| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

36 "üniversite" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"üniversite" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

FOX'ta Yeni bir Program: Uyanık Bar!

FOX TV Finallerle içli dışlıyım, daha okumam gereken yüze yakın sayfa var. Yarın da önemli bir sınav.. Sıkıldım, televizynonu açtım. FOX'ta yeni bir program başlamış, adı Uyanık Bar. Konsept oldukça hoş ve ilgi çekici. İnsan takılınca diğer kanallara geçemiyor. FOX'un sitesine baktım, program her Salı ve Perşembe 23:15'te yayınlanıyormuş. Daha öncesinde Canım Ailem dizisine bir bakın demiştim, dizi aldı başını gitti. Bugün izlenme rekorları kırıyor. Sanıyorum FOX'un Uyanık Bar'ı da alır başını, gider ve zamanla izlenme rekorları kırmaya başlar.

Sunucu oldukça başarılı, daha öncesinde TRT'de görüyordum. Üstün Dökmen'in Küçük Şeyler programında oyun sahneleyen grubun bir üyesi kendisi. Adı Serhat Kılıç imiş.. Bu gidişle bu ismi de duymaya devam ederiz, daha uzun süre. Salı ve Perşembe geceleri çok önemli işleriniz yoksa bir bakın diyorum. Bir bakmaya değer..

Türk Eğitim Sistemi ve Eğitim Hakkı

Sınav Bugün Banu Avar'dan bir e-posta aldım. Banu Hanım, Türk eğitim sistemine dair bir takım saptamalarını benimle paylaşmış ve "Bir yanda 'kardelenler', 'baba beni okula gönder' kampanyaları, bir yanda F tipi yardımlar.. Sence bir terslik yok mu?" diye sormuş.

Belki ilk bakışta bir terslik yokmuş gibi görünebilir. Ancak konu üzerinde biraz kafa yorunca birşeylerin ters gittiğini görüyor insan. Evet, birşeyler ters gidiyor..

Bugün eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına baktığımız zaman bu kuruluşların devletin dolduramadığı alanları doldurduklarını görüyoruz. Devletin sorumluluğunu tam olarak yerine getiremediği, insanların eğitim haklarından yoksun kaldığı zaman ve yerde bu sivil toplum kuruluşları devreye giriyorlar ve insanların eğitim haklarını almalarına yardımcı oluyorlar. Oysa bu sivil toplum kuruluşlarının yaptıklarını hükümetler yapmak zorunda, bu anayasal bir zorunluluk: Ne diyor Anayasa'nın 42. maddesi? "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır." Buna karşın, birileri eğitim ve öğretim hakkından yoksun oldukları için eğitim amaçlı sivil toplum örgütleriyle dolu Türkiye! Tamam, herşeyi devletten beklememek lazım ama eğitim ve öğrenimi de devletten beklemeyeceksek devlet niye var?

Eğitim, sivil toplum kuruluşlarının tekeline bırakılamayacak kadar önemli bir mesele! Bugün ihtiyacımız olan şey ise eğitim meselesini ciddiye alacak milli bir hükümet. Bu meseleye ciddi bir şekilde yaklaşmazsak gençlerimiz birileri tarafından parsellenmeye ve devşirilmeye devam edecek. Bu süreç devam ettikçe de kaybeden sadece gençler değil, Türkiye'nin yarınları olacak! Tüm gençlerimiz o ya da bu derneğe muhtaç olmadan, eğitim haklarını alabilmeliler. Örneğin, üniversite öğrencileri gıda, giyim, kültür, konut vb. gereksinimleri yüzünden çeşitli dernek ve cemaatlerin kucaklarına itilmemeli, devlet bu gençlerimizin ihityaçlarını en iyi şekilde karşılamalı.

Türkiye'nin İlk Röportaj Blogu: Politika ve Strateji

Türkiye Blogosferinde bir ilke imza atıyoruz. Türkiye'nin dört bir yanındaki çalışma arkadaşlarımla birlikte, akademik röportaj blogumuzu yayın hayatına hazırlıyoruz. Şu anda röportajlar yapılıyor, fikirler geliştiriliyor. İlerleyen süreçte Politika ve Strateji ile karşınızda olacağız. Şu an taslak yayın yapılmakta dilerseniz bir göz atın ve mutlaka önerilerinizi benimle paylaşın: Politika ve Strateji için tıklayın.

ABD'de Barack Oboma Dönemi

Oboma ABD başkanlık koltuğunda artık sıradışı bir isim oturuyor: Barack Oboma.. Herkes birşeylerin değişeceğine, en azından birşeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor. Arkadaş sohbetlerinde genellikle değişimin olacağı noktasında mutabakata varılsa da hocalarımız böyle düşünmüyorlar.

İşin açıkçası, ben köklü bir değişim beklemiyorum. En azından dış politikada köklü bir değişimin olacağını sanmıyorum. Sonuç itibariyle tarihten bugüne devletlerin dış politikaları süreklilik arz ediyorlar. Bir devletin dış politikası, başkanlar veya iktidarlar değişse de kolay kolay değişmiyor, değiştirilemiyor. Bu noktada ben Barac Oboma'dan pek de ümitli değilim. Birşeyleri değiştirmek istese dahi bunu başarabileceğine inanmıyorum. Eğer birşeyleri değiştirmeyi başarır ise, o koltukta rahat oturtulmayacağını düşünüyorum. Çünkü bizde olmayan derin devlet demokrasinin beşiği saydığımız ABD'de var ve sanlandan da güçlü: Bir ABD başkanını, John F. Keneddy'i koltuğundan edebilecek kadar!

Türkiye Blogosferinde Bir İlk: Politika&Strateji

Blog yazmaya başladığım ilk günden bugüne, bilgi denizinde oluşan bilgi kirliliğinden rahatsızlık duydum. Bu rahatsızlık öylesine boyutlara ulaştı ki, kendimce çözümler aramaya başladım. İşte bu süreç sonrası Türkiye'nin ilk "akademik röportaj blogu" fikri doğdu..

Politika&Strateji projesi çerçevesinde, genç ve dinamik bir ekiple Türkiye'nin ilk "akademik röportaj blogu"nu hayata geçireceğiz. Türkiye'nin önde gelen akademisyenleriyle, politika ve stratejiye dair röportajlar yapacağız. Politika&Strateji ile gündeme ışık tutacak, internetin bilgi denizine kaliteli bilgi akışını sağlayacağız.

Çok yakın bir zamanda, Politika&Strateji sizlerle olacak..

Avrupa'da 68 Öğrenci Hareketleri

Okan Yüksell Kasım ayının sonlarına doğru, Uludağ Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu'nun organize ettiği Aydınlanma Günleri'nde "Avrupa'da 68 Öğrenci Hareketleri" konulu bir sunum yaptım. Sunum içerisinde Avrupa'da gelişen öğrenci hareketlerini bilimsel bir metodoloji izleyerek dinleyicilere sundum. Bu noktada sunumumu fotoğraflar ve hazırladığım kısa bir belgeselle de renklendirmeye çalıştım.*

Sunum için, haliyle 68 kuşağı üzerine bolca okumalar yaptım. Avrupa'da olup bitenler noktasında Türkçe kaynak bulmak olabildiğince zor. Buna rağmen gerek tarzanca çevirilerim ve bir iki kaynak aracılığıyla olabildiğince bilgiye ulaştım. İnsan 68 kuşağını gördüğü zaman, kendisinin genç olup olmadığı noktasında derin bir kuşku duyuyor. Onlar istedikleri, talep ettikleri bir yaşamın kavgasını verirlerken; bizler mevcut olanı fazlasıyla kabullenmişiz. Belki onlar da istedikleri yaşamı elde edememişler ama en azından o yaşam için mücadele etmişler. Bizler ise alternatif bir yaşamın olabilirliğinin bile farkına varamıyoruz, ne yazık!

Aşağıda da paylaştığım foto belgeselim için fotoğraf taraması yaparken kendi kendime sordum, acaba onlarda olup da bizde olmayan ne vardı? Kendine güven mi yoksa cesaret mi, ya da başka birşeyler mi? Bugün önlerinde hatalarına ve günahlarına rağmen saygıyla eğiliyorum. Hiçbirimiz onlar kadar olamadık!

* O gün, kendimce birşeye karar verdim: Ben karşımda bir kişi varken rahat konuşamazken, kaşımda ondan fazla kişi olunca rahatlıyorum. Aynı şey yazmak noktasında da böyle, bir kişiye özel bir ileti yazarken birçok hata yaparken onlarca kişiye yazdığım bir iletiyi hiç zorlanmadan, kusursuz bir biçimde yazabiliyorum.

Vizeler Biter, Hayat Başlar!

Vizeler Geride kalan gün itibariyle hayata tekrar gelmiş bulunmaktayım. Sebebi ise bariz; iki haftalık vize maratonum dün itibariyle bitti. Haliyle soluğu film festivalinde aldım. Sınavları hala bitmemiş üç beş dostumun da aklını çelip film izlemeye gittik. Gerçi ben filmlerden çok sonrasındaki yemek faslına kendimi vermiş olsam da festivalin güzellikleri hakkında ilerleyen süreçte bir şeyler karalamaya çalışacağım.

Amma ve lakin bugünkü mevzuumuz vizelerin bitmiş olması. Dün gece iki haftadır ertelediğim o güzel ve uzun uykuya yattım. Kış da yavaştan yavaştan gelmişken, böylesine uzunca bir uyku gözümü korkutmadı desem yalan olunur. Başımı yastığa koyunca bir kış boyunca uyanamayacağıma ciddi ciddi inanmıştım

Notlara gelince Atatürk'ün Söylevi ve Düşünce Dünyası'ndan (Öğrenciler kısaca Nutuk diyor.) bölüm birincisi olarak çıktım, 84 puan ve sanırsam AA POSAT'ın işlerinden ötürü çalışamamış olmama rağmen birincilik gelmesi, sanırım sözde değil özde Atatürkçü olmamdan ötürü?! Onun dışında açıklanan bir diğer sınavım ise Uluslararası İlişkiler Teorileri, test sonucu aldığım not sınıf ortalamalarında, 55.. Finalde bunu AA yapmazsam fena yakışıksız olacak. Bu sebepten çalışmalara şimdiden başladım bile.. Diğerler sınav sonuçlarını ise merakla bekliyorum. Özellikle de Sosyal Düşünceler Tarihi ve Siyasi Tarih notlarım açıklanırsa rahatlamış olacağım.

Sözün özü, "Vizeler biter, hayat başlar.." Bu yazı işin vizeler kısmıydı, hayat kısmını ise bir iki gün sonrasında Adana'da, memleketimde yazarım sanıyorum. Herkese mutlu bir hayat ve şimdiden güzel bir bayram dilerim..

Ortaçağ, Rönesans, Aydınlanma ve Avrupa

Sosyal Düşünceler Tarihi adında seçmeli bir dersim var. Dersin içeriği insanı ve insana ait düşünceleri anlamlandırmaktan oluşuyor. İnsanı ve insana ait düşüncelerin gelişimini anlamak noktasında temel kaynağımız Doç. Dr. Ayhan Aydın'ın "Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası" adlı kitabı. İlkçağ Felsefesi ile başlayan serüven 20. yüzyıl felsefesine kadar uzanıyor. İşte tam da bu noktada bir sorun su yüzüne çıkıyor: bu serüveni acaba bizler yaşadık mı? Yurdum insanı ortaçağ karanlığından kurtulabildi mi? Rönesans'la ışığa koştu ve sonrasında da Aydınlanma ile bilimin ışığına boğuldu mu?

Düşünce tarihi ve insan doğası diye Avrupalıların düşünce tarihlerini ve doğalarını inceliyoruz. Oysaki bizler onların yaşadığı süreçleri yaşamadık. Bizim bir ortaçağımız olmadı, olduysa da onlarla aynı zaman ve şekilde olmalı. Bir aydınlanmamız da, ne yazık ki, onlarınki kadar etkili biçimde olmadı. Tarihi, kazananlar yazdırdı; bunu biliyordum. Bugün görüyorum ki tarihte kazananların yazdıkları tek şey tarih değil. Biz bugün insan olarak Avrupalı'yı görüyoruz ve sadece onun düşünce iklimini tüm insanlığın düşünce iklimiymişçesine okuyoruz. Oysaki bu insanlığın diğer üyelerine yapılabilecek en ağır haksızlık.

İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki, Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası demek sadece Avrupa düşünce tarihi ve de sadece Avrupalıların doğası olmamalı. Bu topraklar da göz önüne alınmalı, bu topraklarda da düşüncenin, ağır aksak olsa bile, bir seyir izlediği kabul edilmeli. Bu toprakların ve üstündeki insanların varlıklarını, bu insanların da bir düşünce iklimlerinin olduğunu kabul etmediğimiz sürece Düşünce Tarihi'ni Avrupa sınırlarına hapsetmiş oluruz. İşte bu noktada genç akademisyenlere büyük işler düşüyor, bu toprakların düşünce iklimini, doğunun siyasi tarihini yazmak genç akademisyenlere düşüyor. Gördüğüm kadarıyla yaşlıcalarından daha çalışkan ve bilgililer. Onlara güveniyorum, inanıyorum..

Okan Bayülgen ve Disko Kralı

Okan Bayülgen Geçen hafta üniversitemizin Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'uyla birlikte İstanbul'a bir gezi düzenledik. İstanbul'a kadar gitmişken, geceyi Kanal D stüdyolarında, Okan Bayülgen'in Disko Kralı'nda geçirdik. Yaşadıklarım sonunda düşününce, üniversiteli gençliğin bu kadar basit programlarla oyalanmaması gerektiğine karar verdim. Hayır, yanlış anlamayın: Gelin, gecenin o saatinde de felsefe ya da ideoloji tartışalım demiyorum. İstediğim tek bir şey var o da artık doğru düzgün bir eğlence programı ihtiyacı! Gelsin birisi bizi adam gibi eğlendirsin istiyorum, yapamıyorlarsa, bıraksınlar, bayrağı biz devralalım.

Zaga ya da sonrasındaki Makina belki zamanın şartlarına göre oldukça iyiydi, benim de en büyük zevklerim arasındaydı bu programları izlemek. Ama bu sefer olmamış Okan Bayülgen! Disko kralı bana Mc Doanald's ya da Burger King'te çocuklara yapılan doğum günlerini hatırlattı. Orada da aynen Disko Kralında olduğu gibi çocuklara yönelik rölanti oyunlar oynatılırdı. Oysa Disko Kralı'nı çocuklar izlemiyor..

Onun dışında, konuklar da sokaktan toplanmış gibi. Örneğin, bizim katıldığımız programda ikisi pavyondan ve bir diğeri de Popstar'dan sıçramış üç konuk vardı. Diğerleri ise tarihin tozlu sayfalarında kalmış isimlerdi. Bu konuklarla bu diskonun eğlenceli bir tarafı kalmıyor. Pavyon sohbetleri ve pavyondan sıçramış isimler üniversite gençliğini eğlendiremiyor. Ayrıca Pacman pek de üniversite gençliğine hiç ama hiç hitap etmiyor!

Sözün özü, Okan Bayülgen eleştirmesini bilen bir kişi olarak, kendisini de eleştirmesini bilmeli ve karşımıza yeni bir eğlence programıyla çıkmalı. Üniversite gençliğini hafife almadan, ciddi ciddi.. Yok eğer yapamıyorsa; Sade Vatandaş çok iyi gidiyor, biz kendisini sadece orada izlemek zorunda kalacağız..

Kampüsten Haberler..

Sonunda Bursa'dayım ve hatta üniversite kampüsünde.. Kütüphanenin altındaki bilgi işlem odasından yazıyorum bu satırları. Bursa sandığımdan da güzel karşıladı beni. Oysaki meteroloji Bursa'nın yağışlı olduğunu bildirmişti.. Hava günlük güneşlik ve baharın tüm güzelliklerini içerisinde barındırıyor.

İlk ders güzel geçti. Sırada ise mesleki bir ders var: bakalım o nasıl geçecek? Eve henüz bir internet bağlantısı getiremediğim için üniversiteden bildirmeye devam edeceğim..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.