Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Yazılar

Ve Şimdi de Aydın Doğan..

Aydın Doğan Uzun zaman öncesinde yazmıştım bugün yaşananların olacağını. 10 Nisan 2008 tarihli yazımda şunları yazmıştım: "Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur."

Bugün yazdıklarım birer birer oluyor. Aslında dün söylediklerim üzerine bugün için ekleme yapmak gerekmiyor. Söylenecek tek bir söz var: Bugün sana dokunmayan yılan 1000 yıllık ömründe elbet bir gün sana da dokunur. Öncesinde Cem Uzan harcandı, hepsi sustular; sonrasında Turgay Ciner harcandı, hepsi sustular; Tuncay Özkan harcandı, hepsi sustular; şimdi Aydın Doğan harcanmaya çalışılıyor, hepsi susuyorlar; yarın Mehmet Emin Karamehmet harcanacak ve yine susacaklar.. Ve bir gün gelecek, susacak bir tek medya patonu bile kalmayacak..

Yazık, bunu göremediler, göremiyorlar ve sanırım göremeyecekler de..

Not: Hala Bursa'dayım.. Devlet babayla bolca içli dışlı oldum. Bu kadar girdisi olan bir devletin, ekonomisinin nasıl olur da ayakta duramadığına bir kez daha şaştım. Yok harçmış, yok komisyonmuş; devlet babayı biz mi besleyeceğiz yavhu? Ayrıca Levent Özen'in daveti üzerine Levent Abilere kısa bir ziyarette bulunduk. Mükemmel bir köfte partisi sonrası Levent Abiyi özlediğimi anladım :) Sözün özü bloga ayıracak çok zamanım olmuyor, bu noktada anlayışınıza sığınıyorum. Saygı ve sevgiler..

Ve Yine Bursa Yolları..

Yine Bursa yolları göründü.. Üniversite için de değil, daha derslere iki haftaya yakın zaman var. Bursa'da çeşitli görüşmeler yapmam ve ayrıca çok önemli bir iki işi de halletmem gerekiyor. Bu sebepten dolayı iki gün ila dört gün arası bloga yazı yazamayabilirim. Umarım anlayışla karşılarsınız. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.. Saygı ve sevgiler..

Tayyip Erdoğan'ın Denge Politikası

Tayyip Erdoğann Son zamanlarda Rusya, ABD'ye açık açık kafa tutmaya başladı. Bunu en açık şekliyle Gürcistan sınırını Rus tankları yıkarken gördük. Rusya artık tek kutuplu bir dünyayı kabul etmiyor, hatta devlet başkanı ağzıyla tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu dünyaya duyuruyor. Bu da bir konjonktür değişikliğini doğuruyor. Dünya artık tek kutuplu sistemden çift kutuplu uluslararası düzene doğru yol alıyor..

Cumhuriyet kurulurken de bu böyleydi. Süper bir güç değildik ama süper güçlerin arasında bir denge politikası kurarak rahat nefes alabildik. Atatürk'ün ilkelerini bile biraz oradan biraz buradan aldık. 21. yüzyıla gelindiğinde yine denge politikasından bahsedelir oldu. Bunu devletin en üst noktasındaki isimlerden duymak da ayrıca rahatlattı beni.

Bu noktada Tayyip Erdoğan'ın şu açıklamasını çok anlamlı ve yerinde buluyorum: "Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem."

Türkiye iki ateş arasında kendisini soğuktan korumasını bilmeli. Yalnız bu noktada öylesine bir denge kurmalı ki, ne o tarafa ne de bu tarafa gereğinden fazla yaklaşmamalı. Aksi halde soğuktan korunmak derdindeyken yanıp kül olabilir. İki ateş arasında doğru yerde durmaktan ibaret bu denge politikası ve şu an için tek reçetemiz bu..

Yeni Öğretim Dönemi..

Üniversite Öğrenci Dün gece, bir iki saat boyunca ders seçimleriyle uğraştım. Malum bizim üniversitede dersleri öğrenciler seçiyor, hatta zaman zaman hocaları ve ders saatlerini de. Hal böyle olunca da plan, program yapmak gerekiyor. Dün gece bu plan ve programlarla uğraştım. İyi bir program sonucu hafta tatilini 3 güne çıkarttım, Çarşamba hiç ders almadım :)

Bu yıl için heyecanlıyım çünkü artık adam akıllı meslek dersleri başlıyor. Dün programıma şunları seçtim, sizlerle de paylaşmak istedim: Prof. Dr. Mehmet Genç'ten Uluslararası Hukuk, Prof. Dr. Tayyar Arı'dan Uluslararası İlişkiler Teorileri, Prof. Veysel Bozkurt'tan Sosyal Düşünceler Tarihi, Dr. Barış Özdal'dan Siyasi Tarih ve Erkan Şekerci'den Nutuk..

Anlayacağınız bu yıl doldu dolu ve zevkle geçecek.. Dün ders seçerken ne kadar da doğru bir bölümü (Uluslararası İlişkiler) ve üniversiteyi (Uludağ Üniversitesi) seçtiğimi bir kez daha anladım. Türkiye'nin en önde gelen profesörlerinden kendi kitaplarını okuyarak ders almak ayrı bir zevk. Belki bol not vermiyorlar ama iyi hoca için kötü notlara katlanıyor insan :)

Derslerden, blogda sizlerle paylaşamak üzere pek çok malzeme çıkartabileceğimi düşünüyorum. Zaten seçmeli dersler arasında rahatlıkla AA alabileceğim dersler varken (Mesela Microsoft Office Uygulamaları) beni zorlayacak bir ders seçmemin altında da bu yatıyor. Office Uygulamaları yerine Sosyal Düşünceler Tarihi sanırım bana da bloga da daha faydalı olacaktır..

TSK'dan Eruygur ve Tolon'a Resmi Ziyaret..

İlker Başbuğ Gündemi yerinden sarsacak bir ziyaret söz konusu. Kocaeli Garnizon Komutanı Korgenral Galip Mendi, Kandıra Cezaevinde tutuklu olarak bulunan (E) Orgeneral Şener Eruygur ile (E) Orgeneral Hurşit Tolon'u ziyaret etmiş. Bu ziyaret Genelkurmay Başkanlığı'nın web sitesinde de basın açıklaması olarak yer alıyor ve üç maddelik açıklamanın 2. maddesinde deniliyor ki; "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret, Türk Silahlı Kuvvetleri adına gerçekleştirilmiştir."

Bu çok ciddi ve önemsenmesi gereken bir madde. Tekrar ediyorum: "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret, Türk Silahlı Kuvvetleri adına gerçekleştirilmiştir."

Bugün yaşanan bu ziyaret sonrası görüyoruz ki eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile yeni Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ arasında çok büyük farklar var. Org. İlker Başbuğ, Büyükanıt'tan çok farklı politikalar izleyecek. Ve işte bu sebepten, birileri fena halde bozulmuş durumda..

Ayrıca artık kimse TSK'nın müdahalelerinin AKP'ye hediye oy olarak döneceğine inanmıyor. Yok böyle bi'şey.. Zaten TSK da siyasi bir parti değil, görevini yaparken, kimin ne oy alacağını düşünmesi gerekmiyor.

Abdullah Gül, Ermenistan Yolcusu..

Abdullah Gül Geçen haftalarda Ermenistan'la Türkiye'nin ümit milli takımları bir maç yaptı. Futbola hiç ilgim olmamasına rağmen denk gelmişken, maçın açılışını izledim. Çünkü birşeyi merak ediyordum, Ermeni taraftarların İstiklal Marşı okunurken neler yapacağını görmek istiyordum. Öncelikle bizim marşımız okundu ve fonda ıslıklar, bağrışmalar duyuldu. Buna çok bozuldum. Her ne olursa olsun oradaki taraftarlardan saygı beklemiştim.

Sonrasında ise Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan'dan bir davet geldi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e; Sarkisyan, Abdullah Gül'ü Ermenistan'a milli maçı birlikte izlemeye çağırdı. Şimdi herkes bu davetin kabul edilip edilmemesi üzerine teoriler üretiyor. Edersek vatan elden gidiyor, etmezsek de duvarlarla çevrili bir Türkiye olacağımız propagansı yapılıyor.

İşin açıkçası, öncesindeki deneyimlerimi göz önüne alarak maç sırasında hoş olmayacak durumlar oluşacaktır sanıyorum. Bizi zor durumda bırakacak pankartlar açılabilir ve bu bizim adımıza hiç hoş olmaz. Tüm bunlara karşın, ben yine de diyalogtan yanayım. Belki, "Abdullah Gül ne olursa olsun Ermenistan'a gitmelidir!" diyemem ama gitmese bile ileride bir diyalog oluşturmalıdır.

Daha önce de belirttiğim gibi bunu en üst makamlar yoluyla yapmasak bile gençler olarak bizler yapmalıyız. Belki Abdullah Gül'ün diyalogları konumu itibariyle politik ve diplomatik kaygılarla şekillenmek durumunda kalabilir. Oysaki biz gençlerin diyalogları sadece insanı kaygılarla şekillenecektir. Bu noktada belki bu görev Abdullah Gül'den çok bizlerin.. Cebimde yeteri kadar para olsa, doldururum üniversite gençlerini uçaklara, Ermenistan'a milli maça götürürüm. Belki böyle yıkılabilir, o yıkılmaz sanılan tabular..

Yeni Yazı Periyodu: Pazartesi, Çarşamba, Cuma..

Uzun zamandır haftada en az yedi ayrı yazıyla karşınızda oluyordum. Aslında bu hoşuma da gidiyordu, sık sık yazmak güzel oluyordu. Ama artık yeni uğraşlar, yeni sorumluluklar da hayatıma giriyor. Öğrenim dönemi başlıyor ve bu yıl mesleki derslerim de ağırlık kazanacak. Bana da bolca çalışmak düşecek..

Ayrıca dil çalışmalarım da bu dönemde yoğunlaşacak. İngilizcemi ileri seviyelere çekip yanına da Fransızca ya da Rusça katmaya çabalayacağım. Anlayacağınız, bu yıl benim için her anlamda dolu dolu geçecek.. Ama bu da demek değil ki bloguma zaman ayırmayacağım. Elbette, bloguma elimden geldiğince zaman ayıracağım.. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri yazılarmla karşınızda olacağım.. Umarım anlayışla karşılarsınız. Saygı ve sevgiler..

Sonradan Ekleme: Ben blogu artık öylesine benimsemişim ki, şu periyot işi daha bir gün geçmeden canımı sıkmaya başladı. İnsan evi olarak gördüğü bloguna haftanın sadece belirli günleri yazı yazması sandığımdan da zormuş. İnsan evine haftanın belirli günleri mi giriyor, insan evine kafasına esince girmeli. Bu sebepten, periyot falan yok! Ben hep buradayım, bu bloga çok bağlanmışım farkında olmadan :)

Türkiye'yi Nasıl Buldunuz?

Çılgın Türkiye Şu son günlerde, siz de farkındasınızdır, Yalçın Küçük'le hiç olmadığım kadar içli dışlıyım. Bunun sebebi Aforizmalar'ını almış olmam ve dikkatle okumam. O kadar malzeme dolu ve zihin açıcı bir kitap ki herkese şiddetle öneriyorum..

Kitabın Edebiyat ve Felsefe bölümünde Türkiye'ye dair şu saptama oldukça ilgimi çekti: "Ben Türk aydını kadar kendisinin olmayana benzemek ve düşmanı da dahil karşısındakine kendisini beğendirmek için çaba harcayan başa bir küme tanımıyorum. / Her gelen yabancıya ilk söz olarak 'Türkiye'yi nasıl buldunuz' ve eğer erkekse, Türk kadınları ya da kadınsa Türk erkeklerini güzel bulup bulmadıklarını sormak artık bir Türklük kanıtı haline gelmiştir; Türkler ve aydınları bu soruların aşağılayıcı rengini bile göremiyorlar."

Sizce de haklı değil mi Yalçın Küçük? Üç kuruşluk değeri olmayan popüler kültür ikonlarına dahi kendimizin iyi olup olmadığını sormak, kendimizi onlara yargılatmak bir aşağılık kompleksi değil de ne? Artık buna bir son vermeliyiz, yurdum insanı kendisine olan güvenini başkalarının ağzından çıkacak iki üç kelimeye bağlamamalı.. Onlar ne derse desinler, kendisine güvenmeli bu halk..

Hata Yapmak ve Bilimsel Serüven Üzerine Deneme

Hayatta vazgeçemediğimiz şeylerden birisi hata yapmak, istesek de istemesek de zaman zaman hatalar yapıyoruz. Pek çoğumuz bu hatalarla değerlendiriyoruz kendimizi ya da diğer insanları. Hataları büyüdükçe, hata sahibini küçültüyoruz.. İşte bu sebepten dolayıdır ki bazen hata yapmamak için iş yapmaktan, üretmekten bile korkuyoruz.

Oysaki hata yapmak gereğinden fazla büyütülüyor. Ben hata yapmayı önemsemiyorum, hatalarımı da seviyorum. Çünkü en az doğrularım kadar hatalarımla da insanlığın o yüksek serüvenine katkılarım oluyor. Bilim çoğu zaman hatalarla kazanıyor. Bunu Yalçın Küçük, kendince özetliyor: "Ben bir görüşümün yanlış çıkmasından üzülürüm. Ama bilim kazanır. İyi olur."

Ayrıca çok üretmek, çok hataya da sebep oluyor. Bu sebepten bizim bir takım aydınlarımız üretmeden, eleştiriyorlar. Çünkü ürettikleri vakit, kendilerinin de hata yapacaklarını biliyorlar. Oysa ürten insanın hatası yararlıdır, gelişime açlan bir yoldur. Üreten insan hataları yüzünden eleştirilmelidir ama asla asılmamalıdır! Ürtim olan yerde hata kaçınılmazdır ve hata yapacağım diye üretmemek asıl ahmaklıktır! Balçiçek Palamir bunu bir mülakatında, sanırım Yeni Harman'dı, çok güzel kabullenmiş: "Üreten insan hata yapar, ben de yapıyorum."

Ayrıca hata yapmaktan korkmak, kendini fazla önemsemektir. Hata yaparak kendinden birşeyler vereceğini düşünmek kendini öncelikli görmektir. Oysa ben hiçbir zaman kendimi bu denli önemsemedim. Tartışmalarda bile kendi tarafımda değil doğrunun tarafında oldum. Kendi savımı doğru olduğu için değil doğruya ulaşma yolunda olduğu için savundum. Kendimi ve düşüncelerimi gereğinden fazla önemsemediğim için düşüncelerim yanlış çıkınca daha fazla mutlu oldum.

İşte günümüz gençliğinin sorunu da tam olarak bu. Tam yapılanamamış kişiliklerin içinden bir türlü çıkamıyorlar, hayata sadece kendi bedenlerinden bakıyorlar. Oysa ben daha yüz binlerce güzel insan bunların çok ötesinde. Hayata o bilimsel serüvenin bir parçası olarak bakıyoruz, o kutlu ve uzun serüvenin gözlerinden görüyoruz doğruları, yanlışları. Bu noktada zaten ben Okan Yüksel olmuyorum.. O serüvenin kendisi, o serüvenin ufak bir parçası oluyorum.. Bu noktadan sonra Okan Yüksel'in hata yapmasını da önemsemiyorum, çünkü ben Okan Yüksel olarak geçici, bu serüvenin bir parçası olarak ebediyim..

Ve İlhan Berk de Gider..

İlhan Berk 

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.