| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 01.2009 Other entries in 2009-01 resimler , videolar

Türkiye'nin En Sevilen 100 Blogu ve Okan Yüksel Yazıyor..

Türkiye'de blogosfer sanıldığından hızlı büyüyor. Zamanında en iyi bloglar seçilirdi, olmadı en iyi 10 blog denilirdi. Ne mutlu ki gelinen noktada "Türkiye'nin en bilinen, sevilen 100 blogu" denilmeye başlamış. Ve beni daha da mutlu eden; Türkiye'nin en bilinen, sevilen 100 blogu arasında "Okan Yüksel Yazıyor.."un da sayıllıyor olması. Bu noktada, öncelikle "Okan Yüksel Yazıyor.."u söz konusu 100 blog arasına öneren Harun Güven'e teşekkür ediyorum. Sonrasında ise diğer katılımcılara..

Diğer 99 blog arasında pek çok dost blog yazarı var. Hepsine bolca selamlar ve tebrikler. Onların listesi Güneşin Tam İçinde'de sıralanıyor. İlgilenenler bakabilirler.

Son olarak şunu da söyleyeyim: pek tabi, bu tür sıralamalar gerçeğin sadece bir bölümünü yansıtabilirler. Bu 100 blog dışındaki blogları bilinmiyor ya da sevilmiyor sayamayız. Söz konusu 100 blog içerisinde yer almamış ama bilinirlikleri ve sevenleri olan daha onlarca iyi bloga sahip blogosferimiz. Umarım sıralamada yer alamayan bu tür blog yazarları bir alınganlık göstermezler.

Büyüklere Masallar: Küçük Prens

Küçük Prens Ne yazık ki küçük bir çocukken dünya edebiyatından uzaktım, Ömer Seyfettin yeterli görülmekteydi ailem ve öğretmenlerim tarafından. Sadece Ömer Seyfettin ve malumunuz diğer yerli yazarların çocuk öyküleriyle yetiştim. Ömer Seyfettin'in de hakkını yemiş olmayayim, onlardan da çok şey öğrendim. Ama bugün diyorum ki keşke küçük bir çocukken okuyabilseymişim Antoine De Saint-Exupery kaleminden çıkma şu ünlü Küçük Prens'i.

Dün Ankara'da sahaf sahaf dolaşırken çok eski bir Küçük Prens buldum, merak edip komik bir ücret karşılığı satın aldım. Ne de olsa dost sohbetlerinde bir iki kez konuşulmuştu ve ben de konuya hakim olamayınca susmak durumunda kalmıştım. Okursam bu eksikliğimi gidereceğimi düşündüm.

Kitabı aldım, bir cafeye oturdum ve çay kahve eşliğinde okudum o güzel sayfaları.. Kitabın son sayfasını da okuyunca, dedim ki: İnsan Küçük Prens'i çocukken okumuş olsun ya da olmasın bir de erginken okumalı! Bu kitap, çocuklardan ziyade büyüklere sesleniyor kanımca. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali..

Örneğin Küçük Prens'in kralla sohbet ettiği bölümü günümüz "kralları" dikkatle ve tekrar tekrar okumalılar: "Herkesten verebileceğini istemek gerekir, diye sürdürmüş kral. Erk herşeyden önce akla dayanır. Ulusuna kendisini denize atmasını buyurursan, kalkar devrim yapar. Sözümün tutulmasını istemeye hakkım var, tüm emirlerim akla yatkındır çünkü. (...) Bir generale deniz kuşuna dönüşmesini emredersem, o da bu emri yerine getirmezse.. Bu onun suçu olmaz tabi ki! Bu benim hatam olur."

Başta da dediğim gibi, büyüklere masallar.. Umarım büyükler bu masalları okumuş ya da okuyacaklardır, aksi halde kralın da dediği gibi zararlı olan kendileri olur. Okumak isterlerse, buaya tıklamaları yeterli olacaktır.

Bu Araplardan Adam Olmaz, Mı Acaba?

WEF - Erdoğan Türkiye'de genellikle böyle bakılıyor Araplara, bu Araplardan adam olmaz deniliyor. Bunda tarihte yaşananların ve resmi tarihe göre "Arapların bizi sırtımızdan vurması"nın etkisi elbette çok büyük. İş sadece bununla da kalmıyor tabii, bunca petrole rağmen Arapların hala kalkınamamaları da "Bu Araplardan adam olmaz"cıları, kimilerine göre, haklı çıkartıyor.

Geçen gün, onları haklı çıkartan birşeyin daha yaşandığını görür gibi olduk. Yetmiş milyon nüfusu içerisinde bir iki milyon olan Arap Kökenli vatandaşı olan Türkiye Cumhuriyeti, Davos'ta Filistin'deki Araplar için büyük bir kavga verdi. Bu kavganın Suudi Arabistan'daki yankıları nasıl oldu dersiniz? Ne yazık ki bu kavganın yankıları Suudi Arabistan halkına duyrulmadı. Suudi gazete ve televizyonları tüm yaşananları, Arap olmamasınra rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin Filistin'deki Arapları böylesine kollamasını görmezden geldi. Şimdi insanın ister istemez "bu Araplardan adam olmaz" diyesi gelmiyor mu? Ama demeyeceğiz: çünkü böyle dersek doğruları söylemiş olmayız. Araplardan da adam olur, hem de adamdan saydığımız o pek çok Batılıdan çok daha iyi adam olur. Bunun için ne mi yapılmalı? İşe adam olmayan yönetimlere bir son vermekle başlarsak yanlış olmaz sanıyorum! Biryerlere göbekten bağlı yönetimlerden kurtarırsak bu güzel insanları, eminim onlar da gerçek yüzlerini tüm dünyaya gösterme imkanı bulacaklardır.

Yalçın Küçük: "Ben De Senin Ananı.."

Yalçın Küçük Foto Türkiye blogosferinde demokrasiyi eleştiren, demokrasiyi böylesine fazla eleştiren, tek blog yazarı sanıyorum benim. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokrasinin böylesine fetişleştirildiği bir zamanda demokrasinin büyük eksiklikleri olduğunu görüyorum. Ne mutlu ki, bu noktada dünyanın önde gelen filozofları, bilim adamları da benimle aynı kanıdalar. Aydınlarımız arasında da küçük bir grup, çekinmeden demokrasiyi eleştirebiliyor. Bunu en iyi yapan aydın ise, kuşkusuz, Prof. Yalçın Küçük. Küçük, kendisi hakkında bir yazı kaleme alan Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Y. Yılmaz'a cevaben odatv.com'da şunları söyledi: "Kim bana demokrat derse, ben anama küfrettiğini düşünürüm. Ona cevabım şu olur: “ben de senin ananı” derim. Dolayısıyla, bana birisi demokrat dediği zaman (tabi Mehmet Yılmaz Bey bana demokratsın demiyor,  demokrat olmalısın diyor)  her halükarda ben de senin ananı derim. Kim demokrat oluyor? Ben neden demokrat olacağım? Mehmet Yılmaz kendisi demokrat olsun. Pısırık, işe yaramaz, beş para etmez vatan satıcılarına demokrat deniyor şu an. Hangi haddini bilmez bana demokrat olmayı önerebilir? Dünyada demokrat mı var? Hiç bir kitap bilmiyorlar. Benim Devlet ve Hürriyet’imi alsınlar. Demokrasi bitmiştir. 20.yy’ın başından beri bitmiştir. 2.Dünya savaşından sonra suni olarak o laf geldi."

Erdoğan Davos'ta: "Siz İnsan Öldürmeyi İyi Bilirsiniz!"

WEF - Erdoğan 40. yılını kutlama hazırlıklarında olan Dünya Ekonomik Forumu'nda sanıyorum kırk yılda bir olabilecek bir olay yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli" konulu forumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'e dönerek "Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz." diye seslendi ve sonrasında da "Benim için Davos bitmiştir." diyerek salonu terk etti. Paneli canlı olarak izleyen birisi olarak, beklenmedik bu olay karşısında çok ama çok şaşırdım.

Bir uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. Üniversitenin hemen ilk yılında, Uluslararası İlişkiler & Dış Politika kitabını okuduğum ve dersini aldığım Prof. Tayyar Arı bizlere ilk olarak diplomasinin bir nezaket sanatı olduğunu öğretmişti. Sonrasında yaptığım okumalarda da gördüm ki diplomasi gerçekten bir nezaket sanatıydı. İnsanlara nezaketle birşeylerin yapılabileceği bir alt yapı sunuyordu diplomasi.. Aksini ise asla kabul etmiyordu, dışlıyordu.

Ancak tüm bunlara karşın, o canlı yayını izlerken Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı beklenmedik çıkış sonrasında hayatımda ilk defa Recep Tayyip Erdoğan ile bu kadar yakın hissettim kendimi. Diplomatik olarak yapılabilecek en büyük yanlış, en yakışıksız hareket.. Tamam, bunu kabul ediyorum ama bir insan olarak da Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı çıkışın son derece insani ve haklı olduğunu düşünüyorum.

Japonca İstiklal Marşı Dinlemek: Güzel Oluyor :)

Gecenin bu saatinde internette dolaşırken gözüme Japonca İstiklal Marşı takıldı. Kulağa oldukça hoş geliyor, dinlemenizi öneririm. Bu farklı yorumu bakalım sizler de benim kadar beğenecek misiniz? Bence işin bir tek kötü yanı var, o da marşın kısa tutulmuş olması.. Keşke tüm marşı Japonca dinleyebilsek..

Yemekteyiz: Tüm Türkiye Yemekte..

Yemekteyiz Tam anlamıyla bir salgın yaşanıyor. Çevremdeki hemen herkes bu salgına kapılmış görünüyor. Evet, SHOW TV'nin beğenilen programı Yemekteyiz'den bahsediyorum. Daha önce Amerika, Fransa, Almanya, İngiltere, Macaristan, Danimarka ve Hırvatistan gibi ülkelerde yayınlanan ve rating rekorları kıran yarışma Türkiye'de de bir salgın halini aldı. Önceleri bu kadar ciddi boyutlara ulaşacak bir program olabileceğine ihtimal vermiyordum ama bugün yanıldığımı görüyorum. Gerek SHOW TV'de yayınlanan orjinal format, gerekse Star ve FOX'taki taklitler olsun yarışma yurdum insanını kendisine çekmeyi başardı. Sanal alem de bu salgından kurtulamamış olacak ki Facebook'taki Yemekteyiz Grubu'nun şu an 5.999 üyesi var. 6.000'inci üye olmayı düşünüyorum şu anda Sözlükler de nasibini almışlar, örneğin Ekşi Sözlük'te yemekteyiz başlığına 2241 giriş yapılmış..

Aslında bu programın böylesine tutulmasınnda utanılacak, sıkılacak bir durum olduğunu da sanmıyorum. Programın kendince, belirli bir kalitesi var. Hekresin birbirine saygısızca sataşması pek hoş olmazsa da en azından pratik bilgiler sunuyor insana. Hatta çoğu kişinin elinde bloknot, notlar aldığını kafamda kurabiliyorum. En azından ben bile, açılmayan bir kavanozun pratikçe nasıl açılabileceğini veya domateslerin kaynar suda nasıl soyulabileceğini yemekteyiz izlerken öğrendim..

Ayrıca programın İstanbul ile sınırlı kalmaması Adana ve Trabzon bölümlerinin çekilmesi ve daha farklı illerde bölümlerin çekilecek olması da yurdum yemek kültürünün sergilenmesi açısından yararlı olur inancındayım. 

Sözün özü, yemekteyiz Türkiye'nin koşullarına uygun bir formatmış. Bunu ilk keşfeden SHOW TV olmuş ki, bir iç yapımı olarak böylesine az masraflar yaparak böylesine büyük paralar kazanmasını bildi. SHOW TV'de kimden çıktıysa bu fikir, umarım kanal yönetiminden hakkını alabilir

Yazmak, Yazmak, Yazmak..

Son bir haftadır harıl harıl bir proje üzerinde çalışıyorum: Sözünü blogumun satırlarından çok çoook önce verdiğim bir proje üzerinde.. Sanıyorum projenin benim üstüme vazife olan bölümü Şubat ortalarına kadar bitmiş olur. Mart ortalarına kadar da somut, elle tutulur sonuçlar alacağımızı sanıyorum. O gün geldiği zaman sizlere, buradan çok güzel bir haber vermeyi umuyorum.

Proje, blgolar üzerine. Buna rağmen bu süreçte blogumu,  www.okanyuksel.net 'i ihmal edebilirim. Şimdiden affola. İnanıyorum ki ortaya birşeyler çıktığı zaman en azından sizler de benim kadar sevineceksiniz.. Saygılar, sevgiler..

Salvador Dali: Gerçek, Sahte ve Yarı Gerçek Yarı Sahte Anılar..

Salvador Dali Dün akşam üzeri televizyonda gezinirken Ayhan Sicimoğlu'nun sunduğu, SKY Türk ekranlarındaki, Renkler programına gözüm takıldı. Programın bu bölümünde Salvador Dali için hazırlanmış bir müzenin geniş salonlarında Dali'ye ve ailesine dair fotorğaflar sunuldu.. Ayhan Sicimoğlu da bilinen üslubuyla hem fotoğrafları yorumladı hem de Dali'nin resimlerini anlattı..

Laf lafı açarken, iş Salvador Dali'nin anılarına geldi. Dali'nin anıları ve anıya bakış açısı beni oldukça şaşırttı. Salvador Dali, anıları kendince üçe ayırıyor: birinci gruba gerçek anılarını, ikinci gruba sahte anılarını ve nihayetinde üçüncü gruba da yarı gerçek yarı sahte anılarını koyuyor. Tüm bunların ardından da en güzel anıların, en azından kulağa en hoş gelen anıların, sahte anılar olduğunu söylüyor.

Sahte anıların güzellikleri noktasında ben de Salvador Dali'ye katılıyorum. İnsanın hayal gücü, yaşanmamış onca şeyi öylesine güzel bir şekilde yaşanmış kılıyor ki insanın bu sahte anılara inanmaktan başka çaresi kalmıyor..

Uğurlar Olsun, Uğur Mumcu..

Uğurlar olsun ey güzel insan, uğurlar olsun.. Senden çok şey öğrendik, kitaplarınla büyüdük, gazetecilik ne demekmiş seninle öğrendik. Bugün gelinen noktada on binlerce Uğur Mumcu'muz var, yerini doldurmak için canla başla çalışan, çabalayan. Gencecik, tertemiz on binlerce Uğur Mumcu'muz var..

24 Ocak işte bunun için önemli! 24 Ocak öncesinde bir tek Uğur Mumcu'muz vardı, bugün on binlerce Uğur'umuz var. Bir kez daha; bir öldük, bin doğduk..

Senden bize kalan bir keskin kalem, bir kırık gözlük.. Ve tabi, onur, namus ve şeref..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.