| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 03.2009 Other entries in 2009-03 resimler , videolar

Gazete Haber Türk'ün farkı belli oldu..

Gazete Haber Türk Fatih Altaylı farklı bir gazete diyerek yola çıkmıştı, aldık okuduk ve baktık ki çok da farklı bir gazete değil. Gazete Haber Türk'ün içeriğiyle fark yaratabileceğini düşünüyordum, farkın ancak içerikle ve duruşla yakalanabileceğini yazdım. Bugün gelinen noktada Haber Türk'ün içeriğinin de duruşunun da diğer gazetelerden çok da farkı olmadığını söyleyebilirim.

Fatih Altaylı'nın yapmaya çalıştığı Hürriyet görünümlü bir Zaman gazetesi çıkartmak: biraz ordan, biraz buradan katarak tüm Türkiye'yi kucaklayan bir gazete var etmek. Bunu Haber Türk'ün son reklamlarında da görmek mümkün: STV'nin ünlü Sır Kapısı'ndan tanınma oyuncular "modern Türk ailesi" rolünde Haber Türk okuyorlar. Herşey oldukça açık ve az biraz da itici. Sanki işin mayası tutmamış izlenimi veriyor insana.

Evet, yapılmaya çalışan farklı birşey ama inandırıcılıktan çok uzak. Hürriyet ve benzerleri zaten kalıplaşmış bir okura sahip ve Haber Türk bu gazetelerden pek de okur çalamaz. AKP yalakalığında da Haber Türk (seçim öncesi ekstra yalakalığına rağmen) Zaman'ın veya Yeni Şafak'ın yanından bile geçemez. Fatih Altaylı'nın önünde tek potansiyel eski gazetesi Sabah ve benzerleridir. Sabah'tan olabildiğince okur çalabilir Altaylı ama dikkat etmesi gereken birşey var: Sabah Çalık Grubu'na ait ve Çalık'ın ucu Tayyip Erdoğan'a uzanıyor! Tayyip Erdoğan kızarsa, Sabah'ta yapılan tüm yalakalıklara rağmen Sabah'ı nasıl Ciner'in elinden aldıysa, Haber Türk'ü de alır.. Aman dikkat Fatih Altaylı!

Anadilde İbadet ve Türkçe Kur'an!

Türkçe İbadet Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi, dinin hurafelere bulanmış bir şekilde var olmasıdır. Bugün İslam'a ait saydığımız birçok şeyin aslında İslam'la uzaktan yakından alakasının olmadığını görüyoruz. Hatta İslam için birşeyler yapmak isteyen insanların farkında olmadan da olsa İslam'ın temel ilkelerini bile ihlal ettikleri bir dönemdeyiz. Bunun başlıca sebebi bilgi eksikliği ve hatta bilgi kirliliği. İslam noktasında tam bir bilgi kirliliği söz konusu, bunun altında yatan ana sebep ise din ile insanların arasında kendisine yer edinmeye çalışan sözde din adamları. Kerameti kendilerinden menkul bu adamlar, din ile insanların arasına giriyorlar ve hatta Kur'an'ın insanlara ulaşmasına bile engel oluyorlar!

Türk insanını bu adamların elinden kurtarmak ve söz konusu bilgi kirliliğine bir son vermek için yapılması gereken tek şey, anadilde ibadetin önünü açmak! En azından insanıma kendi anladığı dilde, ana dilinde Kur'an'ı okutabilmek. "Dünya İnsanlık Ailesinin Yüz Akı: İki Mustafa" adlı kitaplarında, Yüksel Mert ve Cengiz Açıkgöz şunları kaydediyor: "Evrensel akıl ilkeleri, mesela bir şeyin aynı anda hem var hem de yok olmasının imkansız olacağını düşünmek gibi düşünce ilkeleri hep bireyin ana dili ile olur. Bu nedenle, Kur'an'ın anlaşılmasındaki en büyük engel olan Arapça Kutsallığı, Babil Kulesi gibi yıkılmalı. İnsanlık anladığı, konuştuğu ve düşündüğü ana dili ile Kuran'ı anlamalıdır."

Eğer İslam'ın daha iyi anlaşılması taraftarı iseniz, bunun Kur'an'ı iyi anlamakla mümkün olacağının da farkındasınızdır. Bu noktada yapılması gereken insanlarla Kur'an arasına giren kerameti kendinden menkul zatları çıkartmak , bunu da Kur'anı Türkçe okutmakla sağlamaktır. Zaten sonrası kendiliğinden gelecektir..

Koltuk Sevdası Üniversitede Başlıyor..

Türkiye'nin başlıca sorunlarından birisi ve belki de birincisi, koltuk sevdası. Hemen her kurum ve kuruluşta görmek olası. Hatta üniversitede ve üniversite öğrencileri arasında bile. Nasıl oluyor demeyin, oluyor! Malumunuz hemen her üniversitenin, kendine ait öğrenci birlikleri var. Benzeri bir yapılanma, benim üniversitemde de var. Bu yapılanma içerisinde benim de üyeliklerim, yaptıklarım ve daha da önemlisi yapacaklarım var. Kişisel hiçbir faydası olamasa da, kazancım kaybettiğim zamanı karşılamaktan çok uzak da olsa bu yapılanma içerisinde benim de yapacaklarım olacak. Peki neden?

Nedeni çok açık, koltuk sevdası! Bu sevda benim sevdam değil, pek tabii: bu sevda başkalarının. Birileri bu koltuklara öylesine sevdalanmışlar ki, bu koltuklardan ayrılamıyorlar. Daha da kötüsü, sadece bu koltuklarda oturdukları müddetçe kendilerini "adam"dan sayıyorlar. Tüm bunların psikolojik travmalar sonucu olşmuş olabileceğini düşünüyorum ve arkadaşlarımın ancak o koltuklardan uzaklaştırılarak tedavi edilebileceğine inanıyorum. Geçen aylarda Bilim Toplulukları Birliği başkanı olduğunu söyleyen, Merve Tuba Yavuz adlı bir kızcağız, koca bir otobüse "Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?" naraları atıyordu. Haline gülsem mi ağlasam mı bilemedim, o otobüste kimse bilmiyordu onun kim olduğunu ama hemen herkes bu kızcağızın koltuk sevdalarına içten içe gülüyordu. Ben de güldüm, kendi kendime bu insanların yarın ciddi bir koltukta oturacakları vakit ne haltlar yiyeceğini düşündüm. Kızcağıza kim olduğunu bilmediğimi söyledim, sonrasında da ağzının payını verdim. İşte o sırada anladım bu tiplerin bizim gibilerden neden böylesine korktuklarını: Böylesine iş bilmez, tembel adamlar bizim gibilerden korkuyorlar, çünkü oturdukları koltukları dahi hak etmediklerinin farkındalar! Hallerine gülsek mi ağlasak mı derseniz, bence hallerine gülmek gerekiyor!

Bugün gelinen noktda, hallerine çok daha fazla gülüyorum! Komikler, hem de çok..

Adana Metrosu Tamam!

AdanaMetro Metro için ilk kazma vurulduğunda sanıyorum liseye bile başlamamıştım. Bugün gelinen noktada Adana metrosunun büyük bölümü tamamlandı, geriye kalan kısmı da çok kısa bir süre sonra tamamlanmış olacak. Bu inşaat benim için önemli, bunun iki sebebi var: birincisi bu proje içerisinde yer alan insanlardan bir tanesinin babam, Celal Yüksel olması, ikinci sebebi ise artık Adana halkının metroya fazlasıyla ihtiyaç duyması. İşin büyük kısmının bitirilmesi ve artık Adanalılara hizmet vermeye başlaması bu nedenlerden ötütü beni fazlasıyla memnun ediyor.

Önümüzdeki süreçte birinci etabın tamamı hizmete sokulacak, sonrasında ise Çukurova Üniversitesi'ne uzanan ikinci etaba başlanacak. Sonrasında üçüncü ve dördüncü etaplar da olur diye umuyorum. Adana ve Adana halkı bunu fazlasıyla hak ediyor çünkü.

Onlar Akıllarını Kullandılar..

Daha öncesinde "Bir Türk Filozofu: Celal Yalınız, Sakallı Celal.." başlığında incelemiştim Sakallı Celal'in o güzel hayatını ve düşüncelerini. Sonrasında elime Orhan Karaveli'nin "Sakallı Celal" adlı kitabı geçti, kitabın her sayfasında Sakallı Celal'i biraz daha sevdim, takdir ettim. Onun hakkında onlarca yaşanmış olay, söylenmiş söz var kitapta.. Bir solukta okuyup bitirdim.. Bu sırada bloga da pek çok malzeme derledim topladım.. İşte onlardan birisini, şimdi sizlerle paylaşıyorum..

Sakallı Celal Bey, güreşe oldukça meraklı ve bir o kadar da güçlü. İstanbulda olan hemen hemen tüm güreş müsabakalarının daimi seyircisi. Yine seyirciler arasında olduğu bir gün Fransa şampiyonu ile Türk güreşçi karşılaşır. Türk güreşçi Fransızın sırtını, hem de birkaç kez, mindere yapıştırır. Fakat "nedense" hakem bunu görmez.. Bunun üzerine dayanamayan Sakallı Celal kendini minderde, daha da ötesi hakemin üstünde bulur. Bağırmaktadır, hakeme: "Türkü galip ilan edinceye kadar seni bırakmayacağım!" Hemen jandarmalar müdahale ederler ve Sakallı Celal Bey şimdi de kendisini karakolda, komutan karşısında bulur. Karakolun komutanı, senin yerinde olsaydım ben de aynını yapardım, diyerek gönlünü alır ve Sakallı Celal Bey'e şu öğüdü verir:

"Bak oğlum, biz Osmanlılar bilek gücümüze güvendik hep. Onlar ise akıllarını kullandılar. Kuvvetten düştüğümüzü fark ettikleri için de şimdi üstümüze üstümüze geliyorlar. Türkleri yok etmek ve haritadan silip atmak için. Bizler yaşlandık. Yapacak başka birşeyimiz kalmadı. Ama, senin gibi gençlerin bundan sonra bileklerinden çok kafalarını çalıştırmaları gerekir. Güçlü bilek kafaları geliştirmez ama çalışan kafa bileğini güçlendirmeyi bilir."

Röportaj: Ferhat Pirinççi ile Irak'ın Dünü, Bugünü ve Yarınları

100B7451 Politik Akademi ilk akademik röportajıyla karşınıza çıkmanın mutluluğunu yaşıyor. Politika&Strateji'nin ilk konuğu, Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin adlı kitabın yazarı, Arş. Gör. Ferhat Pirinççi. Ferhat Pirinççi ile Irak'ın dünü, bugünü ve yarınları üzerine uzun bir röportaj yaptık. Dünden bugüne ve yarınlara uzanan bir perspektifte bölge dışı güçlerin petrole olan ilgisini, Irak halkının mevcut durumunu, demokrasiyi ve demokratik bir Irak'ın olabilirliğini, halen sürmekte olan direnişi, TBMM'nin 1 Mart kararının sonuçlarını, Kuzey Irak'ı ve Barack Obama sonrası olası politika değişikliklerini konuştuk. Kendi adıma, çok verimli bir söyleşi gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Son olarak, bize ayırdığı zaman için Politika&Strateji adına Sayın Ferhat Pirinççi'ye teşekkürlerimi bir kez daha sunuyor ve sizlere de bu röportajı okumanızı öneriyorum: Ferhat Pirinççi ile Irak'ın Dünü, Bugünü ve Yarınları için tıklayın.

Ve Gazete Haber-Türk..

Fatih Altaylı Uzun zamandır yazıyordu Fatih Altaylı, ben de gazete hakkında duyduklarımı paylaşmaya çalışıyordum burada. Bugün gelinen noktada artık elle tutulur birşey halini aldı Gazete Haber Türk, yaptığı reklam çalışmasıyla da kendisini tüm Türkiye'ye duyurmayı başardı. Slogan, Haber Türk'ün farklı bir gazete olacağı yönündeydi. Aldık, baktık: diğer gazetelerden farkları vardı. Tüm sayfalar olmasada, en azından kapak farklı bir kağıda basılmıştı. Ayrıca, ana gazetenin yanında ek yerine küçük gazeteler verilmekteydi. Peki ama bunlar yeterli miydi?

Haber Türk'e reklamların da etkisiyle bir ilgi gösterildi, buna rağmen Haber Türk'ün tiraj sıralamasında ilk ona ancak son sıradan girebildi. 200.000 civarındaki tiraj azımsanacak birşey değil ama zamanla nasıl bir değişim olacağı da önemli. Bu değişimin olumlu ya da olumsuz olması Haber Türk'ün içeriğiyle ilgili. Farklı kağıta basılmakla yakalanamayan fark, farklı içerikle yakalanabilir. Ki zaten önemli olan da bu değil midir? Farklı olmak kağıt kalitesiyle olmuyor, o kağıdın üzerinde yazanla oluyor: haberle, yorumla oluyor.. Gazetecilik ile oluyor.. Umarım Haber Türk bu farkı yaratabilir..

Türkiye'nin İlk Röportaj Blogu: Politika ve Strateji

Türkiye Blogosferinde bir ilke imza atıyoruz. Türkiye'nin dört bir yanındaki çalışma arkadaşlarımla birlikte, akademik röportaj blogumuzu yayın hayatına hazırlıyoruz. Şu anda röportajlar yapılıyor, fikirler geliştiriliyor. İlerleyen süreçte Politika ve Strateji ile karşınızda olacağız. Şu an taslak yayın yapılmakta dilerseniz bir göz atın ve mutlaka önerilerinizi benimle paylaşın: Politika ve Strateji için tıklayın.

AKP'nin 29 Mart'ta İşi Zor..

Seçim Sandığı Evet, zor: en azından yerel seçimlerde AKP'nin işi zor. Gözlerimin önünde bir gerçek var, AKP rahatlıkla birinci parti olacak; bunu görebiliyorum. Yalnız AKP'nin koyduğu %50 hedefinin gerçekleşmesi çok zor görünüyor. Hatta AKP'nin yerel seçimlerde oy oranının önceki seçimden düşük olabileceğini düşünüyorum. Bundan tam bir ay öncesinde, ekonomik kriz böylesine büyümemişken de yazmıştım: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor. Örneğin Adana'da Aytaç Durak gibi bir ismi kaybetti. Bursa'da ise Hikmet Şahin'in kaybedildiğini düşünüyorum. Diğer illerdeki performansını tam olarak analiz edecek durumda değilim ama en azından Türkiye'nin ilk beş şehrinden ikisinde hatalar yaptığını söyleyebilirim.."

Bugün gelinen noktada, çok daha emin olarak yazıyorum: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor." Bu noktada oy kaybı kaçınılmaz olacak. Zamanla (beklenmedik bir olay olmadığı takdirde) kamuoyu araştırmaları ve sonrasında seçim de beni haklı çıkartacaktır. Ki, bugün yapılan açıklamalar bile bunu gözler önüne sermekte. Örneğin, 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminin sonuçları öncesinden tahmin eden Adil Gür gibi bir isim şunları söylüyor: "Önümüzdeki iki hafta içinde ekonomide çok önemli bir iyileşme olmadığı takdirde AK Parti bu seçimde elindeki belediyeleri de kaybedebilir. Antalya, Gaziantep, Uşak, Afyon, Erzurum, Adana, Malatya AK parti'nin 29 Mart'taki seçimlerde kaybedebileceği belediyelere sadece birkaç örnek. AK Parti belki bu yerel seçimde 22 Temmuz 2007 genel seçimlerine göre üç, beş puan oy yitirecek ama seçmenin AK Parti'nin karşısında birleşmesi yüzünden elindeki belediyelerin yüzde 15-20 sini kaybedecek."

TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ Çanakkale sonrası, TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı'nda aldım soluğu. Yayınevleri de kitaplar da dergiler de mükemmeldi. Böylesine bir ortamda bulunmaktan mutluluk duydum, tüm kalabalığına rağmen tüm standları birer birer gezdim. Haliyle bolca kitap ve dergi de almış oldum, ilerleyen süreçte bu kitap ve dergilerden birsürü makale çıkacağa benziyor..

Yazarlar noktasında ise Osman Pamukoğlu ve Muazzez İlmiye Çığ ile görüşebilme imkanım oldu. Muazzez Hanım, tüm zarifliği ve gülen yüzüyle imzaladı kitabımı. Üniversite öğrencisi olduğumu da öğrenince, devrimlerin bekçisi olduğumuzu ve Mustafa Kemal Atatürk'ü bir an dahi unutmamamız gerektiğini söyledi. Bu noktada kendisine katılmamak elde değil.. Osman Pamukoğlu ile zaman yetersizliğinden kitabımı imzalatma ve fotoğraf çekilme imkanım olamadı. Yalnızca elini sıkabildim ve HEP'te başarılı olmasını diledim.. Ayrıca HEP'in Bursa'da ve Türkiye'nin diğer pek çok il ve ilçesinde örgütlendiğini de öğrendim.

Üzüldüğüm tek nokta, haftalar öncesinde telefonla görüşüp buluşmak üzere anlaştığımız Yüksel Mert ile görüşememek oldu. Akis Kitap standında gözüm onu aradı ama maalesef geç kalmıştım. Ben de bunun acısını kitabından çıkarttım, Büyük Türk Milleti adlı kitabını aldım ve okumaya başladım. Artık buluşmak memlekete (Adana) kısmet olur sanıyorum.

TÜYAP - BUTTİM Muazzez İlmiye Çığ1 Yüksel Mert TÜYAP - OKAN YÜKSEL

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.