| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar

Ve Ankara..

Ve artık Ankara'dayım.. Kısacık kalacak da olsam yazmak istedim. Yarın Adana'ya geçiyorum. 22'sinde ise Bursa'ya dönüyorum. Umarım daha uzun bir zaman yolculuk etmek zorunda kalmam. Şöyle bir altı ay Bursa il sınırından dışarıya çıkmak istemiyorum. Bugün yolda uyumamak için hemen her petrolde durup yüzümü yıkadım, yollar bitmek bilmedi Şimdi ise çok yorgun ve tabii uykusuzum. Derin bir uyku zamanı.. Gece görüşmek üzere, tabii uyanabilirsem  

Yarın Sabah Bursa..

Yollar Ankara-Bursa karayolunu size kilometre kilometre anlatacak duruma geldim Kaçıncı kilometrede ne var, hepsi ezberimde.. Ne de olsa sürücülüğümü bu yolda tescil ettim. Herhalde ayda en az bir kez git gel yaptım ama artık cidden sıktı! Bıktım yollardan, araba kullanmasını çok sevmeme rağmen.. Garip bir durum..

Yarın da yollarda olacağım, az önce arabanın bagajını agzına kadar doldurdum. Ne varsa Ankara'daki evde, Bursa'ya görtürüyorum; kitaplarım, cd'lerim, araştırmalarım ve aklınıza daha ne gelirse.. Artık ikametgahım bir orada bir burada olsun istemiyorum. Bursa'ya yerleşiyorum. Ciddi ciddi ikametgahımı da Adana'dan alıyorum, Bursa'ya kaydedeceğim.

Bursa'da bu yıl tek başıma, kendi evimde bolca kafa dinleyeceğim. Bu süreçte üretmemek için bir mazeretim de olmayacak. Okulla birlikte pek çok projeye imza atacağım. Bugüne kadar elde ettiğim tüm kazanımların çok çok ötelerine geçeceğim. Bu yeni dönemde hem akademik hem de kültürel gelişimimi son sürat sürdüreceğim. Ve kitap projem de kısa zamanda sizlerle buluşacak. Levent Özen'le birlikte tam bir hafta boyunca kitabın son rötuşlarını yapmaya yoğunlaşacağız. Sonrasında ise kitabı kitapmarketlerde bulabileceksiniz..

Yeni dönem bomba gibi geliyor, şimdiden söylemesi.. 16'sında Bursa, 19'unda tekrar Ankara ve 21'inde Adana'da olacağım. Arabayı babama teslim edip, Bursa'ya otobüsle döneceğim.. Ve işte o zaman yollar bitecek, durağan bir hayat başlayacak. Ve ben.. üretmeye başlayacağım.. Herşey çok daha güzel olacak, çok daha farklı..

İngiliz Kilisesi'nden "Evrimin Babası" Darwin'e Özür..

Darwin İngiliz Kilisesi, evrim teorisinin kurucusu, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarından birisi olan Charles Darwin'den özür diledi. Kilise, Darwin'in fikirlerini "aşırı savunmacı ve duygusal" davranarak reddediği gerekçesiyle şu özür metnini yayınladı: "Charles Darwin, Anglikan Kilisesi, seni yanlış anladığı ve gösterdiğimiz ilk tepki yüzünden diğerlerini de bu yanlış anlamaya teşvik ettiği için sana bir özür borçludur. İnsanlar ve kurumlar hata yapar. Biz Hıristiyanlar ve Kilise de birer istisna değiliz."

Bu metin biyolojinin omurgasını oluşturan Evrim Teorisini ve Charles Darwin gibi büyük bir dehayı yok saymaya çalışan bilim dışı çevrelere kapak olsun Bu çevreler ne yazık ki Türkiye'de de varlar ve daha da acısı İslam'ı da böyle bir hata içine sürükleme telaşındalar. Bugün haçlılar bu hatadan dolayı özürler dilerken bizim aklı evvellerin İslam'ı böyle bir noktaya sürükleme telaşlarına anlam vermek güç! Ya çok saf ve cahiller ya da bilmediğimiz bir art niyetleri var?!

Bu noktada herkese bilimsel yayınları öneriyorum. Ne idüğü belirsiz adamların yazdıkları deli saçması yayınlardansa bilimsel yayınları okumalıyız. Tubitak'ı ya da National Geograpic benzeri kuruluşları ciddiye almalı insanlar. Aksi halde kandırılmaktan öteye geçemezler.

Ve son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki kilise bilime karşı bir mağlubiyet daha aldı! Bilimin önünde hiçbir şeyin duramadığı gibi kilise de duramadı! Umarım birileri bundan gerekli dersi alırlar da İslam'ı hurafeler içinde boğulmaktan kurtarırlar!!!

Bir Tahran Şehir Tiyatrosu Vardı.. Ne Oldu Ona?

Bundan yıllar yıllar öncesinde Tahran'ın bir şehir tiyatrosu vardı. Bu tiyatroda oyunlar sahnelenir, insanlar bu oyunları zevk ve mutlulukla seyrederlerdi. Ve bir gün geldi, Tahran Şehir Tiyatrosu da İran'daki diğer tiyatrolara birlikte kapatıldı!

İş bu aşamaya gelene kadar neler yaşandığını Soner Yalçın çok güzel kaleme almış ve olayın öncesini yazmış. Diyor ki Soner Yalçın, "Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı. Tahran Kent Tiyatrosu'nun önünde Henry Moore'nin yaptığı fülüt çalan adam yontusu vardı. İran İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin'de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş; yeni okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil. Fakat pipisi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı! Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi. Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı! Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!"

Şimdi ben bu satırları okuyunca, sizinle paylaşmak ve kafama takılan bir soruyu da sormak istedim.. Hani olmaz ya oldu diyelim, Türkiye'de birgün İslam siyasallaşsa ve iktidara gelse; acaba birileri kendilerini pipi keserek kurtarabilirler mi? Yoksa akıbetletleri Tahran Şehir Tiyatrosu müdüründen farksız mı olur?

Mc Donald's ve Burger King'e Açık Mektup

Mc Kin Uzun süredir yazayim diyorum ama gündemin ağırlığı yanında hafif kalan bir konu olarak gördüğüm için yazamıyordum. Bugün artık sabrım tükendi, yazıyorum Şehirlerarası yolculuklarda ve hatta Bursa gibi bir iskender ya da Adana gibi bir kebap cennetinde bile ben tercihimi genellikle "fast food"tan yana yapıyorum. Bu noktada yerli ve yöresel işletmelerin temiz ve güvenilir besinler sunduklarından emin olamıyorum. Burger King ve Mc Donald's bu noktada oldukça güvenilirler.

Ayrıca bu iki işletmeyi tercih etmemin altında yatan bir önemli neden ise itiraz hakkım oluşu. Bu hak maalesef Türkiye'de ve yurdum insanınca kanıksanmamış. Yurdum insanı önüne ne gelirse kabul etmeye hazır. Oysa Burger King veya Mc Donald's gibi işletmelerde menüleri kabul etmeme ve iyisiyle değiştirme hakkınız mevcut. Geride kalan beş altı aylık süreçte bir kez Whopper menünün içinde dometes olmaması ve bir kez de etin içini pişmemesi nedeniyle menümü iade ettim. Personel durumu memnuniyetle karşıladı ve üstüne üstlük teşekkür etti. (Bunu yerli bir işletmede bu yaşıma kadar göremedim..)

Tüm bunlara rağmen, hastalık derecesinde bu iki işletmeye bağlanmış ve hatta lise yıllarımda Burger King'i "Emperyalizmin en tatlı yanı" diye niteleyerek sosyalist eğilimli dostlardan ağır eleştiriler almış birisi olarak bu iki işletmenin eksik yanlarını yazma hakkım olduğuna inanıyorum.

Öncelikle Mc Donald's ile başlayalım. Ketçap ve mayonezlerin Burger King'in aksine tüplerde verilip, kağıt üzerinde yenmesi zorunluluğu insanın pek hoşuna gitmiyor. Bu noktada Mc Donald's yöneticileri Burger King'ten örnek almalılar. Ayrıca küçük menüler, yani Hamburger ve Cheesburger menüler oldukça sade. Burger King bu noktada daha doyurucu.

Burger King, benim önceleri soğuk baktığım ama sonraları Mc Donalds'ın pabucunu dama atan bir işletme. Menüleri çok daha doyurucu (Bkz: Whopper) ve çeşitlilik arz ediyor. Reklama Mc Donald's'tan çok daha fazla önem veriyor (Bkz: Ateş Seni Çağırıyor). Tüm bunlara rağmen eksikleri de yok değil. Örneğin Mc Donald's yolladığım eleştiri e-postalarına cevap verirken Burger King pek oralı olmadı.

Açık mektup noktasına gelirsek, amacım bu iki işletmede bulunan bir eksikliğe dikkat çekmek. Acaba neden bu ikili menülerinin yanında ıslak mendil vermez? En küçük işletmeler dahi kendi adlarına ıslak mendiller bastırıp verirken böylesine büyümüş işletmelerin bunu yapması ne kadar mantıklı? Hele bir de yağlı patates kızartmaları göz önüne alınırsa? Bunu ilk hangisi yaparsa blogta 1 hafta bedava reklam kazanacak Güldüğüme bakmayın, ciddiyim..

Emin Çölaşan, Ciner'le Anlaştı ve Erdoğan-Doğan Savaşı

Emin Çölaşan Hürriyet'ten olaylı bir şekilde ayrılan ve sonrasında Hürriyet'in tirajlarını sarsan Emin Çölaşan uzunca bir süredir Sözcü gazetesinde yazıyordu. Emin Çölaşan OdaTv'ye çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve ilerleyen süreçte Turgay Ciner'le çalışacağını söylemiş. Anlayacağımız Emin Çölaşan tekrar bir kitle gazetesinde yazmaya başlayacak.. Gazetenin adı ise halen belli değil, gazete belli ama adı değil. Bu da nasıl oluyor demeyin. Çünkü bu gazte şu anda yayın hayatına başlamış değil ve ayrıca adı da henüz açıklanmadı. Altı yedi aydır bu gazetenin oluşumuna dair tüyoları Fatih Altaylı köşesinde yazıyordu. Bugün ise gazetenin yılbaşından hemen sonra çıkacağını öğrendik. Gazetenin Türkiye'de bir ilk olacağını söyleyen Fatih Altaylı kadro noktasında da iddialı idi. Emin Çölaşan'ın açıklamaları Fatih Altaylı'yı haklı çıkarır yönde. Artık gazeteyi elimize alıp okuyuncaya kadar sabredip bekleyeceğiz. Her şey üç dört ay sonrasında belli olacak nasıl olsa.

Bu noktada Aydın Doğan'ın neler düşündüğünü, açıkçası, çok merak ediyorum. Bir zamanlar AKP ile iyi geçinmek adına kapı önüne koyduğu Emin Çölaşan'a bugünlerde Aydın Doğan'ın çok ihtiyacı var. Çünkü AKP, artık o eski AKP değil! Ve artık AKP Doğan'a karşı! Bakalım şimdi de Aydın Doğan AKP karşıtı olmadığı için birilerini kapı dışarı edecek mi? Ve üstüne de utanmadan basın özgürlüğü diyebilecek mi?

Bugün Doğan'ın yaptığı muhalefete inanmıyorum! Turgay Ciner'in yaptığına da inanmıyorum, dün de inanmamıştım. Sabah ve ATV'ye el konulmasın diye yapılan ucuz yalakalıklar öylesine bir hal almıştı ki Sabah ve ATV'ye el konulduğu zaman üzülmedim bile! Oh olsun, yaptığınız ucuz yağcılık işe yaramadı; dedim!

Bunların alın birini vurun ötekine.. Bugün muhalif göründükleri AKP iktidarının ve Tayyip Erdoğan'ın asıl mimarları bu medya patronlarıdır! Aydın Doğan olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu, Turgay Ciner olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu! Herşeyi kendileri yaptılar ve belki de bu işlerin bu kadar ilerilere gidebileceğini düşünemediler bile. Yağmurdan kaçarken tutuldular AKP'nin dolusuna..

Bugün 12 Eylül.. 28 Yıl Sonrasında Hala Değişen Birşey Yok..

Kenan Evren1 Evet, 28 yıldır değişen hiçbir şey yok! Türkiye, hala 28 yıl öncesindeki Türkiye.. Birilerinin 12 Eylül projesi hala tam tıkırında işlemeye devam ediyor. 12 Eylül'ü yapanlar bugün hala iktidardalar. Yurdum insanı ise hala sömürülmeye ve kullanılmaya devam ediyor..

Bugün Türkiye'nin en önemli sorununu "dinselleşme" olarak görenlere şunu söylemek istiyorum: Biz dinselleşmedik, dinselleştirildik. 12 Eylül'ü yapanlar bizim dinselleşmemizi istediler. Çünkü onların bir keşfi vardı: Dinde huzur olduğunu gördüler. Bu ilahi huzuru kendilerince şekilden şekile soktular. İslam'ı tahrip edip, işerine gelecek şekilde kullandırlar. Türkiye'de dinselleştirme, ilahi huzur değil, fabirka huzuru için yapıldı. İşciler dine ve öbür dünyaya sarıldıkça fabrikalarda huzur sağlandı.. Grevler son buldu. Dinselleştirme 12 Eylül'ün ve daha doğru bir tabirle Eylülizmin bir sonucu olarak bugünlerimizde bir "sorun" olarak yer etmeye başladı. Yalçın Küçük'ün ifadesiyle Eylülizm, Türkiye'de (sözde) İslam'ın altın çağını yaşattı..

Birileri yağmurdan (Sosyalizm) kaçarken, doluya (Şeriat) tutuldu. Komünizmle mücadele adı altında din ve din adamları kullanıldı. Şimdi ise kullandıkları din ve din adamları bu birilerinin üstlerindeki makamlarda oturuyorlar. Şimdi de pirincin taşını ayıklamaya çalışıyorlar o birileri.. Ayıklarlar mı? Orasını zaman gösterecek.. Ama her kim kazanırsa kazansın, kaybeden yine yurdum insanı olacak.. Tuzu kuru olanların tuzu hep kuru kalacak ve hatta daha da artacak tuzları.

Bu coğrafyada maalesef her zaman halklar kaybedecek, her zaman kaybedecek olan bizler olacağız. Tabii birşeyler yapmazsak?

Ve Ankara..

Sonunda bilgisayarımın başına geçebildim. Bir haftayı aşkın süredir Bursa yollarını arşınladım, onca işi hallettim.. Şu an hissettiğim şey ise fazlaca bir yorgunluk

Posta kutumda yüzlerce posta birikmiş, hepsini zamanla cevaplamaya çalışacağım. Ayrıca blogumla da artık daha fazla ilgileneceğim. Özlemişim yazmayı Gündemden uzak kalsam da gazetelerin arşivlerini tekrar bir gözden geçirerek eksikliklerimi gidereceğim. Özellikle yurdum insanına yanlış kılavuzluk eden şu Deniz Feneri'nin üzerine yoğunlaşacağım. Bu tür organizasyonlar yüzünden İslam'ın nasıl kötü durumlara düşürüldüğü üzerinde uzun uzun duracağım..

Yalnız şimdi dinlenmem gerekiyor. Ne kadar yol yaptım, inanın ben bile bilmiyorum.. Belki akşama, belki de yarın görüşmek üzere..

Ve Şimdi de Aydın Doğan..

Aydın Doğan Uzun zaman öncesinde yazmıştım bugün yaşananların olacağını. 10 Nisan 2008 tarihli yazımda şunları yazmıştım: "Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur."

Bugün yazdıklarım birer birer oluyor. Aslında dün söylediklerim üzerine bugün için ekleme yapmak gerekmiyor. Söylenecek tek bir söz var: Bugün sana dokunmayan yılan 1000 yıllık ömründe elbet bir gün sana da dokunur. Öncesinde Cem Uzan harcandı, hepsi sustular; sonrasında Turgay Ciner harcandı, hepsi sustular; Tuncay Özkan harcandı, hepsi sustular; şimdi Aydın Doğan harcanmaya çalışılıyor, hepsi susuyorlar; yarın Mehmet Emin Karamehmet harcanacak ve yine susacaklar.. Ve bir gün gelecek, susacak bir tek medya patonu bile kalmayacak..

Yazık, bunu göremediler, göremiyorlar ve sanırım göremeyecekler de..

Not: Hala Bursa'dayım.. Devlet babayla bolca içli dışlı oldum. Bu kadar girdisi olan bir devletin, ekonomisinin nasıl olur da ayakta duramadığına bir kez daha şaştım. Yok harçmış, yok komisyonmuş; devlet babayı biz mi besleyeceğiz yavhu? Ayrıca Levent Özen'in daveti üzerine Levent Abilere kısa bir ziyarette bulunduk. Mükemmel bir köfte partisi sonrası Levent Abiyi özlediğimi anladım Sözün özü bloga ayıracak çok zamanım olmuyor, bu noktada anlayışınıza sığınıyorum. Saygı ve sevgiler..

Ve Yine Bursa Yolları..

Yine Bursa yolları göründü.. Üniversite için de değil, daha derslere iki haftaya yakın zaman var. Bursa'da çeşitli görüşmeler yapmam ve ayrıca çok önemli bir iki işi de halletmem gerekiyor. Bu sebepten dolayı iki gün ila dört gün arası bloga yazı yazamayabilirim. Umarım anlayışla karşılarsınız. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.. Saygı ve sevgiler..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.