| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 02.2009 Other entries in 2009-02 resimler , videolar

Tanrı Kral - Vatandaş Kral

berlusconi_mittelfinger_200505012 Batılı devlet adamlarını, doğulu devlet adamlarından ayıran çok önemli bir özellik var. Tavırlarındaki, hareketlerindeki rahatlık ve sıradan olma çabası. Bana ve bizim  gibi eski dünya halklarından olanlara bu sıradanlık çoğu zaman ilginç geldi, garipsedik; bazense bu kadar da olmaz diyerek yakıştıramadık. Konuyu biraz açalım.

George Bush'u düşünün. Sokağa çıktığında insanlarla şakalaşır, dalga geçer, kiminden bir makas alır, kimine bir beşlik çakar,sıradan insanlar gibi köpek gezdirir,sabah koşusuna çıkar... Boris Yeltsin'in sekreteriyle, Berlusconi'nin bayan polis memuruyla, kameralar önünde tacizli şakalaşmalarını düşünün (rahat ve sıradan olmanın üst sınırı ) Batılı devlet adamlarının çizdikleri bu portre tek bir şeyi haykırıyor: ‘Bakın! Ben de sizler gibiyim.' Bunun nedeni ise çok açık. Meşruiyet kavramı.

Batının devlet adamı, meşruiyetini halktan alır. Halktan biri, yöneticiye ‘'Neden beni sen yönetiyorsun? Bizi yönetme hakkını neden bir başkasına değil de sana verelim?'' diye bir soru sorduğunda verilecek cevap açıktır: ‘‘Bunun nedeni beni sizlerin seçmesidir. Aslında benim de sizlerden bir farkım yok.'' diyecektir. ‘‘Ben sizleri, sizler adına yönetiyorum.'' Bir bakıma bu, ‘‘primus inter pares''durumudur.

Fransız Devrimi'nden önce parlamentoda yapılan bir toplantıda, konuşmacılardan biri şu cümleyi söyler ve çok büyük bir alkış alır: ‘‘Vatandaşlar, vatandaş bir kralın yönetiminde kendilerini bir kral gibi hissederler.'' Bu, Batılı demokrasi kavramının doğasını birebir yansıtan bir cümledir.

Şimdi bir de doğuya, eski dünyaya, yani kendimize dönelim. Doğu coğrafyasında yönetici meşruiyetinin kaynağı Tanrı'dır. Doğunun hükümdarı, ‘Neden bizi sen yönetesin?' sorusuna, batıdaki meslektaşlarının aksine şöyle cevap verirdi: ‘‘Bunun nedeni beni tanrının seçmesidir. Ben, sizlerden farklı ve üstünüm. Ben Tanrı'nın gölgesiyim.'' diyecektir. ''Ben sizleri Tanrı adına yönetiyorum.'' Doğu tarihindeki firavunlar, tanrı krallar, hükümdar-kilise (şeyh-ül İslam,halife) arasındaki ilişkiler, meşruiyetin ilahiyattan geldiği tezini destekler nitelikte. Tabi ki halkın da hükümdarına yüklediği moral anlamlar bu durumun karşılıklılığını da ortaya koyar. Kısacası hükümdar, tanrının kulları statüsünün bir üst basamağıdır.

Davos - ErdoğanBu anlayış doğu halklarının genlerine işlemiştir. Bugün bile bu anlayışın etkisindeyiz; örneğin, birkaç gün önce İran devlet başkanının uzaya uydu fırlatılışı sırasında ‘Allahu ekber!' diyerek art arda tekbir getirmesi; halkına, yapılan her şeyin Tanrı adına yapıldığı inancını vermemiş midir? Davos krizinde, yanındaki gazetecinin omzuna dokunmasını hazmedemeyen başbakanın öfkelenmesi, ‘‘tanrı kral'' kroniğinin bir sonucu değil midir? Batılı devlet adamı halktan olduğundandır ki omzuna rahatlıkla dokunursun. Ama karşında, ülkesinde ‘‘Tanrı'nın gölgesi'' edasıyla oy alarak meşruiyet kazanmış bir devlet adamı varken, ona bu kadar şıradanmışçasına davranamazsın. Başbakanın öfkesinin sebebinin bir ölçüde bu olduğunu düşünüyorum.

Neyse. İlk yazı için uzatmamak gerek. Burada yazımı kesiyorum ve hepinize hoşbulduk diyorum. Türkiye'nin en güçlü  blog yazarı olduğunu düşündüğüm Okan Yüksel'e, bana sayfasını açtığı için teşekkür ederim. Umarım güzel bir başlangıç olur. Düşüncelerimin hiçbir ideolojik endişe taşımadığımı, hiçbir ideolojik kaleye ait olmadığını üstüne basa basa belirtmek isterim. Umarım hepinizin ilgiyle okuyup tartışacağı düşünsel ürünler verebilirim.

Yeni Bir Kalem: Tuğrul Sarıkaya..

İşbirliği Uzun zamandır, artık blogumun farklı düşüncelerin de seslendirildiği bir mecra olması gerektiğini düşünüyordum. Dün bir sohbet sırasında bu düşüncemi değerli bir dostumla, Tuğrul Sarıkaya ile paylaştım. Tuğrul'un da fikrini aldım ve ona bu satırlarda benimle birlikte yazmasını teklif ettim. Ne mutlu ki, Tuğrul teklifimi kabul etti ve bugün itibaren blogumda yazmaya karar verdi.

İlerleyen süreçte karşınızda benimle birlikte Tuğrul Sarıkaya ve sonrasında yeni ismi daha olacak. Sanıyorum her birimizin farklı bakış açıları ve yorumları olacak. Hatta zaman zaman bu satırlarda birbirimizle tartışabileceğiz de. Aslında amacım(ız) da tam olarak bu, bir tartışma ortamı yaratabilmek. Tuğrul'un yazmasını bu nedenle çok istedim, çünkü Tuğrul'a çoğu zaman tartışma halindeyiz. Tuğrul'un çoğu düşüncesini benimsem ve hatta tartışsam da onun düşüncelerinin kendi içinde tutarlı olduğunu görüyorum.

Sözü daha fazla da uzatmak taraftarı değilim, onu yazılarından daha iyi tanıyabilirsiniz. Şimdi sözü Tuğrul'a bırakacağım, Tuğrul ilk yazısı ile sizlerle olacak.

Gazze'ye Sadece Para Yardımı Yapmak Ne Kadar Doğru?

Açlık İsrail'in Filistin'e karşı aşırı güç kullanması yine binlerce masumun canına mal oldu. Bir o kadar da yaralı insan var Gazze'de ve ortada bir açlık hüküm sürüyor. İnsanların evleri yıkıldı, anneleri babaları ve belki de gencecik çocukları öldü. Ne mutlu ki yurdum insanı, o insanların acısını kendi acısı bildi: binlerce kilometre ötedeki acıyı yüreğinde hissetme büyüklüğünü gösterdi Türkiye'de insanlar.

Onların acısına ortak olunca, haliyle bu acıya bir son vermek için gerek resmi, gerek özel pek çok kampanya düzenlendi. Bugün hala son sürat sürüyor bu yardım kampanyaları, insanlar ceplerinde ne varsa veriyorlar, Gazze halkı için.. Ama bir sorun var, çok önemli bir sorun. Gazze'deki insanların karnı doysun diye verdiğimiz paralar insanların karnını o kadar da doyurmuyor. Neden mi? Nedeni açık, İsrail Filistin'e uyguladığı ambargo. Kerem Şalom ya da Refahiye, her iki sınır kapısından da gıda geçişine izin verilmiyor. Deniz ise İsrail gemilerince abluka altında tutuluyor, yani deniz yolu da kapalı. Peki, verdiğimiz paralarla Gazze'ye nasıl gıda ulaşıyor? Verdiğimiz paralar Gazze'ye gıda olarak değil, nakit olarak gidiyor ve bu paralarla Gazze içindeki mevcut gıda pazarlarında gıdaya çevrilerek hakla dağıtılıyor. Böylece yemekte bir tutam tuzumuz dahi olmuyor, ayrıca halkın burnundan getiren karaborsa ekonomisini desteklemiş oluyoruz.

Gazze halkı bizden daha  fazla ve farklı bir destek bekliyor. Bunu devlet eliyle, diplomasi aracılığıyla yapılması gerekiyor. Öncelikli olarak İsrail'in ambargosuna bir son verilmesi için bugünden daha farklı ve gerçekçi bir dış politika üretilmeli, aksi halde cebimizdeki tüm parayı versek bile Gazze sınırından içeri bir tek süt şişesi bile sokamayacağız.

Ufuk Uras Seçimlerde Kazandı Ama ÖDP'de Kaybediyor!

Ufuk Urass Bundan bir yıl öncesinde "Ufuk Uras Mecliste Ama Meclis Hala 'Ufuk'suz!" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Amacım, Ufuk Uras'ın ondan beklediğimiz sesliliği yakalayamamasını eleştirmekti. Demiştim ki: "Mecliste farklı bir ses diye yola çıkan hocamız aslında bu farklı sesi bizlere duyurabildi ama bir sorun var: Ufuk Uras, birşeyler söylese de sesi çok kısık geliyor.. O renkli seçim kampanyasına basının gösterdiği ilgi bugün Ufuk Uras'a gösterilmiyor ve Uras da bunu sağlayamıyor. Bu noktada Türkiye genelinde Ufuk Uras da "herkes gibi" bir konuma indirgeniyor. "

O günden bugüne, geride kalan bir yılda nelerin değiştiğine bakıyorum. Ufuk Uras'ın sesi hala çok kısık geliyor, en azından ÖDP camiası dışında kimse bu sesi duymuyor. İşin daha da acısı kısık da olsa bir zamanlar doğruları söyleyen o ses artık doğruları söylemiyor. Ufuk Uras, en azından benim ondan beklediğim şeyleri söylemiyor. Kızılay'da yaptığı mitingten, o güzel sesten çok daha farklı şeyler beklemekteydim oysa ben.. Ufuk Uras beni hayal kırıklığına uğrattı, üzgünüm.

Hayal kırıklığına uğrayan tek kişinin ben olmadığımın da farkındayım. Nitekim Ufuk Uras artık ÖDP'yi de kaybediyor. Olağanüstü Kurultay öncesi gerçekleştirilen Olağanüstü Konferans'ta, Ufuk Uras'ın karşısına aday olan Hayri Kozanoğlu Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Ufuk Uras, umuyorum ki, yaptığı hataları gözden geçirir ve durduğu tarafın ne kadar da yanlış bir taraf olduğunu görür.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.