| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 05.2009 Other entries in 2009-05 resimler , videolar

FOX'ta Yeni bir Program: Uyanık Bar!

FOX TV Finallerle içli dışlıyım, daha okumam gereken yüze yakın sayfa var. Yarın da önemli bir sınav.. Sıkıldım, televizynonu açtım. FOX'ta yeni bir program başlamış, adı Uyanık Bar. Konsept oldukça hoş ve ilgi çekici. İnsan takılınca diğer kanallara geçemiyor. FOX'un sitesine baktım, program her Salı ve Perşembe 23:15'te yayınlanıyormuş. Daha öncesinde Canım Ailem dizisine bir bakın demiştim, dizi aldı başını gitti. Bugün izlenme rekorları kırıyor. Sanıyorum FOX'un Uyanık Bar'ı da alır başını, gider ve zamanla izlenme rekorları kırmaya başlar.

Sunucu oldukça başarılı, daha öncesinde TRT'de görüyordum. Üstün Dökmen'in Küçük Şeyler programında oyun sahneleyen grubun bir üyesi kendisi. Adı Serhat Kılıç imiş.. Bu gidişle bu ismi de duymaya devam ederiz, daha uzun süre. Salı ve Perşembe geceleri çok önemli işleriniz yoksa bir bakın diyorum. Bir bakmaya değer..

Üniversitede benzerlikler, farklılıklar ve sen!

Fark İnsan üniversiteye gelince Türkiye'nin dört bir tarafından insanlarla tanışma, konuşma, dostluk kurma şansı yakalıyor. İlerleyen süreçte samimiyetin de verdiği rahatlıkla herkes kendi kültürünü ortaya koymaya, farklılaşmaya yani kendi özüne dönmeye başlıyor. Geçen günlerde arkadaşlarla aramızdaki farklılıklar üzerine tarışmaya başladık ve sonuç olarak uzak coğrafyaların insanlarının da birbirinden farklı olduklarına karar verdik. Ama bu fark dostluk kurmanız ve hatta can ciğer kuzu sarması olmanız için bir engel değil tabii ki..

Hatta bu farklılıkların güzel yanları var. Örneğin bu farklılıkları keşfetmek benim çok hoşuma gidiyor, garip ama komik de geliyor. Mesela geçen gün arkadaşlarımla yemek hazırlarken üç kere 'şu tavukları bir avcarlayın' dememe rağmen kimse birşey yapmadı, haliyle ben de sesimi yükselterek 'kardeşim avcarlasanıza hadi' dedim ve o zaman arkadaşlarımın avcarlamanın tavuğu terbiyelemek olduğunu bilmediği öğrendim. Çok şaşırdım. Oysa Akdeniz'de avcarlamak her yerde kullanılan bir terim. Buna benzer bir olayı da Ankara'da yaşamıştım. Yan komşumuz arabasını garajdan çıkartırken 'anarya gelin' diye yol göstermiştim, komşumuz yüzüme şaşkınlıkla bakmıştı.. Oysa 'anarya' gelmek 'geri geri gelmek' demekti Adana'da..

Benzerliklerimiz de yok değil, hatta çok daha fazla. Geçen gün yine bir sohbet sırasında hepimiz farklı türdeki okullardan mezun olsak da ortak pek çok anımızın olduğunu keşfettik. Müfredat dışında, hemen her ilde ve okulda şunlar sabit. Hemen hepimize hocalarımız en azından bir kez "Çok komik birşeyse söyle, biz de gülelim..", "Yavrum sen evde de mi böyle masaya oturuyorsun?" gibisinden laflar etmiş. MEB acaba hocalara bu sözleri bir yönerge ile mi ulaştırıyor

Mimari bir sosyolojik yaklaşım ve Şevki Vanlı..

AVM İnsanların çevresindeki olay ve olguları yorumlamasında, ister istemez, meslekleri etkili oluyor. İnsanlar genellikle mesleklerinin açtığı pencereden dünyaya bakıyorlar ve bu yolla oldukça sağlam saptamalar ortaya çıkıyor. Günlük blog taramam sırasında Gaykedi'de böylesine bir saptama okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Cumhuriyet döneminde yüzlerce esere imza atmış, Türkiye'nin en önde gelen mimarları arasında olan Şevki Vanlı, ortaçağ, aydınlanma ve günümüz hakkında çok yerinde bir saptama yapmış: "Ortaçağ'da şehirlerin en gözalıcı binaları ibadet merkezleriydi. Çünkü hayat, dine dayalıydı. Aydınlanma döneminde bunların yerini sanat merkezleri aldı. Bugün her yerde alışveriş merkezleri inşa ediliyor. Çünkü günümüzde hayatı, ticaret yönlendiriyor." Herkesin, özellikle de İİBF ya da SBF'de okuyan öğrencilerin okuması, anlaması gereken bir saptama.

Günümüzde hayat, ticaret ve doğal olarak para tarafından yönlendiriyor. Para o kadar önem arz ediyor ki günümüzde uluslararası ilişkilerde dahi çok uluslu şirketler söz sahibi olabiliyorlar. Ülkelerin gayri safi mili hasılaları, şirketlerin de gari safi yıllık satışları baz alınarak yapılan bir sıralamada ilk doksan dokuzdan kırkının şirketler olduğu belirtiliyor. Yani günümüzde, şirketler devletlerden daha zengin ve haliyle daha güçlü hale geliyorlar. Yani uluslararası ilişkiler gibi bir alanda dahi parası olan düdüğü çalıyor, bırakın günlük hayatı..


Türk Eğitim Sistemi ve Eğitim Hakkı

Sınav Bugün Banu Avar'dan bir e-posta aldım. Banu Hanım, Türk eğitim sistemine dair bir takım saptamalarını benimle paylaşmış ve "Bir yanda 'kardelenler', 'baba beni okula gönder' kampanyaları, bir yanda F tipi yardımlar.. Sence bir terslik yok mu?" diye sormuş.

Belki ilk bakışta bir terslik yokmuş gibi görünebilir. Ancak konu üzerinde biraz kafa yorunca birşeylerin ters gittiğini görüyor insan. Evet, birşeyler ters gidiyor..

Bugün eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına baktığımız zaman bu kuruluşların devletin dolduramadığı alanları doldurduklarını görüyoruz. Devletin sorumluluğunu tam olarak yerine getiremediği, insanların eğitim haklarından yoksun kaldığı zaman ve yerde bu sivil toplum kuruluşları devreye giriyorlar ve insanların eğitim haklarını almalarına yardımcı oluyorlar. Oysa bu sivil toplum kuruluşlarının yaptıklarını hükümetler yapmak zorunda, bu anayasal bir zorunluluk: Ne diyor Anayasa'nın 42. maddesi? "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır." Buna karşın, birileri eğitim ve öğretim hakkından yoksun oldukları için eğitim amaçlı sivil toplum örgütleriyle dolu Türkiye! Tamam, herşeyi devletten beklememek lazım ama eğitim ve öğrenimi de devletten beklemeyeceksek devlet niye var?

Eğitim, sivil toplum kuruluşlarının tekeline bırakılamayacak kadar önemli bir mesele! Bugün ihtiyacımız olan şey ise eğitim meselesini ciddiye alacak milli bir hükümet. Bu meseleye ciddi bir şekilde yaklaşmazsak gençlerimiz birileri tarafından parsellenmeye ve devşirilmeye devam edecek. Bu süreç devam ettikçe de kaybeden sadece gençler değil, Türkiye'nin yarınları olacak! Tüm gençlerimiz o ya da bu derneğe muhtaç olmadan, eğitim haklarını alabilmeliler. Örneğin, üniversite öğrencileri gıda, giyim, kültür, konut vb. gereksinimleri yüzünden çeşitli dernek ve cemaatlerin kucaklarına itilmemeli, devlet bu gençlerimizin ihityaçlarını en iyi şekilde karşılamalı.

Alişan Kapaklıkaya ve Sevgi Okyanusu

Uludağ Üniversitesi'nin  her yıl düzenlediği Kariyer Günleri'ne bu yıl da fırsat buldukça katılmaya çalıştım. Pek çok üst düzey yöneticinin ve  çalışanın katıldığı kariyer günlerinde önümüzdeki kariyer alternatiflerini görme şansımız oluyor. Tüm bunların yanı sıra kariyer noktasında bizleri motive edecek insanlar da panellere, söyleşilere geliyor..

Zamanında NLP'ye oldukça ilgi duymuş birisi olarak, Alişan Kapaklıkaya'nın "İçindeki Uyuyan Güzeli Uyandır" başlıklı paneline katılmamazlık etmedim. Açıkçası, umduğumu tam olarak bulamadım. Alişan Kapaklıkaya'nın tüm sempatisine karşın içeriğin tamamen kişisel yaşanmışlıklarla bezenmiş olması ve bu yaşanmışlığın hiçbir psikolojik ders içermemesi hoşuma gitmedi. İnsanları güldürerek ya da duygularına oynayıp ağlatarak bir panel yapmak bence hiç ama hiç doğru ve daha da önemlisi etik değil.

Ayrıca Alişan Kapaklıkaya'nın övünürmüşçesine "anlattıklarımın hiçbirisi bilimsel değil" demesi de oldukça canımı sıktı. Yüzlerce yıllık bir temel üzerinde, dünden bugünlere uzanan üniversite gibi bir kurumun çatısı altında "anlatıklarımın hiçbirisi bilimsel değil" demek de ne oluyor? Bilimsel olmayan birşeyin bu kurumun çatısı altında işi ne olabilir? Alişan Kapaklıkaya'ya göre de "bilim dışı" olan bu panelin, bırakın üniversite öğrencilerini, kaymakamlara, valilere ve kurmaylara da sunulduğunu duyduğumda ise yurdumun içine düştüğü duruma içim acıdı.

Tüm bunlara karşın, panelde hoşuma giden şeyler de olmadı değil. Alişan Kapaklıkaya kendisini dinletmeyi iyi biliyor, iyi bir konuşmacı. Panel boyunca sıkılmıyorsunuz. Ayrıca eğitim bilimleri noktasında şu sözünü oldukça takdir ettim ve not aldım: "İnsanlar salatalık seçiyor, ayakkabısını seçiyor ama hocasını seçemiyor.." Çok yerinde, çok güzel bir saptama.. Söylediği şu sözü ise hayatıma katmaya çalışıyorum, sizler de katmaya çalışın: "İlerde birgün, ilerde hiçbir gündür!"

Sözün özü, iyisiyle kötüsüyle bir panel geride kaldı ve Alişan Kapaklıkaya hakkında bir görüşüm oldu. Az da olsa hayatıma birşeyler katabildim. Umarım Alişan Kapaklıkaya bu satırları dikkate alır ve en azından üniversite çatısı altında daha bilimsel paneller gerçekleştirir. Böylece öğrenciler bilimsel bir temeli, sıkılmadan oluşturabilirler..

Röportaj: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Banu Avar Politik Akademi, röportajlarıyla gündeme ışık tutuyor. Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya'nın ardından şimdi de ünlü gazeteci Banu Avar ile bir röportaj gerçekleştirdik. "Küreselleşme, Medya ve Türkiye" başlıklı röportajın içeriği oldukça ilgi çekici. Banu Avar'la küreselleşme, medyanın bu süreçteki fonksiyonları, demokrasi, Doğulu olmak, Batı ve daha pek çok konu üzerinde konuştuk.

Avrupa noktasında Banu Avar'ın şu sözlerini çok önemsiyorum, daha öncesinde Prof. Yalçın Küçük'ten de benzer sözler duymuştum: "Batı bitmiştir! Son kırk yıldır bir tek yazar, bir tek müzisyen, bir tek ressam çıkartamamıştır Batı. Kültürel olarak can çekişiyor.. Bilimsel araştırma yapan insan yok Batı’da. Gelenlerin hepsi ya Hintli, ya Çinli.. Amerika’dakilere de baktığınızda bilim insanlarının çoğu Doğudan.. Batı’nın nefesin tükendiğini görüyoruz."

Dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Ergenekona atfen söylenen şu sözler oldu; "Bugün Türkiye’de içeri alınan birçok insanın listeleri tıpkı 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de de olduğu gibi ABD Büyükelçiliğinden geliyor. Beni işimden attıran da ABD Büyükelçiliğidir. Nasıl bir demokrasidir onların savunduğu, bilmiyorum? Bence yaşadığımızın adı faşizmdir."

Röportajı mutlaka okumalısınız, bence kaçırılmaması gereken bir röportaj! Röportajın tam metnini okumak için lütfen tıklayınız: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Bursa Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı

Bursa Hayvanat Bahçesi5 Finallere şunun şurasında bir haftadan az kalmışken arkadaşlarımla, kafa dağıtmak için hayvanat bahçesine gezmeye gittik. Bursa Hayvanat Bahçesi, Türkiye'deki emsalleri arasında en önde gelenlerden bir tanesi ve belki de birincisi. Hayvanat bahçesinin bünyesinde 67 tür ve toplam 600 hayvan var. Ayrıca 206 bin 600 metrekarelik alanıyla da Türkiye'nin en geniş ikinci hayvanat bahçesi.

Bahçeye giriş saat 17:00'a kadar çok cüzi bir ücretle mümkün. Çıkış saati size kalmış, dilediğiniz kadar gezebiliyorsunuz.. Hayvanların durumu oldukça iyi, mutluluklarını görebiliyorsunuz. Diğer hayvanat bahçelerinde hayvanlar eziyet içerisinde görünüyorlar ama ilk defa Bursa'da bu izlenimi yaşamadım. Bahçenin içerisinde çok güzel bir köy kurulmuş.. Köyün içerisinde atlar, eşekler, inekler, koyunlar, tavuklar, güvercinler ve daha birçok hayvan var.

Hayvanat bahçesinin hemen yanında Botanik Park yer alıyor. Park içerisinde binbir çeşit bitki var. İnanın, her birisi ayrı bir mükemmellik! Ayrıca spor alanları ve bisikler parkurları da göz dolduruyor.

Eğer Bursa'daysanız ya da birgün yolunuz Bursa'ya düşerse mutlaka Hayvanat Bahçesine ve sonrasında da hemen yanında yer alan Botanik Park'a uğrayın. Hatta Botanik Park'ta bir güzel iskender yemeyi de ihmal etmeyin..

Bursa Hayvanat Bahçesi3Bursa Hayvanat Bahçesi1Bursa Hayvanat Bahçesi4Bursa Hayvanat Bahçesi2

Bursa Hayvanat Bahçesi5Bursa Hayvanat Bahçesi6Bursa Hayvanat Bahçesi7Bursa Hayvanat Bahçesi8

Bursa Hayvanat Bahçesi13Bursa Hayvanat Bahçesi12Bursa Hayvanat Bahçesi10Bursa Hayvanat Bahçesi9 

Bursa Hayvanat Bahçesi11Bursa Hayvanat Bahçesi16Bursa Hayvanat Bahçesi15Bursa Hayvanat Bahçesi14

Bir Cumhuriyet Kadını: Türkan Saylan..

Türkan Saylan Aylar öncesinde onun hakkında birşeyler yazmak istedim, sonrasında hayatın karmaşası içinde unuttum gitti.. Bugün ona dair birşeyler yazmama, ne yazıktır ki, onun ölümü vesile oldu. Türkan Saylan'ı kaybettik, o güzel insan artık bizlerle değil..

Evet, düşünceleri ve eylemleriyle daha on yıllarca yaşayacak, bizimle olacak Türkan Saylan ama onun gülen yüzünü artık göremeyeceğiz. Sizi bilmem ama ben, o gülen yüzü özlemeye başladım bile..

Yurdum insanının elleri üzerinde son yolculuğuna çıktı Türkan Saylan.. Yurdum insanı sahip çıkıyor Türkan Ablasına, Türkan Annesine.. Tertemiz eller üzerinde ebediyete intikal ediyor Türkan Saylan. Televizyonun başında, izliyor ve gurur duyuyorum: önce Türkan Saylan gibi bir insanımız olduğu için ve sonra da bu insanı yurdum insanı sahipsiz bırakmadığı için..

17 Mayıs Cumhuriyet Mitingi ve Mustafa Yurtkuran

Anıtkabir 17 Mayıs'ta binlerce insan Cumhuriyetine sahip çıkmak için Tandoğan'daydı.. Uludağ Üniversitesi, Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) üyeleri de diğer yüz binlerce insan gibi meydandaydı: Türkiye'nin laik olduğunu, laik kalacağını ve çağdaş bir geleceği haykırıyorduk, hep bir ağızdan.. Bizi diğer katılımcılardan ayıran tek şey rektötümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın demir parmaklıklar ardında olmasıydı. Bu sebepten durmadan haykırdık: "Yurtkuranlar içeride, yurtsatanlar nerede?" diye.. Diğer katılımcılar da destek verdiler, hep beraber selamladık parmaklıklar ardındaki rektörümüzü.. Bilmiyorum, selamımız ona kadar ulaştı mı? Biz ulaşması için tüm gücümüzle haykırdık!

Ardından, Anıtkabir'e Ata'nın huzuruna çıktık. Anıtkabir'i ilk defa bu kadar kalabalık gördüm, mutlu oldum. Fonda insanların Ergenekon'a atfen söyledikleri "Tayyip arama, 1 numara burada!" sloganlarıyla Anıtkabir'i de gezdik.

Şimdi Bursa'dayım. Cumhuriyetime ve rektörüme karşı sorumluluğumu yerine getirmenin mutluluğuyla yazıyorum bu satırları ve Tandoğan'da yüzbinlerin haykırdığı gibi ben de haykırıyorum: "Gün gelecek, devran dönecek..."

Uludağ Üniversitesi 2009 Bahar Şenliği

Şenlik 09 Ve sonuna geldik.. Uludağ Üniversitesi 2009 Bahar Şenliği bir iki saat öncesinde bitti.. Dolu dolu, şen şakrak bir şenlik geride kaldı: Panlleriyle, konserleriyle, gösterileriyle ve yarışmalarıyla..

Geride kalan dört güne bakınca, söylenecek çok söz var.. Herşeyden önce, emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bu yılki şenlikleri, Şenlik 08'e göre biraz daha sönük bulsam da verilen bunca emeği de görmezden gelemedim. Ne de olsa yedik, içtik, eğlendik..

Bu yıl konserlerde dinlediğim kişiler ya da gruplar sahne almasa da eğlenebildim. Panellerde de Banu Avar oldukça ilgimi çekti. (Kendisiyle ilerleyen günlerde Politik Akademi'de yayınlamak üzere bir röportaj da yaptım.) Sinem Kobal ve benzeri isimlere, tahmin edeceğiniz üzere, gülüp geçtim.. Keşke üniversitelere değil de liselere ve hatta ilköğretim okullarına gitse böyle isimler.. Sportif aktiviteler noktasında, sanıyorum dolu dolu bir şenlik oldu. Zaten öncesinde gerçekleştirilen Spor Oyunları üniversiteye oldukça hareket getirmişti.. Şenlikle hareketlilik daha da artmış oldu..

Şenlik 2010 umarım en azından bu yılki şenlikler kadar güzel olur dileğiyle yazıma bir son verirken, şenlik boyunca etkinlikleri koordine ve kontrol eden Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı'ya ve Yılmaz Demirci'ye teşekkürlerimi sunuyorum.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.