| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar arşiv 07.2009 Other entries in 2009-07 resimler , videolar

"Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür"

Made in USA "Genç Siviller Gerçekten Rahatsız!" başlıklı yazı sonrası pek çok olumlu mesaj aldım. Birçok okur yazıdan dolayı teşekkür ediyor ve büyük bir bölümü de Genç Siviller hakkında yazmaya devam etmem gerekiğini belirtiyorlardı. Hal böyle olunca ve arkadaşlarımdan Genç Siviller'e dair dosyalar gelmeye başlayınca ben de yazmaya karar verdim. Gelen dosyalar arasındaki bilgiler arasında ilgimi en fazla çeken "Genç Siviller ABD Gündeminde" başlıklı haber oldu. Haber metninin bir kısmı şöyle: "ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama yetkilisi Jared Cohen, bakanlığın düzenleyeceği Gençlik Hareketleri İttifakı programının tanıtım toplantısında Türkiye'deki eylemleriyle dikkatleri üzerine çeken 'Genç Sivilleri' de gündeme aldı."

Haberden anladığımız şu: ABD Dışişleri Bakanlığı, önümüzdeki dönemdeki, muhtemelen Orta Doğu'yu da içine alan siyasi planlamaları için Türkiye'den Genç Siviller hareketini kullanmayı tasarlıyor. Haberin beni mutlu kılan bir yanı var: bu haber daha öncesinde Genç Siviller'in ABD malı olduğu yönündeki söylemimde tamamen haklı olduğumu ortaya koydu. Ne diyordum: "E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'inizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!"

Bugün, öncesinde yaptığım saptamalarda ne kadar da haklı olduğum söz konusu haberle ortaya çıkmış oluyor.

Dosyalar arasında Gamze Erbil imzalı bir makale de yer alıyor. SOL'da yayınlanmış, "Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür" başlıklı yazıda Genç Sivillerin ne olup ne olmadığı çok açık bir şekilde ortaya konuluyor: "Gölgesiyle, gerçekliği arasında ciddi bir mesafe bulunan ve kendi başına kotarmaya çalıştığı "eylemlerinde" şişirme bir oluşum olduğu ayan beyan açığa çıkan bu 'genç' örgüt..." deniliyor ve ilerleyen satırlarda şöyle devam ediliyor: "Ama bu örgüt aynı zamanda F-tipi ideolojik tercihleri ve politik çizgisiyle cüretli çıkışlarını ara vermeden sürdüren; Converse referansı çok açık olan ambleminin, sivilliğin sembolü 'yırtık spor ayakkabısı' olduğunu iddia eden, 'demokrasi' aşkıyla, 'sivil anayasacılığı'yla, koşulsuz TSK karşıtlığıyla, Kürt ve Ermeni politikalarındaki 'açılımlarıyla' açıktan ABD politikalarına su taşıyan bir 'genç' örgüt."

Sanıyorum her şey son derece açık. Genç Sivilleri bunca zamandır bir tek ABD karşıtı söylem içinde göremememiz, en ufak bir eleştirilerini dahi okuyamamızın altında tüm bunlar yatıyor anlaşılan.

Dünya Dili ve Sömürgeleşmek

Sam Amca Dostum Mehmet Uğurlutan, Çanakkale'den Adana'ya benim için bir paket göndermiş. Paket geldi, açtım ve içerisinden biribinden değerli belgeseller çıktı. Öncelikle, bu güzel armağan için Mehmet'e buradan tekrar teşekkür ediyorum.

Onlarca belgeseli sırasıyla izlemeye başladım. Geçen gece sıra Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun "Türkçe Giderse Türkiye Gider" adlı belgeseline geldi. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun saptamalarını oldukça yerinde buldum ve şimdi sizlerle paylaşıyorum. Prof. Sinanoğlu'nun "dünya dili"ni şu şekilde tanımlıyor: "Dünya dili, sömürgeye göre değişir. Cezayir'e Tunus'a sorarsan Fransızcadır dünya dili. Onlara öyle yutturmuşlar.."

Peki, dedim içten içe: bize nasıl yutturmuşlar? İngilizce diye yutturmuş olmasınlar sakın!

Dünya dili diye birşey olmaz. Bugün herkes İngilizce öğrenme telaşında, oysa bu tam bir saçmalık. Prof. Sinanoğlu'nun bu noktadaki açıklaması da oldukça ufuk açıcı: "Herkes İngilizce öğrenmek zorunda değil. Herkes mesleğine göre dil öğrenmeli. Mimarlık okuyacaksan git İtalyanca öğren. İngiltere'de mimar mı var? Matematikte en büyük diller Almanca, Rusça ve Fransızca'dır. Git, mesleğine göre, mesleğine yetecek kadar dil öğren."

Prof. Dr. Tayyar Arı ve Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz

Tayyar Arı Üniversitede her geçen dönem mesleki ders yoğunluğumuz daha da artıyor. Mesleki derslerle birlikte dünyada olagelen politik olayları değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışıyoruz. Geçen dönem, Prof. Dr. Tayyar Arı'nın verdiği "Uluslararası İlişkiler Teorileri II" dersinde de sık sık dış politikaya dair değerlendirmeler ve yorumlar yaptık. Tayyar Hoca, Türkiye'nin mevcut dış politikasını bütün devletlerle pozitif diyalog içinde olmak ve pozitif diplomasiyi öne çıkartmak olarak tanımlamıştı. Ayrıca, bu politikaların Türkiye'ye birçok yararının olduğunu/olabileceğini de söylemişti.

Türkiye'nin pozitif diplomasiyi ve her devletle pozitif ilişkiler kurulması gereğini öne çıkartan bu yeni dış politikası hakkında Prof. Dr. Tayyar Arı'nın bir makalesine ulaştım. "Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz" başlıklı makale bu politika sürdürülürken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, hani hataların yapılabileceğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor. "Aslında takdirle karşılanacak bir politika olduğu da söylenebilir. Ama bu durum Türkiye’nin dış politikasında bazı önceliklerinin olmayacağı anlamına gelmez. Türkiye eğer önce bölgesel lider sonra küresel lider olacaksa ki böyle bir vizyonunun olduğuna ya da olması gerektiğine inanıyorum. Her şeyden önce bazı stratejik öncelikleri bulunmalıdır." deniliyor. Prof. Dr. Tayyar Arı şöyle devam ediyor: "Türkiye’nin dış politikasında stratejik öncelikleri arasında Orta Doğu ve Avrasya’nın ilk sırayı almasının Türkiye’yi hem AB hem de ABD karşısında pazarlık gücünü arttıracağı ve uluslararası alanda daha saygın bir yere sahip kılacağını düşünüyorum. Türkiye’nin dost-düşman ayırımı yapmaması ve kimlik ile dış politika arasında bir ilişki kurmaması bir yere kadar uygulanabilir ve anlamlıdır. Ama Türkiye dünyada bütün ülkelere aynı mesafede olamaz. Böyle bir politika Ermenistan açılımında tıkanır ve Mısır’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz; düşmanın dostluğunu kazanmaya çalışırken dostlarınızı da kaybedersiniz. Dost-düşman kavramlarının bir ülkenin dış politikasında yönlendirici olmaması harika bir şey ama, bu durum bir ülke açısından stratejik öncelikli ülke ve bölgelerin olmayacağı anlamına gelmez."

Son günlerde yaşanan olaylar sonrasında bu makalenin çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye, stratejik önceliklerini bir an önce ortaya koymalı ve bunların gereğini yapmalı.

ABD Adana Konsolosu Eric Green'le..

Eric Green Bugün, gazeteci-yazar Yüksel Mert ile yerel Akdeniz Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin'e bir ziyarette bulunduk. Ziyaretimiz esasında Amerika Birleşik Devletleri Adana Konsolosu Eric Green'in de orada olduğunu öğrendik. Ve sonrasında da kendisiyle görüşme fırsatı bulduk.

Eric Green, uzun zamandır Adana'da görev yapıyor. Daha öncesinde de bir toplantı sebebiyle kendisiyle görüşmüştüm. Bugün kendisini çok daha samimi, çok daha sıcak buldum. Özellikle artık Türkçe konuşmaya başlamış olması oldukça hoşuma gitti. "İnşallah"larına, "maşallah"larına kendisiyle birlikte bol bol güldük..

Sohbet sırasında Akdeniz TV Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin, Eric Green'e "ABD hakkında görüşlerim belli, ABD'yi olmasa da sizi çok seviyorum" dedi. Bir bakıma benim düşüncelerime de tercüman olmuş oldu.

Yüksel Mert ise gazetecilik dürtüsüyle olsa gerek, son günlerde Çin'de yaşanan olaylar hakkında konsolosun neler düşündüğünü sordu. Eric Green ise tam bir diplamat gibi yaşanan olayları detaylı izleyemediğini ve bu sebepten bir görüş belirtemeyeceğini söyledi. Ancak Çin'in Sincan bölgesindeki nüfus poltikasının farklında olduklarını ve ayrıca olayların ABD ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduklarını belirtti.

Günün olayı ise Yüksel Mert'in daha önce Kuran hediye ettiği Eric Green'i Müslüman olmaya davet etmesiydi. Bunun üzerine bolca gülüştük ve Eric Green beklemediğim bir samimiyetle cevap verdi: "Ben Müslüman olmayı kabul edebilirim ama Müslümanlar beni kabul etmez!"

Sohbet sonrasında ise Eric Green'le el sıkıştık ve vedalaştık. Benim için çok yararlı bir görüşme oldu, en azınan mesleğimi yapan profesyonel bir insanı tanıma fırsatım oldu. Ayrıca Politik Akademi'den de bahsetme şansı buldum, bu noktada yakın zamanda Politik Akademi için yeni bir röportaj yapabilirim Eric Green'le, bekleyin! Tabii zaman ve şartlar müsait olursa..

Haşmet Babaoğlu ve Yüksek Lisans!

Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu, Sabah'taki köşesinde "Hayattan korku, yetişkinlikten kaçış: Yüksek lisans!" başlıklı bir yazı kaleme almış ve gözlemlerini paylaşmış: "Yüksek lisans denilen şey gençlerimizin iş hayatının asla ana baba yuvasına benzemeyen ortamına katılma endişesini erteliyor. Evlenme ve benzeri baskılara karşı menkul bir direnç noktası oluşuyor."

Yani diyor ki Haşmet Babaoğlu, üniversite mezunları iş hayatına girmekten korktukları için yüksek lisans yapıyor. Bu gözleme hiç ama hiç katılmıyorum. Ya Haşmet Babaoğlu Türkiye'de yaşamıyor ya da ben? Bugün Türkiye'de yüz binlerce üniversite öğrencisi işsizlikten yakınırken, Haşmet Babaoğlu'nun üniversite mezunları iş hayatına girmekten korkuyor demesi anlamsız.

Yanılıyorsunuz, Haşmet Babaoğlu; üniversite mezunları iş hayatından korktukları için yüksek lisans yapmıyor, üniversite mezunları iş hayatında kendilerine yer verilmediği için "mecburen" yüksek lisans yapıyor.

Genç Siviller Gerçekten De Rahatsız!

Sam Amca Türkiye'nin hoş ve boş örgütlenmelerinden bir tanesi ve belki de birincisi Genç Siviller. Arada bir web sayfalarına bakıyorum, okuyorum ne yazıyorlar, ne yapıyorlar diye. Yazdıkları da kendileri gibi hoş ve boş. Eylemleri de aynı şekilde hoş ve boş. Yani genel olarak hoşlar ve boşlar..

Hoşlukları renkliliklerinden ileri gelmekte, boşlukları ise bunca reklama rağmen hala kitleselleşememiş olmalarında. Yani Türkiye'deki sivil gençlerin neredeyse hiçbirisi bunları takmıyor. Allah aşkına, bunca zamandır bu adamların 100, hadi olmadı 50 kişiyi toplayıp bir basın açıklaması yaptığını gördüğünüz mü? Göremezsiniz çünkü bunların ortalamaları üç beş kişi.. Buna rağmen malum medya kuruluşları durmak bilmeden bunların reklamını yapıyor! Bu reklamlara rağmen Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkede hala kitleselleşememiş olmalarını neye bağlıyorlar acaba? Sanırım "Her Türk asker doğar" sözüne bağlıyorlardır..

Asker demişken yazmamak olmaz, bu genç sivillerin hemen hepsinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı alerjisi var. Nedendir, bilinmez. Diyeceğim ki acaba anaları babaları 1980'de işkence mi gördü. Yok, o da değil. Ne de olsa bu arkadaşların birçoğu köyden kente göç mağduru, yani Kenan Evren'in bunların analarını babalarını işkenceye çektirecek kadar ciddiye alması ihtimal dahilinde değil. E, o zaman TSK ile ne dertleri var bunların? Sizce?

E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'ninizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!

Son olarak değinmeden edemeyeceğim: kendilerine "genç siviller" diyen bu arkadaşların çok yerinde bir sloganları var: "Genç siviller rahatsız!" Bu sloganı çok seviyorum, durmadan tekrarlıyorum ve sonra da diyorum ki, bunlar gerçekten de rahatsız!!!

10 Yıldır Aynı Telefonu Kullanmak...

Cep Telefonu Türkiye'nin en tanınmış plastik markaları Fırat Pen'in ve Fırat Boru'nun sahibi Nevzat Demir, bir toplantı sırasında Nokia 3310 marka bir telefonla görüntülenmiş. Hürriyet'in ilgili haberinde Nevzat Demir'in şu açıklamaları yer alıyor: "10 senedir aynı telefonu kullanıyorum, 10 sene daha bu telefonu kullanmaya devam edeceğim" Nevzat Demir'in "Neden yeni telefon almıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap ise daha çarpıcı: "O kadar zengin değilim!"

Türkiye'nin en zengin insanlarından bir tanesi, Nevzat Demir. Buna karşın 10 yıldır kullandığı telefonu değiştirecek kadar zengin olmadığını söylüyor. Buna benzer bir açıklamayı uzun zaman önce ünlü iş adamı Sakıp Sabancı da yapmış ve otomobilini değiştirmeyi düşünmediğini söylemişti.

Umarım yurdum insanı Nevzat Demir'den ve Sakıp Sabancı'dan yeteri kadar ders alabilir ve tüketim çılgınlığından kendini biraz olsun kurtarabilir. Aksi halde yarınlarda yurdum insanının durumu pek iç açıcı olamayacağa benziyor!

Michael Jackson'ın Cenaze Töreni

Michael Jackson Az önce HaberTürk'te Michael Jackson'ın cenazesine dair bir haber gördüm. Haber metni şöyle: "Micheal Jackson'ın cenaze töreninde değişiklik yapıldı. Naaş tören alanına götürülecek." Ben, haberden ziyade Michael Jackson'ın hala cenaze töreninin yapılamamış olmasını garipsedim. İlk defa yurdum insanının haber yorumlarını bu kadar haklı buldum. Diyor ki birisi, "Rezil ettiniz adamın ölüsünü kaç gündür ortada, yazık" ve bir diğeri devam ediyor: "Cenaze kokmadı mı daha? 12 gün oldu..."

Sizce de anormal değil mi; 25 Haziran'da ölen Michael Jackson'ın, 12 gün geçmesine rağmen hala cenaze töreninin yapılamamış olması! Gömecekseniz gömün, yakacaksanız yakın artık! Uzatmanın bir alemi yok..

Bir pazarlama aracı olarak Medya!

Hayat Kadını Akşam'da Oray Eğin, Çirkef ve Küçük Düşürücü başlıklı ve TMZ konulu yazısınında TMZ benzeri bir oluşuma Türkiye'de de ihtiyaç duyulduğunu yazmış. Sonrasında da Madi Clara adlı blogun bu ihtiyaca az da olsa cevap verebildiğini vurgulamış.

Madi Clara arada sırada baktığım bir blog. Bugün, Oray Eğin'in köşesinde Madi Clara ile karşılaşınca, tekrar bir göz attım ve dünden bugüne yazılmış ne varsa okudum. "Best Model Jürisi Artık Daha Tarafsız" başlıklı ve Madi Clara imzalı yazının bir bölümü şöyle: "Türkiye'de işler şöyle yürür: Yeni bir yakışıklı ve genç çocuk çıkar piyasaya. Tüm zengin gay'lerin hepsini o sene elden geçirir, sonra sıra üst-orta seviyedeki gay'lere gelince o çocuğun yüzü eskimiş olur. Ve hemen yeni bir Best model yarışması düzenlenip, piyasaya yeni yüzler kazandırılır."

Bu satırları okuyunca aklıma Paris geldi. Uzun zaman önce, bir kitapta Paris'te kadın satılan lüks otellerde müşterilere kadınların özgeçmişlerinin ve fotoğraflarının yer aldığı bir defter verildiğini okumuştum. Müşteri bu defter içerisindeki kadınlar arasından zevkine uygun bir tanesini seçiyor ve geceyi birlikte geçiriyordu. İşte Madi Clara, Best Model'ı bu deftere benzetmiş. Ben daha da ileri gidiyor ve medya organlarının azımsanmayacak bir kısmının bu defterle aynı işlevi gördüğünü iddia ediyorum! Birtakım televizyon, gazete ve dergiler yayıncılığın yanı sıra patronlara güzel kızlar ve yakışıklı oğlanlar pazarlıyor! Tabii eli açık olanlarına..

Fredric Brown ve Dünyanın En Kısa Bilimkurgu Öyküsü

Son günlerde zamanınım büyük bir bölümünü bilimkurgu okumalarına ve araştırmalarına ayırıyorum. Öyküler, romanlar ve araştırmalarla günler geçiyor. Yine günler gelip geçerken, Fredric Brown imzalı bir bilimkurgu öyküsüyle karşılaştım. Hayatımda okuduğum en kısa ve kısalığına oranla en çarpıcı öykülerden birisiydi bu. Hal böyle olunca sizlerle paylaşmaya karar verdim. İşte bunca yıldır karşılaştığım öyküler arasında en kısa ve kısalığına oranla çarpıcı olanı:

Profesör John, yıllardan beri zaman konusu üstünde çalışıyordu.
“Fakat sonunda çözümü buldum,” dedi kızına. “Makine bizi geçmişe götürecek.”
“”Bununla zamanı geriye çalıştıracağız.”
Makinedeki düğmeye bastı.
Bastı düğmeye makinedeki.
“Çalıştıracağız geriye zamanı bununla.”
“”Götürecek geçmişe bizi makine,” kızına dedi. “Buldum çözümü sonunda fakat.”
Çalışıyordu üstünde konusu zaman beri yıllardan John Profesör.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.