| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 03.2009 Other entries in 2009-03 resimler , videolar

Çanakkale Sonrası, Genel Bir Değerlendirme..

Uzun bir aradan sonra tekrar Çanakkale yollarında buldum kendimi.. Yine aynı hüzün, yine aynı acı ve tüm bunların yanında; büyük bir gurur.. İnsan her seferinde, en azından ilk seferdeki kadar etkileniyor. Etkilenmemek elde mi? Gencecik bedenlerin yattığı bu topraklardan durmadan geçmek mümkün mü?

Üniversitenin organizasyonu olması sebebiyle yaşanan ve görmezden gelinebilecek birkaç aksiliğe rağmen Çanakkale'yi bir kez daha yaşama fırsatım oldu. Bu noktada, hemen her otobüste ayrı ve profesyonel rehberlerin bulunmasını takdir ettim. Bu noktada bizim rehberimiz, Doğa Cihan Göksel'e de teşekkür ediyorum; Çanakkale'yi rehberiniz oranınca yaşabiliyorsunuz ve bize iyice yaşatıldığını düşünüyorum.

Çanakkale üzerine söylenmiş çok söz var, aslında söylenebilecek çok farklı sözlerimin olduğunu da düşünmüyorum. Zaten Çanakkale, okunacak birşey de değil: bunun çok çok ötesinde, gidilip görülecek ve havası solunacak birşey. Bu sebepten, sözü fazla da uzatmıyorum, son olarak herkese en azından birkez daha Çanakkale yollarına düşmesini öneriyorum.

Çanakkale Feribot1Çanakkale Feribot2 Çanakkale Feribot3Dur Yolcu
57. AlayAtatürk-Okan1AbideGelibolu Tabya
Çanakkale AbideMehmetçik-OkanDoğan Cihan GökselGelibolu Tunel
D-MehmetçikD-Çanakkale Atatürk D-TroyD-Atatürk
Okan ÇanakkaleŞehitler Abidesi Çanakkale LimanÇanakkale Boğazı

Çanakkale Yolları..

Bu gece Çanakkale yolcusuyum. Üniversiteden arkadaşlarla birlikte ve Uludağ Üniversitesi'nin organizasyonuyla bir Çanakkale ziyareti yapacağız. İlerleyen günlerde geziden fotorğafları ve izlenimlerimi paylaşmaya çalışacağım. Şimdilik müsade..

Serdar Akinan SKY Türk Genel Yayın Yönetmenliği'nden Ayrıldı!

Serdar Akinan Çok değil, bir ay öncesinde şunları yazmıştım: "SKY Türk'ü uzun zamandır ilgi ve zevkle takip ediyorum. Serdar Akinan, büyük işler başardı SKY Türk ekranlarında. Bunları ilerleyen zamanda paylaşmaya çalışacağım." Bugün gelinen noktada Serdar Akinan'ın SKY Türk'te yaptıklarını anlatamadan, onun SKY Türk Genel Yayın Yönetmenliği'nden ayrıldığı haberini vermek durumunda kaldım. Haberi ilk duyduğumda üzülmüş ve "acaba?" demiştim ama sonrasında Serdar Akinan'ın OdaTv'ye yaptığı açıklamayı okuyunca içim rahatladı. Konu hakkında Akinan'ın açıklaması şöyle: "Yükümü azaltmak için önce idari görevlerimi bırakmıştım. Şimdi de genel yayın yönetmenliğinden ayrıldım. Bunun bir tek nedeni var; omuzlarımdaki yükü azaltmaktır. Gerek Sayın Serdar Çaloğlu, gerekse Sayın Bülent Ergin  Akşam'daki köşe yazılarımı artırmak ve daha çok ekrana çıkmam şartıyla teklifimi kabul ettiler."

Açıkçası bu açıklamada beni mutlu eden nokta, artık Serdar Akinan'ı Akşam'da ve televizyon programlarında daha fazla görecek olmamız. Akşam'da Serdar Akinan'ın düzenli yazmamasından ötürü yakınıyordum bunca zamandır. Geride kalan yaz, şunları yazmıştım: "Akşam Gazetesi'ni elime alınca ilk olarak Serdar Akinan'ı okurdum. Gerçi son zamanlarda pek sık yazmadığı için ve malum sebeplerden artık okumuyorum, okuyamıyorum."

Sözün özü, Akşam'daki köşe yazılarını arttırması ve daha çok SKY Türk erkranlarına çıkması şartıyla Serdar Akinan'ın bu görevi bırakmasına memnun oldum. Ama SKY Türk'ün kalitesinden birşeyler kaybetmesinden de korkmuyorum değil.

I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi

Okan Yüksel Uludağ Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'unun organize ettiği I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi, Uludağ Büyük Otel'de gerçekleştirildi. Katılımın ve programın oldukça yoğun olduğu organizasyonda ben de "2008 Ekonomik Krizinin İşçi ve İşverene Etkileri" konulu bir konferans verdim. Malumunuz, bir yılı aşkın süredir ekonomik krizin gelceğini ve sanılandan daha da yıkıcı olabileceğini yazıyordum bu satırlarda. Bugün gelinen noktada krizin geldiğini ve en fazla da emek faktörünü vurduğunu görüyoruz. Bu noktada emeğin ve emekçinin hakkının verilmesi gerektiğini düşünüyorum, ki konferansta öncelikle anlatmaya çalıştığımız da buydu.

Uludağ da kar da, yemekler ve özellikle de sucuk-ekmek mükemmeldi. Bu noktada Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'na ve ayrıca organizasyonun profesyonelliği için elinden geleni ardına koymayan Mustafa Gümüş dostuma teşekkürlerimi sunuyorum. II. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi'nde tekrar birlikte olmak umuduyla..

ÇEKO 1ÇEKO8ÇEKO4ÇEKO7

ÇEKO2 ÇEKO3 ÇEKO5  ÇEKO6

Kalpağı ve Kırmızı Atkısıyla Yalçın Küçük..

Yalçın Küçük1 Prof. Dr. Yalçın Küçük, Türkiye'nin en bilinen profesörlerinden bir tanesi ve belki de birincisi. Mülakat yaptığı dergiler ve gazeteler tiraj, televizyonlar ise rating patlaması yaşıyor. Tüm bunların altında sağlam bir bilgi hazinesi ve iyi bir vizyon yatıyor. Yalçın Küçük, sadece sözleriyle değil hal ve hareketleriyle de Türk halkına birşeyler anlatıyor, dikkat çekiyor. Nur Çetinay, bunu Radikal'deki köşesinde şöyle paylaşmış: "Küçük, kafasında kalpağı ve ekran görüntüsü beni yanıltmadıysa boynundaki hafif de simli kırmızı atkısıyla, görsel olarak da, iddialarıyla yarışır derecede enteresan ve renkliydi."

Nur Çetinay'a katılmamak elde değil. Peki, bu kalpak ve kırmızı atkı ne anlama geliyor? Neyi anlatıyor? Yalçın Küçük, neden bir kez olsun kalpağını ve atkısını üstünden eksik etmiyor? Yalçın Küçük, kalpağığını hemen her programda takıyor çünkü ona göre "1919'da Kurtuluş Savaşında derimciler kalpak takıyorlardı ve şu an 1919'dayız." Kırmızı atkı konusunda da söz Yalçın Küçük'ün; "Bu kırmızı atkıyı halkımız sevdi, beni, kırmızı olmadan, tanımıyor; kırmızı atkı olmazsa beni görmüyor. Zamanla benim içime de girdi, içimdeki enerjinin dışavurumu oldu. Artık boynumda kırmızı olmayınca daha sakin düşünüyorum ki bunu da istemiyorum."

Karabağ Sorunu ve Bir Katliam: Hocalı

Barış Özdal Geçtiğimiz haftalarda Hocalı katliamının 17. yıldönümünü anma etkinlikleri çerçevesinde üniversitemizde "Dünden Bugüne Karabağ Sorunu ve Hocalı Faciası" konulu bir konferans düzenlendi. Organizasyonu Uludağ Üniversitesi, Azerbaycan İstanbul Konsolusluğu ve Haydar Aliyev Vakfı tarafından üstlenilen konferansa Prof. Dr. Mehmet Genç, Yard. Doç. Dr. Barış Özdal, Dr. Samir Jafarov ve Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran katıldı.

Gerek konferans sırasında anlatılanlar, gerekse konferans öncesinde sergilenen katliam fotoğrafları, bana bir kez daha, insanoğlunun ne kadar da vahşileşebileceğini gösterdi. Anlatılanlara da fotoğraflara da inanmak istemedim ama hepsi birer gerçektiler. İnsanlık adına üzüldüm, Türkler tarafından katledildiklerini iddia eden Ermenilerin Türklere yönelik böylesine bir katliama imza atmış olmaları da beni oldukça düşündürdü. Katliama tanıklık eden bir gazetecinin şu sözleri ise dehşetin boyutunu daha da iyi kavrayabilmemi sağladı: "Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türkünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti."

Konferansın sonlarına doğru, yaşananlar unutulmasın istiyoruz, dedi Azerbaycan İstanbul Konsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran. İçimden, "hiç unutulur mu?" dedim.. Acı hiç unutulur mu?

Türkiye'de Aydın Olmak ve Hapse Girmek

Arthur Miller Türkiye'de aydın sayılabilecek insanımız, ne yazıktır ki, pek fazla değil. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Dün de aydın insan yaban sayılırdı, bugün de öyle.. Dün de aydınımızın en uğrak yeri hapishaneydi, bugün de hapishane.. Anlayacağınız çok büyük bir yol kat ettiğimiz söylenemez, dünden bugüne..

Türkiye'de aydın olmanın bedeli, dün olduğu gibi bugün de hapsi boylamak. Nitekim, yaşanmış bir olay bunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Yüzyılımızın en önemli dram yazarlarından bir tanesi olan Arthur Miller'ın bir Türkiye ziyaretinde yaşananları, Prof. Yalçın Küçük'ün ağzından paylaşıyorum: "O zaman kalabalıktık, bir yerde toplanmışlar, elliden fazla Türk aydını idiler ve Arthur merak etmiş, hapsi görenlerin sayısını öğrenmek için, nezaketen, az olduklarını düşünerek hapis yatanların ayağa kalkmalarını istiyor; iki kişi hariç bütün salon ayağa kalkıyor. Demek ki bizim aydın tarihimizde hapse girmeyenlerin aydın sayılmadıkları bir dönem var."

Ve sonrasında devam ediyor Yalçın Küçük: "Ancak hapislik üzerine sözlerim var; Goethe'nin bir sözü çok aydınlatıcı olmalı, bir dil bilen hiç dil bilmemektedir, diyordu. Bunu bir din bilen dinler konusunda bilgisizdir yollu uzatanlar da var. Ben de uzatabiliyorum, ne kadar uzun olursa olsun, bir kez hapse girenleri, hapse girmiş saymamayı ekleyebiliyorum. Önemli olan uzunluğu değil, girdikten sonra tekrar girebilmeyi göze alabilmektir."

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.