| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 12.2008 Other entries in 2008-12 resimler , videolar

9 Milyon Dolarlık Hayal Kırıklığı: AROG İzlenimleri

AROG Cem Yılmaz'ı oldum olası hak ettiği yerden çok çoook yukarlarda olan birisi olarak düşündüm. Bugün gelinen noktada, ne kadar da haklı olduğumu A.R.O.G sayesine yurdum insanı da görmüş oldu. Daha filimin reklamları yapılmada başlamadan önce, sözlükte şunları yazmıştım: "G.O.R.A. gibi ilköğretimin ilk dönemindeki çocuklara hitap edebilecek bir mizahla yapılmış filimsi. Düşünceden ve mizahtan o kadar uzaktır ki ismi bile ilkokul matığıyla ilk filmin tersten okunuşundan ibarettir."

Bugün ise bu söylediklerimi Türkiye'nin saygın oyuncuları, eleştirmenleri tekrarlıyor. Sinema eleştirmeni Bekir Hazar şunları söylemiş: "Bence film çok kötü ve basit olmuş. Beklentilerin çok altında bir film olmuş. A.R.O.G kesinlikle 9 milyon dolarlık bir film gibi durmuyor. (...) Gördük ki çocuk filmi olmuş resmen." Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi'nin görüşleri de Bekir Hazar'la aynı yönde. Sururi, A.R.O.G hakkında şunu söylüyor: "A.R.O.G, çocuk filminden öteye gitmiyor.."

Artık herkesin, kral çıplak demesinin zamanı geldi, de geçiyor. Cem Yılmaz gibi isimlerin "Türkiye'nin en iyi komedyeni" sıfatını hak etmediğini, Türkiye'nin bu kadar basit bir ülke olmadığını herkes görmeli. Bu tür isimlere ve böylesine başarısız projelerine övgüler yağdırmak, aslen yurdum insanına hakaret etmektir. Yazıktır, günahtır..

Yolda Giderken, Benzinim Bitti :)

Benzin Pompası Benzetme falan yaptığım yok, yolda giderken ciddi ciddi benzinim bitti. Deponun boşaldığının farkındaydım ama kırmızı uyarı ışığı da yanmayınca araba bir beş on kilometre daha gidebilir sanmıştım. Ama gitmedi. Petrol ofisine bir iki kilometre kala araba birden yavaşlamaya başladı, gazı köklüyorum "tık" yok.. Anladım tabi mevzuyu, gidebildiği yere kadar gitsin diye dörtlüleri açıp kendi haline bıraktım arabayı. Gidebildiğim kadar (100-200 metre) gittim, sonra arabayı güvenlik şeridine çektim. Çıktım arabadan, etraf alabildiğine karanlık! Bende ise garip bir ruh hali, ilk defa benzinimin bitmiş olmasının verdiği heyecanla mıdır, nedir; sinir falan yok.. Gelen geçen, hiç ama hiçkimse durmuyor. İleride bir evin ışığı görünüyor, pek uzağımda da değil. Haliyle eve doğru gittim, bahçe kapısındaki zili çaldım. Bir iki dakika sonra pijamalarıyla yaşlıca bir amca çıkageldi. Ben de anlattım mevzuyu..

"Evde benzin olsa, hepsi senin olsun.." cevabını alınca, bendeki ümitler tükendi. Tekrar döndüm arabanın başına, gelen geçen arabalardan beni ilk petrole kadar götürmeleri için yardım istiyorum. Sonunda bir dolmuş durdu, bir köyün dolmuşuymuş. Beni ilk petrole kadar bıraktı. Petolde bin bir zorulukla, elimdeki 5 litrelik su şişesini doldurtabildim. O sırada bir amca geldi, baktım kapısını çaldığım amca. Traktörüne atlamış, gelmiş. Hayatımda ilk defa, kısa da olsa, bir traktör yolculuğunu da bu vesileyle yapmış oldum. Amcaya bolca teşekkür sonrasında, elimde bir şişe benzinle arabanın başında aldım soluğu. Aman Allah'ım o ne güzel kokudur öyle, o benizi içesim geldi. Ciddi ciddi, kokladıkça kokladım.. Tabi, içmedim

Sonrasında ise işte karşınızdayım. İlk petrolde depoyu ağzına kadar doldurdum, ardından eve kadar geldim. Bunları yazdım, çünkü sizi uyarmak istedim: Sokın ola ibreyi çeyrek deponun altına düşüreyim demeyin. Bunun dağ başı var, çöl ortası var, Konya yolu var.. Unutmadan, bir de şu kısacık ömrünüzde en azından bir kez petrolün o güzel kokusunu solumadan ölmeyin! O ne güzel bir kokudur öyle..

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Facebook'ta Profilinize Kim Bakmış?

Facebook Profilime Kim Baktı Yurdum insanı zamanla facebook'u da çözmeye başladı. Önceleri facebook üzerine genel değerlendirmeler üzerine yazarken artık eklentiler üzerine yazılar kaleme almaya başladık. Artık yurdum insanının profilinde de bin bir çeşit eklenti ve birbirinden ilginç onlarca grup var..

Şu zon zamanlarda bir eklenti var ki diğerlerini çok çok gerilerde bırakmış durumda. Eklenti, malumunuz: Profilime kim baktı? Gerçek midir, değil midir? Pek tabi, gerçek değildir. İnsanlar profillerini kimlerin ziyaret ettiğini maalesef daha uzunca bir süre ve belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekler. Peki bugünkü eklentiler yalan mı söylüyor? Maalesef, öyle.. Profilinize baktığı söylenen insanlar maalesef profilinize bakmıyor.

Gelecekte de böylesine eklentilerin olmasını kimse beklememeli. İnsanlar, doğaları gereği, diğer insanların profillerini inceliyorlar ve bunun bilinmesinden de çoğu zaman rahatsızlık duyuyorlar. Facebook'u yürüten ekip ise bunun fazlasıyla farkında. Eğer kimin, hangi profili incelediğini gösterirlerse Facebook'taki trafiğin bir anda duracağının farkındalar. İşte bu sebepten dolayı, olmayacak duaya boş yere amin demeyin..

Bayram Gelmiş Geçerken, Aklımda Kalan Bir İki Not!

Türkiye'nin her yerinde böylesine önemsenir mi, bilmiyorum ama bizim memlekette bayram öncesi mezarlık ziyareti büyük önem arz eder. Ben kendimi bildim bileli, bu böyle.. Her bayram öncesi, genellikle alınan bayramlıklar çocuklara giydirilir ve ailecek mezarlıkların yolu tutulur.

Bu gelenek öylesine bir hal almış ki, bu yaşımdayım tek bir bayram aksadığını hatırlamıyorum. Bu bayram da gelenek bozulmadı ve biz ailecek aile mezarlığının başında aldık soluğu. Yalnız bu sefer yedi yıldan bu yana bakıp da göremediğim birşeyi fark ettim. Beş kişilik aile mezarlığımızda istiklal gazisi ve bir de şehit yazılı iki adet bayraklı mezar taşı vardı. Beş kişilik bir aile mezarlığında, al yıldızlı bayrak uğruna yaralanmış ve hatta canından olmuş iki kişinin olması bence çok düşündürücü. Düşündürücü, çünkü ben Türkiye'nin dört bir yanında aynı bu şekilde binlerce aile mezarlığının olduğunu biliyorum. Bu topraklar üzerinde onurlu bir yaşam için, insanlar canlarını vermişler..

Tüm bu gerçekler önümde en somut haliyle dururken, bir de bu toprakları peşkeş çeken hainlere bakıyorum.. Yanlarına kar kalacağını mı sanıyorlar?

Yerel Medya; Yerel Gazete ve Televizyonlar

Gazete Arşiv Bilmiyorum, siz de benim gibi misiniz? Ben, gittiğim hemen her il ve ilçede bölgeye ait yerel bir gazete bulma telaşına düşerim. Bu noktada yerel gazetelere aşinalığım oldukça fazla. Nasıllardır, kaç sayfadırlar, taraflılıkları ne ölçüdedir hemen hepsi hakkında az çok bilgi sahibiyimdir. Internet sağolsun, artık oturduğum yerden yerel yayınlara ulaşabiliyorum. Türkiye'nin diğer ucundaki yerel bir yayına ulaşmak artık saniyelerimi almıyor. Hal böyle olunca da bu yayınları sürekli olarak izleyebiliyorum. İzlerken de Türkiye'de blog yazarlarının ne kadar da iyi yazarlar olduğunu görme fırsatım oluyor.

Bu noktada bir karşılaştırma kaçınılmaz oluyor. İnsan ister istemez, maddi getiri beklentisi olmadan yazan blog yazarları ile, maaşla çalışan yerel medya yazarlarını karşılaştırıyor. İnanın, yerel medya dökülüyor! İmla hataları, anlatım bozuklukları ve bolca mantıksal tutarsızlıklardan başka çok da birşey göremiyorsunuz yerel medyada. Örneğin, bir zamanlar ATV ekranlarında Savaş Ay'la programlar yapan, şu anda yerel Ekspress gazetesinde de yazan Yüksel Mert'in "Hüseyin Bayrak'ın Cinleri!.." başlıklı yazısına bir bakalım..

Sayın Mert'in tüm yazısını değil ama sadece ilk iki cümlesini paylaşmak yeterli olacaktır sanıyorum: "Köşe Yazarımız değerli dostum Hüseyin Bayrak'la uzun zamandır görüşüyorum tanımaya çalışıyorum. Beraber 'Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN' isminde birlikte yazdığımız bir kitabımız bile var." Düzeltilecek o kadar çok hata var ki, nereden başlamalı? Öncelikle "Köşe Yazarımız.."ın "y" sini küçültelim. Sonrasında, yanına bir virgül kayarak devam edelim. "görüşüyorum" ve sonrasında gelen "tanımaya çalışıyorum" arasına da bir virgül ekleyelim. "Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN" kitabını beraber ve birlikte yazmaları anlamsız olduğu için ya "beraber"i ya da "birlikte"yi cümleden atalım.. (Bu arada kitap ismi on numara olmuş, o ne isimdir öyle.)

Yazının devamındaki cümleleri de teker teker düzeltmek isterdim ama buna sizin sabredemeyeceğinizi biliyorum. Yazıyı yazmak amacım da zaten yerel medya çalışanlarının hatalarını düzeltmek değil. O insanların, çoğu benim abim, amcam yaşlarındalar. Aldıkları maaşlar çok cüzi miktarlarda. Bu noktada saygıyı hak ediyorlar.. Amacım, onlara seslenmek; birşeyleri daha iyi yapabileceklerine olan inancımı onlara söylemekti. Umarım başarılı olurum..

Canım Ailem ve Uğur Yücel

Uğur Yücel Hani bazı insanlar vardır; isimleri, varlıkları güven verir.. İş ya da tercih yaparken insanın gözleri bu tür isimleri arar. Pek tabi, bu isimler kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle aynı isimler üzerinde mutabakata varılır. Sizin için nasıldır, bilmiyorum ama Uğur Yücel benim için güven veren bir isimdir.

ATV'nin Canım Ailem dizisiyle olan münasebetim de işte tam bu noktada başladı.. Dizinin tanıtımında Uğur Yücel'i, sonrasında Ozan Güven'i görünce; tamam işte bu, dedim. Geride kalan üç bölümü büyük bir ilgiyle izledim. Uğur Yücel'e bir kez daha hayran oldum.

Diziyi izlememe vesile isimlerin yanında daha pek çok yeni oyuncu da tanıdım. Özellikle Şebnem Bozoklu dizide iyi bir oyunculuk sergiliyor. Oturup, sadece onun bölümlerini bile ilgi ve zevkle izlemek kafi gelebilir

Sözün özü, en azından bir bölüm olsun, diziyi izlemenizi öneriyorum. Sanıyorum, sonrasında siz de bir Canım Ailem müdavimi olursunuz..

Not: Dizi, her Çarşamba, saat 20:00'da ATV ekranlarında...

Okan Bayülgen, Ne Oldu Sana?

Okan Bayülgen Daha bir ay öncesinde Disko Kralı'nı eleştirmiş ve programın Okan Bayülgen'e yakışmadığını yazmıştım. (Bkz: Okan Bayülgen ve Disko Kralı) Bugün gelinen noktada, görüyorum ki böyle düşünen tek kişi ben değilim. Sabah Gazetesi'nde televizyon eleştirileri yapan Yüksel Aytuğ da Okan Bayülgen'in disko kralındaki performansını eleştirmiş köşesinde. Aytuğ şöyle başlamış yazısına: "'Ne oldu sana Okan?' dedirten hatalar ve gaflar zincirinin hangi birini sayayım?" Sonrasında ise gözüne çarpan hataları ve gafları sıralamış Aytuğ. (Bkz: Ne Oldu Sana Okan Bayülgen? )

Okan Bayülgen'in artık ciddi ciddi kendisini ve programını yenilemeyi düşünmesi gerekiyor. Aksi halde hep birlikte Disko Kralı'nı değil ama bir kariyerin sonunu izlemek durumunda kalacağız. Ki bu hepimiz için üzücü olacağa benziyor

Hoşgeldin, CNA: Ciner News Agency

Fatih Altaylı uzun zamandır Ciner Medya'nın yapacağı atakları yazıp duruyordu. Açıkçası bunca zamandır somut birşeyler göremeyince, ben ümitlerimi yitirmeye başlamıştım ki karşıma Ciner News Agency (CNA) çıktı. Ciner Medya grubu kendi haber ajansını kurdu ve artık gruba ait yayınları (Örn. HaberTürk) bu kaynaktan beslemeye başladı. Bence, Türkiye'de medya adına yaşanan güzel bir gelişme CNA..

Pek tabi çok seslilik vs.  sadece CNA ile sağlanamayacak, sonuçta CNA'nın Doğan Haber Ajansı'ndan (DHA) çok da farklı bir yerde olacağını sanmıyorum. Yani, çok fazla birşey beklemek de anlamsız. Ama şunu da görmek gerekiyor, Aydın Doğan; Turgay Ciner'i ve M. Emin Karamehmet'i yok etmek istemesine rağmen sadece yaralayabildi. Bugün gelinen noktada her iki ismin de yaralarını sardıklarını ve büyüdüklerini görüyoruz. Küçülen ise Aydın Doğan olacağa benziyor.. CNA ve Ciner'in ilerleyen süreçteki atılımlarını bu açıdan değerlendirince olay oldukça çekici bir hal alıyor. Bakalım, oyunun sonunda kazanan kim olacak?

Doğruyu bulmak..

Zaman zaman hayata dair farkındalıklarımı da paylaşmaya çalışıyorum bu satırlarda. Bugün de öyle bir zaman, hayata dair bir iki satır karalamak istiyorum. Meselemiz doğruyu bulmak, bunu daha da somutlaştırırsak, meselemiz doğru yolu bulmak..

Bugüne kadar doğrunun sadece zeki ve çok çok bilgili insanlar tarafından bulunabileceğine inanıyordum. Özellikle çocukluk dönemimde, dönemin verdiği saflık ve temizlikle, bilgi edindikçe ahlaklı olunacağına ve doğru yolda yürüneceğine inanıyordum. Bugün gelinen noktada hayatın o kadar basit ve insanların da o kadar iyi olmadıklarını çok iyi biliyorum! Doğruyu bulmak, ne bilgiyle ne de zekayla alakalı birşey.. Doğruyu bulmak zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunu!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.