Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Mayıs 2008 tarihli yazilar (sayfa 3)Mayıs 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Tansu Çiller Siyasete Geri Dönsün, Mü?!

Tansu Çiller - Kırmızı Son günlerde Tansu Çiller'le ilgili haberleri ve gelişmeleri satırlarıma taşıyorum. Bazı arkadaşlarım, "Acaba..?" diye sorular yöneltmişler e-postalarında. Hayır, satırlarımda Tansu Çilleri'i veya onun siyasal geleneğini desteklemek gibi bir amacım yok. Tansu Çiller büyük ve özellikle de simge bir isim. Halkın beyninde AKP öncesi dönemi imgeliyor ve bu noktada halkın AKP'ye olan bakışını az çok kestirebiliyorsunuz..

Hürriyet gazetesi bir anket düzenlemiş ve okurlarına Tansu Çiller'in siyasete geri dönmesi hakkında neler düşündüklerini sormuş. Okurlar arasından 25.000'den fazla insan Tansu Çiller siyasete geri dönsün demiş, bu da genel sayı içerisinde % 50,2'ye tekabul ediyor. %52, 2001 krizinden sonra üzeri alabildiğine karalanmış bir isim için dönsün diyorsa; bu isimi satırlarıma taşımak zorunda kalırım. Yaptığım da aslında bu, simge bir isim üzerinden halkın nabzını tutmaya çalışıyorum ve halkın nabzı da artık AKP diye atmıyor..

1 Fatih Terim = 8.5 Cumhurbaşkanı = 15 Başbakan

Fatih Terim Bu ülkede bir Fatih Terim, 8.5 Cumhurbaşkanı ediyor. Sistem bunu gerektiriyor ve sistemin gerektirdikleri yerine getiriliyor. Bu ülkede Fatih Terim'in tek başına yaptığını 8.5 Cumhurbaşkanı ya da 15 Başbakan zar zor yapabiliyor?!

Fatih Terim, futbolu temsil ediyor ve futbol en kibar tabirle "kitleleri sürüleştiriyor". Ne başbakan ne de cumhurbaşkanı bir Fatih Terim kadar sürü var edemiyor. Bu yurdumda da böyle, dünyada da böyle.. Bir ABD başkanının danışmanı, bir pop starının danışmanından çok daha az para kazanıyor. Dönem çobanların para kazandığı bir dönem ve siz ne kadar sürü var ederseniz o kadar kazanıyorsunuz..

Fatih Terim'e kişisel olarak kızıyor muyum, evet kızıyorum. Gerçi kimse hesabına devlet tarafından her ay 135.595 YTL yatırılmasından kolay kolay rahatsızlık duymaz. Fakat, Türkiye gibi bir ülkede ayda 135.595 YTL maaş almak, birilerin sofrasından ekmek çalmak demektir! Bir de bunun üzerine çıkıp benden bir tane, meclistekilerden 550 tane var demek en kibar tabirle abesle iştigaldir. Sayın Terim'den bir tane bile bu ülkeye fazla gelmektedir, ben milli takımlar teknik direktörüne 135.595 YTL maaş ödenmesini hazmedimyorum. Fatih Terim'i de açıkçası pek lüzumlü bir şahsiyet olarak görmüyorum.. Eğer kendisinin değerini 135.595 YTL olarak görüyorsa Sayın Terim, Avrupa'nın kapıları kendisine sonuna kadar açık?!

19 Mayıs'ta Mustafa Kemal'i Anmak..

Mustafa Kemal Mustafa Kemal, sarı saçlı mavi gözlü dev.. Seni her geçen gün daha büyük bir hasretle bekliyoruz, diyoruz ki: Bir 19 Mayıs'ta Samsun'dan belki bir güneş daha doğar? Doğmuyor beklediğimiz o güneş.. Işığınla aydınlanmış nesiller avutuyor bizi, yokluğunda onlar ışık saçıyor bildiğin o çorak ve karanlık topraklara.. O var etmeye çabaladığın aydınlık gençler; hala savaşını, aydınlığın karanlığa olan savaşını veriyorlar..

Bugün de seni bekliyoruz güzel insan, bilerek de olsa gelmeyeceğini.. 19 Mayıs'ta özgürlük için ayak bastığın Anadolu topraklarından sana bir türkü seslendiriliyor. Aşık Mahsuni Şerif seslendiriyor, Anadolu'nun o güzel insanları adına: "Sana hasret sana vurgun gönlümüz; neredesin mavi gözlüm, nerede; bu gemi, bu karadeniz, nerde?"

Bu 19 Mayıs'ta Mustafa Kemal için birşeyler yapın, onun bıraktığı o güzel yolda bir adım daha fazla atmak için çabalayın. Bu güzel insan için, bu güzel aydınlanma savaşı için elinizi siz de taşın altına koyun.. Bu gece yastığınıza başınızı koyduğunuz vakit, atanıza borçlu yummayın gözlerinizi..

Toplu Konut İdaresi ve Sosyal Sorumluluk

TOKİ Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Türkiye'nin kazandığı en değerli kurumlardan bir tanesi. Yaptığı projeler ve sağladığı sosyal ortam insanların güvenilir yarınlar inşa etmesine işlevsel bir araç oluyor. Bu noktada sosyal devlet geleneğinin bir geleneği Toplu Konut İdaresi..

"Kira öder gibi ev sahibi olun" sloganıyla hizmet veren TOKİ, bugüne kadar Türkiye'nin pek çok yerinde yüzlerce başarılı projeye imza attı. Yapıların mimari yapıları kentleşme olgusu hala yerleşmemiş olan yurdum topraklarına az da olsa soluk aldırdı. 1984 yılında temellendirilen TOKi, bugün 81 il, 420 ilçede 303.028 konut ve 9.364 hizmetli dairesiyle toplam 313.392 konut inşaatını üstlenmiş. Konutlar gördüğüm kadarıyla, oldukça estetik projelendirilmiş. Bu da şehirleşme noktasında oldukça eksikleri olan yurdum yerleşimlerinin vizyonunu olumlu etkiliyor..

Evin ve ailenin böylesine kutsandığı bir toplumda insanlara kendi evlerinde oturma imkanını sunmak sosyal TC'nin baş sorumluluklarından bir tanesi. Bu sorumluluk büyük oranda yerine getirilmeye çalışılıyor ama daha fazlası da gerekiyor. Yurdum insanının büyük bölümü hala kira kabusundan kurtulabilmiş değil..

Apolitik, Tam Kıvamında Gençlik..

Apolitik Ankara Genç İşadamları Derneği, Ankara'nın çeşitli ilçelerinde 18-30 yaş arası 1694 gence sormuş: "Siyasi yelpazede kendinizi nasıl tanımlarsınız?"

Ankete katılan gençlerin %20.21'i "milliyetçi-muhafazakar" olarak cevap vermiş. Gençlerin %18.11 kendisini laik olarak tanımlarken, %13.13'si "muhafazakar-liberal", %12.74'ü "sosyal demokrat", %3.42'si "İslamcı", % 3.25'i "liberal" ve % 1.97'si "sosyalist" olarak kendisini tanımlamış. Burada beni ilgilendiren nokta ise pastanın en büyük payını oluşturan % 27.18'lik kısım: Sorunun muhattapları arasında %27.18'lik bir kısım soruyu cevapsız bırakmış..

Gençlik kıvama geliyor, susmayı ve sadece kendimize sunulanla yetinmeyi öğrendik. Büyüklerimizin buyurduklarını kayıtsız şartsız başımızın üstünde tutmaya başladık.. Kötü eğitim sistemine, bizlere sunulamayan sosyal haklara yavaş yavaş alıştık.. Salındık çayıra, Mevlam hepimizi kayıra?! Türkiye'de uygulanan apolitikleştirme projesi büyük oranda başarılı oldu, malum günden bugüne proje çok güzel uygulandı. Bugünkü AKP iktidarı da bu sürecin bir çocuğu: süreç AKP'yi var etti, AKP de sürecin devamını teminat altına aldı.. Türkiye'de çok uzak görünen "noktalar" zaman zaman aynı yolda yürüyebiliyor ve bu yol da yurdum insanının üzerinden geçiyor..

Blog Yazarları Bursa'da Buluşuyor..

Blog Yazarları Buluşması Organizasyonunu üstlendiğim "Bursa Blog Yazarları Buluşması" 24 Mayıs 2008 Cumartesi günü 14:30'da Kültür Park'ta gerçekleşiyor. Blograzzi forumunda başlayan serüven son sürat devam ediyor. Buluşmaya tüm blog yazarları davetli, katılım için yapılması gereken tek şey ise okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresine katılımınıza dair bir e-posta atmanız.

Organizasyona şu an için katılacağını açıklayan bloglar ve yazarları şunlar: Levent Özen, Emel Şen, Yasin Ürütürk, Uğur Köksal, Burak Tolga Özden, Fatih Usta, Muhammed Medeni Baykal, Elif Akın, Fatih İpek, The İsyankar ve ben Okan Yüksel..

Tayyip Erdoğan'ı Tekmelemek?!

Recep Tayyip Erdoğan AKP'li vekiller geçen dönemin aksine, bu dönem farklı bir profil sergiliyorlar. Geçen dönemin, akıl hocası ve eleştirilmez öncüsü Recep Tayyip Erdoğan'a karşı duruşları oldukça başkalaşım gösteriyor. Zamanında Tayyip Erdoğan'ın önünde konuşamayan AKP'li vekiller artık Erdoğan'a "Fazla açıklama yapıyorsunuz, bu kadar çok konuşmayın!" diyebiliyorlar. Tüm bunlar, demokratik bir parti yapısı kurmaktan öte: düşene bir daha tekme atma yarışı gibi görünüyor!

Recep Tayyip Erdoğan, kapatma davası sonrası partililerin gözünde oldukça güç kaybetti. Olabilecek bir beş yıllık seçim yasağı, Tayyip Erdoğan'ı çok zor durumlara sokabilir. İşte bu ihtimalin kuvvetliliğine inanan birileri, Tayyip Erdoğan'ı tekmelemeye başlıyorlar. İlerleyen süreçte bunu daha fazla göreceğiz.. Abdüllatif Şener ile başlayan bu süreç, bugün Feyzullah Kıyıklık ile devam ediyor. Yarın başkaları da çıkacak..

Bunu yapacaklar çünkü; Recep Tayyip Erdoğan'a karşılıksız ve sınırsız biyat ederek kaybettikleri kişiliklerini, şimdi de Tayyip Erdoğan'a saldırarak tekrar var etme telaşındalar. Dün onun politikalarını, hiç tereddütsüz savunanlar; dün kendilerinin de savundukları politikalar için bugün onu suçlayacaklar. Böylelikle de yarınların Türkiye'sinde yeni koltuklar kapacaklar. Halkımız bunu yer mi, ben şu 20 yıllık hayatımda yaşadıklarımı düşününce: yemez diyemem?! Çünkü medya da aynı tekme yarışı içerisinde, iktadrın en güçlü olduğu aşamada iktidarı eleştiremeyen gazeteler iktidarın sonlarında en ağır ve bazen de haksız eleştirileri yapacaklardır. Politika bu noktada oldukça insafsız ve vefasız.. Bugüne kadar Tayyip Erdoğan'ı olabildiğince eleştirmiş bir yazar olarak, şimdi onu eleştiren dostlarına pek de onur atfedemiyorum?!

TC'nin Telefon Dinleme Ritüelleri

Telefon Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, kendisini dinlediğini düşündüğü bir aracı Emniyet Müdürü'ne şikayet etmiş; yapılan araştırmada aracın bir polis aracı olduğu ortaya çıkınca da medyada kıyamet kopartılıyor. Yahu kardeşimi burası Türkiye.. Maalesef, biz böyle şeyleri bol bol yaşamış ve daha da acısı böyle ritüelleri kanıksamış bir milletiz. Genelkurmay Başkanımızın "Türkiye'de herkes gibi bizim de telefonlarımız dinleniyor." açıklamsı daha hala akıllardayken, bu şaşkınlık da niye? Bu ülkede bürokratlar, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları dahi dinlenmişken bir Anayasa Başkanvekili dinlenmiş çok mu?!

Hasan Celal Güzel, 12 Eylül ardından Turgut Özal'a müsteşarlık yapmaktadır. Birgün telefonunun dinlendiği şüphesine kapılır ve bunu oldukça ciddiye alır. Bunun üzerine de tüm telefon görüşmelerine şu girizgahla başlar: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, emri uygulayıp dinleyenin, banda alanın ve deşifre edenin anasını avradını ve yedi sülalesini ... " Günler ve girizgah sürüp giderken birgün Sayın Güzel'in kapısı çalınır. Gelen bir memurdur, yapılan hoşbeşin ardından memur ağzındaki baklayı çıkartır: "Beyefendi, her gün telefonla konuşurken, 'Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, dinleyenin, banda alanın, deşifre edenin yedi sülalesini ... " diyorsunuz ya, işte dinleyen, banda alan, deşifre eden benim; ama ben de emir kuluyum." Sayın Güzel, o günden sonra memura hak vererek girizgahının kapsamını daraltır: "Bu telefonun dinlenmesi için emir verenin, deşifre metnini okuyanın anasını avradını ve yedi sülalesini..; dinleyen, banda alan, deşifre eden hariç."

Acı ama halimiz böyle: gülüyoruz ağlanacak halimize. Devletin en üst kademelerine, devlet kendisi bile güvenemezken; bu halkın devlete olan güvenini tam anlamıyla nasıl sağlayabiliriz? Bu halkın içindeki şüpheleri nasıl yok edebiliriz?

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Türkiye'den Bir Elizabeth Geçiyor..

Elizabeth Türkiye'den bir kraliçe geçiyor, İngiltere Kraliçesi Elizabeth çeşitli temaslar için Türkiye'de. Bizler pek alışık değiliz Krallara, Kraliçelere ve özellikle de kendilerine has protokol kurallarına.. Gazetelerde sayfa sayfa protokol kurallarından söz ediliyor, açıkçası ben tüm bu kurallara şaşırdım. Örneğin kraliçeye sadece "Majesteleri" olarak hitap edebiliyorsunuz, ya da kraliçe size elini uzatmadan siz ona elinizi uzatamıyorsunuz. Ki bu sırada siz eldiveninizi çıkartmak durumunda kalırken kraliçe eldivenlerini çıkartmıyor. Akşam yemeğinde ise bayanlar abiye elbise, erkekler ise frank-simokin giymek zorunda. Bayalar eldivenlerini de takmayı unutmuyorlar ve Kraliçe onlara elini uzatırsa eldivenlerini çıkartmak zorunda kalıyorlar.

Protokol kurallarına bakınca, dediğim gibi, şaşırıyorum: 21. yüzyılda İngiltere gibi bir ülkede, siyasal gücü olsun ya da olmasın, kraliçelik gibi bir kurumun olması abesle iştigaldir. Böyle bir kurum, sembolik olsa bile günümüz dünyasına ve özellikle demokrasinin beşiği saydığımız Avrupa'ya yakışmıyor.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.