Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

24 tane "üniversite" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"üniversite" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hüseyin Nihal Atsız ve Üniversite Öğrencisi..

Üniversite Öğrenci H. Nihal Atsız önceleri önyargıyla yaklaştığım, düşüncelerine pek de önem atfetmediğim bir isimdi. Bugün hala pek çok düşüncesine katılmıyor, eksik ya da yanlış buluyorum. Fakat bazı düşünceleri var ki, onları not defterime kaydetmeye ve sonrasında da hayatıma dahil etmeye çalışıyorum. Hüseyin Nihal Atsız'ın Heracles'in Anlatmak adlı blogumda öylesine güzel bir yazısı var ki, burada sizlerle paylaşma gereği duydum. Bu satırlar özellikle üniversite öğrencilerine geliyor, H. Nihal Atsız'ın kaleminden:

"Sen üniversiteli misin? Öyleyse kafan olgunlaşmış, duyguların ölçülenmiş, bütün varlığınla bir şahsiyet, bir vatandaş olmuşsun demektir. Üniversiteli aydın adayı demektir. Bütün mevkilerin yarınki adayı demektir.

Üniversiteli herşeyden önce yüksek öğrenime ulaşmış bir insan olarak hoş gören, hakkı tanıyan, vicdan taşıyan insan demektir. Biliyorsun ki vicdan diye içimizdeki doğruluk, insaf ve acıma duygusuna derler.

Üniversiteli seçkin bir yurttaş en azından, seçkin yurttaş adayıdır. İlk görevi didinip çalışmak, bir baltaya sap olmak, milletin kendisine verdiklerini ödeyerek tüketici olmaktan çıkıp yaratıcı olmak durumuna girmektir. Şüphesiz senin de eğlenmeye, dinlenmeye, sevmeye, öfkelenmeye, hicvetmeye hakkın vardır. Fakat sen bunların hepsini efendice yapmaya mecbursun. Eğlencen hamal gibi, dinlenmen hayvan gibi, sevmen külhani gibi olamaz. Öfkelenip hicvettiğin zaman bile asaletini korumakla görevlisin. Hicvin ve öfken Çeşme meydanıvari oldu mu sana üniversiteli değil, sadece 'seviyesiz' denir."

Milliyetçilik ve Prof. Erol Güngör

Erol Güngör Şu son zamanlarda, bir yarışma vesilesiyle Prof. Erol Güngör hakkında araştırma yapmaya başladım. Kendisi Türkiye'deki sağ ideologlardan bir tanesi ve belki de yakın tarihimizdeki en entelektüeli. 45 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş ama bu 45 yıllık süreçte de birbirinden önemli eserler vermiş.  Milli kültür ve milliyetçilik üzerine durmuş, her iki kavramı bir bilim adamı gibi açıklamaya çalışmış.. Yakın tarihimize de yönelmiş, bu noktada bazı milliyetçilerin çekinerek birşeylerin üstünü örtmeye çalışması üzerine şunları söylemiş: "Hakikatten kötülük çıkacağını düşünmek için ya sahtekar ya geri zekalı olmak gerekir..."

Hayatı boyunca hakikati ön plana çıkartak için uğraşmış, hiçbir zaman ideolojilerin kıskacına girmek istememiş. Gençlere de bunu öğütlemiş, öncelikle bilgi sahibi, fikir sahibi olunması gerektiğini hemen her ortamda dile getirmiş. Özellikle, zamanın koşullarında yaşanan gençler arası çatışmaları vurgulayarak şunları söylemiş: "Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler. Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyalığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniliyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan birinsan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeleri başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacalar?"

Erol Güngör'ü tanıyınca, günümüzde milliyetçilik adı altında eksik kişiliklerini tatmin eden bir takım öğrenci grupları gözümün önüne geldi. Ne alt yapı, ne entelektüel geçmiş ve ne de düşünceden eser yok hiçbirisinde.. Böylesine bir değerleri olmasına rağmen, onlar kolay olanı seçiyorlar şoven milliyetçilik yapıyorlar. Oysaki bu değeri kullanmaları gerekir..

Yabancı Dille, Tarzanca Eğitim..

Yabancı Dille Eğitim Tansu Çiller, DYP genel başkanı ve başbakan olduğu vakitlerde İtalya'ya bir heyetle ziyarette bulunur. Daha sonrasında Tansu Çiller'in başında bulunduğu heyet, İtalyan bilim adamları ile de görüşmeler yapmak ister. Bunun üzerine bir toplantı organize edilir, Sayın Çiller "İngilizce bilmenin verdiği büyük gururla" sorar İtalya'nın en saygın bilim adamlarına: "Do you speak English?" Karşı taraftan tek bir İngilizce cevap gelmez, salona İtalyanca mırıldanmalar yayılır sadece.. Olay sonrasında Tansu Çiller, yanındakilere dönerek "Yahu bunlar ne biçim bilim adamı, İngilizce bile bilmiyorlar." der.

İşte onlar, o biçim bilim adamları oldukları için İtalya bizden çok daha fazla bilimsel yayın veriyor. İşte onlar o biçim bilim adamları oldukları için, İtalya'daki üniversiteler Türkiye'dekilerden çok daha saygın konumdalar! Artık şunu ciddi ciddi ortaya koymak gerekiyor: İnsanların düşünürken kullandığı, ana dilleri dışında dillerle eğitim yapmak ahmaklıktır! Yoğun İngilizce verilen bir kolejden, ardından da Anadolu Lisesi'nden mezun olmama karşın hala İngilizce düşünecek kapasitede İngilizcem yok. Çevremdeki İnsanlar da bundan çok uzak! Türkiye'de verilen İngilizce eğitimi ciddiyetten uzak, bu eğitim sonrasında insanlar İngilizce değil, ancak Tarzanca öğrenirler. Ve ben, Tarjanca olarak yüksek öğretimini yapmış öğrenciyi, çok açık yazıyorum, mesleki olarak eskik sayarım! O tarzancayla hiçbir bilimsel mantık öğretilemez, tam olarak kavratılamaz! Mesleki derslerini İngilizce almış, ana dili İngilizceden farklı olan hemen her öğrenci akademik anlamda eksik yetişmiştir! Eksiktir!

Bu sebepten bir an önce üniveristelerimizi bu aşağılık kompleksinden, bu büyük hatadan kurtarmalıyız. Türkiye'deki üniversitelerde eğitim dilinin sadece "Türkçe" olabileceğini ortaya koymalıyız. Ve, en önemlisi Prof. Oktay Sinanoğlu'nun da dediği gibi karıştırmamalıyız bilim adamı olmakla, tarzan olmayı: "Çünkü o (Tansu Çiller) karıştırmış, bilim adamı olmakla, Tarzan olmayı. Eğer İngilizce'yle bilim adamı olunsaydı, fizikçi olunsaydı, Tarzan fizikçi olunurdu!"

Tarih Yazmak? Masal Yazmak?

Oxford İnsanlar inanıyorlar; insanlar duydukları, okudukları hemen herşeye sorgusuz sualsiz inanıyorlar. Çünkü daha düşünmeye, idrak etmeye başlamadan anlatılıyor çocuklara masallar.. Çocuklar kendileri için yazılmış olana, büyükler ise daha bir dikkatle kaleme alınmış masallara inanıyorlar..

Tarih.. Kimilerine göre değişmez gerçekler sunar, kimilerine göre ise sadece bir masaldan ibarettir o ciltlerce anlatılmış tarih.. İnanmak ya da inanmamak insana ait bir karardır ama genellikle insanlar bu kararı verecek yeterlilikte olamazlar. Ne veriliyorsa genellikle ve sadece onu alır insan.. Hal böyleyken tarihi eleştirmek bir avuç insana düşüyor. Onlar eleştiriyorlar, alabildiğine..

Ne gariptir, İngiliz dilinde "tarih"e "history" denilmesi? İlginçliği nerede bunun, diyorsanız; açayim kelimeyi: hi-story.. "hi" yüksek anlamında, "story" ise bildiğiniz öykü ya da masal.. Yüksek bir masaldan ibaret olabilir mi tarih? Daha açık bir şekilde sorayim; bir masaldan ibaret olabilir mi tarih?

Tamamen olacağını iddia etmek güç.. Yaşanmış, kayıtlara geçmiş onca belge varken bunu idda etmek gülünç olur. Ama şunu da söylemek gerekiyor, her tarih içinde olabildiğince masal barındırıyor.. İnsanlar büyüseler bile hala masallarla endoktrine ediliyorlar, ne garip değil mi?

Pizza Pizza, 30 Dakika Yalan Oluyor?!

Pizza Pizza Öğrenciliğin vazgeçilmezlerinden bir tanesi, pizza.. Leziz bir tad, iyi bir doyurucu :) Ulaşması da bir o kadar kolay, basit reklam mantığıyla: bir telefon kadar yakınımızda.. Pek çok pizzacı, size sipariş ettiğiniz pizzayı en geç 30 dakika içerisinde getirmeyi garanti ediyor. Hatta Pizza Pizza, web sayfasında 30 dakika içerisinde size iletilmeyen pizzalardan ücret alınmayacağını idda ediyor..

Gelin görün ki herşey lafta, sözde kalıyor.. Bugün Pizza Pizza'ya online olarak sipariş verdim; sipariş vaktim Pizza Pizza'nın kendi belgelerinde 19:41 olarak geçiyor. Pizzamın elime ulaşması ise 20:41. Elimde iki belge var; birisi Pizza Pizza'nın kendi sipariş, diğeri kredi kartımın ödeme belgesi. İkisi arasında tamı tamına 60 dakika, 1 saat zaman farkı var! Bu noktada pizzamı bedava almam gerekiyordu, hatta 2 kez bedava almam gerekiyordu. Ama herşey Pizza Pizza'nın web sayfasındaki gibi olmuyor, 60 dakikalık bir gecikmeye rağmen pizzamı bedavaya alamıyorum. Hal böyleyken, Pizza Pizza'nın 30 dakika garantisi en kibar tabirle ayıptır.. Cebinden çıkan üç kuruş para insanı üzmüyor ama kandırılmış olmak üzüyor.

Ve koca bir yıl geride kaldı..

Final Bugün son final sınavım da geride kaldı. İktisat, Uluslararası Politika, Devrim Tarihi, Medeni Hukuk ve şimdi de Anayasa Hukuku.. Koca bir yıl geride kaldı, acısıyla tatlısıyla.. Üniversitede koca bir yıl..

Bugün gelinen noktada beni en mutlu eden şeyler; kısacık bir yıla sığdırdığım onlarca dostluk, kafama soktuğum onca bilgi.. Öğrenim dönemi başında nasıl okuyup da anlayacağım dediğim kitapları şimdi A'dan Z'ye bilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Koca bir kitabın hemen her başlığını bilmek, hemen her sayfasından birşeyler hatırlamak çok güzel.. İnsan geride kalan günlerin boşuna gelip geçmediğini daha iyi anlayabiliyor böylelikle.

Şimdi karşımda uzun bir yaz tatili var.. Ankara ya da Adana'da kalacağım, daha karar veremedim. Kısa bir ara da Mersin ya da Ayvalık kaçamağı yapacağım. Geride kalan kısım ise çalışıp, çabalayarak geçecek. Özellikle Blog kitabıma yoğunlaşacağım, onlarca kitap devireceğim ve en önemlisi artık profesyonel olarak çalışma hayatına girecek, bir medya kuruluşunda profesyonel iş hayatıma ilk adımımı atacağım. Üç ayımı medyayla içli dışlı geçirmek istiyorum.. Bu işin mutfağına girmenin zamanı geldi de geçiyor, treni kaçırmamak lazım..

Bankalar ve Ekonomik Bunalım..

Ekonomik Bunalım İnsan ister istemez içerisinde yaşadığı, ait olduğu toplumu gözlemliyor. Özellikle, benim gibi, sosyal bilimlere önem veren ve bu alanda akademik gelecek düşünen insanlar bunu daha fazla yapıyorlar. İnsanları, yaptıklarını izliyorum. Bu zamanla çeşitli teorilerin, en azından hipotezlerin doğmasına neden oluyor..

Geçen aylarda birşeyi fark ettim: Her ayın yedisinde üniversite kampüsünde devlet bankalarının ve üniversitenin anlaştığı özel bankaların önünde kuyruklar oluşuyor. Kuyrukların sebebi, belli: Her ayın yedisinde yatan öğrenci burs ve kredileri. İnsanlar ayın yedisinde önlerinde yüz, iki yüz kişi olduğunu ve bir iki gün sonra gelse sıranın bile olmayacğının farklında olmasına rağmen o sıranın sonuna geçiyorlar.. Çünkü başka çareleri yok, ayın yedisinde o parayı almak zorundalar. Ya ev kiraları, ya gıda giderleri ya da gündelik hayatın koşuşturmasında harcanan paralar bunu gerektiriyor.

Ben de buradan bir hipotez geliştiriyorum: Eğer bir ülkede bankalara yatırılan emekli maaşları, ya da öğrencilere yatırılan kredi ve burslar yatırıldığı günde çekiliyor ve bunun için insanlar bitmeyen kuyruklara girmek zorunda kalıyorlarsa; o ülkede ekonomik bir bunalım söz konusudur. Na yazık ki dün de bugün de Türkiye'de kuyruklar var ve kuyruk demek; ekonomik bir bunalım anlamına geliyor..

Ve Üniversite'de İlk Finaller..

Sınav Geçmez sanılan günler ne çabuk da geçiyor? Daha bu blogta üniversitein ilk günlerini yazdığım gün, dün gibiyken ben dersleri kapattım bile.. Dersler bitti, finaller öncesi sınav hazırlıkları başladı. Dış Politika, İktisat, Medeni Hukuk, Anayasa Hukuku ve ardından bir o kadar sınav daha kapıda beni bekliyor..

Artık ciddi ciddi derslere yoğunlaşmanın zamanı geldi. Pazartesi, Dış Politika ile başlıyoruz. Ben şimdiden bitirdim sayılır Dış Politika çalışmalarımı, İktisat'a başladım bile.. Bu dönemi güzel kapatmak istiyorum; şöyle on, olmadı beş AA yan yana dizilse fena mı olur :)

Sözün özü, finaller süresince blogumla bugüne kadar ilgilendiğim yoğunlukta ilgilenemeyebilirim. Sanırım günlük bir yazı periodunu tuttururum ama arada pas geçtiğim günler de olabilir. Şimdiden affınıza sığınayim istedim. Bol bol dua ve pozitif enerjilerinize ihtiyacım var. Özellikle Matematik noktasında işim ciddi ciddi Allah'lık :)

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Uludağ Üniversitesi Şenlik'08

Şenlik Var Uludağ Üniversitesi'nin geleneksel olarak düzenlediği bahar şenlikleri şu sıralar son hızıyla sürüyor. "Hoşgörü" teması işlenen Şenlik '08, binlerce öğrencinin katılımıyla ve birbirinden değerli sanatçıların performanslarıyla renkleniyor. Geride kalan 3 günde Serab Erener, Şebnem Ferah, Hayko Cepkin ve Hüseyin Turan konserleri gerçekleştirildi. Yarın ise şenliğin kapanışı Duman ile yapılacak..

Sadece konserlerle de sınırlı kalınmadı, birbirinden değerli konuşmacıların katılımıyla onlarca konferans düzenlendi. Üniversitenin içine kocaman bir lunapark inşa edildi.. Cümbür cemaat geride kalan vizelerin, o uykusuz gecelerin yorgumluğunu attık. Bu sebepten bloguma bile bir gün ara vermek zorunda kaldım :( Ama artık ara falan yok, bilgisayarımın başındayım. Yarın Duman konseriyle şelikler son buluyor ve ben yine düzenli gündem analiz ve yorumlarımla karşınızda olmaya çabalayacağım.. 

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.