| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 01.2009 Other entries in 2009-01 resimler , videolar

Serdar Akinan: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

Serdar Akinan Serdar Akinan düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından birisi, ayrıca çok da iyi bir televizyoncu. Türkiye'de çok farklı kesimlere, örneğin orduya ve camaate dair oldukça bilgi sahibi bir isim. Sıradışı tespitleriyle çoğu zaman beni de şaşırttığı oluyor. Bugün Akşam'daki köşesini okuyunca bir kez daha şaşırdım ve yazısının bir bölümünü paylaşmaya karar verdim. Gerçekten şaşırtacak tespitlerde bulunuyor Akinan:

"Nazım Hikmet bu şiirini elbette sonrasına dair yazdı...   Yarına... Ergenekon'da dünkü dalgadan sonra artık gülümsemeye başladım. Öncelikle şu bilgiyi paylaşayım sizinle...
Cemaat büyük bir sıkıntıda. ABD ve Almanya'da art arda önemli gelişmeler bekleyin. Ulaştıkları güç ve bu gücün yarattığı 'sarhoşluk' iki şeyi açığa çıkardı. İlki hoşgörüsüzlükleri... Prof. Binnaz Toprak'a saldırıları bile tek başına bu hoşgörüsüzlüklerinin göstergesidir. Kendilerini eleştirenleri artık açıkça tehdit eden bir saldırganlığa savrulmaya başladılar. İkincisi ise etki alanlarının onlara terk edilemeyecek kadar büyük olduğu gerçeği... Aslında bu iki olgu birleşti ve birileri onların gerçekten 'takiyye' yaptıklarını fark etti. Cemaat, Erdoğan ve TSK'yı hedefe aldı. ABD ise cemaati hedef tahtasına koydu. Türkiye'yi gözünü kırpmadan çatışmaya sürükleyecek bu zihniyet, güç aldığını sandığı yapı tarafından tasfiye edilecek.Bu bir hissiyat değil. Bilgi.

Yalnız bu çok hızlı ve yumuşak olmayacak. Bugün 'saldırıyı yürüten taraf', yarın 'saldırıya uğrayan taraflar' için hasımdır. Yalnız dikkat edilmesi gereken şey şu... Mart sonrası çok ciddi bir milliyetçi kabarma olacaktır. Bu kabarma şayet artık kaçınılmaz olan ekonomik çöküşün sosyal patlamaya dönüştüğü sürece denk gelirse zincirleme bir reaksiyondan çekiniyorum. Esnafın, işçinin, köylünün sokakta olduğu... Türkiye'nin ayakta olduğu bir süreçte PKK art arda karakol basmaya başlarsa ne olur? Aynı tarihlerde sözde Ermeni Soykırımı tasarısı Amerikan Kongresi'nde kabul edilirse? Bu dalga neye dönüşür? Bu dalganın yıkıcı etkisini ne durdurur? Bu yıkıcı etkiyi frenliyecek pek bir şey yoktur. Ama durduracak tek bir şey vardır. O zaman bir mahalle toptan tasfiye olur. Ergenekon adı altında bugün Türkiye'de zulüm yapanı gerçekten çok acı bir son bekliyor. Veballeri büyük. Liberal aydın tayfasının halini ise hiç düşünmek bile istemiyorum."

Abdülkerim Kırcı İntihar Etti..

Gazi olmak ne demektir, bunu çok iyi biliyorum. Adana'da tam üç yıl boyunca Adana Şehit Aileleri ve Malülleri Derneği'nin gönüllü bir çalışanıydım. Bu süreç dahilinde şehit aileleriyle ve gazilerle bir arada olma imkanım oldu. Hepsini tanıdım, sevdim..

Gazete ve teleziyonda Abdülkerim Kırcı'yı görünce aklıma o günler geldi.. Abdülkerim Kırcı da o onlarca gazi gibiydi muhtemelen, onun da kendine göre sorunları vardı. Tüm bunlara rağmen yaşama savaşı veriyordu. Nasıl yaşamasındı ki, onca namlunun hedefine girip hala yaşıyor olmak zaten başlı başına bir şanstı..

Belki kurtuldu Kalaşnikof ya da Bixi namlularından ama kendini bilmez gazete ve gazetecilerin namlusundan kurtulamadı: Vuruldu Abdülkerim Kırcı! Öldü! Öldürüldü!

Birileri artık şunun farkına varmalı: gazeteler, dergiler, kitaplar.. bunların hepsi birer silah. Her gün ateşleniyor bunlar, birilerinin üzerine.. Abdülkerim Kırcı olayı da bundan ibaret: bir takım gazete ve gazeteciler namlusunu Abdülkerim Kırcı'ya yönelttiler.. Yazık, atışları isabetli oldu.. Öldürdüler Devlent Övünç Madalyalı Abdülkerim Kırcı'yı..

Ve Yalçın Küçük Tahliye Edilir..

Bilmem Kaçıncı Dalga..

Oldum olası periyodik şeyleri içgüdüsel olarak saymaya başlarım. Örneğin karayollarının kenarlarında yer alan kırmızı uyarı levhalarını, yolun ortasındaki çizgileri veya yoldan gelip geçen belediye otobüslerini..

Bu alışkanlığım sadece yolculuklarla da sınırlı kalmaz, yaz aylarında da deniz kenarına gider dalgaları sayarım.. Özellikle geceleri güzel olur bu, sessiz bir ortamda dalgaların periyodik sesi.. Çakılların yuvarlanması. Bir, iki, üç, dört.. diye başlarım saymaya. Dalgalar geldikçe ben de devam ederim beş, altı, yedi.. Ama nedense on, on bir demeye fırsat kalmadan sıkılır bırakırım saymayı. Ergenekon da işte bu hesap; sıktı artık milleti..

Yalçın Küçük, Kemalist Mi?

Yalcin_Kucuk1 Bursa'da, kütüphanemin bir köşesi Yalçın Küçük imzalı onca kitapla dolu. Evime konuk olan arkadaşlar, haliyle soruyorlardı kim bu Yalçın Küçük diye.. Bende kendimce, eğirisyle doğrusuyla anlatmaya çalışıyordum. Şu son zamanlarda yaşananlardan olacak, soruların niteliği değişmeye başladı. Artık sorular Yalçın Küçük neci ya da Yalçın Küçük Kemalist mi, diye geliyor.

Bir kez de buradan cevap vermek istiyorum: Hayır, Yalçın Küçük bir Kemalist değil. En azından onun kendisini Kemalist saydığını düşünmüyorum. Yalçın Küçük kendisini sosyalist olarak görüyor ve kitaplarında bunu çok açık bir dille belirtiyor. Aforizmalar'ında Sosyalizm başlığı altında şunlar yer alıyor: "Eğer bizler sosyalistsek, dünyanın tüm nimetlerini yaşadığımız dünyada bulamadığımız için sosyalistiz. Bizler, dünyanın bütün güzelliklerini ortaklaşa yaşayabileceğimiz, bütün zenginliklerini paylaşabileceğimiz tek düzen sosyalizm olduğu için sosyalistiz."

Peki o zaman Yalçın Küçük neden Kemalist söylemlerle karşımıza çıkıyor? Bunu da yine aynı eserdeki Kemalizm başlığındaki şu paragraf çok güzel açıklıyor: "Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz." Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor: Yalçın Küçük, Kemalizm'i ileriye atılmış bir adım olarak görüyor ve daha da ilerilere (ona göre sosyalizme) gidebilmek için bu adımdan geriye dönülmemesi gerekiyor. Bugün Yalçın Küçük, Kemalizm'i bu ülkede en iyi savunan insanlardan bir tanesi. Bunu bir sosyalist olarak (kendince) sosyalizme giden bu yoldan dönmemek için yapıyor. Başarılı mı, zaman gösterecek..

Not: Yalçın Küçük'ün Ergenekon çerçevesinde zindana atılmasına karşı ne düşündüğümü merak eden dostlar, Yeni Harman'ın Ocak sayısının kapağına bakabilirler.

ABD'de Barack Oboma Dönemi

Oboma ABD başkanlık koltuğunda artık sıradışı bir isim oturuyor: Barack Oboma.. Herkes birşeylerin değişeceğine, en azından birşeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor. Arkadaş sohbetlerinde genellikle değişimin olacağı noktasında mutabakata varılsa da hocalarımız böyle düşünmüyorlar.

İşin açıkçası, ben köklü bir değişim beklemiyorum. En azından dış politikada köklü bir değişimin olacağını sanmıyorum. Sonuç itibariyle tarihten bugüne devletlerin dış politikaları süreklilik arz ediyorlar. Bir devletin dış politikası, başkanlar veya iktidarlar değişse de kolay kolay değişmiyor, değiştirilemiyor. Bu noktada ben Barac Oboma'dan pek de ümitli değilim. Birşeyleri değiştirmek istese dahi bunu başarabileceğine inanmıyorum. Eğer birşeyleri değiştirmeyi başarır ise, o koltukta rahat oturtulmayacağını düşünüyorum. Çünkü bizde olmayan derin devlet demokrasinin beşiği saydığımız ABD'de var ve sanlandan da güçlü: Bir ABD başkanını, John F. Keneddy'i koltuğundan edebilecek kadar!

Erkek Egemen Dünya ve 3G

Cep Telefonu Malumunuz, çok yakın bir zamanda Ulaştırma Bakanlığı 3G lisanslarını bir ihale Turkcell, Vodafone ve Avea arasında paylaştırdı. Sonrasında ise bu üç GSM devinin 3G reklamları dönmeye başladı sinema ve televizyonlarda. İstisnasız her reklamda ana karakter erkekti ve cep telefonları erkeklerin ellerindeydi. Bu reklamların tek ortak noktası bu da değildi.. Kadınlar tüm bu reklamlarda sadece bir motiften ibaretti: erkeklerin cep telefonlarına ekledikleri bir motif!

Uzun zamandır yazıyorum, bu ülkede kadınlar ve erkekler eşit değiller diye. Kadınları göremiyorum hayatın içinde, kadınların adları var ama kendileri yok Türkiye'de. Bu noktada söz konusu GSM firmalarına da kızamıyorum, ne de olsa onların gördüğü gerçeği ben de görebiliyorum: bu ülkede telefon faturalarını erkekler ödüyorlar. İş sadece telefon faturalarıyla da sınırlı kalmıyor, bu ülkede ekonomiye de politikaya da erkekler yön veriyor. Ne büyük bir acıdır, kadınlar için.. Yurdum kadınları için..

Yeni Bir Hayat, Gerisi Bayat..

Hayat oldukça durağan olmaya başladı, yeniye dair hemen hiçbir şey yok hayatımda. Herşey monotonlaştı, geride kalan beş aylık süreçte kendime çok ama çok az şey kattım. Ama buna bir son vereceğim! Kendimi yeniden inşa edeceğim. Pek tabi ki, tüm bunlar "ha" deyince olmayacak ama bu süreç sonrasında dönüp geriye baktığım zaman birşeylerin değiştiğini göreceğim.

Hayatımda çok şeyi değiştirmek istiyorum, bunca zamandır alt yapısını oluşturduğum tüm değişiklikleri hayatıma yansıtmamın zamanı geldi. Artık yeni bir Okan, yeni bir ben olacak.. Bunun tüm hayatıma, dosta düşmana ve tabi ki bloguma da yansımaları olacak. Bunca zamandır bloguma gösteremediğim ilgiyi bu süreçle beraber olabildiğince göstereceğim.

Sözün özü, bugünden sonra karşınıza farklı bir Okan, farklı bir blog ile çıkmaya çalışacağım. Umarım kısa zamanda uzun yollar kat edebilirim, edebiliriz..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.