| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 08.2008 Other entries in 2008-08 resimler , videolar

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Eymir Halka Açılsın, Ama Nasıl?

Eymir Gölü Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ODTÜ Rektörlüğü arasında uzunca bir süredir Eymir kavgası yaşanıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ODTÜ'nün elinde olan Eymir'in belediyece alınması için çabalıyor. ODTÜ ise Eymir'i vermek noktasında pek bir hevesli görünmüyor.

Tartışmalar da bu aşamada alevleniyor. Melih Gökçek, ODTÜ'yü şehrin merkezindeki bir gölü halka yasaklamakla suçluyor. ODTÜ ise Melih Gökçek'in gizli bir ajandası olduğunu söylüyor ve Eymir'in çevresinin üst gelir grubuna hitap edecek göktelenlerle betonlaştırılacağını iddia ediyor. Burada oluşacak rantın da Melih Gökçek'in cebine gidebileceği ayrıca ima ediliyor.

Bence her iki iddia da anlamsız ve daha önemlisi gereksiz. Yapılması gereken uygulama belli. ODTÜ sembolik bir ücret karşılığı Eymir'i ve çevresini Ankara Büyükşehir Belediyesine 50 vaya 100 yıllığına kiraya verecek. Kiraya verirken de şartlarını ortaya koyan bir kontrat oluşturacak. Bu şartar arasında Eymir'in çevresinin imara açılmaması ya da görün doğal yapısının bozulmaması gibi şartlar da yer alacak. Sonrasında her iki kurum da bu kontratın altına imzasını atacak..

Sonra ne mi olacak? Sonrasında Ankara gibi susuz bir şehirde, halk şehrin ortasında olmasına rağmen yasaklanmış su kaynaklarına kavuşabilecek. Eymir halka açılacak, kimsenin özeli olamayacak.. Ve tüm bunlar olurken kimsenin cebine de tek kuruş haksız kazanç giremeyecek, kazanan o ya da bu değil Ankara halkı olacak..

ABD'nin Yaptığı Misyonerlik Çalışması Değildir!

Beyaz Saray ABD, 20 ve 21. yüzyıla damgasını vurmuş süper bir güç. Uluslararası sahnede onunla yan yana olmadan ya da ona rağmen birşeyler yapmak oldukça zor. Gücü ve ürettiği politikalarla dünyayı kendince yönetmekte ve sadece kendi çıkarları için hamleler yapmakta. Bu noktada bizim gibi orta halli, gelişmekte olan ama ufukta gelişeceği görünmeyen ülkeler ABD'ni çıkarlarından kendince pay edinme telaşında. Bunu kommensalizm'e benzetebiliriz: Beraber yaşayan iki canlıdan birinin yarar gördüğü, diğerinin etkilenmediği yaşama şeklidir bu. Buradaki beraberlikte konak canlı etkilenmezken konuk, canlı konaktan artık besin alır. Ayrılmaları durumunda konuşun yaşamı olumsuz etkilenir. Köpek balıklarıyla, bu balıkların artıklarıyla beslenen vantuz balıkları arasındaki ilişki bu noktada örnek olarak verilebilir.

Bugün görünen uluslararası ilişkiler de balıklardan farklı değil. ABD'nin peşi sıra dolaşan onlarca vantuz ABD'nin artıkları peşinde koşuyor. ABD'nin ürettiği politikalardan yararlanma telaşında kendini konumlandırıyor. İşte hatalar burada başlıyor, ABD'nin politikalarının hep aynı kalınacağına inanılıyor, ABD ile duygusal bağlar kuruluyor. Oysa ABD, bencilce kararlar alıyor. Zamanında Kuzey Irak Kürtleri bunu anlamadılar. O dönem ABD çıkarına olan Kürtleri destekleme politikasının bir anda son bulması sonucu onbinlerce Kürt öldürüldü Irak yönetimi tarafından. Barzani, bu durum üzerine eski "müttefik"i ABD'den yardım talebinde bulunsa da aldığı cevap olumsuz oldu. Ayrıca bu cevap zamanla ünlendi ve ABD'nin uluslararası müttefiklerine bakış açısını anlatmak için kullanılmaya başladı. Kessinger'ın Barzani'ye cevabı şuydu: "Operasyonlar misyonerlik çalışması (hayır işleri) değildir!"

ABD'nin hayır işleriyle arasının pek de iyi olmadığını, ABD'nin döneklikleri yüzünden Irak yönetimince katledilen on binlerce Kürt ve Şii noktasında görüyoruz. Bugün ise bunu bize Gürcistan gösteriyor, ölen binlerce Gürcü gösteriyor.. Umarım birileri bunu görüyordur..

Milliyet'ten Büyük Hizmet: Ergenekon Arama Motoru..

Milliyet Gazetesi, uzun zamandır yapılmasını beklediğim bir işe imza atmış. Ergenekon iddianamesini yayınlamış ve bu iddianame üzerinde bir arama motoru oluşturmuş. Arama motoruna istediğiniz ismi yazıyorsunuz ve sonrasında o isme dair iddianamedeki satırlar teker teker sayfaya yansıyor. Çok güzel bir düşünce ve uygulama. Ulaşmak için, izlemeniz gereken bağlantı: http://i.milliyet.com.tr/ergenekon/iddianame.aspx?ver=0714386565 

Buradan blog yazarlarına bolca malzeme çıkar inancındayım. En azından bir göz atmak lazım..

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Ahmet Ümit ve Polisiye Roman

Ahmet Ümit Tatilde okuyacak kitap yoksunluğu yaşanıyordu ki yardımıma Ahmet Ümit kitapları koştu. Öncesinde hiç okumamıştım Ahmet Ümit'i. Hatta daha öncesinde bir iki istisna dışında adam akıllı bir polisiye roman da alıp okumamıştım. Geride kalan tatilin bana kazandırdığı önemli bir şey oldu polisiye roman ilgisi. Üç günde iki kitap bitti. İlk olarak Beyoğlu Rapsodisi'ni alıp, okudum. Sonrasında ise Kavim'i aldım. Gerçi Kavim tam bitmedi, son sayfalar hala beni bekliyor.

Ahmet Ümit'i ve polisiye romanları önerebilirim. Daha öncesinde roman okumak zaman kaybı demiştim ama bugün gelinen noktada roman önerebiliyorum. Bu bir çelişki mi? Hayır, bu bir sentez: Roman okumak zaman kaybıdır ama sıkılmadan zaman kaybetmek isterseniz roman okuyun, tercihen de polisiye bir roman.. Gerçi Ahmet Ümit, zamanınızı boşa harcatmamak için de bolca çalışmış çabalamış: Her iki kitap ve özellikle de Kavim'in içerisinde oldukça bilgi var. Hıristiyanlık, Süryanilik ve daha pek çok bilgi edinebilirsiniz kitapta..

Ayrıca okuduğum her iki kitapta da fonu İstanbul oluşturuyor. Özellikle Beyoğlu Rapsodisi'nde Beyoğlu'nu adım adım dolaşıyormuş gibi hissedebiliyorsunuz. Beyoğlu olunca kitaplarda yeme, içme de kaçınılmaz oluyor. İstanbul'un yeme ve içme kültüründen de birşeyler kapıyorsunuz romanların satırlarından.

Sözün özü, alıp okumaya değecek kitaplar yazmış Ahmet Ümit. Özellikle de uzun bir tatil söz konusu olunca, alın bir okuyun; zamanın nasıl geçtiğini anlamakta zorlanacaksınız..

Çin'de Hüsran.. Utanç.. Sorumsuzluk..

Olimpiyat Sanırım Kayahan söylüyordu; "Yine bana hüsran, bana yine hasret var" diye.. Çin'de bir kez olsun bayrağımızı göndere çekemeyip, bir kez olsun İstiklal Marşı'mızı oktamadığımız olimpiyatlar süresince kulağımda bu tını vardı: "Yine bize hüsran, bize yine hasret var.."

Türkiye Cumhuriyeti, 24 yıl aradan sonra tek bir altın madalya alamadı. Altın madalyayı geçtim elle tutulabilecek en ufak bir başarı bile elde edemedi. Bunların hesabını birilerinden sormamız gerekiyor. Tüm dünya kamuoyu önünde küçük düşürülmüş olmanın hesabını, buna sebep olanlardan sormalıyız.

Olimpiyatlarda yarıştıracak oyuncu bulamadık! Bu tarihimizde çok karşılaşılır bir durum değil! Nasıl devlet yönetiyorlar, anlamak çok zor! Bu utancı bize yaşatanlar hesap vermeli, aksi halde daha çok Kayahan dinleriz olimpiyatlarda: "Yine bana hüsran, bana yine hasret var.."

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Ve "Yine" Tatil Biter..

Ve sonunda tatil biter, yollar görünür.. Şu an Adana'dayım ama çok kalamayacağım. Pazartesi bizimkiler işbaşı yapacak, Pazar onları Ankara'ya bırakmam gerekiyor. Sonrasında ya Adana'ya dönüş ya da ikinci Ankara dönemi.. Kimbilir belki de kısa da olsa bir Bursa yaparım?

Tatil, her zamanki gibiydi. Gezmek, tozmak, yemek ve içmek.. Deniz, havuz.. Mutlu bir haftaydı ama ben çalışmayı tatilden daha fazla arzuladım. Garip. Sanırım işkolik oldum, bunun sebebi de genellikle sevdiğim işleri yapıyor olmam olsa gerek? Tatilde anladım ki, internetsiz bir hayat da insanı sıkıyor. Özellikle de internetle "gereğinden fazla" içli dışlı olmuş benim gibi tipler için

Gündeme dair yazamamak oldukça üzdü beni. Neyse ki gündemde çok büyük ve hızlı değişiklikler olmadı. Rusya, Gürcistan'a girdiği vakit ben tatile girmiştim. Bugün tatilden çıkıyorum ama Rusya'nın Gürcistan'dan çıkacağı yok gibi görünüyor. Bu konuyu uzun uzadıya işlemek istiyorum.. Rusya, Türkiye, Gürcistan ve tüm Kafkaslar..

Anlayacağınız, durmak yok yola devam.. Bugünden itibaren, eski yazı periotlarımla karşınızda olacağım.. Tatil bitti.. Yaşasın bloglamak!

Tatilde Kitap: Medeniyetler Çatışması..

Tatilde okunması hiç de gerekli olmayan kitaplar listesi yapılsa, Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması adlı çalışması liste başı olur sanıyorum. Oldukça bilgi dolu ve kaliteli bir çalışma olmasına rağmen Akdenize karşı  oturup okunacak bir kitap değil Medeniyetler Çatışması. Buna rağmen alternatiflerimin olmaması sebebiyle bu kitaba devam ediyorum..

Medeniyetler Çatışması senaryosu içerisinde bize İslam Medeniyeti düşüyor. Batı Medeniyeti'ne dahil sayılmıyoruz haliyle. Bu noktada kendimizi Batı, Hıristiyan Medeniyeti karşısında oldukça edilgen gördüm. Batı, medeniyetler çatışması içerisinde karşısında durduğu İslam Medeniyeti'ni kendi kafasına göre şekillendirebilecek güce ulaşmış. Oysa Çin ve diğer medeniyetler kendi başlarına evrimsel bir süreç içerisindeler. İslam Medeniyeti ise Batı'nın dilediği kalıplara çoktan sokuluyor. Bu noktada düşünce insan, Batı'dan ithal "Ilımlı İslam"ın İslam'a en büyük hakaret olduğunu görebiliyor.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.