Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Mayıs 2008 tarihli yazilar (sayfa 2)Mayıs 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Bursa Blog Yazarları Buluşması, Okan Yüksel

Osman Durmuş Hiç Durmuyor..

Osman Durmuşş Osman Durmuş, Türkiye'nin marka isimlerinden bir tanesi. DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin MHP'li sağlık bakanlığını da üstlenmiş bir hekim kendisi. Yaptığı açıklama ve yorumlarla pek çok kez eleştirilerin odağına oturtulan bir isim Osman Durmuş..

Bugün de kendisinin çok da sıradan olmayan açıklamalarını okuyoruz gazetelerde. Durmuş, Türkiye'de 72 milyon insanın yaşadığını ve kene tarafından ısırılan insan sayısının sadece 250, kene ısırığı nedeniyle yaşanan ölüm sayısının ise 30-35 civarında olduğunu söylemiş. Kopartılan yaygaranın da küresel sermaye tarafından yaratıldığını, küresel sermayenin bu yaygara sonucu 1 milyar YTL ilaç sattığını da sözlerine eklemiş Sayın Durmuş.. Açıklaması üzerine fazla bir yorum yapmaya gerek yok; matematik, akıl ve fikir Osman Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor..

Osman Durmuş demişken geçmişe de bir göz atmadan geçmemeli.. Kanser hastası Oktar Babuna için yapılan kampanyada toplanan ve ABD'ye yollanan kanlar ile Türklerin gen haritasının çıkarılacağını iddia eden Durmuş, bunu engellemeye çalıştı. O günlerde acımasızca ve bir kanser hastasının hayatını karartmakla suçlanan Durmuş'un iddiaları büyük oranda haklı çıktı. Olan büyük olanda yurdum insanının kanına oldu..

Durmuş'u zamanında benim de aklımın erdiğince eleştirdiğim bir diğer açıklaması da deprem sırasında gelmişti. O zamanlar Sağlık Bakanı olan Durmuş, "Yabancılara tek bir hasta bile veremem." diyerek ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait yüzer bir hastanede tek bir vatandaşımızı tedavi ettirmemiş, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisini üç gün süreyle gümrükte tutturmuştu. Dış ülkelerden gelen doktorları, bu ülkede işsiz doktor var diyerek reddetmişti.. Bugün gelinen noktada bir uluslararsı ilişkiler öğrencisi olarak Sayın Durmuş'un nasıl da haklı olduğunu, bazı Batılı güçlerin nasıl da afetleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanabildiklerini görüyorum.

Cannes, En İyi Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan!!!

Cannes - Nuri Bilge Ceylan 61. Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülü Nuri Bilge Ceylan'ın oldu.. Haberi alır almaz içimi tarifsiz bir mutluluk kapladı. Nuri Bilge Ceylan gibi iyi bir yönetmenin ve ( beni daha da ilgilendiren kısmı ) böylesine mükemmel bir fotoğraf sanatçısının dünyanın en saygın ödüllerinden birisini alması yurdum insanı ve benim adıma büyük bir gurur. Sayın Ceylan, yaptığı konuşmada "Ödülü, tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum.." demiş. Sağ olasın Nuri Bilge Ceylan, sağ olasın..

Nuri Bilge Ceylan, Orhan Pamuk, Fazıl Say ve çok daha fazlası bu toprakların var ettiği güzel insanlar. Bu toprakları işeyip sanat yapıyor her biri, bizi dünyaya anlatıyorlar.. Dünya da onlara ve dolayısıyla bize sessiz kalmıyor.. Nobel'i alıyoruz, Cannes'ta en iyi yönetmen oluyoruz, dünyanın en saygın salonlarında Anadolunun bağrından çıkma melodileri çalıyor/çaldırtıyoruz..

Nuri Bilge Ceylan, takdiri ve teşekkürü fazlasıyla hak eden bir insan.. Filmleriyle olsun, fotoğraf çalışmalarıyla olsun bu toprakların yüz akı bir isim. Kendisine sadece "var ve bizimle olduğu için" teşekkür ediyorum.. Ve siz okuyuclarımı, Ceylan'ın obejtifinden çıkma Anadolu fotoğraflarına bir göz atmaya çağırıyorum: Turkey Cinemascope

Mor ve Ötesi: Sonuç İyi (Mi Acaba?!)

mor ve ötesi 53. Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil eden Mor ve Ötesi grubunun gitaristi Kerem Özyeğen, yarışmayı yedinci olarak bitirmelerini "kendileri için çok iyi bir sonuç" olarak görüyormuş. Açıklamaları okuyunca şaşırmadan edemedim, yedinci olmayı böylesine sunmalarına şaşırdım..

Kimse Mor ve Ötesi'ne başarısızlıkları için savaş açmış durumda değil. Onlara TRT bir teklif götürdü ve onlar da bu teklifi değerlendirerek Türkiye'yi Eurovision sahnesinde temsil etmek için çabaladılar. Gelinen noktada elimizde bir başarısızlık var, ilk üçü bırakın ilk beşe dahi giremedik. Buna rağmen, Sayın Özyeğen'in bu durumu "çok iyi bir sonuç" olarak değerlendirmesi şaşırtıcı. Gelecek yıllarda, 7. olmayı "çok iyi bir sonuç" kabul etmeyecek isimleri göndermeli Eurovision'a.. Aksi halde 7. olmak bile hayli zor olacak bizler için?!

Bursa Blog Yazarları Buluşması Gerçekleştirildi..

Bursa Blog Yazarları Buluşması, Kültür Park'ta Ender Aile Çay Bahçesi'nde büyük bir katılımla (20'nin üzerinde) gerçekleşti. Bursa, Çanakkale ve İstanbul'dan birçok blog yazarının katıldığı buluşma toplantısında konferans ve söyleşiler düzenlendi. İstanbul, Ankara ve İzmir'in ardından biz Bursa'dan yazan blogcular da böylelikle Türkiye blogosferine "Biz de buradayız.." dedik..

Toplantıda pek çok blogcu birbirleriyle tanışma ve görüşlerini paylaşma imkanı buldu. Levent Özen'in verdiği konferansta, blog yazarları blogosfer içerisinde maddi getirinin nasıl sağlanacağını bir kez daha görme/dinleme imkanı buldular. Ardından Kültür Park'ın mülkemmel doğasına hakim bir terasta tüm blog yazarlarının katıldığı söyleşi ve çay/pasta kısmına geçildi.

Organizasyonun ev sahibi olarak, önayak olduğum birşeylerin insanlar tarafından takdir edildiğini görme mutluluğunu yaşadım. Umarım Bursa Blog Yazarları Buluşması'nın 2.leri, 3.lüleri de böylesine güzel ve bol katılımla geçer..

Organizasyonda varlıklarıyla beni yalnız bırakmayan ve destekleyen tüm katılımcılara teşekkür ederim: Levent Özen, Canay IşıkmanAli Ayvaz, Emel Şen, Burak Tolga ÖzenTuğçe Aytürk, Yasin Ürütürk, Elif Akın, Ertuğ Telli, İrem ŞardaşlarFatih Usta, Seda SavaşFatih İpek, Abdullah Arıs, Serhat İpşir, Yunus Günaydın ve diğer tüm katılımcı ve destekçiler...

Eurovision'da Mağlup Olmak..

mor ve ötesi Bundan üç ay öncesinde "Eurovision 2008, Mor ve Ötesi" başlıklı bir yazımda aynen şunları yazdım: "Bu yıl Belgrad'ta yapılacak yarışmada nasıl bir sonuç alırız tam olarak kestiremiyorum. Sonuçta diğer ülkelerin adaylarının hepsini dinleme şansına sahip olamadım. Ama ortalama bir Eurovision finalini göz önüne alacak olursak, bu parçayla büyük bir başarı yakalamamız süpriz olur. Ama yine de Mor ve Ötesi'ne bol şans.. "

Demek ki hayatta şansa gereğinden fazla güvenmemek gerekiyor, şans profesyonel hayatta pek de bir işe yaramayabiliyor çünkü. Hayatın ve hayatın içindeki hemen her oluşumun kendince doğru sonuçlar veren formülleri var. Başarızılıklarımıza da genellikle bu formülleri tam anlamıyla kavrayamamamız neden oluyor. Türkiye'de artık birileri Eurovision'un başarı formülünü öğrenmeli ve buna uygun adaylarla dünya sahnesine çıkmalı. Aksi halde, yedinciliği bile arayacağımız günler çok da uzakta görünmüyor..

Cemal Kaptan ve Jöntürkler

Rodos Ömer Naci'nin ardından bir ikinci kahraman daha keşfettim. Bu seferki kahramanımız da Ömer Naci ile aynı kaynaktan, İttihat ve Terraki geleneğinden yetişme bir isim. Adı, Cemal.. Ünlü Türk filozofu Celal Yalınız'ın ağabeyi.. Cemal gibi değerler, bizim Cemal gibi değerlerimiz; özgürlük yolunda verilmiş mücadele dolu hayatlardır. Yazık ki pek çoğumuza tanıtılmıyor, toprağımızdan çıkma bu güzel insanlar. Ben elimden geldiğince anlatmaya çabalayacağım aşağıda uzanacak satırlarda..

Cemal, Ömer Naci gibi çok iyi bir eğitim alır ve ardından baba mesleği olan askerliği meslek edinir. Bu sırada Osmanlı'da İttihat ve Terraki rüzgarları esmektedir ve Cemal de kendisi gibi asker olan diğer bir kardeşiyle İttihatçılar için gizliden gizliye çalışmaktadır. 31 Mart vakasında her ikisi de Hareket Ordusu'na katılırlar ve meşrutiyet yolunda ellerinden geleni yaparlar. Bu yol, zor ve tehlikeli bir yoldur, ilerleyen süreçte tehlikeler Cemal'i çevreler.. Cemal padişahın jürnalcileri tarafından yakalanır ve idamla yargılanır..

Cemal idam edilmez, babasının ünlü bir asker ve kendisinin de ordunun bir mensubu olmasından ötürü sadece Rodos'a sürgün edebilirler Cemal'i. Rodos'ta sürgün hayatı yeni yeni başlamıştır ki Rodos İtalya tarafından işgal edilir.. İşgal çok sakin karşılanmaz Rodos'ta. Halk silahlanır ve birleşerek İtalyanlarla çatışmaya başlar. Halkı silahlandıran da birlik halinde İtalyanlarla çatıştıran da aynı, bilindik isimdir: Cemal Kaptan! Kendisini sürgün eden devleti için düşmana silah çeker Cemal..

İtalyanlarla yaşanan şiddetli bir çatışma sırasında Cemal yakalanır. Cemal'i İtalya'ya askeri mahkemede idamla yargılanması için gönderirler. Cemal mükemmel Fransızcasıyla savunmasını bizzat kendisi yapar. Cemal'in kusursuz Fransızcasından ve savunmasından etkilenen İtalyan hakimin ağzından şu sözler dökülür: "Belki de haklısın, direnişe geçmekte!"..

Bu kez de ipten mükemmel savunması ile kurtulur Cemal Kaptan. (Hayatta iki kez ipten dönmek pek kolay olmasa gerek!?) Ardından İstanbul yılları başlar, İstanbul'da ticarete atılır, bolca para kaybeder ve hayatının sonuna kadar sakin bir hayat sürer Cemak Kaptan.. Belki sıradan bir insan gibi ölmüştür ama bir kahram gibi yaşamıştır; pek çok İttihat'çı gibi..

Banu Avar'lı Sınırlar Arasında'ya Son Verildi!

Sınırlar Arasında Türkiye'de ABD ve AKP muhalefeti yapan televizyon programları birer birer sonlandırılıyor. Daha önce haberlerini verdiğim Yalçın Küçük'lü Kalemler ve Kılıçlar programı ile Nihat Genç'li Ne Var Ne Yok'un ardından bir son haberi de TRT ekranlarında yayınlanan ve Banu Avar'ın hazırlayıp sunduğu Sınırlar Arasında adlı programdan geldi. Evet, artık Sınırlar Arasında da ekranlarda ol(a)mayacak?!

Sınırlar Arası adlı programda Banu Avar'ın imza attıklarını ve kendisine uygulanan sansürü hatırlatırsam, programın neden yayından kaldırıldığını çok daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. 2004 Mayıs'ında TRT ekranlarına gelmeye başlayan Sınırlar Arasında, bugüne kadar 82 programa imza attı. Programlarda büyük oranda Avrasya'da oynanan oyunlar ve ABD çıkarına işleyen politikaları konu edinen içeriğin büyük bölümü, Banu Avar'ın kendi söylemiyle: "bunların büyük bir çoğunluğu üç ile on dakika arasında sansürlendi."

Sansürün arkasında ise İsveç, Vatikan ve özellikle de İsrail Büyükelçileri vardı. Pek çok ABD yanlısı devlet elçisi, Banu Avar'ın programlarından rahatsız olarak Dış İşleri Bakanlığı aracılığıyla TRT üzerinde baskı kurdu. Bugün gelinen noktada kurulan baskılar sonucu TRT, Banu Avar'a programın sonlandırıldığını bildirildi. Oysa ki TRT ile yapılan anlaşma 2009 yılında sona eriyordu. Bu son ile Banu Avar'ın bu hafta yayınlanacak, "Büyük Ortadoğu ve Asya Projesi" konulu programı da rafa kaldırılmış oldu..

Tüm bunlara karşın Banu Avar kitaplarıyla yine de bizlere ulaşacaktır inancındayım. Satırlarımı Avar'ın üzerinde uzun uzun düşünülesi sözleriyle bitiriyorum: "Bizim bütün medya, tüm özel kanallar ya ABD'ye biat etmiştir, ya AB'ye biat etmiştir, ya da İsrail'e biat etmiştir. Yani bu tip söylemleri söyleyebileceğimiz bir yer de yok. Bugüne kadar TRT'de biz bu söylemleri yapabiliyorsak, bu objektiflikte programı idame ettirebiliyorsak bunun tek sebebi, tek dayanağı vardır; o da halktır.."

Hükümet ve Yargı Gerilimi..

Yargı Hukuk derslerinde devletin hukuksal temelleri ve işleyişi hakkında tartışırken, bolca söz edilirdi devletin yasama, yürütme ve yargı üçlüsünden. Bugün yaşananlar bize devletin bu üç temel direğinin birbirine ve birbirinin görev alanına tahamülsüzlüğünü gösteriyor. Derslerinde bolca devlet'i gören ve işleyişini kavramaya çalışan bir öğrenci olarak yaşananlara anlam veremiyorum. Birileri devlet olma ciddiyetinden habersiz olacaklar ki, devlet adamlığı ciddiyetini bir türlü sergileyemiyorlar?!

Nasıl bir zihnetteler ki, devletin ana kurumlarının başlarında olup birbirlerine çamur atma derdinde olabiliyorlar?! Savcıları dinlenen bir ülkede mahkemelerin böylesine çıkış yapması haznedilebilir belki ama ya hükümetin yaptığın ne olacak? Yasama ve yürütme erkerini elinde bulunduran bir iktidar nasıl olur da Yüksek Yargı'yı muhalfette olan siyasi bir parti olarak sunabilir? Bu sistemin temellerini oluşturan ana erklerden birisi olan Yargı'nın zarar görmesi sistemin sonunu getirir. Türkiye yakın tarihi de göstermiştir ki bu topraklarda sistem kurucu silahlı güçlerdir. Bu noktada Türkiye Demokrasisi'nin gelceği adına AKP devlet adamlığı ciddiyetini göstermeli, adımlarını bu ciddiyetle atmalıdır.  Yaşananlar Türkiye Cumhuryeti'nin 80 yılda kazanmış olduğu ciddi devlet vizyonunu lekelemektedir ve ülkem adına bir utançtır..

Not: Yargıtay Başkanlar Kurulu Bildirisi'nin tam metni için burayı, Hükümet'in karşı bildirisinin tam metni için ise burayı tıklamanız yeterli.

Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi..

Senato Bakalım demokrasiyle aramız ne zaman düzelecek? Sanırım beşe yaklaştı, demokrasi karalamalarım :) Haksız da sayılmam hani; düşünüyorum, düşünüyorum ama bir tutar taraf bulamıyorum. Şu demokrasiyle aramı düzeltecek okuyucu arıyorum, umarım aranızda bana demokrasinin güzelliklerini uzun uzadıya anlatacak birileri vardır..

Antik Yunan'da "ayak takımı"nın yönetime dahili olarak görülüyormuş demokrasi, haksız da sayılmazlar. Recep Tayyip Erdoğan da öyle düşünüyor olacak ki, "Ayaklar, baş olursa.." ahkamı kesti 1 Mayıs öncesi. Bu noktada "ayak takımı"ndan anladığımız farklı şeyler olsa da, benim görüğüm "ayak takımı"ndan baş olursa kıyamet işte o zaman kopar.. Ama ne dün ne de bugün tam anlamıyla kıyamet bir türlü kopmuyor.. Çünkü bizler demokrasinin işleyişini detaylandırmıyoruz, bu işleyişin detaylarını görmezlikten geliyoruz.

Demokrasilerde liderleri halk seçer, yalnız haklın seçeneklerini aristokrasi oluşturur. Sonuç itibariyle halk, aristokratların seçimleri arsından birşey seçebilecek kadar seçmendir. Bunun üstüne çıkamaz, kendi adayını var kılamaz. Buna maddi olarak da manevi olarak da yetkin değildir çünkü. Bu haliyle demokrasi, halk yönetimi görünümündeki aristokratik bir sistemdir. Bu analizim en azından Türkiye için olabildiğince geçerlidir.

Pierre Joseph Prodhon, "Demokrasi gizli bir aristokrasidir." derken günümüz Türkiye'sini görseydi, eminim, kendinden çok daha emin haykırırdı. Sözün özü, demokrasi aristokrasinin meşrulaştırma yöntemidir ve genel anlamda tam bir aristokratik sistemdir. Bu dünyada bazı kararlar o kadar önemli görünüyor ki, "ayak takımı"na seçme hakkı tanınmıyor..

CNN Headline News -
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.