| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 "çocuk" etiketi kullanan gönderi "çocuk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Çocukluk ve Baba Olmak..

Salıncak İnsan çocukluk döneminde herşeyi bildiğini, daha doğrusu dünyanın bildiklerinden ibaret birşey olduğunu sanıyor. Hatta ergenlik döneminde eldeki bir avuç bilginin koca bir dünyayı değiştireceğine bile inanabiliyoruz. Zaman geçtikçe, yani ergenlik sonlanınca hayatın aslında bildiğimizden çok daha farklı ve aslında tehlikeli olduğunu görüyoruz. Bu noktada benim aklıma ilk gelen annem ve babam oluyor, benim hiç farkında bile olmadığım tehlikelere karşı beni korumak için yaptıkları.. Benim ise yaptıklarından sıkılıp, onlarla tartışmam ve hatta kavgalar etmem..

Bugün geldiğim noktada anne ve babama hak veriyorum. Belki de ben, onların yerinde olsaydım çok daha sıkı bir disiplin uygulardım. Ya da yarınlarda bir baba olursam, çok daha sıkı bir disiplin uygulayabilirim. Çünkü, her çocuk için en büyük tehlike öncelikle kendisi. Her çocuğun, farkında olmadan da olsa, kendisine ve arkadaşlarına yapabilecekleri kötülükler aklınızın alamayacağı boyutlarda olabilir.

Kendimden bir örnek vermem gerekirse: Ben çocukluğumun bir bölümünü Adana'da bahçeler içerisinde dağılmış evlerin olduğu bir sitede geçirdim. Her ne hikmetse bizim sitede inşaatlar hiç bitmedi, her ev sahibi değiştikçe evler de baştan sona değişti.. Ben ve sitenin çocuklarının eğlencelerinden birisi tadilat halindeki bu boş evlerin içinde dolaşmak, oyunlar oynamaktı. Yine böyle bir gün, tadilat yapılan bir evin terasında piknik tüpü bulduk. Ne yapalım, derken hadi bunu patlatalım dedik. Maalefef ciddi ciddi bunu dedik ve piknik tüpünü patlatmaya karar verdik! Ben hemen atıldım: bahçe olmaz bekçiler görür kızar, dedim. En iyi yer evin salonuydu. Arkadaşlardan birisi evlerinden gazete ve çakmak getirdi. Biz gazeleri ve evde bulduğumuz üç dört tahta parçasını salonun ortasına, tüpü de bu yığının üzerine koyduk. Gazeteleri ateşe verdik ve zarar görmemek için (!) tüpten 5-6 metre uzaklaşarak alevleri izlemeye koyulduk..

Ya tüp boştu, ya da bizim ateşimiz yeterli olmadı. Bir tüpün nasıl patlayabileceğine olan merakımızı gideremedik, ne yaparsak yapalım tüp bir türlü patlamadı! Peki ama ya patlasaydı?

İşte bir anne baba bunu her zaman akıllarında bulundurmalılar: ya patlarsa, ya yanarsa, ya düşerse, ya kaybolursa, ya.., ya.., ya..

Bugün 21 yaşında bir gencim ve çocukluğumu kazasız belasız atlatabildim. Bunun için anneme ve babama ne kadar teşekkür etsem az.. Belki tüp patlatmaya yelteneceğimi düşünemediler ama onun dışındaki hemen herşeyi düşündüler ve kendime zarar vermemi engellediler. Şimdi sıra yavaş yavaş bize geliyor.. Bakalım bizim neslimiz de onlar kadar başarılı olabilecek mi?

Erasmus, Evlilik ve Tabi Delilik!

evlilik Vizeler yavaş yavaş ağırlığını hissettirmeye başladı. Okumalar, not çıkartmalar; birinci, ikinci ve tabii ki üçüncü genel tekrarlar Çalışmalar böylesine yoğun sürüp giderken blog için de çeşitli notlar çıkarttım. Bunları zamanla, bu platformda paylaşmayı düşünüyorum.

Örneğin bugün mevzuumuz evlilik ve tabii ki delilik! Lafı, evlilik deliliktir demeye getirmiyorum. Erasmus böyle söylüyor: "Deli olmazsa, kimse bir başkasıyla evlenmez." Haklı mı, bilmiyorum. Evlilik deneyimi olmamış bir üniversite öğrencisi olarak Erasmus'un pek de haklı olduğunu sanmıyorum. Ama dediğim gibi bu bir deneyim meselesi. Herkesin eşinden memnun olduğunu sanmak safça, insanların bir ve hatta pek çoğu eşinden memnun değil! Bu çeşitli eserlerin ithafından bile okunabiliyor, mesela Francis Hacklett bir eserini eşine şu şekilde ithaf ediyor: "Bu esere karşı gösterdiği ilgisizlik bana sürekli bir üzüntü olan karıma..."

Bunların dışında bir kadınla (veya erkekle) her anımı paylaşmak, en azından benim için, katlanılabilecek bir durum gibi görünmüyor. İnsanın doğası gereği yalnız yaşaması gerektiğine inanıyorum, aksi halde mutlu olamayacağına inanıyorum.

Zaman ne gösterir bilemiyorum ama umarım bir gün gelir ve bu satırların hatalı olduğunu yazmamı gerektirecek bir insanla tanışabilirim. Zor bir ihtimal ama imkansız değil..

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

Yeni Bir İnsan Yaratmak, Kendi Ellerinizle..

Baba Çocuk Davranışçı psikolojinin kurucusu Watson "Bana bir çocuk verin her ne istiyorsanız yapayim." diyor. İsterseniz hırsız, isterseniz diplomat ya da sıradan biri. Watson için geleceği belirlemek işte bu kadar basit. İnsan doğanın sıradan bir parçasıdır. Tıpkı bir saat gibi mekaniğin kanunlarına göre işler ve en önemlisi de her sonucun bir sebebi vardır..

Watson'ı Pınar Türen'in "Denedim" adlı kitabında tanımış ve uzun zamandır kafamda kurduğum bir takım savları sağlam bir temele oturtma imkanı bulmuştum. Watson fikirlerimle birebir örtüşmese de büyük oranda aynı noktadayız. Bu ise; bana, düşüncelerimin sağlam bir temelde olduğunu gösteriyor.

İnsanın edilgenliğine, özellikle sosyal bilimlerin içerisine yavaş yavaş girdiğim şu günlerde daha fazla şahit oluyorum. Bunu yazılarımda da çok kez dile getirdim. Hepimiz edilgen bireyleriz, ailemizin ve toplumun birer sonucuyuz. Bu ne kadar kişiliğimizi etkiler, açıkçası tam olarak bilemiyorum ama büyük oranda etkileri olduğunu kendimde görebiliyorum.

Bu noktada ailelerimiz ya da toplum suçlanabilir mi, bilmiyorum. Yarın bizler de aynı statüde olacak ve bizler de çocuklarımızın hayatlarını büyük oranda çizeceğiz. Bu bir suçtan ziyade, insanın doğası sanıyorum. Yarın çocuklarımızı ister istemez şekillendirmek durumunda kalacağız. Çocuklarımız büyüdükleri zaman kendi kararlarını verdiklerini düşünseler bile çoğu zaman yıllar öncesinde bizim onlar için verdiğimiz kararı, kendileri veriyormuşcasına tekrar edecekler..

Güzel Günler Göreceğiz, Güneşli Günler..

Ortadoğu

Bugün dünyanın hemen her yerinde çocuklar istismar ediliyor, savaşlarda kanları dökülüyor çocukların. Çocuklarımız çalıştırılıyor, kocaman makinalarında fabrikaların. Kendini uygar sayan devletler bombalıyor, çocuklarımızı. Ortadoğu'da çocuklarımız ölüyor. Yaşadığımız tüm sunni gerginlikler, kutuplaşmalar bu çocukların bir tek damla kanı göz önünde alındığında ne kadar da önemsiz kalıyor?! Bugün Ortadoğu'da çocuk kanı, çocuklarımızın kanları dökülüyor! Çocuklarımız acı çekiyor, ölüyor! Buna bir dur demeli, artık bi'şey yapmalı! Çocuklarımız artık güzel günler görmeli, güneşli günler.. Motorları sürebilmeli çocuklar, maviliklere..

Çocuk İstismarını Durdurun!

çocuk istismarı Özür dileyerek başlıyorum, uzunca bir süre önce Damacana dostum tarafından mimlenmiş olmama rağmen ancak bugün mim'in gereğini yapıyorum. Umarım kendisi özrümü kabul eder. Mim'imizin konusu başlıktan da anlayacağınız üzere "Çocuk İstismarı". Bu mim dalgasının diğerlerine nazaran farklı özellikleri ve yapılması şart koşulmuş gerekleri var: Örneğin yazınız içerisinde "Çocukluğunuzdan hatırlardığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissttirdikleri"ni anlatacak, söz konusu bannerı ekleyecek ve "Çocuk istismarını durdurun!" sloganına yazınız içerisinde yer vereceksiniz.

Çocukluk günlerimde ilk dinlediğim şarkı/lar Grup Vitamin'inkilerdi. Evde bir teyp ve bir Vitamin kasedi her daim vardı. Sanırım ablam ya da ağabeyim alıyordu Vitamin kasetlerini. Absürt bir hiciv örneğiydi bu şarkılar ve ben sanıyorum işin absürtlüğüne ilgi duyuyordum. Vitamin'de beklenmeyecek tonlamalar ve hareketli bir müziği olması sarmıştı beni. Bugün dinlediğimde ise Vitamin hala güzel geliyor kulağıma..

Küçük bir çocukken bile eleştirisel bir müziğe yöneldiğimden olsa gerek, bugün de çocuklarımız konusunda eleştiri yapacağım! Çocukluk yıllarımda, Adana'da yerel bir kanalda boğazına ip geçirmiş ve kendisini boğmaya çalışan bir kız çocuğu görmüştüm. Kızcağız sıkabildiği kadar kendi boğzaını sıkıyordu. Öyle ki kızcağızın yüzü mosmor kesilmişti ki olayın geçtiği resmi kurumun güvenlik görevlileri kızı kendinden kurtardılar. Ben o zamanlar ölünebileceğinin ya da ölebileceğimin pek de farkında olmayan bir bisküvit çocuğu olarak şok olmuştum. Kızın yaptığının sebebini öğrendiğimde daha da şaşırdım: Kızcağız elinden alınan satış tezgahını istiyordu..

Bugün hala o görüntüler, kızın o mosmor yüzü aklımda. O günden bugüne değişen pek de birşey yok ve hatta sokaklarda sürünen çocuk sayısında hayli bir artış var. Çocukların ekonomik olarak istismarını durdrumamız gerekiyor. Bacak kadar saydığımız çocukların hayatlarına kapitalist bir sevgisizlik sokmaya hiçbirimizin hakkı yok. Çocukların o pembe dünyalarını karartmak, karanlık bir Türkiye demektir. Çocuklarımız sokaklarda ve fabrikalarda bir işçi olduğu sürece her birimiz suçluyuz. Her birimiz bu suçun ortağıyız.. İşte bu sebepten, çocuk istismarını durdurun!

Çocuk Havuzu

çocuk Genellikle sıcak olurdu, bu sıcaklığın sebebini o zamanlar anlamazdım ve yorgunluktan kulaç atamayıncaya kadar debelenirdim içinde. İçinde oynamadığım oyun, yapmadığım şaka, basmadığım fayans kalmadı. Anlayacağınız, içinde bol bol mesai harcadım, her geçen an birgün büyükler havuza girme umuduyla geçti.

Bugün o havuza girmeyeli yaklaşık on yıl oluyor. Artık ben de büyükler kervanına katıldığım için, işin açıkçası artık o havuza bir kez olsun dalıp çıkamıyorum. Bunu çok istesem de artık çocuk olmadığımın bilinci beynime kazındığı için sadece benden bekleneni yapmaya çalışıyor; o havuza girmek ve çocuk olmak istesem de büyükler havuzundan bir türlü çıkamıyorum.

Geride kalan, o güzel çocukluk yıllarımda tek amacım büyümek ve koca bir adam olabilmekti oysa ki. Bugün gelinen noktada ne kadar yanlış amaçlar peşinde koştuğumu anlıyorum. Çocukluk şu an için hayatımın en güzel, en mutlu dönemini ifade ediyor. Oynadığım onca oyunu arıyorum; yakartopu, saklambaçı ve daha nicesini özlüyorum. Bugün o çocuk havuzunun çocukların sidiklerini düşünmeden saldıkları için sıcacık olduğunu bilmeme rağmen, o havuza girmeyi düne göre çok daha fazla arzu ediyorum...

Geçen zamanda anladım ki insanın küçükler havuzuna girebilmesi, büyükler havuzuna girebilmesinden çok daha zor. İnsanın küçük bir çocuk olararak kalması, koca bir adam olmasından çok daha zor yani. 19 yaşında bunu çok iyi anladım. Bu sebepten geleceğe dair anlamsız planlar yapmıyorum, günümü gün etmeye çalışıyorum. Ve biliyorum ki bir çocuk için en doğru amaç, çocuk olarak kalabilmektir.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.