| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

40 "üniversite" etiketi kullanan gönderi (sayfa 3)"üniversite" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ve koca bir yıl geride kaldı..

Final Bugün son final sınavım da geride kaldı. İktisat, Uluslararası Politika, Devrim Tarihi, Medeni Hukuk ve şimdi de Anayasa Hukuku.. Koca bir yıl geride kaldı, acısıyla tatlısıyla.. Üniversitede koca bir yıl..

Bugün gelinen noktada beni en mutlu eden şeyler; kısacık bir yıla sığdırdığım onlarca dostluk, kafama soktuğum onca bilgi.. Öğrenim dönemi başında nasıl okuyup da anlayacağım dediğim kitapları şimdi A'dan Z'ye bilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Koca bir kitabın hemen her başlığını bilmek, hemen her sayfasından birşeyler hatırlamak çok güzel.. İnsan geride kalan günlerin boşuna gelip geçmediğini daha iyi anlayabiliyor böylelikle.

Şimdi karşımda uzun bir yaz tatili var.. Ankara ya da Adana'da kalacağım, daha karar veremedim. Kısa bir ara da Mersin ya da Ayvalık kaçamağı yapacağım. Geride kalan kısım ise çalışıp, çabalayarak geçecek. Özellikle Blog kitabıma yoğunlaşacağım, onlarca kitap devireceğim ve en önemlisi artık profesyonel olarak çalışma hayatına girecek, bir medya kuruluşunda profesyonel iş hayatıma ilk adımımı atacağım. Üç ayımı medyayla içli dışlı geçirmek istiyorum.. Bu işin mutfağına girmenin zamanı geldi de geçiyor, treni kaçırmamak lazım..

Bankalar ve Ekonomik Bunalım..

Ekonomik Bunalım İnsan ister istemez içerisinde yaşadığı, ait olduğu toplumu gözlemliyor. Özellikle, benim gibi, sosyal bilimlere önem veren ve bu alanda akademik gelecek düşünen insanlar bunu daha fazla yapıyorlar. İnsanları, yaptıklarını izliyorum. Bu zamanla çeşitli teorilerin, en azından hipotezlerin doğmasına neden oluyor..

Geçen aylarda birşeyi fark ettim: Her ayın yedisinde üniversite kampüsünde devlet bankalarının ve üniversitenin anlaştığı özel bankaların önünde kuyruklar oluşuyor. Kuyrukların sebebi, belli: Her ayın yedisinde yatan öğrenci burs ve kredileri. İnsanlar ayın yedisinde önlerinde yüz, iki yüz kişi olduğunu ve bir iki gün sonra gelse sıranın bile olmayacğının farklında olmasına rağmen o sıranın sonuna geçiyorlar.. Çünkü başka çareleri yok, ayın yedisinde o parayı almak zorundalar. Ya ev kiraları, ya gıda giderleri ya da gündelik hayatın koşuşturmasında harcanan paralar bunu gerektiriyor.

Ben de buradan bir hipotez geliştiriyorum: Eğer bir ülkede bankalara yatırılan emekli maaşları, ya da öğrencilere yatırılan kredi ve burslar yatırıldığı günde çekiliyor ve bunun için insanlar bitmeyen kuyruklara girmek zorunda kalıyorlarsa; o ülkede ekonomik bir bunalım söz konusudur. Na yazık ki dün de bugün de Türkiye'de kuyruklar var ve kuyruk demek; ekonomik bir bunalım anlamına geliyor..

Ve Üniversite'de İlk Finaller..

Sınav Geçmez sanılan günler ne çabuk da geçiyor? Daha bu blogta üniversitein ilk günlerini yazdığım gün, dün gibiyken ben dersleri kapattım bile.. Dersler bitti, finaller öncesi sınav hazırlıkları başladı. Dış Politika, İktisat, Medeni Hukuk, Anayasa Hukuku ve ardından bir o kadar sınav daha kapıda beni bekliyor..

Artık ciddi ciddi derslere yoğunlaşmanın zamanı geldi. Pazartesi, Dış Politika ile başlıyoruz. Ben şimdiden bitirdim sayılır Dış Politika çalışmalarımı, İktisat'a başladım bile.. Bu dönemi güzel kapatmak istiyorum; şöyle on, olmadı beş AA yan yana dizilse fena mı olur

Sözün özü, finaller süresince blogumla bugüne kadar ilgilendiğim yoğunlukta ilgilenemeyebilirim. Sanırım günlük bir yazı periodunu tuttururum ama arada pas geçtiğim günler de olabilir. Şimdiden affınıza sığınayim istedim. Bol bol dua ve pozitif enerjilerinize ihtiyacım var. Özellikle Matematik noktasında işim ciddi ciddi Allah'lık

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Uludağ Üniversitesi Şenlik'08

Şenlik Var Uludağ Üniversitesi'nin geleneksel olarak düzenlediği bahar şenlikleri şu sıralar son hızıyla sürüyor. "Hoşgörü" teması işlenen Şenlik '08, binlerce öğrencinin katılımıyla ve birbirinden değerli sanatçıların performanslarıyla renkleniyor. Geride kalan 3 günde Serab Erener, Şebnem Ferah, Hayko Cepkin ve Hüseyin Turan konserleri gerçekleştirildi. Yarın ise şenliğin kapanışı Duman ile yapılacak..

Sadece konserlerle de sınırlı kalınmadı, birbirinden değerli konuşmacıların katılımıyla onlarca konferans düzenlendi. Üniversitenin içine kocaman bir lunapark inşa edildi.. Cümbür cemaat geride kalan vizelerin, o uykusuz gecelerin yorgumluğunu attık. Bu sebepten bloguma bile bir gün ara vermek zorunda kaldım Ama artık ara falan yok, bilgisayarımın başındayım. Yarın Duman konseriyle şelikler son buluyor ve ben yine düzenli gündem analiz ve yorumlarımla karşınızda olmaya çabalayacağım.. 

Vizeler, Üniversite, Kütüphane, Ankara ve Kitap..

Kütüphane Üniversitede vizelerin sonuna geldim sayılır, yarın sabah Anayasa Hukuku Vizesi'ni de hallettiğim vakit özgür olacağım. Anayasa Hukuku güzel, bilindik bir ders; bu sebepten içim rahat. Tabii ben yine de tedbiri elden bırakmadım; bugün Merkez Kütüphane'ye gidip bir iki saat çalıştım. Bu sırada, üniversitenin önceleri çok heybetli görünen kütüphanesinin gözümde ne kadar da küçüldüğünü fark ettim. Geçen günlerde "Türkiyede Feodal Yapı ve Güneydoğu Araştırmaları" başlığında bir araştırma yapmaya kalktım, inanın en ufak bir kaynağa bile ulaşamadım. Kütüphaneden (ki kütüphaneye koca bir kat dolusu yüksek lisas ve doktora tezi de dahil) ve üniversitede geçirdiğim onca zamandan yola çıkarak şunu rahatlıkla yazıyorum: Üniversiteler bitmiştir! Feodaliteyle böylesine içli dışlı bir coğrafyada, feodalizm araştırmalarından bu kadar uzak kalmak, ayıptır!

Başlığın vizeler, üniversite ve kütüphane böylümünü üst paragrafta açıkladığımı düşünüp geçiyorum işin Ankara ve kitap kısmına: Yarın vizelerim biter bitmez ailemin yanına gidiyorum. Anlayacağınız bana yine yollar göründü, Ankara yolları.. Ankara'da uzunca bir süre kalmayı planlıyorum: bir ve hatta iki hafta kalabilirim. Bu sürede kendimi, daha önce de bahsettiğim, blog kitabıma vereceğim. Kitap konusunda şu anda araştırma va yavaş yavaş da bir şablon oluşturma aşamasındayım. Ayrıca yazımını tamamladığım bölümler de mevcut. Sanırım kitabı yayınlamam üç aydan çok daha fazla sürmeyecek ve kitabım Türkiye'nin ilk elektronik blog kitabı olma özelliğini taşıyacak. Çalışmak, insanlara anlatmak için bilgi taraması yapmak ve edindiğin bilgileri deneyimlerinle yorumlamak çok büyük bir mutluluk..

Vize, vize, vize.. Akendiz Üniversitesi'nde Kargaşa..

akdeniz_üniversitesi Bugün yazıyı okuldan girmek zorunda kaldım. Malum üniversitelerde vize sezonu açıldı, bugün biz de Dış Politika ile vizelere başlamış bulunduk. Sanırım AA gelecek, dış politikam Beni korkutan ise Matematik! Uluslararası İlişkiler öğrenimi içine matematik serpiştiren bir sistemi anlamıyorum. Bana ne Türev'den İntegral'den? Şİmdi kim oturup da Türev, İntegral çalışacak?!

Biz vizelere girerken Antalya'da akranlarımız birbirine girmiş ve hatta silahlar sıkılmış. İzlerken iğrendim! Bu kadar mı yönetim zaafiyeti olabilir? Nasıl olur da, bir üniversitenin ta içine kadar belinde silahla girebilir öğrenci olmayan birisi? Nasıl olur da günler öncesinden istihbarat alınmasına karşın önlem alınmaz? Orada bir öğrenci saçma sapan bu sebepten dolayı hayatını kaybederse; kim; nasıl izah edecek acılı bir anneye oğlunun nasıl öldürüldüğünü?!

Türkiye'de yine kaşınmaya başlandı eski yaralar! Şunu herkes aklına soksun ki, bu topraklarda yaşayan her ideoloji ve etnik köken kardeştir! Bunun aksini iddia etmek, alenen vatana ihanet ve hatta şerefsizliktir! Üniversiteleri sunni gündemlerle karıştırmak ve eğitime gölge düşürmek hakkını kimse kendinde görmesin. Ve özellikle yönetici koltuğunda oturan insanlar, lütfen görevlerini tam olarak yapsınlar!

Üniversitelerde Gerilim Tırmanıyor!

üniversite1 Üniversitelerde gerilim gün geçtikçe tırmanıyor. Dün, İktisat dersinde hocamız konuyu açıp üniversitelerdeki gidişattan kaygılandığını söylemişti ki bugün Ankara Üniversitesi'ndeki kavgayı ve eğitime 31 Mart'a kadar ara verildiğini duyduk. Açıkçası şaşırmadım, yaratılan politik gerginliğin yansımaları bütün bunlar. Dün de olmadıkları gibi, bugün de gençler suçlu değil; suçlu olanlar ne yazık ki yaşını başını almış politikacılar!

Gelecekten kaygılanıyorum. Eğer bir kargaşa patlak verirse, bu dün yaşananlardan çok daha kötü olacağa benziyor. Kenan Evren felsefesinin sonucu düşünce özürlü nesiller yetişti, bugün yaşanabilecek bir çatışma gelecek kurma hayalinden ziyade bir ego tatmini olacak. İnsanlar eziklikleri, egoları oranınca taraftar ve şiddete eğilimli olacaklar! Gruplara düşünceler dikte edilecek ve bu edilgen gruplar edilgen eylemleriyle Türkiye'nin zamanını çalacak.

Çok önemli bir virajı alıyoruz ve artık birileri şu yurdum arabasını doğru düzgün kullanmasını öğrenmiştir umuduyla yazımı bitiriyorum. Saygı ve sevgi ile..

Ah Şu Üniversiteler Bir Paralı Olsa!?

YÖK başkanımız Prof. Dr. Ziya Özcan yine döktürmüş: neymiş efendim üniversiteler paralı olsunmuş. Ey YÖK başkanı, nerede yaşıyorsunuz? Öncelikle belirteyim ki parasız sandığınız devlet üniversiteleri de paralı: Sadece kayıt anında 500 lira civarında para ödedim! Ki bunu bir de ikinci dönemin başında tekrar ödemek durumda ben de dahil türm üniversite öğrencileri.. Bunun yanında barınma, gıda ve diğer pek çok insani ihtiyacı da ailem karşılıyor. Ayda aileme yüklediğim külfet, devlet babanın asgari ücretlisine verdiğinden çok daha fazla!

Bu noktada çıkıp da "Şu üniversiteler bir paralı olsa.." demek abesle iştigal etmektir! Geldiğiniz gelenek çocuklarına ABD'de özel okullarda okuma olanağı verebilir, bunu saygıyla karşılarım ama Türkiye'de Türkiye'nin gerçekleriyle politikalar üretmelisiniz!

Yılbaşı'nı Vatan Millet Mesesi Yapmayı Becerebilmek?!

yılbaşı Önde bir Prof. Dr. sıfatı, ardında bir zat-ı şahane. Boş durmayayim, açıklama yapayim demiş ve kendince parçalamış yine bi'şeyleri: "Dünya Müslümanlarının durumu yürekler acısıdır. Kafir ağlar hali perişanımıza demek varken, bize ait olmayan yılbaşında eğlenme çılgınlığına girmek, gafletin ta kendisidir!" Bak sen şu hocanın dediğine! Vay vay vay..

Biz böyleyiz işte, cami hocası olamayacak zatları alır üniversiteye profesör yaparız. Bununla da kalmaz bu zatların mantıksızlıklarını dikkate alır, hayatımıza bu zatların laflarıyla yön veririz.

Böyle açıklamalar görünce şaşırıyorum. Nasıl oluyor da, diyorum: insanımız bu insanların çarpıtmalarını çak'mıyor? Bir düşünsenize bu ülkede kullanılan her teknoloji ithal! Bu ülkedeki kullanılan her otomobil dışarıda tasarlanıyor ve halkımızın ucuz emeğiyle yine halkıma kazıklanıyor! Hocalarımız üniversitelerde ders anlatıyor, boyunlarında asılı olan mikrofon bile ithal! "... bize ait olmayan yılbaşında eğlenme çılgınlığına girmek, gafletin ta kendisidir!" diyen hocamızın seslerini kaydeden teyp de ithal!

Bu nasıl bir mantıktır ki? Anlamıyorum! Tüm ülke olarak yılın 364 günü ithal şeyleri ve ithal mantıkları benimsemişken yılın sadece bir gününde batı karşıtlığı yapmanın ne alemi var? Nasıl adam oluruz, diyoruz ya; işte böyle adam oluruz: Yılın bir gününde yılbaşı gibi güzel bir geleneği devam ederek ve yılın geri kalan günleri için kendimize dair şeyleri var etmek için çabalayarak! En azından bu eksikliği ortaya koyarak! Ey zat-ı şahane, ülkemin insanına bu günü fazla görme; bırak gönül rahatlığıyla yılının ilk gününü mutluluka geçirsin.. Parazit yapma yani!!

Bu zat-ı şahane vesilesiyle yıl başınızı da kutlamak isterim, yeni yıl umarım sizlere mululuk, sağlık ve huzur getirir..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.