| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 07.2008 Other entries in 2008-07 resimler , videolar

Hak ve Eşitlik Partisi Geliyor.. Pamukoğlu Yeni Parti Kuruyor..

Osman Pamukoğlu Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, toplumun yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaptığı operasyonlarla PKK terörüne çok ağır darbeler indirmiş ama "nedense" TSK içerisinde yükseltilmemiş bir komutan. Görevi sonrası yazdığı kitaplarla ve çalışmalarla verdiği savaşı sürdüren Pamukoğlu, bugün bu çalışmalarını bir parti çatısı altında sürdüreceğini açıkladı. Partinin adı, Hak ve Eşitlik Paritisi (HEP), amblemi ise kırmızı bir zemin üzerine sarı güneş ve güneşi delip geçen bir Anadolu kartalı olacakmış.

Osman Pamukoğlu'nun kitaplarının bir kaçını okumuş ve Serdar Akinan'la yaptığı "Kan Uykusu" programlarını baştan sona izlemiş birisi olarak, Paşama politikada da başarılar diliyorum. Böylesine büyük başarılara imza atmış, yapılmaz denilenleri yapmış bir insan, umarım politikada da geleneğini bozmaz. Siyasal konjonktür ne gösterir bilinmez ama Pamukoğlu'nun büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Vatana millete, bir parti daha kazandırıldı; umarım hayırlı olur..

Son olarak Pamukoğlu'nun askerlerine söylediği bir sözü ona hatırlatarak yazıyı bitiriyorum: "Bu ne bitmez bir yolmuş deme, bitmedik yok yok. Bu ne aşılmaz dağmış deme, aşılmadık dağ yok." Yolun açık olsun Osman Pamukoğlu..

Not: Osman Pamukoğlu'nun parti kuracağı haberi internete düştüğü vakit Hürriyet internet yayını bu haberin yanında bir paşamızın haberini daha veriyordu: Org. Yaşar Büyükanıt. Hürriyet halka şunu soruyordu, "Büyükanıt'tan Spor Yazarı Olur Mu?". Hal böyle olunca insan üzülerek, ister istemez şunu söylemek zorunda kalıyor: Paşa var, paşa var; paşadan paşaya çok büyük farklar var. Ben futbol yorumcusu paşa istemiyorum. Ne hallere düştük yahu?!

Bir YouTube Yasağı Daha: DailyMotion'a Erişim Yasağı

DailyMotion YouTube yasağı kalktı kalkacak diye beklerken az önce bir yasak haberi daha aldım. Daha doğru bir video aramak için girdiğim www.dailymotion.com adresine karşılık, karşıma bilindik karar yazısı çıktı: "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla egellenmiştir.". Şu an için kararı veren mahkeme ve kararın nedeni hakkında bir açıklama da bulunulmuyor sitede.

Önceleri YouTube yasağını kısa süre olacağı öngörüsüyle haklı da bulmuş birisi olarak, bugün gelinen noktada yapılanlara "Bu kadarı da fazla artık!" diyorum. Bizler YouTube açılacak diye beklerken DailyMotion'u da kapattılar. Yaşanan süreç üzücü, internet "21. yüzyılın en özgür ortamı" sıfatını maalesef kaybediyor. Artık sanıldığı kadar ve belki de hiç özgür bir ortam değil internet.. Yakında bizi de kapatırlarsa hiç şaşırmayın.. Ciddiyim..

Ankara'nın Suyuna Bak..

Su1 Geçen yaz, Ankara'da su kesintileri yaşanırken bizim evin suyu bir türlü kesilmek bilmedi. Önceleri anlam veremedik, nedendir diye de sormadık kendimize? Yalnız zaman geçmesine rağmen su hala kesilmeyince merak ettik. Ailecek kısa bir araştırmaya giriştik. Sonrasında ise evin Cumhurbaşkanlığı Konutu'yla aynı şebekeden su aldığını öğrendik.

Bunları neden anlatıyorum? Çünkü, dün gece evin musluğundan akan su öylesine iğrenç kokuyor ve öylesine sarıydı ki dişlerimi fırçalayamadım. İğrenç birşeydi ve benim evimin musluğundan akıyordu. Aklıma ilk Melih Gökçek geldi, Ankara'nın suyu temiz diye televizyonların karşısına çıktığı o gün geldi.. Ankara'nın dört bir tarafına astırdığı "Ankara'nın Suyu Temiz" afişleri geldi.. Ve kendi kendime, içimden şunları geçirdim: E be Melih Gökçek, madem benden utanman çekinmen yok bari bu ülkenin Cumhurbaşkanı'ndan utan biraz.. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nın yüzünü öylesine sarı ve kokulu bir suyla yıkattığın için utan biraz.. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'na dişlerini kokan bir suyla yıkattığın için utan biraz..

Kalkınmak İçin Genel Eğitim Şart DEĞİL!

Daha öncesinde de yazmıştım (Kitle Eğitimi? Özel Yetenek Eğitimi?) ve sormuştum okurlarıma "Kitle eğitimi mi, özel yetenek eğitimi mi?" diye.. Bugün hala harahetle süren Prof. Erol Güngör araştırmam sırasında öyle bir paragraf okudum ki, tarifsiz bir mutluluk yaşadım. Düşüncemin, bundan yıllar öncesinde bir bilim adamımız tarafından, hem de entelektüel bir bilim adamımız tarafından savunulduğunu görmek bana büyük bir özgüven verdi. Neydi benim ana fikrim? Diyordum ki, "Alt ve orta zeka grubundan geriye kalan üst zeka grubunun üyeleri, yani ülkemin eli adam gibi iş tutar bireyleri ise çeşitli şekillerde seçilmeli ve özel eğitimlere tabii tutulmalılar. Bu insanlar ihtisaslaştırılmalı ve ihtisaslaştıkları konuda en iyi kılınmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti, kurulacak böylesine özel bir okuldan her yıl 1000 mezun alsa, misyonuna çok daha yakın ve çok daha iyi bir vizyonda olacaktır." Prof. Erol Gügör de böyle düşünüyor olacak ki şunları yazmış: "Halbuki genel eğitim kalkınmanın sebebi değil, neticesidir. Kalkınmayı yapacak olanlar ise, memleketin problemleri üzerine düşünmeye ve çözüm bulmaya elverişli kalitede aydınlardır. 'Birinci sınıf' insanlardır. Zaten kalkınmamış, geri kalmış bir ülke, kendi problemlerinin neler olduğunu ve bunlara nasıl çare bulunabileceğini bilmeyen bir ülke demektir."

İşte şimdi bizim ihtiyacımız olan bu "birinci sınıf" insanları bulmak ve özel bir eğitimle yetiştirmektir. Aksi halde, genel eğitim aracılığıyla kalkınmak tatlı bir rüya olarak kalacaktır.. Türkiye gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkeler kategorisinden çıkmak istiyorsa, birinci sınıf insanları dümenine oturtmasını bilmelidir!

Ve AKP Kapatılmaz..

Anayasa Mahkemesi Anayasa Mahkemesi, kısa ve orta vadede Türkiye'nin siyasal gelişimini kökünden etkileyecek bir karar verdi. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin şeriatçı zihniyetlerin odağı olduğu yönündeki iddiası mahkemenin 11 üyesinin 10'u tarafından gerçekçi bulundu. Bu kanaate rağmen, mahkeme hukuken bir kapatma kararı almadı. Bunun yerine AKP'ye uyarı mahiyetinde hazine yardımlarının yarısını men etme cezası verdi.

Peki tüm bunlar ne demek oluyor? Öncelikle, mahkemenin Abdurrahman Yalçınkaya'nın kaygılarını haklı çıkardığını ortaya koymamız gerekiyor: Mahkemenin 11 üyesinden birisi hariç hepsi AKP'nin şeriatçı odakları bünyesinde barındırdığını kabul ettiler. Bu noktada ise AKP'yi kapatmaktansa nispeten daha hafif bir ceza olan hazine yardımlarını kesme kararını aldılar. Burada hem AKP'ye hem de topluma bir mesaj verdiler. AKP'ye verilen mesaj kendisiyle hesaplaşmasının gereği, aksi halde bir daha söz konusu olabilecek bir davada kapatılacağı yönündeydi. Topluma verilen mesaj ise Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddialarının büyük oranda kabul edildiğiydi.

Sonuç hukuksal olarak nasıl değerlendirilir, onu zaman gösterecek. Siyasal olarak ise AKP kısa vadede bir rahatlama içerisine girecektir. Yalnız orta vadede, en azından yaklaşan seçim süreci içerisinde AKP'nin oy kaybı içerisinde olduğunu gözlemliyorum. En azından kamuoyu araştırmaları bu yönde sonuçlar veriyor. Anayasa mahkemesinin kararı eğer AKP'nin kapatılması yönünde çıksaydı, muhtemelen AKP'nin oy oranlarındaki düşüş bir son bulacak ve AKP'nin oy oranları tekrar artmaya başlayacaktı. Bu kırılma olmadı, Anayasa mahkemesi AKP'ye yüzbinlerce tepki oyu armağan etmedi: bunun sonucu olarak AKP oy kaybetmeye hala devam ediyor.

Sözün özü, Anayasa Mahkemesi AKP davasını kendi görüşünü de belirterek halka sevk etti. Halkın şu anki haleti ruhiyesi AKP yanında değil, bunun zamanla değişeceğini de pek sanmıyorum..

21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece, Seçtirmece..

Demokrasiler, kuşkusuz çağımızın en gelişmiş yönetim biçimi olarak görülüyor. Dünyanın hemen her yerinde demokrat olma iddiasında yüzlerce hükümet var. İşin temel felsefesi halkın kendi kendini yönetmesi olarak lanse edildiği için, bu hükümetler için de meşruluk zemini oluşturuyor zaten.

Peki işin ana felsefesinde, teorisinde geçerli olan "halkı kendi kendinin yönetmesi" mevzusu pratikte de geçerli mi? Ben uzun yıllar geçerli olduğunu sanıyordum, fakat bugün gelinen noktada bunun tatlı bir serap olduğunu görebiliyorum. Onlar, her kimlerse artık, bizlere istediğimizi seçme hakkı vermiyorlar. İstediklerini seçip bizim önümüze koyuyorlar, onların istedikleri dışında kimseyi seçme hakkımız da olmuyor. İş bununla da bitmiyor, seçtiklerini öyle bir ayarlıyorlar ki biz onların en fazla istediği kişiyi seçiyoruz: hem de hiç farkında olmadan. Örneğin onlar Ahmet adında bir zatı seçtirmek istiyor, Ahmet'in karşısına da Mehmet ve Hüseyin'i aday gösteriyorlar. Müslüman bir ülkede yaşadığımız ve kültür değerlerimiz belli olduğu için olası tepkilerimizi de göz önüne alarak seçiliyor bu Mehmet'ler ve Hüseyin'ler.. Örneğin Mehmet ateist oluyor, ya da Hüseyin eşcinsel oluyor. Toplum Mehmet ve Hüseyin'in değerleriyle uyuşmadığı için, haliyle Ahmet'i yani seçmek zorunda kalıyor. Ahmet aslında seçilecek bir adam olmasa bile, halkın gözünde "kötünün iyisi" olduğu için seç(tir)iliyor.

Bugün Türkiye'de mevcut hiçbir adaya oy vermeyi düşünmeyen kararsızların oranı en fazla oyu alacağı düşünülen AKP'nin oranından bile fazla. İşte bunun altında yatan sebep de birilerinin oynadığı "kötünün iyisini" seçmece, seçtirmece oyunu..

Milliyetçilik ve Prof. Erol Güngör

Erol Güngör Şu son zamanlarda, bir yarışma vesilesiyle Prof. Erol Güngör hakkında araştırma yapmaya başladım. Kendisi Türkiye'deki sağ ideologlardan bir tanesi ve belki de yakın tarihimizdeki en entelektüeli. 45 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş ama bu 45 yıllık süreçte de birbirinden önemli eserler vermiş.  Milli kültür ve milliyetçilik üzerine durmuş, her iki kavramı bir bilim adamı gibi açıklamaya çalışmış.. Yakın tarihimize de yönelmiş, bu noktada bazı milliyetçilerin çekinerek birşeylerin üstünü örtmeye çalışması üzerine şunları söylemiş: "Hakikatten kötülük çıkacağını düşünmek için ya sahtekar ya geri zekalı olmak gerekir..."

Hayatı boyunca hakikati ön plana çıkartak için uğraşmış, hiçbir zaman ideolojilerin kıskacına girmek istememiş. Gençlere de bunu öğütlemiş, öncelikle bilgi sahibi, fikir sahibi olunması gerektiğini hemen her ortamda dile getirmiş. Özellikle, zamanın koşullarında yaşanan gençler arası çatışmaları vurgulayarak şunları söylemiş: "Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler. Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyalığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniliyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan birinsan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeleri başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacalar?"

Erol Güngör'ü tanıyınca, günümüzde milliyetçilik adı altında eksik kişiliklerini tatmin eden bir takım öğrenci grupları gözümün önüne geldi. Ne alt yapı, ne entelektüel geçmiş ve ne de düşünceden eser yok hiçbirisinde.. Böylesine bir değerleri olmasına rağmen, onlar kolay olanı seçiyorlar şoven milliyetçilik yapıyorlar. Oysaki bu değeri kullanmaları gerekir..

Güngören'den Sonra Kerkük.. Peki Sırada Ne Var?

Kerkük Güngören'deki saldırının üzerinden daha bir gün bile geçmemişken Kerkük'te bir terör saldırısı düzenleniyor. Kerkük'teki saldırının bilançosu şu an için 11 ölü, 54 yaralı.. Saldırı protesto gösterisi yapan Kürt gruplara yönelik olarak yapılıyor. Yani, bu saldırıyı tasarlayan kişiler hedefte Kürt halkı olduğu izlenimi uyandırmak istiyor. Türkmenlerin en yoğun olduğu yerde, hedefte Kürlerin olması da bir yerlere mesaj yolluyor..

Güngören'deki ve Kerkük'teki patlamaları birbirinden ayrı görmek şu an için pek mümkün değil. İnsan her iki olaya ve zamanlamaya bakınca iki işin de aynı elden çıktığını rahatlıkla düşünebiliyor. Amaç bu toprakları karıştırmak.. Senaryo ise çok basit: İstanbul'da bomba patlat Kürt halkına yık; Kerkük'te bomba patlat Türk halkına yık.. İşte bu kadar basit bir senaryo yazmışlar ve oynuyorlar. İstedikleri ise bu seneryoya Kürt ve Türk kardeşlerimin de dahil olması.. Sonrası mı? Sonrası kan ve barut..

Bu senoryoyu uzunca yıllar oynadılar, bugün de oynuyorlar. Muhtemelen yarınlarda da oynayacaklar. Oysaki anlamadıkları birşey var, bu iki halk yüzyıllardır aynı Allah'a ibadet etmiş, aynı topraklardan çıkan ekmeği yemiş.. Bu toprağın insanı Kürt müdür Türk müdür diye ayırt etmeden seçmiş hayat arkadaşını.. Bu toprakta on binlerce aile kurulmuş Kürt ile Türk aşkından.. işte hesaba katmadıkları şey bu, hesaba katmadıkları şey bu topraklarda Kürtlerin ve Türklerin ortak bir kaderi yaşadığı..

Senaryoları çok basit, ama bu toprağın inanı bu kadar basit değil.. Bu oyuna gelmezler, bu oyunun bir parçası olmazlar..

Güngören'de Patlama ve Daha Bir Çok Şey..

Güngören\\\'de Patlama Bu toprakların insanına rahat, huzurlu bir yaşamı fazla görüyorlar. Bu güzel Pazar gecesini de hiç çekinmeden kana buladılar, nedensiz bir savaşın yeni bir çephesini daha açtılar. Onlarca masum, suçsuz insan öldü; yüzlercesi kanlar içinde can çekişiyor şu anda. Hastanelerde bu savaşın neferi olmayan, sıradan insanlar acılar içinde yaşam mücadelesi veriyorlar.

O bombayı oraya yerleştiren, o bombanın düzeneğini kuran şerefsiz, çok mu mutlusun şimdi? O bombayı patlattın, onlarca ailenin hayatını kararttın da ne oldu? Eline ne geçti? Onca ailenin hayatını karartarak kendi dünyanı mı aydınlatacağını sanıyordun? Durul bir düşün, öldürdüğün insan senin insanın! Seninle aynı toprakta oyunlar oynamış, seninle aynı toprağın ekmeğini yiyerek büyümüş insanlar onlar.. Nasıl yaptın bunu, durul bir düşün?! Kendi insanını öldürerek, kendi toprağını karartarak aydınlık bir gelecek kurmanın mümkün olamayacağını anla artık!

İster PKK'lı ol ister Hizbullah'çı, her ne olursan ol ama artık anla birilerinin seni piyon olarak kullandığını. Bu toprakların insanına karşı, kendi insanına karşı verdiğin savaşa bir son ver artık. Çünkü bu savaş senin savaşın değil, olmamalı.. Bu savaşın tarafı olacaksan, olman gereken taraf masum insanların tarafı olsun.. Lütfen, durul tüm bunları bir düşün..

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.