| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

Sinan, Selimiye'yi Süleymaniye'yi Yaparken..

Selimiye Geçen gün Cumhuriyet'te dolu dolu bir yazı vardı. Cavlı Çulfaz imzalı yazının bir bölümünde Mimar Sinan hakkında şu yorum yapılmış: "Sinan Selimiye'yi, Süleymaniye'yi tasarlayıp yaparken, besbelli ki, hem uhrevi, hem de manevi bir esin kaynağına sahipti. Ama mimarlık ve yapı tekniği kurallarında da çağının en ilerisiydi.."

Bu satırları okuyunca günümüzde neden bir Sinan daha yaratamadığımıza hayıflandım. İnanmak hayattaki en ama en kolay şey ama değersiz. Belki Hz. Muhammed zamanında değerliydi, çünkü büyük bedeller istiyordu! Bugün ise inançlı olmak hiçbir bedel istemiyor. Bu noktada da insanların "inançlı" olmaktan daha başka birşeyler olması gerekiyor. Her Müslüman'ın "inançlı" olmaktan daha farklı meziyetleri olmalı! Aksi halde İslam da Müslümanlar da küçük durumlara düşecek, düşürülecektir. Herbirimiz, en azından (evet, en azından) Sinan kadar geliştirmeliyiz kendimizi. Bugün birileri "sadece inanma"nın kolaylığına kaçıyorlar, oysaki Sinan ve diğerleri sadece inanmaktan çok daha fazlasını yaptılar.. Bugün ise yoklar, elde bir işe yaramaz, en kolayı inanmak olduğu için inanan yığınlar var! Üzülüyorum hallerine, İslam'ı düşürdükleri hallere!

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması

Bursa Blog Yazarları Buluşması Ve beklenen güne yaklaşıyoruz. II. Bursa Blog Yazarları Buluşması Ekim ayı içerisinde, büyük ihtimalle 18 Ekim 2008 Cumartesi günü yapılacak. Organizasyon birincisinin aksine ulusal boyutta organize edilmeye çalışılacak. 18 Ekim'e kadar sizlere organizasyon ile ilgili gelişmeleri, hazırladığımız süprizlere dair tüyoları burada paylaşacağım..

Şu an için sponsor arayışımız sürüyor. Sponsorların sağlayacağı finansman ile Türkiye'de pek çok ilki gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Herşeyi ilerleyen süreçte teker teker paylaşacağım. Ama bugün, hemen herşey çok taze iken sadece şunu belirtmekle yetineceğim: "Bu buluşmada Türkiye'de pek çok ilke imza atacak!"

Kampüsten Haberler..

Sonunda Bursa'dayım ve hatta üniversite kampüsünde.. Kütüphanenin altındaki bilgi işlem odasından yazıyorum bu satırları. Bursa sandığımdan da güzel karşıladı beni. Oysaki meteroloji Bursa'nın yağışlı olduğunu bildirmişti.. Hava günlük güneşlik ve baharın tüm güzelliklerini içerisinde barındırıyor.

İlk ders güzel geçti. Sırada ise mesleki bir ders var: bakalım o nasıl geçecek? Eve henüz bir internet bağlantısı getiremediğim için üniversiteden bildirmeye devam edeceğim..

Bursa Yolcusu..

Akşam 20:00 otobüsüyle Bursa'ya doğru yola çıkacağım.. Sanırım bu son zamanlarda yaptığım son yolculuk olcak ve daha uzun bir süre ne araba ne de otobüslerde olacağım.. Buna üzülüyor muyum, hayır! Aksine çok çok güzel bir duygu bir yerde bağlı kalmak.. En azından şu an için..

Akşam başlayıp, sabah bitecek bir yolculuğa çıkıyorum.. Tamı tamına 14 saat.. Bursa'da adam gibi bir havaalanı olmamsı ve eldekinin de adam akıllı yönetilememesi sebebiyle Bursa'ya maalesef hemen hemen hiç uçak yok. Sanırım haftada iki sefer var, birisi Trabzon ve diğeri de Diyarbakır.. Ne alaka, orası meçhul.. (Yetkililer, duyun sesimi; adam gibi seferler koyun Bursa'ya!)

Yolculuk sırasında bana eşlik edeceğini düşündüğüm MP4 de sizlere ömür Birazdan çıkıp orta halli bir MP3 bakacağım. Bu noktada iki üç saat içinde gelecek öneriler oldukça işime yarar. Bekliyorum.

Son olarak, Bursa'daki evin suyunu elektriğini ve sonunda doğal gazını da halletmeme rağmen internet bağlantısını yapamadım. Bu noktada da önerilerinizi bekliyorum ADSL mi yoksa Kablo İnternet mi olsa daha verimli olur?

Oğuz Atay, Selim ve Tutunamayanlar..

Tutunamayanlar Pek adetim değildir ama bugün size kendi satırlarımı sunmayacağım. En azından bir seferlik yazma ve paylaşma hakkımı Oğuz Atay'a bırakacağım. Sizlere Tutunamayanlar'dan satırlar sunacağım..

"Selim'in içgüdüleri iyi gelişmemişti. Çıkarını pek bilmezdi. Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adını duyurmaya yemeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasında sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır... Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir.."

"Alem Buysa Kral Benim!"

buthan Arabesk müziğin ve tabii ki çok değerli şahsiyet Mahsun Kırmızıgül'ün kültür hayatımıza bir armağanı: "Alem Buysa Kral Benim!"

Aslında, biraz düşününce bu sözü söyleyen şahsiyetlerin kral ya da kraliçe olma potansiyelin pek olmadığını görüyoruz. Çünkü sonuç itibariyle bu yargı güçsüzlüğü ifade ediyor. Aleme boyun eğmeyi ve kendini yitirmeyi akla getiriyor. Alemin kralı olmak için kişiliğini yok etmek, yani yok olmak demek "Alem buysa kral benim!"

Bu sebepten, diyorum ki sakın ola böyle modlara girmeyin; kendinizi bu kadar edilgen ve küçük konumlara düşürmeyin! Hele bir de kral olduğunuzu sanıp da bu kadar küçülürseniz; aklı selim insanların ağzında sakız olusunuz. Millet arkanızdan katıla katıla güler. Benden söylemesi..

Alem her ne halt olursa olsun, siz siz olun..

"Erotik Şarkıcı" Hilal Cebeci: Tesettürden Vazgeçmem!

Hilal Cebeci Başlığın aslı Akşam'da şöyle: "Erotik Şarkıcı: Tesettürden Vazgeçmem" Okuyunca diyecek tek bir kelime bulamadım, gülsem mi ağlasam mı öncesinde karar veremesem de sonrasında bolca güldüm.

Tesettürü alet etmedikleri birşey kalmadı sonunda.. Politikada, ekonomide ve şimdi de magazinde tesettürü kullanıyor bir takım insanlar. Olan ise samimi duygularla kapanan yurdum insanına oluyor. Erotik pozlarıyla gündeme oturan "erotik şarkıcı" Hilal Cebeci tesettüre girmesini basın mensuplarına şöyle açıklamış: "Alkolik bir babanın ve sinir hastası bir annenin kızıyım. Yaşadığım sorunlardan ötürü tesettüre girdim. (...) Psikolojik yardım alıyordum. Geceleri banklarda yatardım ve camiye giderdim. Bundan sonra türbanla gezmeye devam edeceğim."

Buradan Hilal Cebeci'nin psikologuna sesleniyorum: "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; yurdum gençliği yeni pozlar bekliyor!" Ya da şöyle mi demeli; "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; İslam bunların elinde kirleniyor!"

Türkiye'nin En Çok Yolculuk Yapmak Zorunda Kalan Blogcusu :)

Kamil Koç Günay Doğan, son zamanlarda ilgi ve zevkle okuduğum bir blog yazarı. Ankara-Adana yolunu geride bırakınca ve üzerine de bir buçuk porsiyon Adana'mı şalgam eşliğinde mideme indirince yorumları bir kontrol edeyim dedim. Günay, durumumu açıklayan, hoş bir yorum yazmış: "Türkiye'nin en çok yolculuk yapmak zorunda kalan ya da en çok yolculuğu seven blogcusu: Okan Yüksel

Valla ben birinci şıkkı doğru buluyorum. Yolculuğu bir zamanlar severdim sevmesine ama insan şoför mahalinde olunca pek hoşlanmıyor yolculuktan, en azından 1000 km'yi aşan yolculuklardan..Bu sebepledir ki bugün arabayı Ankara'da bırakıp, gidip güzelce bir bilet aldım. Arabayla dört beş saatte aldığım Ankara-Adana arasını tam altı buçuk saatte ama bolca okuma yaparak geride bıraktım. Bundan böyle yolculuğa arabayla çıkmak yok! Uçak, olmadı (Bursa'ya uçak yok ki!) tercihim otobüsten yana olacak. Bugün bir o yana bir bu yana döne döne Yeni Harman'ı okudum, sonrasında Akşam'ı.. Bolca malzeme çıktı, bloga bir hafta yazacak mal var cepte Tabii ben sabırsız bir yazarım, öyle elimdeki malzemeyi bir iki haftalık sürece yayamıyorum. Aklıma ne geldiyse, o anda sunmak zorunluluğunu içimde hissediyorum.. Ve başlıyorum, bir bir yazmaya.

Adana ve Kariyer Planlaması

Merkez Park Birazdan Adana'ya doğru yola çıkacağım. Memlekete gitmeyeli uzun zaman oldu.. Kebabı, şalgamı özledim Yaklaşık altı saatlik bir yolculuk beni beklerken yazmak istedim, Adana'da yazıp yazamayacağım meçhul çünkü..

Şu son günlerde Arda Kutsal'ın Televidyon'daki Webrazzi.tv'sini izliyorum. Öncesinde de Levent Özen ile güzel bir yemek sonrası web üzerine bolca sohbet etme ve internetin potansiyelini görme şansını yakalamıştım. Artık internetin çok büyük bir potansiyel arz ettiğine emin oldum. Kariyer planlamamı bu noktayı da göz önüne alarak yapacağım. Gelecek yıllarda bu sektörün medya ile kesiştiği hemen her alanda bilgi ve tecrübelerimle var olmaya çabalayacağım.

Tabii bu yeni kariyer planlaması bana çeşitli sorumluluklar da yüklüyor. Çalışmam ve öğrenmem gereken onca program var. Bu noktada Uludağ Üniversitesi'nin açtığı "web tasarım" ve sorasında açacağı "internet programcılığı" kurslarına katılacağım. Web tasarım için 200 YTL, sonrası için de 300 YTL bütçe bulmam gerekiyor. (Artık peder beyin kapısını Adana'da çalarız.) Tabii tüm bu işler kursla bitmeyecek ve sizlerin kitap tavsiyelerinize ihtiyaç duyacağım. Web'te birşeyler yapabilmek için gerekli altyapı için öneri kaynaklarınızı bekliyorum..

Şimdi yolculuk zamanı, yollar yollar.. Adana'da görüşmek dileği ile..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.