| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

9 "çin" etiketi kullanan gönderi "çin" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

ABD Adana Konsolosu Eric Green'le..

Eric Green Bugün, gazeteci-yazar Yüksel Mert ile yerel Akdeniz Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin'e bir ziyarette bulunduk. Ziyaretimiz esasında Amerika Birleşik Devletleri Adana Konsolosu Eric Green'in de orada olduğunu öğrendik. Ve sonrasında da kendisiyle görüşme fırsatı bulduk.

Eric Green, uzun zamandır Adana'da görev yapıyor. Daha öncesinde de bir toplantı sebebiyle kendisiyle görüşmüştüm. Bugün kendisini çok daha samimi, çok daha sıcak buldum. Özellikle artık Türkçe konuşmaya başlamış olması oldukça hoşuma gitti. "İnşallah"larına, "maşallah"larına kendisiyle birlikte bol bol güldük..

Sohbet sırasında Akdeniz TV Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin, Eric Green'e "ABD hakkında görüşlerim belli, ABD'yi olmasa da sizi çok seviyorum" dedi. Bir bakıma benim düşüncelerime de tercüman olmuş oldu.

Yüksel Mert ise gazetecilik dürtüsüyle olsa gerek, son günlerde Çin'de yaşanan olaylar hakkında konsolosun neler düşündüğünü sordu. Eric Green ise tam bir diplamat gibi yaşanan olayları detaylı izleyemediğini ve bu sebepten bir görüş belirtemeyeceğini söyledi. Ancak Çin'in Sincan bölgesindeki nüfus poltikasının farklında olduklarını ve ayrıca olayların ABD ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduklarını belirtti.

Günün olayı ise Yüksel Mert'in daha önce Kuran hediye ettiği Eric Green'i Müslüman olmaya davet etmesiydi. Bunun üzerine bolca gülüştük ve Eric Green beklemediğim bir samimiyetle cevap verdi: "Ben Müslüman olmayı kabul edebilirim ama Müslümanlar beni kabul etmez!"

Sohbet sonrasında ise Eric Green'le el sıkıştık ve vedalaştık. Benim için çok yararlı bir görüşme oldu, en azınan mesleğimi yapan profesyonel bir insanı tanıma fırsatım oldu. Ayrıca Politik Akademi'den de bahsetme şansı buldum, bu noktada yakın zamanda Politik Akademi için yeni bir röportaj yapabilirim Eric Green'le, bekleyin! Tabii zaman ve şartlar müsait olursa..

Şafak Sezer'li Chery Reklamı ve Bir İki Söz..

Chery Jee Bilmiyorum, siz de benim gibi misiniz: Ben reklamları baştan sonra izlemekten zevk alıyorum. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama sanırım zamanında reklamcı olmak istememden kaynaklanıyor. Hal böyle olunca bundan böyle reklamlara dair de birşeyler yazmaya karar verdim..

Şu sıralar yazmaya değer gördüğüm reklamlardan bir tanesi Şafak Sezer'li Chery reklamı. Reklamı izler izlemez bir mantık hatası olduğunu düşündüm. Bir Jeep reklamı yapacaksınız ve reklam malzemeniz olan jeepin zarar görmemesi için onu fırçayla değil de tellallarla yıkayacaksınız.. Böyle bir mantık olabilir mi? Jeep dediğin dağda bayırda çamur içinde gitmek için üretilmiyor mu? Jeep'in temel özelliği zor şartlarda zorluklara karşı baş edebilmesi değil mi? Bu sebeple jeep reklamlarında jeepleri çamur içinde sunuluyor genellikle..

Bu noktada, ben Chery'nin nasıl bir imaj çizmeye çalıştığını anlamakta zorlandım. Bizden jeep alın ama sakın ola dağa bayıra çıkmayın yoksa jeepinizle orada kalırsınız mı demeye getiriyorlar? Ayrıca geçen gün Şafak Sezer'in Ali Atıf Bir'in Kanal Türk'teki reklamcılık programında bu "orijinal" senaryoya dair söylediklerini dinleyince aklıma Subaru'nun Kanada'daki Sumocularla çektiği benzer reklam geldi! Demek ki pek "orijinal" de değilmiş bu reklam!

Hayat Hoştur, Gerisi Boştur!

Hint düşünce dünyasının keskin kast sistemi ve dünyasal hazlara olan soğuk bakışı sebebiyle olsa gerek tüm bunlara bir tepki oluşuyor vakti zamanında. Egemen Aryanlara ve baskıcı Brahman rahiplerine karşı ezilen Çarvak halkı kendi felsefesini ve düşünce sistemini kuruyor ve diyor ki: "Sadece Brahman dini değil, tüm dinler yalan üzerine temellenmiştir. Tüm veda mitolojisi uydurmadır. Bunları uydurarak halkı köleleştiren rahipler ve Upanişadlar sahtekâr ve yalancılardır." Bu çıkışın ardından Çarvak materyalizmi şu çözümü sunuyor insanoğluna: "Hayat hoştur, gerisi boştur!"

Dinlerin tamamının gereksiz veya boş şeyler üzerine kurulduğunu düşünmesem de Çarvak halkının hayatın hoş olduğu tezine sonuna kadar katılıyorum. Bence, bu hayattaki en büyük eşeklik hayatın güzel bir şans olduğunu göremeden ölüp gitmektir. Hayat hoştur, güzeldir; pek tabii yaşamasını bilene! İşte bu sebepten diyorum ki gününüzü gün edin; çünkü o günler sayılı.. Hayatı bir azap veya ceza olarak görmeyin; hayatın güzel yanları kötü yanlarından çok daha fazla.. Hayat olabildiğince hoş.. Hayatınızı bir sanat eseriymişçesine yaşayın çünkü en önemli eseriniz yaşadığınız hayat olacak!

Çin'de Hüsran.. Utanç.. Sorumsuzluk..

Olimpiyat Sanırım Kayahan söylüyordu; "Yine bana hüsran, bana yine hasret var" diye.. Çin'de bir kez olsun bayrağımızı göndere çekemeyip, bir kez olsun İstiklal Marşı'mızı oktamadığımız olimpiyatlar süresince kulağımda bu tını vardı: "Yine bize hüsran, bize yine hasret var.."

Türkiye Cumhuriyeti, 24 yıl aradan sonra tek bir altın madalya alamadı. Altın madalyayı geçtim elle tutulabilecek en ufak bir başarı bile elde edemedi. Bunların hesabını birilerinden sormamız gerekiyor. Tüm dünya kamuoyu önünde küçük düşürülmüş olmanın hesabını, buna sebep olanlardan sormalıyız.

Olimpiyatlarda yarıştıracak oyuncu bulamadık! Bu tarihimizde çok karşılaşılır bir durum değil! Nasıl devlet yönetiyorlar, anlamak çok zor! Bu utancı bize yaşatanlar hesap vermeli, aksi halde daha çok Kayahan dinleriz olimpiyatlarda: "Yine bana hüsran, bana yine hasret var.."

Tatilde Kitap: Medeniyetler Çatışması..

Tatilde okunması hiç de gerekli olmayan kitaplar listesi yapılsa, Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması adlı çalışması liste başı olur sanıyorum. Oldukça bilgi dolu ve kaliteli bir çalışma olmasına rağmen Akdenize karşı  oturup okunacak bir kitap değil Medeniyetler Çatışması. Buna rağmen alternatiflerimin olmaması sebebiyle bu kitaba devam ediyorum..

Medeniyetler Çatışması senaryosu içerisinde bize İslam Medeniyeti düşüyor. Batı Medeniyeti'ne dahil sayılmıyoruz haliyle. Bu noktada kendimizi Batı, Hıristiyan Medeniyeti karşısında oldukça edilgen gördüm. Batı, medeniyetler çatışması içerisinde karşısında durduğu İslam Medeniyeti'ni kendi kafasına göre şekillendirebilecek güce ulaşmış. Oysa Çin ve diğer medeniyetler kendi başlarına evrimsel bir süreç içerisindeler. İslam Medeniyeti ise Batı'nın dilediği kalıplara çoktan sokuluyor. Bu noktada düşünce insan, Batı'dan ithal "Ilımlı İslam"ın İslam'a en büyük hakaret olduğunu görebiliyor.

Çin Halk Cumhuriyeti < 7.3

Çin Yıl 2008, dünyanın süper güçleri arasında yer edinmeye çabalayan bir devlet.. 7.3 şiddetinde bir deprem ve sonrasında yaşanan yıkım, acı ve ölümler.. İnsan şaşırmadan edemiyor, şaşkınlığımız bilgisizliğimizden olsa gerek? Çin'i gözümüzde fazla mı büyüttük, anlamadım? Çin ekonomik olarak, pek tabii, ciddi bir güç yalnız bu güç sosyal hayatı kalkındırmaktan oldukça uzak. Bugün uluslar arası ajansların geçtiği fotoğraflar bizlere bunu gösteriyor..

Japonya'da binalar 8 ve hatta 8.2 şiddetindeki bir depreme dayanacak şekilde inşa ediliyorlar ve bu sebepten yaşanan depremlerde bir tek kişi bile kaybedilmiyor. Bu da demek olnuyor ki, istenildiği takdirde depremlerin yıkıcı etkisi minimize ve hatta yok edilebiliyor. Çin ise Japonya'daki standartlardan oldukça geride kalmış görünüyor, yıkılan okullar ve enkaz altında kurtarılmayı bekleyen öğrenciler bizde gelişmekte olan ülke izlenimi veriyor.

Karşımdaki manzaraya bakınca, Çin'in ne kadar gelişmiş bir ülke olduğunu sormadan edemiyorum? Çin gerçekten gelişmiş bir ülke mi? Yoksa insanlarının ucuz iş gücünü dünyaya pazarlayan ve şu kısacık hayatta insanına çalışmaktan başka alternatifler sunamayan, medeniyetten uzaklarda bir devlet mi? Yaşanan deprem, Çin'i enine boyuna tartışmamıza vesile gibi görünüyor. Yaşananlar bize gösteriyor ki Çin < 7.3...

Bi Varyag Vardı, N'oldu Ona?

unvaryag Bir ara fazlaca meşgul etmişti ülkemin gündemini; gazetelerde boy boy fotoğrafları basılmış, televizyonlarda tartışma programlarına meze edilmişti. Neydi bu Varyag? SSCB'nin dağılmasından sonra Karadeniz'de kalan bir uçak gemisiydi ve bu gemiye Çin talip olmuş, gemiyi satın almıştı. Fakat iş bununla bitemezdi, geçilmesi gereken koca iki boğaz vardı: İstanbul ve Çanakkale..

Çin hemen pazarlık masasına çekti yurdum diplomatlarını, sözlerini sıraladı ve altına imzaları bir güzel ATMADI! Bizim diplomatlar yüzlerinde garip bir gülümseyişle çıktı yurdum insanının karşısına. Söyledikleri iki kelam vardı: 1.si Çin, bu geçiş izni için Türkiye'ye 2.5 milyon turist yollaycacak ve 2.si Çin bu gemiyi askeri amaçları için değil bir eğlence merkezi için kullanacaktı..

Yıl 2008 oldu ama Çin'den Türkiye'ye gelen giden tek bir Varyag turisti olmadı. Varyag ne oldu derseniz; acı ama Varyag baştan sona modernize edilip Çin ordusunun en prestijli uçak gemisi oldu. Sonradan biz Türkler bakıp da utanmayalım diye olsa gerek adını da bir incelik gösterip "Shilang" yaptılar.

Sanırım tüm bunlar da dönemin diplomatlarına kapak olmuştur. Yüz boğazınız, milyon tonlarca petrol rezeviniz olsa da diplomatınız olmadıktan sonra gerisi boş..

Made In P.R.C.

ci Dünyamızın büyüyen devi Çin, ucuz ve kalitesiz mallarıyla hayatımıza fazlasıyla girdi. Çevremiz Çin mallarıyla kuşatıldı adeta, ardından da Çin mallarının olmayan kalitelerini gördük.. Ve hep birlikte Çin mallarından pek de birşey olmayacağına kanaat getirdik ki Çin'li üreticiler bu sorunun da üstesinden geldiler. Nasıl mı?

Bir malın Çin malı olup olmadığını İngilizce bilsin, bilmesin her yurdum insanı "Made in China" ibaresinden anlamakta. Bu noktada, bu ibare kalitesizliği ve bunun sonucu olan (ya da nedeni) ucuzluğu çağrıştırmakta. Yurdum insanı ise artık ucuz ve kaliteli mal, Çin'li üretici de pek tabii pazar arayışında. Bu noktada Çin'li üreticini yardımına "Çin Halk Cumhuriyeti" (People's Republic of China) açılımı koşuyor. Artık Çin mallarına "Made in China" ibaresi yerine "Made in P.R.C." ibaresi kullanılıyor. Yurdum insanı bu ibareyi "Aaaa hem ucuz, hem de Çin malı değil." diye alıgılıyor ama pek tabii yanılıyor. Çünkü; Made in China = Made in R.P.C! Bu noktada aman dikkat, Çin oyununa gelemyin sakın!

Tüm İnsanlığın Çıldırmış Olma İhtimali ve Eski Bir Çin Efsanesi

savaş Daha blog yazmaya başlamamışken, internette okumaya bloca vaktim oluyordu. Sık sık ziyaret ettiğim haber kanalları, kişisel web siteleri ve bloglar vardı. O zamanlar sık sık Emre Kongar'ın kişisel web sitesini, www.kongar.org, ziyaret eder medya notlarına göz gezdirir ve aydınlanma yazılarını okurdum. O zamanlar Emre Kongar bir Çin gezisi yapmıştı ve izlenimlerini malumunuz web sayfasında yayınlamıştı. O günden aklıma çok güzel bir efsane kaldı ve bugün sizlerle öncelikle bu güzel Çin efsanesini paylaşmak istiyorum:

Müneccimleri İmparatora yedi gün yedi gece sağanak yağmur yağacağını, suların her tarafı kaplayacağını ve büyük bir tufan olacağını, bu yağmur suyundan içen herkesin aklını kaçıracağını söyler. İmparator bunun üzerine büyük su kazanları yaptırır ve içlerini suyla doldurur. Tufandan sonra, sarayda yaşayanlar sadece bu sudan içer. Halkı ise artık bütünüyle tufandan sonraki suyu içtiği için aklını kaçırmıştır. Bir süre sonra, saraydaki sular azalmaya başlar ve İmparator kendisinden başka kimsenin depolanan sudan içmesine izin vermez. İmparatorun çevresindekiler de çıldırır. Halkı ve bütün adamları çıldırmış olan İmparator, sonunda herkesin deli olduğu bir dünyada tek akıllı kalmaya dayanamaz, "Getirin şu sudan bir bardak da ben içeyim" der. Ve rivayet edilir ki o günden sonra bütün dünya çıldırmıştır ama herkes deli olduğu için kimse bunun farkında değildir.

Efsanededeki önermenin aksini ispatlamak pek mümkün değil. Sonuçta hiçbir çıldırmış, çıldırmış olduğunu kabul etmez. Bu noktada topluca çıldırmadığımıza nasıl emin olabiliriz? Geçen gün Altan Erkekli, Beşiktaş Kültür Merkezi'nin televizyonda yayınlanan bir oyununda "Eğer herkes aksayarak yürüseydi, aksamayanlara sakat diyecektik..." gibisinden çok güzel bir laf etti. Nedense topluma yaygın olanı normal saymak gibi bir zaafiyetimiz var, oysaki normalin bundan çok daha farklı olması gerektiğini Irak'a düşen her bombada, Afrika'da açlıktan yiğtip giden her canda bir kez daha görmemiz gerekiyor. Dünyayı Google Eart'te yaptığınız gibi elinize alıp bir oraya bir buraya çevirecek olsanız, o genel bakış açısıyla insanı nasıl çıldırmamış kabul edebilirsiniz? Çıldırmışız dostlar, çıldırmışız. Çıldırmamış olsaydık bu dünya bugün olduğundan çok daha yaşanılır olurdu...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.