| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar

Haşmet Babaoğlu ve Yüksek Lisans!

Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu, Sabah'taki köşesinde "Hayattan korku, yetişkinlikten kaçış: Yüksek lisans!" başlıklı bir yazı kaleme almış ve gözlemlerini paylaşmış: "Yüksek lisans denilen şey gençlerimizin iş hayatının asla ana baba yuvasına benzemeyen ortamına katılma endişesini erteliyor. Evlenme ve benzeri baskılara karşı menkul bir direnç noktası oluşuyor."

Yani diyor ki Haşmet Babaoğlu, üniversite mezunları iş hayatına girmekten korktukları için yüksek lisans yapıyor. Bu gözleme hiç ama hiç katılmıyorum. Ya Haşmet Babaoğlu Türkiye'de yaşamıyor ya da ben? Bugün Türkiye'de yüz binlerce üniversite öğrencisi işsizlikten yakınırken, Haşmet Babaoğlu'nun üniversite mezunları iş hayatına girmekten korkuyor demesi anlamsız.

Yanılıyorsunuz, Haşmet Babaoğlu; üniversite mezunları iş hayatından korktukları için yüksek lisans yapmıyor, üniversite mezunları iş hayatında kendilerine yer verilmediği için "mecburen" yüksek lisans yapıyor.

Genç Siviller Gerçekten De Rahatsız!

Sam Amca Türkiye'nin hoş ve boş örgütlenmelerinden bir tanesi ve belki de birincisi Genç Siviller. Arada bir web sayfalarına bakıyorum, okuyorum ne yazıyorlar, ne yapıyorlar diye. Yazdıkları da kendileri gibi hoş ve boş. Eylemleri de aynı şekilde hoş ve boş. Yani genel olarak hoşlar ve boşlar..

Hoşlukları renkliliklerinden ileri gelmekte, boşlukları ise bunca reklama rağmen hala kitleselleşememiş olmalarında. Yani Türkiye'deki sivil gençlerin neredeyse hiçbirisi bunları takmıyor. Allah aşkına, bunca zamandır bu adamların 100, hadi olmadı 50 kişiyi toplayıp bir basın açıklaması yaptığını gördüğünüz mü? Göremezsiniz çünkü bunların ortalamaları üç beş kişi.. Buna rağmen malum medya kuruluşları durmak bilmeden bunların reklamını yapıyor! Bu reklamlara rağmen Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkede hala kitleselleşememiş olmalarını neye bağlıyorlar acaba? Sanırım "Her Türk asker doğar" sözüne bağlıyorlardır..

Asker demişken yazmamak olmaz, bu genç sivillerin hemen hepsinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı alerjisi var. Nedendir, bilinmez. Diyeceğim ki acaba anaları babaları 1980'de işkence mi gördü. Yok, o da değil. Ne de olsa bu arkadaşların birçoğu köyden kente göç mağduru, yani Kenan Evren'in bunların analarını babalarını işkenceye çektirecek kadar ciddiye alması ihtimal dahilinde değil. E, o zaman TSK ile ne dertleri var bunların? Sizce?

E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'ninizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!

Son olarak değinmeden edemeyeceğim: kendilerine "genç siviller" diyen bu arkadaşların çok yerinde bir sloganları var: "Genç siviller rahatsız!" Bu sloganı çok seviyorum, durmadan tekrarlıyorum ve sonra da diyorum ki, bunlar gerçekten de rahatsız!!!

10 Yıldır Aynı Telefonu Kullanmak...

Cep Telefonu Türkiye'nin en tanınmış plastik markaları Fırat Pen'in ve Fırat Boru'nun sahibi Nevzat Demir, bir toplantı sırasında Nokia 3310 marka bir telefonla görüntülenmiş. Hürriyet'in ilgili haberinde Nevzat Demir'in şu açıklamaları yer alıyor: "10 senedir aynı telefonu kullanıyorum, 10 sene daha bu telefonu kullanmaya devam edeceğim" Nevzat Demir'in "Neden yeni telefon almıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap ise daha çarpıcı: "O kadar zengin değilim!"

Türkiye'nin en zengin insanlarından bir tanesi, Nevzat Demir. Buna karşın 10 yıldır kullandığı telefonu değiştirecek kadar zengin olmadığını söylüyor. Buna benzer bir açıklamayı uzun zaman önce ünlü iş adamı Sakıp Sabancı da yapmış ve otomobilini değiştirmeyi düşünmediğini söylemişti.

Umarım yurdum insanı Nevzat Demir'den ve Sakıp Sabancı'dan yeteri kadar ders alabilir ve tüketim çılgınlığından kendini biraz olsun kurtarabilir. Aksi halde yarınlarda yurdum insanının durumu pek iç açıcı olamayacağa benziyor!

Michael Jackson'ın Cenaze Töreni

Michael Jackson Az önce HaberTürk'te Michael Jackson'ın cenazesine dair bir haber gördüm. Haber metni şöyle: "Micheal Jackson'ın cenaze töreninde değişiklik yapıldı. Naaş tören alanına götürülecek." Ben, haberden ziyade Michael Jackson'ın hala cenaze töreninin yapılamamış olmasını garipsedim. İlk defa yurdum insanının haber yorumlarını bu kadar haklı buldum. Diyor ki birisi, "Rezil ettiniz adamın ölüsünü kaç gündür ortada, yazık" ve bir diğeri devam ediyor: "Cenaze kokmadı mı daha? 12 gün oldu..."

Sizce de anormal değil mi; 25 Haziran'da ölen Michael Jackson'ın, 12 gün geçmesine rağmen hala cenaze töreninin yapılamamış olması! Gömecekseniz gömün, yakacaksanız yakın artık! Uzatmanın bir alemi yok..

Bir pazarlama aracı olarak Medya!

Hayat Kadını Akşam'da Oray Eğin, Çirkef ve Küçük Düşürücü başlıklı ve TMZ konulu yazısınında TMZ benzeri bir oluşuma Türkiye'de de ihtiyaç duyulduğunu yazmış. Sonrasında da Madi Clara adlı blogun bu ihtiyaca az da olsa cevap verebildiğini vurgulamış.

Madi Clara arada sırada baktığım bir blog. Bugün, Oray Eğin'in köşesinde Madi Clara ile karşılaşınca, tekrar bir göz attım ve dünden bugüne yazılmış ne varsa okudum. "Best Model Jürisi Artık Daha Tarafsız" başlıklı ve Madi Clara imzalı yazının bir bölümü şöyle: "Türkiye'de işler şöyle yürür: Yeni bir yakışıklı ve genç çocuk çıkar piyasaya. Tüm zengin gay'lerin hepsini o sene elden geçirir, sonra sıra üst-orta seviyedeki gay'lere gelince o çocuğun yüzü eskimiş olur. Ve hemen yeni bir Best model yarışması düzenlenip, piyasaya yeni yüzler kazandırılır."

Bu satırları okuyunca aklıma Paris geldi. Uzun zaman önce, bir kitapta Paris'te kadın satılan lüks otellerde müşterilere kadınların özgeçmişlerinin ve fotoğraflarının yer aldığı bir defter verildiğini okumuştum. Müşteri bu defter içerisindeki kadınlar arasından zevkine uygun bir tanesini seçiyor ve geceyi birlikte geçiriyordu. İşte Madi Clara, Best Model'ı bu deftere benzetmiş. Ben daha da ileri gidiyor ve medya organlarının azımsanmayacak bir kısmının bu defterle aynı işlevi gördüğünü iddia ediyorum! Birtakım televizyon, gazete ve dergiler yayıncılığın yanı sıra patronlara güzel kızlar ve yakışıklı oğlanlar pazarlıyor! Tabii eli açık olanlarına..

Fredric Brown ve Dünyanın En Kısa Bilimkurgu Öyküsü

Son günlerde zamanınım büyük bir bölümünü bilimkurgu okumalarına ve araştırmalarına ayırıyorum. Öyküler, romanlar ve araştırmalarla günler geçiyor. Yine günler gelip geçerken, Fredric Brown imzalı bir bilimkurgu öyküsüyle karşılaştım. Hayatımda okuduğum en kısa ve kısalığına oranla en çarpıcı öykülerden birisiydi bu. Hal böyle olunca sizlerle paylaşmaya karar verdim. İşte bunca yıldır karşılaştığım öyküler arasında en kısa ve kısalığına oranla çarpıcı olanı:

Profesör John, yıllardan beri zaman konusu üstünde çalışıyordu.
“Fakat sonunda çözümü buldum,” dedi kızına. “Makine bizi geçmişe götürecek.”
“”Bununla zamanı geriye çalıştıracağız.”
Makinedeki düğmeye bastı.
Bastı düğmeye makinedeki.
“Çalıştıracağız geriye zamanı bununla.”
“”Götürecek geçmişe bizi makine,” kızına dedi. “Buldum çözümü sonunda fakat.”
Çalışıyordu üstünde konusu zaman beri yıllardan John Profesör.

"Organik Düşün Organik Davran" Makale Yarışması 1.lik Ödülü

Organik Tarım Bugün benim için önemli bir gün: Avrupa Birliği ve Türkiye arasndaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Projesi kapsamında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) tarafından yürütülmekte olan TR0604.01-02/055 sözleşme numaralı Organik Düşün Organik Davran projesi çerçevesinde düzenlenen makale yarışmasının sonuçları açıklandı. Sonuçlar şöyle:

1. Okan Yüksel (Uludağ Üniversitesi, İİBF)

2. Emre Bilen (Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

3. Volkan Karanlık (Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

Hüseyin Önder, Yavuz Odabaşı, Seçkin Eroğlu, Metin Akural, Arif Özgür Ülger ve Ege Sarıaltın ise mansiyon ödülü almaya hak kazandılar. Bu dereceye çok mutlu oldum ve paylaşmak istedim. Beni daha da mutlu eden ise Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği'nin (ETO) ödül alan eserlerin basımını üstlenmesi. Bu nedenden ötürü makalenin tamamını sizlerle paylaşamıyorum, sadece "Giriş" kısmından bir özet sunuyorum: "İnsan da diğer tüm canlılar gibi doğanın üretim ve tüketim süreci içerisinde kendisine yer edinmiş ve birçok canlı gibi varlığını bugünlere kadar sürdürebilmiştir. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan özellik ise doğanın üretim sürecine müdahale etme bilgi ve kabiliyetine sahip olmasıdır. Bu bilgi ve bilgiden doğan kabiliyet insanın doğa ile oynayarak, doğadan yüksek verim alabilmesini olanaklı kılmıştır. Bu olanakların insana sunduğu kazanımlar elbette vardır ancak insanoğlu 20. yüzyılın sonlarına doğru kazandığını sanırken aslında kaybettiğini fark etmeye başlamıştır. Artık, insan bugününü kurtarmak için yarınlarını yok ettiğinin ve doğayla oyun oynanamayacağının bilincindedir, bu bilinçle de organik tarım faaliyetlerine yönelmektedir. Bu çalışmanın amacı da insanın tarımsal serüveninin dünü, bugünü ve yarınlarını organik tarım perspektifinden ele almaktır."

Organize Edebilme Yeteneği ve Organizasyon

organizasyon Yıllar geçtikçe hayata dair birçok çok şey öğreniyor insan, farkındalıkları zamanla artıyor. Organize edebilme kabilyeti ve organizasyon da benim için böyle bir farkındalık. Yıllar geçtikçe anladım ki başarılı olmanın bir anahtarı da organize edebilme yeteneği. İnsanlar, ellerinde bulunan maadi ve manevi imkanlar dahilinde yaptıkları organizasyonlarla bir yerlere gelebiliyorlar. Organize edebilen ve elindekileri verimli kılabilen insan başarılı oluyor.

Bugün önde gelen tüm devlet başkanlarının veya CEO'ların ortak özelliği diğer insanları bir amaç etrafında organize edebilmeleri. Bu noktada her yönetici adayının, insan da dahil, elindeki hemen her kaynağı verilmli bir şekilde organize edebilmyi öğrenmesi gerekiyor. Bu noktada özellikle İİBF öğrencilerinin seçmeli derslerde organizasyon vb. bir dersi mutlaka almaları gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde hayatta iyi bir yerlere gelmek, en azından çalışma hayatında iyi bir pozisyona gelmek pek de mümkün görünmüyor.

1., 2. ve 3. Dünya Ülkeleri ve Türkiye

İnek ve Dünya Pek çok farklı ortamda karşılaştığım bir yanlış var. İnsanlar her nedense 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri ayrımını tam olarak algılayamamışlar. Bu insanlar içerisinde bakanlık koltuğunda oturmuş insanlar da var. Mesela Cemil Çiçek hükümetlerinin icraatlarını anlatırken "6.5 yıl önce biz iktidara geldiğimizde Türkiye 3. dünya ülkesi konumundaydı. 190 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler de sıradan bir üye ülke idi" gibi bir açıklama yapabiliyor. 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri sıralaması maraton sonrasındaki koşucuların aldıkları dereceler gibi geliyor insanlara ve insanımız da kendisini 3. dünya ülkesi sayıyor. Oysa bu tanım herhangi bir sıralamayı içermiyor. Yani 1. dünya ülkeleri birinci sınıf birer ülke iken 2. dünya ülkeleri birer ikici sınıf ülke değiller. Aynı şey 3. dünya ülkeleri için de geçerli. 1., 2. ve 3. dünya farklı bir ayrıma dayanıyor: Soğuk savaş sürecinde kapitalist ülkeler 1. dünya ülkeleri, sosyalist ülkeler 2. dünya ülkeleri ve diğerleri de 3. dünya ülkeleri olarak sınıflandırılmış. Herşeyin özü bu.

Bu notkadan hareketle pek çoklarının düştüğü bir hatayı da düzeltelim, Türkiye bir 3. dünya ülkesi değil. Bunun sebebi ise Soğuk Savaş sürecinde Türkiye'nin kapitalist grup içerisinde yer alması. Bizler, bir "1. dünya ülkesi"nde yaşıyoruz. Fakat bu, bizlerin birinci sınıf bir ülkede yaşacığımız anlamına gelmiyor, açıkladığım sebeplerden ötürü.

Sık sık karşılaştığım bir yanlıştı, Türkiye'nin üçüncü dünya ülkesi sınıfına konulması. Bunu en sadece vatandaştan tutun da bakanına kadar gördük. Bu satırlar umarım biraz olsun yararlı olur.

Ankara, Adana ve şimdi de Mersin..

Yaz ayları geldiği zaman tüm aile memlekette buluşuyoruz. Bu yaz da değişen çok birşey olmadı, Adana'dayım. Az sonra da Mersin'e doğru yola çıkacağım. Denizi, özellikle de Akdeniz'i özledim..

Bu yıl geçen yazın aksine fazla gezemeyeceğim, iki aylık stajım var. Bundan dolayı mutluyum, düzenli bir tatil olacak bu sefer. Bu düzen bloga da yansıyacak kuşkusuz, düzenli olarak yazacağım. Tabii bu düzen stajımın başlayacağı 1 Temmuz gününden itibaren mümkün olabilecek. O güne kadar bana müsade, tatilin tadını çıkartmam gerekiyor..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.