| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 06.2008 Other entries in 2008-06 resimler , videolar

Yön Değişikliğinin İtirafı..

Teke Tek Fatih Altaylı geçtiğimiz Cuma günü Fatih Altaylı ile Teke Tek adlı blogunda "Yön Değişikliğinin İtirafı.." başlıklı kısa bir yazı kaleme almış:

5 yıl önce, Brüksel’de hepimiz Başbakan Erdoğan’a destek verirken Türkiye’nin yönü Avrupa Birliği idi. Oraya girecek, onlardan olacak, onların kriterleri ile yaşayacaktık. Başbakan Erdoğan öyle diyordu. Dün ise aynı Başbakan Erdoğan, Arap yatırımcılara seslenirken “Aynı yöne bakıyoruz, aynı yöne gidiyoruz” dedi. Bu bir yön değişikliğinin, bir bakış değişikliğinin açık, somut, net itirafıdır. 5 yıl önce Batı’ya bakarken, bugün artık Güneydoğumuza baktığımızın en yetkili ağızdan söylenmesidir.

Sayın Altaylı, AKP'nin yön değişikliğinin itirafını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor. Kendisi de farkında olmadan basının değişen yönünü itiraf etmiş yazısında. Bugün gelinen noktada AKP, Arap coğrafyasına bakarken; medyanın ağır topları hala Avrupa'ya bakıyor.. Medya artık Avrupa yönünde bir AKP görmediği için, iç politikada AKP'ye bakan yönünü değiştiriyor.. Medya, günümüz noktasında ne AKP'ye ne de AKP'nin Arap coğrafyasına bakıyor.. Bu farklı bakış açısı da güncel politiğimizi oluşturuyor, AKP'yi de tamir olunmayacak derecede yıpratıyor.. Medya, Avrupa'ya birlikte bakacak güçlü bir partner arıyor. AKP dışında bir partner..

İlker Başbuğ Birilerini Fena Korkutuyor..

İlker Başbuğ Kara Kuvvetleri Komutanı, Org. İlker Başbuğ önümüzdeki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) sonrası Genel Kurmay Başkanlığı koltuğuna oturacak. Bu noktada Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Başkomutanlığını üstlenecek. Nedense (?) bu gerçek birilerini fazlaca ürkütüyor. Bu malum birilerinin etekleri tutuşmuş olacak ki 32 kısım tekmili birden savaş açmışlar TSK'nın yeni Başkomutanına..

Malum camianın, malum şeriat ve manda yanlısı gazeteleri Başbuğ'a saldırmaya başladılar. Anayasa Mahkemesi'nin açtığı AKP'nin kapatılma davasını Orgeneral Başbuğ'a yıkmak istiyorlar. Bu oyunu daha önce de gördük. Şu an Genelkurmay Başkanımız olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a da yapmışlardı böylesine asılsız haberler, karalama kampanyaları.

Orgeneral Başbuğ, böylesine basit karalama kampanyalarıyla harcanabilecek bir isim değil. Vizyonu ve TSK ile ortak misyonları çerçevesinde güçlü bir isim. Bundan tam altı ay öncesinde "Prestij Politikası, Osmanlı ve Putin" başlıklı yazımda onun hakkında, prestij politikası çerçevesinde şunları kaleme almıştım: "Bizde ise üçüncülüğe aday güncel hiçbir isim maalesef yok! Ne Cumhurbaşkanımız ne de Başbakanımız bu noktada aday olarak gösterilemez. Ama illa da gösterme gereği olacaksa, en köklü ve kültürel temele dayanan TSK'dan bir aday sunabilirim. Ki bu adayın gelcek Türkiye'sine yön verebilme gibi bir durumu da var. Kim bu şahsiyet? Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ.. " Yazımın sonunda da şu notu eklemeden edememişim: "Başbuğ noktasında belki haklı çıkabilirim, demişti dersiniz.." Org. Başbuğ'dan birilerinin böylesine korkması sanırım beni daha şimdiden haklı çıkartıyor..

Ve koca bir yıl geride kaldı..

Final Bugün son final sınavım da geride kaldı. İktisat, Uluslararası Politika, Devrim Tarihi, Medeni Hukuk ve şimdi de Anayasa Hukuku.. Koca bir yıl geride kaldı, acısıyla tatlısıyla.. Üniversitede koca bir yıl..

Bugün gelinen noktada beni en mutlu eden şeyler; kısacık bir yıla sığdırdığım onlarca dostluk, kafama soktuğum onca bilgi.. Öğrenim dönemi başında nasıl okuyup da anlayacağım dediğim kitapları şimdi A'dan Z'ye bilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Koca bir kitabın hemen her başlığını bilmek, hemen her sayfasından birşeyler hatırlamak çok güzel.. İnsan geride kalan günlerin boşuna gelip geçmediğini daha iyi anlayabiliyor böylelikle.

Şimdi karşımda uzun bir yaz tatili var.. Ankara ya da Adana'da kalacağım, daha karar veremedim. Kısa bir ara da Mersin ya da Ayvalık kaçamağı yapacağım. Geride kalan kısım ise çalışıp, çabalayarak geçecek. Özellikle Blog kitabıma yoğunlaşacağım, onlarca kitap devireceğim ve en önemlisi artık profesyonel olarak çalışma hayatına girecek, bir medya kuruluşunda profesyonel iş hayatıma ilk adımımı atacağım. Üç ayımı medyayla içli dışlı geçirmek istiyorum.. Bu işin mutfağına girmenin zamanı geldi de geçiyor, treni kaçırmamak lazım..

Kitle Eğitimi? Özel Yetnek Eğitimi?

eğitim Çağımızın en ileri siyasal organları devletler. Devletler kendilerine has milyonlarca insandan oluşan bir halka sahipler ve bu halkı kendi bildikleri şekilde eğitme telaşındalar. Bu noktada pek çok gelişmemiş veya gelişmekte olan devlette kitle eğitimi çalışmaları yapılıyor. Kitleler gerek ideolojik, gerekirse de politik olarak endoktrine ediliyor; resmi tezlere inandırılmaya çalışılıyor. Bunun yanı sıra ise kitlelere meslek edindirilmeye ve böylece halk etkin olarak kullanılmaya çalışılıyor.

Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde kitle eğitimi aslında pek de başarıyla sürdürülemiyor, bin bir zorlukla karşılaşılıyor. Bugüne kadar hiçbir zaman halka ve insan topluluklarına değer vermemiş; halkın görüşlerindense seçkin bireylerin görüşlerini önemsemiş birisi olarak, yine de bu zorukların aşılması gerektiğini düşünüyorum. Halkın alt ve orta zeka grubunun üyeleri belirli bir noktaya kadar eğitilmeliler. Bu yapılmalı çünkü bu dünyadaki en büyük tehlikeyi ortalama zeka seviyesindeki insan toplulukları yaratıyorlar. Bu kitleler endoktrine edilmeliler ki ilerde sorunlar yaratmasın ve ilerlemenin önündeki engel olmasınlar.

Alt ve orta zeka grubundan geriye kalan üst zeka grubunun üyeleri, yani ülkemin eli adam gibi iş tutar bireyleri ise çeşitli şekillerde seçilmeli ve özel eğitimlere tabii tutulmalılar. Bu insanlar ihtisaslaştırılmalı ve ihtisaslaştıkları konuda en iyi kılınmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti, kurulacak böylesine özel bir okuldan her yıl 1000 mezun alsa, misyonuna çok daha yakın ve çok daha iyi bir ziyonda olacaktır.

Yetenek avcılığının zamanı geldi de geçiyor, bu toprakların dahi insanları keşfedilmeli ve doğru düzgün pozitif eğitimden geçirilmelidirler. Bilimde, sanatta ve sporda iyi bir yerlere gelmek istiyorsak, bu noktada artık geç kaldığımızın farkına varmalıyız. Kitlelere ayırdığımız milyonlarca liranın çok çok küçük bir kısmını bu ülkenin dahilerine ayırmalıyız.

"Atatürk'ü Sevmiyorum, Humeyni'yi Seviyorum.."

Teke Tek Fatih Altaylı'nın dün akşam Teke Tek'te konukları üniversite öğrencileriydi. Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan isimli türban eylemcisi bayan öğrencilerin açıklamaları ise hem Altaylı'yı hem de izleyenleri hayrete düşürdü. Türbanlı öğrenciler mülakat sırasında "Humeyni'yi seviyorum, Atatürk'ü sevmiyorum.." açıklamasında bulundular.. (Haber Türk)  Programı canlı izleme fırsatım olmadı ama daha sonradan tekrarını yakalayabildim. Konuşulanların yorum ve cevapları ilginç, özellikle Nuray Bezirgan'ın "Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum." sözleri oldukça çarpıcı. Nuray Bezirgan bu kadarla da yetinmiyor, sözlerine devam ediyor: "Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz."

Nuray Bezirgan Türkiye'de doğrusuyla yanlışıyla var olan bir kesimi temsil ediyor. Sözcülüğünü ettiği kesim ise içerisinde büyük çelişkileri barındırıyor. Mesela neler mi? Nuray Bezirgan yasakcılığın ana vatanı olan İran'ın Humeyni'sini seviyor ama özgürce konuşabildiği Türkiye Cumhuriyet'inin Mustafa Kemal'ini sevmiyor. Tüm bu açıklamaları da özgürlükçü bir vizyonla, yasaklara karşı savaşırmışcasına yapıyor. Özgürlükçü bir vizyonla Humeyni'yi nasıl ağızlarına alabiliyorlar, anlamak güç. Kendilerine sormak lazım, acaba o çok sevdikleri Humeyni'nin İran'ında Humeyni'yi sevemediklerini söyledikleri vakit başlarına neler gelecek?

Nuray Bezirgan'ın Mustafa Kemal'in Cumhuriyetindense bir İngiliz sömürgesinde yaşamak gibi bir ideali de var. Bunu da anlamak oldukça güç. Bu düşünceye onur atfedemiyorum. Dökülen kanlara karşı bir vefasızlık olarak algılıyorum.

Nuray Bezirgan'ı birilerinin gizli ajandasının yankısı olarak değerlendiriyorum. Birileri yasaklara karşı savaşır vizyonuyla Mustafa Kemal'e saldırıyor. Kafalarındaki yönetim ise Humeyni'nin İslami baskı rejimi. Kimi liberaller bunu fark edemiyerek kendi özgürlükçü ideolojilerine ihanet ediyorlar. Umarım akıbetleri İran'da İslami devrim sonrası asılan yoldaşları gibi olmaz..

Türkiye'yi Evrensel Düşünmek

USA Bugünlere kadar gazetelerde, televizyonlarda yapılan tartışmalar sadece yurt sınırları içeriside, kısır bir döngüden ibaretti. Hemen hemen tüm politik olaylar Türkiye sınırları içerisindeki dinamikler çerçevesinde ele alındı. Oysa ki bu büyük bir hata ve daha da önemlisi yanlış sonuçlar veren bir formüldü. Bugün gelinen noktada analizcilerimiz iç dinamiklerin ana kaynağının dış dinamikler olduğunu fark ettiler..

Bugünlere kadar yurdum güncel politiğinde yaşanan her olay ve olgunun temelleri büyük oranda uluslararası konjonktür sonucu meydana geldi. Turgut Özal "Küçük Amerika olacağız.." dediği vakit ABD politikaları Orta Doğu'da "Küçük Bir Amerika" yaratmaktan yanaydı.. Bugün Tayyip Erdoğan ve çevresindekilerin "Ilımlı İslam.." dedikleri vakit de ABD'nin Orta Doğu'da "Ilımlı Bir İslam" var etmek istedikleri vakte denk geldi.

Türkiye'de artık analiz yapmak, olay ve olgulara evrensel bakmayı gerekli kılıyor. Evrensel perspektiften bakmadığınız sürece analizleriniz inandırıcılığını yitiriyor.

Tuncay Özkan BCP İle Aktif Siyasete Giriyor..

Tuncay Özkan KanalTürk'ün eski sahibi, Cumhuriyet mitinglerinin önde gelen ismi Tuncay Özkan; Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) ile aktif siyasete giriyor. Ay çiçeği amblemli BCP, 24 Temmuz 2002 tarihinde Prof. Dr. Mümtaz Soysal'ın öncülüğünde kurulmuştu. NTV'nin verdiği habere göre BCP lideri Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Cumartesi günü partinin önde gelen isimleriyle toplanacak ve partinin Tuncay Özkan'a devrinin onaylanmasını isteyecek..

Tuncay Özkan, sivil toplumun politikada görmek istediği bir isimdi. Kendisinin öncülüğünde kurulan Biz Kaç Kişiyiz Sivil Toplum Platformu, Memleket Sevdalıları ve Biz Kaç Kişiyiz Derneği büyük oranda BCP'yi destekleyecek gibi görünüyor. Halk noktasında ise BCP, büyük oranda Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) oylarını çalacağa benziyor. Bu noktada CHP içindeki rafatsızlık gözle görülür seviyelere ulaştı. Geçtiğimiz günlerde özellikle gençlik kollarında Tuncay Özkan'a yakın isimler partiden uzaklaştırılmaya çalışıldı. Diğer partiler noktasında  hissedilir olmasa da yine bir rahatsızlık söz konusu. Sonuçta Tuncay Özkan genç ve dinamik bir isim, genç kitleleri arkasına katacak potansiyle sahip. Ayrıca Cumuriyet Mitingleri sırasında ister sağ, ister sol ideolojiden olsun milyonlarca insanın sevgi ve saygısını kazandı kendisi.

Zaman ve dinamikler ne gösterir bilmiyorum. Umarım BCP, güncel politiğimize güzel tatlar katmasını bilir. Saygı ve sevgiler..

İktisadi Konjonktür Devresi ve Türkiye

Ekonomi Dünya genelinde hemen her ekonomik sistemin ve tüm bu sistemlerin bileşkesi olan global ekonominin çeşitli karakteristikleri mevcut. Çeşitli zaman aralıklarında refah ve bunalım dönemleri yaşanmakta. Üç ila on yıl süren her periyot (Konjonktür devresi.), kriz dönemlerinden başlayarak (Mesela 2001 Krizi.) dip, canlanma, doruk ve gerileme olmak üzere, dört aşamadan oluşmakta. Bu devre günümüz ekonomisini oluşturuyor, 21. yüzyılda hemen her ekonomi üç ila on yıllık periyotlarda refah ve bunalım arasında inişler, çıkışlar yaşıyor..

Bizler de bu periotlardan birisini yaşıyoruz. DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonunu hükümetten düşüren 2001 ekonomik krizindan (Periot içerisindeki "dip" bölge.) bugüne periodu tamamlamış görünüyoruz. Periotun dibe vurma, canlamla ve doruk noktasına çıkma aşamalarını yaşadı Türkiye ekonmisi. Geriye ise periyodu tamamlayacak son aşama kaldı: gerileme ve dibe vurma.. Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik bunalımın sebebi, iktisatçıların "konjonktür devresi" dedikleri bu periyotlar sistemi. Türkiye, global ekonomide olduğu gibi "gerileme" aşamasında ve bu noktada Türkiye ekonomisi oldukça güçsüz bir profil sergiliyor.

AKP hükümeti sırasında dünya ekonomik sisteminin bir sonucu olan canlanma ve doruk ekonomi seviyesine ulaşma aşamalarını geride bıraktık. Bugüne kadar yaşanan tüm refah konjonktür devresi dolayısıyla idi. Bugün de konjonktür devresi sonucu ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor. AKP hükümetinin ekonomi politikaları ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız; işte şimdi bunu görme zamanımız geldi. Durgun denizlerde kaptanlık yapma rahatlığı artık çok gerilerde kaldı, ekonomi dalgalı denizlere doğru seyrediyor. Bize de AKP'nin bu dalgalı denizde ekonomiye nasıl kaptanlık yapacağını izlemek düşüyor..

Umutlu muyum? Değilim. AKP global ekonominin kendisine en büyük lütfu olan canlanma ve doruk seviyeye ulaşma aşamalarında yeteri kadar başarı sergileyemedi. Geride kalan yıllara bakınca, insanın aklına özelleştirme adı altında yabancılara satılan Türkiye'nin en karlı kamu kurumları geliyor. Tüm dünya gelişip, karlılığını arttırırken; biz kar getiren kamu iktisadi teşebbüslerimizi elden çıkardık. AKP ekonominin en rahat zamanında, ekonomimizi güçlendirmek yerine sadece günü kurtarma telaşına düştü. Dünümüzü kurtardı ama yarınımızı feda etti. Yarın artık çok yakınımızda, hem de korkutacak kadar yakınımızda. Ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor ve bilim gerileme sonundaki aşamayı bize söylüyor: dibe vurma.. O aşamada umarım AKP işini kotarır?!

Erhan Göksel'le "Gerçek Gelecek" Tekrar Ekranlarda

Flash TV ekranlarında yayınlanan stratejist Erhan Göksel ve Yılmaz Tunca'nın yer aldığı Gerçek Gelecek adlı program geçtiğimiz günlerde yayından kaldırılmıştı. Programın yayından kaldırılmasıyla ilgili pek çok şey yazıldı, çizildi. Programın muhalif bir program olmasından ötürü insanların aklına "Acaba yine mi sansür?" sorusu takıldı..

Erhan Göksel, güçlü bir muhalif. Altyapısı ve bugüne kadar ortaya koyduğu tezlerin büyük oranda doğru çıkması onu daha güçlü yapıyor. Flash TV için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum ki bugün odatv.com'dan aldığım haberle bütün kayılarım uçup gitti. Erhan Göksel ve Yılmaz Tunca tekrar "Gerçek Gelecek" adlı programla karşımıza çıkmaya hazırlanıyorlarmış. odatv.com bunu halkın büyük tepkisi sonucu olarak görüyor. Bu noktada ben daha farklı düşünüyorum, ya Flash TV'nin bağlı olduğu Göktuğ Grup'un eli "sansürcüler"e karşı güçlü ya da o "sansürcüler"e artık kimse gelecek atfetmiyor.. Halk bu noktada oldukça güçsüz bir konumda, demokrasi savaşı sırasında maalesef AKP halkı güçsüzleştirdi. Eğer bu ülkede halk güçlü olsaydı milyonlarca insanın izlediği Nihat Genç'li "Ne Nar Ne Yok?", Yalçın Küçük'lü "Kalemler ve Kılıçlar" ve de Banu Avar'lı "Sınırlar Arasında" yukarıdan gelen bir emirle yayından kaldırılamazdı.

Küresel Gıda Krizi: Yakıt mı Yemek mi?

Bio-Yakıt İçinde bulunduğumuz dönemde gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde açlık en hayati sorunların başında geliyor. Pek çok ülkede, insanlar açlıkla karşı karşıyalar. Aç insan ise sadece ve haklı olarak saldırıyor. Bengladeş'te 10.000 işçi protesto gösterilerinde bulundu, polisle çatıştı. Mısır'da yaşanan çatışmalar da Bengladeş'ten farksızdı; göstericilerin üzerine polis tarafından ateş açıldı, göstericiler arasında ölenler oldu. Haiti'de ise artan gıda fiyatları Başbakan'ı koltuğundan etti.. Türkiye'de de durum diğer ülkelerden çok farklı sayılmaz: pirinç fiyatlarında %130'a varan artışlar, bulgur ve makarna fiyatlarındaki yükseliş özellikle alt ve orta gelir seviyesindeki ailelerin ekonomilerini sarstı. BM Kalkınma Ofisi, Türkiye ve Brezilya'da enflasyon tsunamisi yaşanabileceği uyarısını yapıyor. Aynı kurumun verilerine göre, Brezilya ve Türkiye'de 1 yıldan kısa bir sürede orta sınıfın alım gücü ortalama %25 azaldı.

Dünya tam anlamıyla bir krizin eşiğinde, bir gıda krizinin.. Gıda demek hayat demek ve bu nedenle ciddiye alınması gerekiyor bu krizin. Krizin sebepleri arasında kuraklık, gıda kullanım oranlarındaki değişiklikler, petrol fiyatlarının yükselmesi ve bu sebepten oluşan bio-yakıt talebi gösteriliyor. Kuraklık periodik olarak ara sıra yaşanılan ama stoklarla zorlanmadan atlanılan bir sorun oluşturuyor. Sürekli olmadıktan sonra ciddiye almaya gerek yok. Asıl sorun, petrol fiyatları ve bio-yakıt üretimi. Bu noktada petrol fiyatının artması nakliye giderlerini arttırarak ithal ürünlerin fiyatlarını arttırıyor. İş bununla da bitmiyor, petrol fiyatlarının artması petrol arzı ile kar amacındaki girişimcileri iştahlandırıyor. Bio-teknoloji kullanılarak gıda ürünlerinden petrol üretilemeye çalışılıyor. Geçen yıllarda ABD'de gıda maddelerinin büyük oranı bio-yakıt tesislerinde yakıta dönüştürüldü. Sadece 2007'de tam 26 milyar litre bio-yakıt üretildi. Bu miktarın 2030'da 227 milyar litreye ulaşacağı sanılıyor. Bir jeepin deposunu dolduracak kadar yakıt üretmek, bir insanın 365 gün beslenebileceği miktarda mısır kullanarak mümkün oluyor.

Sözün özü, petrol insanları artık aç da bırakacak. Tüm dünya kendince bir seçim yapmalı? Araçlarına koyacak yakıt mı, yoksa karınları daha iyi doyacak milyonlar mı daha önemli? İnsanlar, maalesef yakıtı tercih edecekler. Bu noktada da etik değerler söz konusu olacak. Üniversitelerde, meclislerde ve uluslararası her ortamda bio-yakıtın ne kadar etik olduğunu tartışmamız gerekiyor. Gıda maddelerinin gıda dışı sektörlerde değerlendirilmesinin ne kadar etik olduğunu düşünmemiz gerekiyor..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.