| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 07.2008 Other entries in 2008-07 resimler , videolar

Prof. Yalçın Küçük Merak Edilen Soruların Yanıtlarını Verdi..

Teke Tek Dün haberleştirdiğim üzere Prof. Yalçın Küçük, Teke Tek'te Fatih Altaylı'nın konuğu oldu. Program içerisinde Yalçın Küçük hakkında merak edilen pek soru cevap buldu. Öncelikle Yalçın Küçük'ün Abdullah Öcalan ile olan ilişkisi netlik kazandı. Bu ilişkinin nedenleri ve sonuçları masaya yatırıldı. Bu noktada Yalçın Küçük'ün şu açıklamaları dikkat çekti: "Ben Abdullah Öcalan ile görüştüm, onu Türkist yaptım, Kemalist yaptım. Onu Kemalist, Türkist yaptığım için Barzani medyası hergün bana saldırıyor."

Programın diğer konuğu olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı, Fikri Akyüz dün yazımda belirttiğim kaygıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Dün, "Bu Fikri Akyüz de kim oluyor da Prof. Yalçın Küçük'ün karşısına çıkartılıyor? Fikri Akyüz'ün boyu kadar kitabı var Yalçın Küçük'ün.." yazmıştım. Ardından Fikri Akyüz'ün programdaki şu açıklamaları geldi "Biz ilkokul, lise kitparlarından böyle öğrendik." Fikri Akyüz, tarih bilgisinin ilkokul, lise seviyesinde olduğunu ortaya koydu böylece. Bunun ve benzeri bilgi eksikliklerinin üzerine Yalçın Küçük'ün Fatih Altaylı'ya dönüp şunları söylemesi beni gülmekten kırıp geçirdi: "Ben buraya ders vermeye gelmedim. Bu çocuğa ders verdirmeyin bana.."

Yalcin_Kucuk1 Programda Yalçın Hoca'nın şu sözleri de ayrıca dikkate değerdi, bunları ilerleyen zamanlarda detaylarıyla incelemeyi umut ediyorum: "Ben yazarım, çok az okurum.", "Bugün hakim olan bir grup bu işi (PKK) bitirmek istemiyor.", "O bölgenin (Türkiye'nin doğusu.) bizden ayrılmasını istiyorlar.", "Darbenin başı Hilmi (Özkök) Paşadır.", "Musul'u almazsan, Diyarbakır'ı verirsin.", "Türkiye büyümezse küçülür.", "Ben Kemalizm'den aşağı düşmem!", "Bugün 1918 şartları var, hepimiz Kemalistiz.", "Yaşar (Büyükanıt) Paşa Hazretlerini içerideki iki arkadaşını ziyaret etmelidir.", "Ergenekon davası Bürüksel'de, Kudüs'te pişirilmiştir.", "AKP'ye açılan kapatma davası millidir.", "Hilmi Özkök yargılanacaktır!"..

Programı kaçırdıysanız, mutlaka telafi etmenizi öneriyorum. Fikri Akyüz adlı şahsın her türlü gereksiz soru ve muhabbetleri dışında oldukça yararlı bir program oldu. Fatih Altaylı'nın blogunda yakın zamanda program tekrar yayınlanacaktır, arada bir göz atarsanız izleyebilirsiniz.

Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi: 21. Yüzyılın İpek Yolu..

Bakü-Tiflis-Kars Yurdum gündemi genellikle sunni olaylarla geçiştirilse de arada sırada ciddi ciddi olaylara da tanık oluyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı gibi oldukça iyi bir proje sonrası Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan yeni bir projenin daha temellerini atıyor: Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi..

Söz konusu proje sonrasında tarihi İpek Yolu'na benzer, 21. yüzyılın şartlarına uygun bir ulaşım ağı kurulmuş olacak. Dünya'nın yeni petrol ve doğalgaz merkezi konumundaki Orta Asya cumhuriyetleri ile kesintisiz demiryolu bağlantısına imkan sağlayacak projenin hayata geçirilmesiyle Londra'dan kalkacak bir tren kesintisiz olarak Çin'e ulaşabilecek. Bu da demiryolu üzerinden oldukça fazla yük akışı demek oluyor. Türkiye ve özellikle TCDD bu yük akışından oldukça nemalanacaktır.

İşin ekonomik boyutunun yanında bir diğer önemli boyutu ise stratejik olması. BTK Dermiryolu projesi Türkiye Cuhuriyeti'ni Türki devletlere ve daha da önemlisi gelecek on yıllarda büyük gelişim gösterecek Doğu'ya bağlıyacak. Bu noktada Gürcistan benim kafamda büyük soru işaretlerine sebep oluyor. Nedeni ise Gürcistan'ın daha öncesinde Rusya ve şimdi de ABD etki alanı içerisinde olması. Hal böyle olunca ulaşım noktasında sadece büyük ağabeylerin onayları ile birşeyler yapabileceğiz. Bu noktada Türkiye'nin Azerbaycan'la ortak ve güvenli bir sınıra sahip olamamasının kaybettirdiklerini acı bir şekilde görüyoruz.

Tüm bunlara karşın, projenin çok önemli olduğuna inanıyor ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Gelecek yıllarda proje sonuçlandığı vakit, bunu hep birlikte göreceğiz..

Prof. Yalçın Küçük, Bu Gece Teke Tek'te..

Yalçın Küçük1 Prof. Yalçın Küçük, hemen her alanda kendinden söz ettiren ciddi bir isim. Politik, edebi veya bilimsel çalışmaları pek çok kişinin ve özellikle de ordu mensubu insanların ilgisini çekiyor. Fikirleri, bu ülkenin en etkin isimlerince tartışılıyor ve yorumlanıyor.

Son zamanlarda yaptığı çalışmalarla ulusalcı kitlelerin ufkunu açtı Yalçın Küçük, pek çok platformda bir sosyalist olmasına karşsın ulusalcılğı ve hatta Türk milliyetçiliğini savundu. Birileri bundan çok rahatsız olmuş olacak ki, Yalçın Küçük'ün geçmişine dair arştırmalar yapılmaya ve Yalçın Küçük yıpratılmaya başladı. Samanyolu Televizyonu'nun öncülük ettiği ve malum çevrenin ilgilendiği bu gelişmeler sonrasında pek çok okuyucum bana Yalçın Küçük'ü sormaya başladı. Burada onun adına cevap vermem, elbette hoş olmayacaktır. Bu sebepten, cevap arayan okurlarım bu gece 23:30'da Kanal 1 ekranlarında yayınlanacak olan Fatih Altaylı ile Teke Tek programını izleyebilirler. Programda Sayın Küçük'e bu soruların da yöneltileceğini ve uygun şekilde cevaplandırılacağını sanıyorum..

Not: Programda Prof. Yalçın Küçük'le birlikte Yeni Şafak yazarı Fikri Akyüz de konuk olacakmış. Bu Fikri Akyüz de kim oluyor da Prof. Yalçın Küçük'ün karşısına çıkartılıyor? Fikri Akyüz'ün boyu kadar kitabı var Yalçın Küçük'ün.. Fatih Altaylı ya sadece Yalçın Küçük'ü konuk etseydi ya da karşısına illa birilerini oturtacaksa Yalçın Küçük kalitesinde bir adam bulsaydı..

Yabancı Dille, Tarzanca Eğitim..

Yabancı Dille Eğitim Tansu Çiller, DYP genel başkanı ve başbakan olduğu vakitlerde İtalya'ya bir heyetle ziyarette bulunur. Daha sonrasında Tansu Çiller'in başında bulunduğu heyet, İtalyan bilim adamları ile de görüşmeler yapmak ister. Bunun üzerine bir toplantı organize edilir, Sayın Çiller "İngilizce bilmenin verdiği büyük gururla" sorar İtalya'nın en saygın bilim adamlarına: "Do you speak English?" Karşı taraftan tek bir İngilizce cevap gelmez, salona İtalyanca mırıldanmalar yayılır sadece.. Olay sonrasında Tansu Çiller, yanındakilere dönerek "Yahu bunlar ne biçim bilim adamı, İngilizce bile bilmiyorlar." der.

İşte onlar, o biçim bilim adamları oldukları için İtalya bizden çok daha fazla bilimsel yayın veriyor. İşte onlar o biçim bilim adamları oldukları için, İtalya'daki üniversiteler Türkiye'dekilerden çok daha saygın konumdalar! Artık şunu ciddi ciddi ortaya koymak gerekiyor: İnsanların düşünürken kullandığı, ana dilleri dışında dillerle eğitim yapmak ahmaklıktır! Yoğun İngilizce verilen bir kolejden, ardından da Anadolu Lisesi'nden mezun olmama karşın hala İngilizce düşünecek kapasitede İngilizcem yok. Çevremdeki İnsanlar da bundan çok uzak! Türkiye'de verilen İngilizce eğitimi ciddiyetten uzak, bu eğitim sonrasında insanlar İngilizce değil, ancak Tarzanca öğrenirler. Ve ben, Tarjanca olarak yüksek öğretimini yapmış öğrenciyi, çok açık yazıyorum, mesleki olarak eskik sayarım! O tarzancayla hiçbir bilimsel mantık öğretilemez, tam olarak kavratılamaz! Mesleki derslerini İngilizce almış, ana dili İngilizceden farklı olan hemen her öğrenci akademik anlamda eksik yetişmiştir! Eksiktir!

Bu sebepten bir an önce üniveristelerimizi bu aşağılık kompleksinden, bu büyük hatadan kurtarmalıyız. Türkiye'deki üniversitelerde eğitim dilinin sadece "Türkçe" olabileceğini ortaya koymalıyız. Ve, en önemlisi Prof. Oktay Sinanoğlu'nun da dediği gibi karıştırmamalıyız bilim adamı olmakla, tarzan olmayı: "Çünkü o (Tansu Çiller) karıştırmış, bilim adamı olmakla, Tarzan olmayı. Eğer İngilizce'yle bilim adamı olunsaydı, fizikçi olunsaydı, Tarzan fizikçi olunurdu!"

Serdar Akinan'a Bi Haller Olmuş?

Serdar Akinan Akşam gazetesinin sevilen yazarı, SKY Türk'ün genel yayın yönetmeni Serdar Akinan.. En son Nihat Genç ile yaptığı Ne Var Ne Yok adlı yorum programı ve Kan Uykusu adlı çalışmasıyla kendinen bolca söz ettirdi. Televizyon programlarına, fomat değişiklikleri de olsa SKY Türk ekranlarında hala devam ediyor.

Kendisi, düzenli olarak takip ettiğim ve düşüncelerini ciddiye aldığım bir isim. Zaman, onu ciddiye almam gerektiğini gösterdi. Akşam gazetesini elime alır almaz, ilk olarak o gün onun da yazıp yazmadığına bakıyorum. Yazdıysa, gazeteyi okumaya onun köşesinden başlıyorum. Bugüne kendisiyle hemen hemen hep aynı tarafta hissettim kendimi, fikirlerini ve teorilerini genellikle mantıklı ve geçerli gördüm. Herşey böyle devam ederken, Serdar Akinan Akşam'daki köşesine "Elimdeki belge ve bilgileri değerlendirmek, yenilerini edinmek ve doğru tespitler için çalışmak" benzeri bir amaçla ara verdi. Bu sebepten uzunca bir süre, yaklaşık olarak bir ay, okuyamadım Serdar Akinan'ı..

Sonra birgün Akinan'ın yazmaya tekrar başladığını öğrendim ve haliyle Akşam almaya yeniden başladım. Yalnız bu sefer bir gariplik vardı, Serdar Akinan eski Serdar Akinan değildi. AKP noktasındaki tahlilleri geçmişe nazaran çok farklılaşmış, Recep Tayyip Erdoğan'ı en milliyetçi parti başkanı olarak lanse etmeye başlamıştı. Şaşırdım, aslında şaşkınlığım hala sürüyor. Serdar Akinan acaba o bir aylık sürede neler gördü de böylesine bir değişim içerisine girdi, merak ediyorum. Umarım birgün bunu açıklar ve ben de bu meraktan kurtulurum..

Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi..

Senato Ne büyük anlam karmaşası Hem tam demoktratik ve hem de oligarşik.. Vay anasını.. Bana yurdum gündemini hatırlarıyor. Bundan aylar öncesinde "Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve şunları kaydetmiştim: "Demokrasilerde liderleri halk seçer, yalnız haklın seçeneklerini aristokrasi oluşturur. Sonuç itibariyle halk, aristokratların seçimleri arsından birşey seçebilecek kadar seçmendir. Bunun üstüne çıkamaz, kendi adayını var kılamaz. Buna maddi olarak da manevi olarak da yetkin değildir çünkü. Bu haliyle demokrasi, halk yönetimi görünümündeki aristokratik bir sistemdir."

Bugün yazdıklarıma derinlik ve uluslararası bir boyut kazandıracağım. Öncelikle aristokrasiden oligarşiye geçişi anlatayim: Artık demokrasilerde kararları bırakın aristokratları, sadece bir avuç insan alıyor. Bu insanlar parti liderleri. Bugün Türkiye'de ve daha pek çok demokratik ülkede yönetim halkın elinde olmaktan uzak, yönetim liderlerin tekelinde. Bu liderler seçim yasalarından faydalanarak milletvekillerini oluşturuyorlar. Halk kendi vekilini seçemiyor, sadece liderlerin seçtiklerini onaylayabiliyor. Kaç dönemdir Türkiye'de ön seçim yapılmıyor, ön seçim olmadıktan sonra her demokrasi yalandır!

Oktay Sinanoğlu "Türk Ayştaynı" Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Semra Topçu ile yaptığı bir söyleşide tüm bunları açıkça dile getiriyor: Bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi gösterilen birileri başımıza oturuyor ve bunlar ülkemizi perişan ediyorlar. Yani, halk istemediği halde Avrupa Birliği diye, küreselcilik diye, özelleştirmede özelleştirme diye tutturuyorlar. Sonunda fabrikalarımızı elimizden alıyorlar. Bütün tesislerimizi, herşeyimizi alıp götürüyorlar, yok ediyorlar. ... Derken "Değiştirelim, kanunları değiştirelim, yabancılar toprak alsın." Bu sefer haydi, gidiyor topraklar. Büyük çapta. Evet, bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi duran birileri bizim canımızı okuyorlar. Prof. Sinanoğlu sözlerine olayı uluslararası bir boyuta taşıyarak devam ediyor: Öyle anlaşılıyor ki aynı şeyler Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde de oluyor: Birkaç fırka (parti) başkanının elinde aday listeleri. Listelerin nereden geldiği belli değil; bir başkan o kadar insanı nasıl tanıyacak? Ama liste yapıyormuş. Yani birçok ülkede kimsenin tepesindekileri seçtiği yok. Çıkarılan birtakım seçim kanunlarının incelikleri ile, aslında milletlerin kendi iradeleriyle birini seçmeleri engellenmiş oluyormuş. (...) Lehistan (yani Polonya), Çek, Slovakya, Estonya ve Macaristan gibi ülkelerde o kanunların şimdiki şekilleri seksenlerin sonlarına doğru geldi. Bizdeki 1983'te. Aynı kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar? Soru çok açık, tekrarlıyorum: Aynı (malum) kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar?

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Ulusalcıların Yapamadıkları Avrupa Açılımı..

Avrupa Birliği Lise yıllarımın başında ulusalcı sayabileceğim Cumhuriyet, Yeniçağ ve benzer gazetelerin Türkiye'nin uluslararası vizyonu noktasında bir tek sloganları vardı: Ne AB ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye! Slogan o günlerde oldukça ilgimi çekmiş ve akıllıca gelmişti.. Türkiye'nin önceliğinin ne AB ne de ABD olmadığını, önceliğimizin Türkiye'yi tam bağımsız kılmak olduğunu düşünmüştüm. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Yalnız artık bu sloganın birileri tarafından çok yanlış noktalara çekildiğini görmekten rahatsız olmaktayım.

Ulusalcılar arasında AB ve ABD'yi konuşmaya bile tolerans gösteremeyen isimler var. Böyle bir konuşma yaptığınız vakit, aslında AB içinde temiz süt emmiş adamlar var dediğiniz vakit hemen sizi Batı uşaklığıyla itham ediyorlar. Oysa göremedikleri şey ne AB'nin ne de ABD'nin homojen bir yapıya sahip olmadığı. AB ve ABD, içerisinde pek çok farklı görüşten; birbirinden çok çok farklı topluluk ve ideolojilerden oluşuyor. Bu görüşler arasında ulusalcı söyleme uyan birok görüş, ulusalcılarla aynı yolda yürüyen yüz binlerce insan var. Türkiye'de ulusalcılar bunu göremedikleri için, Türkiye'de ulusalcılar bunun bilincine tam olarak varamadıkları için bugün Avrupa ya da Amerika'da ulusalcılar iyi bir vizyona sahip değiller.

Vizyon ise günümüzde "hemen herşey" demek oluyor. Vizyonsuz bir çıkış, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ulusalcılar artık doğru düzgün bir Batı açılımı yapmalılar, bunu yaparken de iyi bir vizyonu araç edinmeliler. Aksi halde Batı'da Türkiye'yi cemaatler temsil etmeyece devam edeceklerdir. Batı'nın gazeteleri, Batı'nın televizyonları, Batı'nın ajansları Türkiye haberlerini cemaatlerin gözünden vereceklerdir.. Batı Türkiye'nin iç gelişmelerini sadece cemaatlerden öğrenebilecektir.. İşte tüm bu sebeplerden ötürü ulusalcılar yeni bir Batı açılımını bir an önce yapmalıdırlar.. Batı değerlerini ve Batı'nın aydınlığını yaşayan Ulusalcı insanların bu noktada böylesine geç kalmış olması çok düşündürücü...

Gelişmekte Olan Ülkenin Aydını da Herşeyi Gibi Gelişmemiştir..

bilim En azından üç dil bileceksin. / En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin. / En azından üç dil... / Çünkü sen ne tarih ne coğrafya.. / Ne şu ne busun. / Oğlum Mernus sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun..

Bedri Rahmi Eyuboğlu çok güzel anlatmış, otobüsü çok önceleri kaçırdığımızı.. Bu dizler dün, Fatih Altaylı'yla Teke Tek'i izlerken Fikri Sağlar "Gelişmekte olan ülkenin aydını da herşeyi gibi gelişmemiştir.." dediği vakit aklıma geldi. Düşündüm.. Gerçekten otobüsü kaçırmış olup olmadığımızı düşündüm. Sonradan geride kalan 20 yıla bir baktım.. Yaşanmış onca şeye, gazeterden hayatıma yansıyan yurdum gündemine baktım.. Biz gerçekten kaçırmışız otobüsü.. Otobüs ufukta son sürat seyrededursun biz kendi çapımızda bir oraya bir buraya emeklemekle meşgulüz.. Üzülüyorum buna, üzülüyorum insanıma..

Hemen hemen herşeyimiz taklit, bizde bizden birşey kalmadı artık! Sanatta da bilimde de geriyiz, ciddi bir gelişim ivmesi yakalayamadık bir türlü. Geriyiz, gelişmekte olan ama bir türkü gelişemeyecek olan bir ülkeyiz.. Zincirlerimizi kırmadığımız vakit, kaderimizi değiştiremeyeceğiz.. Gelişmekte olan safsatasıyla gelişeceğine inandığımız ama bu gidişle bir türlü gelişemeyecek bir ülkede geçecek günlerimiz.

Aydınlarımız bile gelişmemiş.. Ülke böylesine sorunlar içerisindeyken kaç tanesi çözüm arayışına girdi? En son hangi entelektüel oluşum içinde Türkiye'den bir insan gördük? Bakıyorum da aydın denilecek aydınımız da yok denecek kadar az.. Aydın kadrosundan geçinen aymazlar arasında onları belki göremiyorum ama onlar da biraz kendilerini göstermek için çabalamalılar..

Gündem Mühendisliği..

medya Türkçe'ye bir armağan benden; Gündem Mühendisliği! Sanırım ilk ben kullanıyorum bu tamlamayı, bu sebepten açıklaması da bana düşüyor..

Bugüne kadar pek çok kez duyduk toplum mühendislerini, topluma yön verme çabasındaki insanları. Bugün ise toplum mühendislerinin yerini gündem mühendisleri alıyor, en azından sayısal olarak artış gösteriyor gündem mühendisleri. Gündem yaratıyorlar; istediklerini yazdırıp, istediklerini konuşturuyorlar.. Bunu böyle yazacaksın ya da bu konuda böyle konuşacaksın demiyorlar ama yazılacak veya konuşulacak konuları kendileri belirliyorlar..

Tüm bunları direkt olarak yapmıyor, dolaylı olarak gündemi istedikleri sulara çekiyorlar. Medya içinde de varlar ama sadece belirli bir çevrede etkinler. Durup bir düşününce gündem mühendislerinin varlığını görmek çok da zor değil.. Sadece düşünmek gerekiyor, geride kalan günleri, ayları, yılları.. Türkiye'de en son ne zaman bir icraat yapıldığını hatırlıyor musunuz? Türkiye'de en son ne zaman taş üstüne taş konulduğunu hatırlıyor musunuz? Türkiye'de yaklaşık bir iki yıldan beri en ufak bir icraat yok, sadece sunni gündemler var. İlk olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi tüm gündemimizi oluşturdu, ardından türbanlı öğrencilerin üniversitelere sokulma çabaları, ardından AKP'nin kapatılması hakkındaki dava ve şimdi de Ergenekon..

Bu liste böyle uzayıp gidecek, çünkü bundan hükümetler de muhalifler de kendince kazanımlar elde ediyor. Atalarımız lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini iddia etseler de bugün lafla bırakın peynir gemisini koca bir Türkiye yürütülüyor.. Halk kendi sorunlarından yabancılaşmış ve başkalarının dertleriyle gerilmekte, işte bu bir mühendislik harikası.. Batının mühendisleri uzaya beş on astronot çıkmakla övüne dursun, bizim mühendislerimiz koca bir yetmiş milyonu bulutların üzerine, hayaller dünyasına çıkartıyor?! Başarı mıdır bu? Başarıdır elbet, adamlar işini tam yapıyor..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.