adına üzülecek bir durum, bunu aşmak ise ABD karşısına daha güçlü kozlarla çıkarak mümkün olacağa benziyor..

Adam Yerine Konulur Bir Millet Olmak ve Türkçe!

Türkçe Eminim, başınıza birçok kez gelmiştir. İthal bir elektronik cihaz ya da harhangi ithal bir ürün alırsınız, evinize gelir ve cihazı kurmaya başlarsınız. Cihazınızın kutusunun içinden kurulumu anlatan bir broşür ve bir adet de kullanım kılavuzu çıkar. Uzun yıllar boyunca bu broşür ve kılavuzlar içinde Türkçe'ye yer verilmezdi. Bugün de pek verildiği söylenmez. Türkiye'ye ihracat yapan bir firma, her nedense sattığı ürünü alan insanların Türkçe dışında bir dil bilememe olasılığını ciddiye almaz.

Bu bende çocukluğumdan beri bir takıntı halini aldı. Ciddi ciddi bunun bir sorun olduğunu düşünüyorum. Nasıl oluyor da yurdum insanını böylesine önemsiz atfedebiliyorlar? Eğer ithal bir ürün Türkiye sınırları içerisinde satılacaksa bu ürünün a'dan z'ye hemen her noktasında Türkçe kullanılmalı! Abarttığımı düşünüyorsanız, 4 Ağustos 1994'te Paris'te kabul edilen şu kanun maddeleri abartmadığımı çok açık şekilde gösterecektir:

Madde 2: Bir malın, ürünün ya da hizmetin, adlandırılmasında, arzında, sergilenmesinde, kullanma veya yararlanma biçiminde, garanti koşullarının ve kapsamının betimlenmesinde Fransız dilinin kullanılması zorunludur. Aynı hükümler, tüm yazılı, sözlü veya görsel, işitsel reklamlarda da uygulanır. İşbu madde hükümleri benzersiz kendine özgü ürünlere ve herkesçe bilinen yabancı adlandırmalara özgü durumlara uygulanmaz.

Madde 3: Kamuya açık bir yerde ya da toplu taşıma araçlarında kamuya yönelik olarak basılan ya da yapılan kamuyu bilgilendirme amaçlı her türlü yazı ve ilanın Fransız dilinde kaleme alınması zorunludur.

Madde 6: Fransa 'da Fransız vatandaşlığına mensup gerçek veya tüzel kişilerce düzenlenen bir gösteri, bilimsel toplantı veya kurultaya katılan herkes kendini Fransızca ifade etme hakkına sahiptir. Oturum öncesinde veya esnasında programın tanıtılması amacıyla katılımcılara dağıtılan belgelerin Fransızca kaleme alınması zorunlu olup, bunların bir ya da daha fazla yabancı dilde çeviri içermesi mümkündür. Bir gösteri, bilimsel toplantı veya kurultayda, katılımcılara hazırlayıcı belgeler veya çalışma belgeleri veya eylem raporu veya çalışma özeti dağıtılıyorsa, yabancı dildeki metinlere veya müdahalelerin yanında hiç değilse Fransızca bir özetin bulunması zorunludur.

İktidar Liberalliği: Liboşluk! Liboşizm!

Bizim liberal aydınlarımız niceliksel olarak oldukça fazlalar ve seslerini olabilecek en üst seviyede duyurabiliyorlar. Yazılı, sözlü ve görsel medyada; hemen her yerde varlar. Bugün bunu blog yazarları arasında da görmemiz mümkün oluyor, yalnız bazı liberal blog yazarlarımız fazla omurgasız olabiliyorlar. Bu omurgasızlıkları da yaptıklarından ziyade yapmadıklarından kaynaklanıyor..

Türkiye'nin gündeminde haftalarca kalan türbanlı öğrenciler noktasında özgürlük istemeyen bir tek liberal blog yazarı görmedim. Buna karşın bu liberal yazarların tek bit tanesi bile oruç tutmadığı için dövülen üniversite öğrencilerini göremedi. Bunun yanında AKP'nin kapatılmasını olabildiğince eleştirmeden, köşesinde oturan bir liberal blog yazarı da görmedim. Her nedense bu liberal yazarların hiçbirisinin liberalliği DTP'ye de açılan aynı dava sürecinde bir işe yaramadı. Baktım, hepsi sus pus, yerlerinde oturuyorlar; belki olaydan haberleri bile yok!? Ya da AKP kapatılıyor, demokrasi elden gidiyor diye uzun uzun yazılar kaleme alan bu liberal blog yazarları yetmiş gündür demir parmaklıklar ardında tutulan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek için tek bir satır kaleme almadı.

Bunların liberalizm tanımlarını merak ediyorum. İnsan ister istemez sormak istiyor, bunların liberalliğinin çapı AKP kadar mı?! Artık bazı şerefsizler, şeref ve haysiyetlerini liberalizm perdesini kullanarak satmayı bıraksınlar. Bundan en büyük yarayı gerçek, ciddi liberaller ve liberalizm alıyor çünkü..

Röportaj: Blogunu İsminle İsimlendir Çünkü..

Dergi Bizdergi.biz ekibinden Wrzl elektronik posta adresime bir röportaj teklifi ve ardında da soruların yer aldığı bir posta iletti. Röportajın konusu bloguna kendi adını veren blog yazarlarıydı. Bu noktada akla gelen ilk beş isimden birisi olmak oldukça hoşuma gitti ve ben de sorulara kendi düşüncelerim doğrultusunda cevaplar verdim. Benim dışımda 2008 Blog Ödülleri'nde yüz yüze tanışma fırsatı bulduğum Ömer Enis, 2008 En İyi Haber-Günde Blogu ödülümü elinden aldığım, Microsoft'un önde gelen isimlerinden Nuri Çankaya ve yazılarını sıklıkla takip ettiğim Osman Bötürecene, İdris Cin ve Murat Kahraman'ın da cevapları mevcut. Sorulara ve cevaplarımıza ulaşmak için, lütfen tıklayın.

Ali Babacan ve Müslüman Çoğunluk..

Ali Babacan Kayıp Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'nın nerede olduğu sonunda ortaya çıktı. Kendisini en son Avrupa Parlementosu Dış İlişkiler Komitesi'nde açıklama yaparken görme şerefine nail olduk. O güleç yüzüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türkiye Cumuriyeti Dışişleri Bakanı olarak Avrupalı parlamenterlere şikayet etti..

Ne dedi Ali Babacan? Şunları söyledi: "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor.." AKP ile ilkleri yaşayan yurdum insanı, kendi ülkesini gammazlayan bir dış işleri bakanı görme şerefine de nail oldu böylelikle..

Ali Babacan'a sormak lazım? Hangi Cuma namazına gitmen yasaklandı bu ülkede, ne zaman oruç tutman yasaklandı, ne zaman hacca gideceğim dedin de sana yok hayır gidemezsin denildi, ne zaman bir zekat verdin de birileri zekat vermene engel oldu Sayın Babacan? Madem ülkeni savunman gereken bir konumda, ülkene saldırıyorsun; bari düzgün argümanlar seç!

Ve Üniversite'de İlk Finaller..

Sınav Geçmez sanılan günler ne çabuk da geçiyor? Daha bu blogta üniversitein ilk günlerini yazdığım gün, dün gibiyken ben dersleri kapattım bile.. Dersler bitti, finaller öncesi sınav hazırlıkları başladı. Dış Politika, İktisat, Medeni Hukuk, Anayasa Hukuku ve ardından bir o kadar sınav daha kapıda beni bekliyor..

Artık ciddi ciddi derslere yoğunlaşmanın zamanı geldi. Pazartesi, Dış Politika ile başlıyoruz. Ben şimdiden bitirdim sayılır Dış Politika çalışmalarımı, İktisat'a başladım bile.. Bu dönemi güzel kapatmak istiyorum; şöyle on, olmadı beş AA yan yana dizilse fena mı olur

Sözün özü, finaller süresince blogumla bugüne kadar ilgilendiğim yoğunlukta ilgilenemeyebilirim. Sanırım günlük bir yazı periodunu tuttururum ama arada pas geçtiğim günler de olabilir. Şimdiden affınıza sığınayim istedim. Bol bol dua ve pozitif enerjilerinize ihtiyacım var. Özellikle Matematik noktasında işim ciddi ciddi Allah'lık

AKP'nin GAP Açılımı ve Düşündürdükleri

Atatürk Barajı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır'da yaptığı açıklamada Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) hız vereceklerini belirtmiş. GAP, Türkiye'nin kalkınma hamlesindeki en önemli etaplardan birisini oluşturuyor. Türkiye'yi siyasal, kültürel ve ekonomik olarak kalkındırılması amacıyla başlatılmış bir proje GAP..

AKP'nin böylesine bir zamanda da olsa bir GAP açılımı yapması, en azından GAP'ı birilerinin hatırlaması güzel şey. Yalnız yapılan açıklama insanın kafasında çözümlenmesi gereken onlarca soru işaretine gebe.. AKP'nin GAP noktasındaki samimiyetinden emin olmamız gerekiyor ama önümüzde duran manzara AKP'nin pek de samimi olmadığını gösteriyor.

Neden mi? Çünkü AKP'nin GAP'ı ağzına alması ekonomimizin büyük sıkıntılar yaşadığı ve geleceğinin de sıkıntılı olacağı öngörülen bir döneme rastgeldi. Bugün Türkiye, düne göre çok daha güçsüz bir ekonomiye sahip. Ekonomi, para demek. Ekonomi kötüyse, para yok demek. Para yoksa GAP yok demek. Sayın Erdoğan, keşke yapacaklarını açıklarken tüm bunları hangi kaynaklarla yapacağını da ortaya koysaydı. En azından çok daha inandırıcı ve heyecanlı olurdu yeni GAP atakları..

Tayyip Erdoğan, GAP'ı iktidarlarının daha o ilk başında, ekonomi zorda olmadığı günlerde dile getirseydi çok daha inandırıcı olurdu. Ama bugün bölgede bir DTP rüzgarı varken ve AKP hemen önümüzdeki yerel seçimlerde o rüzgarın önünü keseceğini alenen beyan etmişken yeni GAP atağı pek de inandırıcı gelmiyor. Keşke inanabilsek, keşke söylenenler birgün gerçekleşse..

Savaşacak Uçak Bırakmıyorlar!

F-35 Türkiye yönetilemeyen ve kendisine buyrulana boyun eğen bir ülke konumuna getirildi/getiriliyor. Türkiye küçültülüyor, küçültülmeye çalışılıyor. Büyük devlet olmak bir yana, ciddi devlet olma konumumuz bile tehlikeye atılıyor. Hava savunma ve saldırısı alanında yaşanan son gelişmeler bir zamanlar bin bir zorlukla da olsa kendi uçaklarını üreten bir ülkeden geriye, en azından havacılık noktasında birşey kalmadığını gösteriyor..

Türkiye,  ABD'nin de aralarında bulunduğu dokuz ülkenin ortaklaşa üretecekleri F-35 saldırı uçakları projesi içerisinde yer alıyor. Bu uçaklar yarınlarda olabilecek bir savaş esnasında kanatlarında Türk bayrağıyla havalanacaklar. Yalnız bizim adımıza önemli ve bir o kadar acı gerçekler var: Bu uçaklar bizim istediğimiz hedeflere saldıramayacaklar. Bizim pilotlarımız tarafından havalanacak, bizim pilotlarımız tarafından hedefe yaklaştırılacak ama hedefi vuramayacaklar. Çünkü istediğimiz hedefi vurmamızı engelleyen ve uçağın ana beynini oluşturan yazılım bunu engelleyecek..

Tüm sorun işte bu yazılım. ABD, bizlere bu yazılımı sunmuyor ve böylelikle bizler sadece ABD'nin dilediği hedeflere saldırabilecek bir hava kuvvetlerine sahip oluyoruz. Örneğin yarın olabilecek bir Türk-Yunan savaşında, bizim uçaklarımız bir Yunan uçağını pilotlarımız ne yaparlarsa yapsın vuramayacak. Savunma Bakanı Vecdi Gönül, "Uçaklar NATO ülkelerini elbette dost olarak algılayacak. Neden hep NATO ülkeleriyle çatışma halini öne getiriyorsunuz?" diye bir açıklama yapmış. Sanırım Vecdi Bey, NATO'ya rağmen yapılan Kıbrıs çıkartmasından, Yunanistan'la yaşanan "it dalaş"larından bi haber!? Yarının ne getireceği bu kadar belirsizken, böylesine hayati bağımlılıklar bizi küçültür, karşımızdakiler karşısında kozlarımızı birer birer düşürür. Düşmanımızı, uçağımızın hedefini bile ABD belirliyorsa, biz nasıl büyük devlet olacağız?

Ermenistan'a Giden 10 Puan ve Ermeni Vatandaşlarımız..

Patrikane Eurovision'da son üç yıldır Ermenistan'a 10 puan yolluyoruz. İlk bakışta şaşılası bir puan gibi görünse de aslında bu 10 puan yurdum insanının kozmopolitliğini de ortaya koyuyor. Bu 10 puan bizlere, bizlerle birlikte yaşayan Ermeni vatandaşlarımızın da olduğunu hatırlatıyor. Bazı görmez uydurur yayın organlarımız bu gerçeği farklı yansıtsa da Ermenistan'a giden 10 puanın tek bir açıkması var: o da sandığımızdan fazla Ermeni vatandaşımız olduğu gerçeği..

20 yaşımdayım ve Türkiye'de tek bir Ermeni ile tanışamadım, tanışmayı bırakın tek bir Ermeni görmedim. Bu insanlar nerede ve nasıl yaşıyorlar, bilmiyorum. Büyük ihtimalle aramızda ama büyük bir sessizlik içinde hayatlarını sürdürüyorlar. Türkiye'de kendi içinde yaşayan ve dışa kapalı toplulukların belki de başında geliyor Ermeniler. Kendi kültürlerini kendi içlerinde, hiç dışa vurmadan devam ettiriyorlar. Yok gibi görünüyorlar ama varlar.

Milli Eğitim Bakanlığı, Lüzümsuz İşler Dairesi!

Hüseyin Çelik Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) hazırladığı bir proje doğrultusunda üç yıl içerisinde 7 milyon öğrenciyle elektronik posta dağıtmayı planlıyormuş. Hürriyet'in verdiği haberi okuyunca insan önce olayı tam olarak değerlendiremiyor. Küçük bir araştırılma yapıldığı takdirde ise olayın vehameti gözler önüne seriliyor..

Öncelikle elektronik posta servisi üzerinde duralım. E-posta servisi ülkemizde yerli-yabancı pek çok şirket tarafından ÜCRETSİZ olarak ve tam teşekkürlü biçimde halkın hizmetine sunuluyor. Yahoo, Gmail ya da Hotmail gibi uluslar arası bir servisten oldulça iyi imkanlarla ve ücretsiz bir e-posta edinmeniz en fazla 10 dakikanızı almakta. Yani elektonik posta denilen hizmet bulunmaz Bursa kumaşı değil. Hiçbir bedel ödemeden, 10 dakikada sahip olunabilecek birşey..

Hal böyleyken MEB'in böylesine bir proje gerçekleştirmesinde ne gibi bir amaç, ne gibi bir mantık olabilir? E-posta zaten her öğrencinin rahatlıkla ulaşabileceği bir servisken ne lüzum var mesai ve daha da önemlisi böylesine para harcamaya. MEB, bu işi yaparken elini bizlerin cebine atacak. Gökçen Karan, en iyi ihtimalle MEB'in kasasından 1.400.000 ABD doları çıkacağını söylüyor. Böylesine gereksiz ve ihtiyaç duyulmayan işler için MEB'in başındakilerin 1.400.000 ABD doları olabilir ama bu halkın cebinde böylesine lüzumsuz projeler için ayrılmış 1.400.000 ABD doları yok.. Sayın Çelik, 1.400.000 ABD dolarına okul açsın, öğretmen atasın!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.