| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 "aşk" etiketi kullanan gönderi "aşk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Erasmus, Evlilik ve Tabi Delilik!

evlilik Vizeler yavaş yavaş ağırlığını hissettirmeye başladı. Okumalar, not çıkartmalar; birinci, ikinci ve tabii ki üçüncü genel tekrarlar Çalışmalar böylesine yoğun sürüp giderken blog için de çeşitli notlar çıkarttım. Bunları zamanla, bu platformda paylaşmayı düşünüyorum.

Örneğin bugün mevzuumuz evlilik ve tabii ki delilik! Lafı, evlilik deliliktir demeye getirmiyorum. Erasmus böyle söylüyor: "Deli olmazsa, kimse bir başkasıyla evlenmez." Haklı mı, bilmiyorum. Evlilik deneyimi olmamış bir üniversite öğrencisi olarak Erasmus'un pek de haklı olduğunu sanmıyorum. Ama dediğim gibi bu bir deneyim meselesi. Herkesin eşinden memnun olduğunu sanmak safça, insanların bir ve hatta pek çoğu eşinden memnun değil! Bu çeşitli eserlerin ithafından bile okunabiliyor, mesela Francis Hacklett bir eserini eşine şu şekilde ithaf ediyor: "Bu esere karşı gösterdiği ilgisizlik bana sürekli bir üzüntü olan karıma..."

Bunların dışında bir kadınla (veya erkekle) her anımı paylaşmak, en azından benim için, katlanılabilecek bir durum gibi görünmüyor. İnsanın doğası gereği yalnız yaşaması gerektiğine inanıyorum, aksi halde mutlu olamayacağına inanıyorum.

Zaman ne gösterir bilemiyorum ama umarım bir gün gelir ve bu satırların hatalı olduğunu yazmamı gerektirecek bir insanla tanışabilirim. Zor bir ihtimal ama imkansız değil..

Ruhlarına Fatiha

aşk4 Geçen günlerde Handan İpekçi'nin yazıp yönettiği "Büyük Adam Küçük Aşk" filminin DVD'sini aldım, izlemek sonunda nasip oldu. Yazmak-yazmamak çelişkisine düştüğüm ilk film oldu "Büyük Adam Küçük Aşk"; öncesinde yurdumun içinde bulunduğu atmosferde nasıl değerlendirileceğini öngöremediğim için yazmamaya meylim vardı ama sonrasında bari şunun şurasını yaz diyen tarafım galip geldi.

Şunun şurası ne derseniz, şunun şurası: kısa ama aşkı ve birlikteliği mükemmel yansıtan bir sahne. Hayatının son yıllarını geçiren, emekli hakim Rıfat Bey rolündeki Şükran Güngör; daha öncesinde kaybettiği eşinin mezarını ziyaret ediyor. Mezartaşı aşkı çok güzel yansıtıyor: En üste "Ruhlarına Fatiha" yazısı, sol taraftaki dolu mezarın başında Rıfat Bey'in eşinin, sağdaki boş mezarda ise Rıfat Bey'in adı. Aşk bundan güzel nasıl anlatılır bilemiyorum? Bir de bu noktada eşleri yanıbaşındayken eşlerini aldatmak için gözleri dönen cinsdaşlarımı düşünüyorum da: Tanrı her kızın yanı başına Rıfat Bey gibi bir kısmet kondursun..

Her Aşk Tek Kişilik Ama Hayat Öyle Mi?

Uzun zamandır, yalnızlığımın da verdiği güçle "her aşk tek kişiktir" iddiamı sizlerle paylaştım. Hayat bunu affetmedi! Hayatıma çok büyük bir güzellik sundu. Artık aşkım tek kişilik olsa da hayatım tek kişilik değil: yakında blogum dahi tek kişilik olmayacak. Hayatıma da bloguma da bir eş, bir güzellik geldi. Yakında Elif sizlerle olacak, şimdiden paylaşmak istedim..

Daha herşey çok taze ve güzel. Hayat da artık benim için tek kişilik değil, sıkıldığım yorulduğum anlarda dizlerine uzanacağım bir güzellik var. Sözün özü, Elif yakında yazılarıyla karşınızda olacak: iki kişi yazacağız artık.. Hayata farklı pencerelerden bakmak ve hayatıma giren bu güzelliği siz okuyucularımla paylaşmak amacıyla aldım/aldık bu kararı; umarım siz de Elif'i benim kadar seversiniz )

Türev; Aşkın, Sadakatin Türevi...

1091_afis_89211 Ne zamandır film tanıtmıyordum, izlemediğimden değil bu: sadece son zamanlarda iyi filmler rastgelmedi. Ben yazmak istiyorum ama sinemaya ve hayata dair satırlar...

Filmimizin adı Türev. Ben uzun zaman önce izledim, hatırlamadığım şeyler olabilir bu sebepten. Ama hatırladıklarım nispeten daha fazla, güzellikler hatırlıyorum bolca... Hayattan enstantaneler, hatta hayattan gerçekler hatırlıyorum... Gülçin Santırçıoğlu'nun o mükemmel güzelliğini, beni nasıl da etkilediğini hatırlıyorum...

Filmin konusunu da hatırlıyorum tabii ) Güzel bir kızımız, ki bu güzeli Gülçin Santırçığlu canlandırıyor, erkek arkadaşının sadakatinden kuşkulanır ve derin derin güven sorunları yaşanmaya başlar. Bu noktada akar film makimasında "insan"ın anlatılması, insan... Genç ve güzel kızımız, erkek arkadaşının onu aldatıp aldatmayacağını anlamak için en yakın arkadaşından erkek arkadaşını tahrik etmesini ister. Bu noktada tüm kıskançlıklar, tüm tutkular ve özellikle tüm o güzel duygular sarar filmi... İzleriz insanı, sadık olup olmadığını, hayatta tek eşli kalıp kalamadığını... En önemlisi sevgiliye verilen sözlerin önemini, belki de önemsizliğini....

İnsan çok güçlü değil, bunu görüyoruz Türev'de... Bazı şeyleri zorlamamak, birilerinin sınırlarını sarsmamak gerekiyor. Çünkü o aradığımız sadık erkek ya da kız her zaman çok uzağımızda ve hiçbir insan sizlerin veya benim "bir tanem" olacak kadar yüce değil. İnsan kusurlu, insan eksik bu noktada... Biz olmasaydık başkası olacaktı o çok sevdiğimiz insanın yanında, belki o gece babamızın mesaisi uzasaydı biz olmayacaktık ve bir başkası sarılacaktı yarin o güzel kollarına... Biz olmasaydık başkası olacaktı, işte bu sebepten zorlamamalı...

Ama ben de zorlamak istiyorum, emin olmak istiyorum... Onun sadık olduğunu görmek, bensiz yalnız başına kalacağına inanmak istiyorum... Çok şey istiyorum ama, insanım ve her insan gibi çok şey isteyip insanı tanımamazlıktan geliyorum...

Bi'tanem...

aşk_tek_kişilik Aklımda kaldığı kadarıyla, ilk şiirimin adı "meçhul sevgili" idi.

Olmayan, kavuşulamayacak bir sevgiliye yazmıştım; bir ütopya kurmuştum beynimin bilmem hangi köşesinde, çocukça...

Ardından lise yılları geldi, yeni sevgililer girdi hayatıma; o meçhul güzelliğin peşinde...

Şimdi üniversitedeyim ve hala peşindeyim o meçhul sevgilinin. Arıyorum bunca yıldır, bulamıyorum...

Ama artık biliyorum, o'na ulaşamayacağımı... Bu kirli dünya o'nu kirletti falan da demiyorum; onun bu kadar pislik içinde, hayatın içinde var olamayacak kadar yüce bir imge olduğunu biliyorum çünkü...

Artık o'nu aramıyorum. İnsan'ı tanımaya başladım, istediğim şeyin insan üstü bir varlık olduğunu gördüm! İnsan olamıyor bir türlü, güzel bir sevgili...

Ve sevgili, "insan" olduğu için; tek kişilik kalıyor tüm aşklar... Daha önce de yazdığım gibi, harbiden, her aşk tek kişilik!!!

Bu satırları koca Derya'larda kulaç attıktan, bitmez Gül'leri, nice Şans'ları geride bıraktıktan sonra yazıyorum. Sanırım artık büyüyorum...

El Uzatmak...

aşk Irvin D. Yalom'un "Nietzsche Ağladığında" adlı kitabının bilmem kaçıncı sayfasında çok güzel bir anektod yer alıyordu. Bu anektodu kitap içerisinde Nietzsche dillendirse de ona ait olup olmadığı noktasında emin değilim. Gerçi şu an önemi de yok, ben bu sebepten hatırımda kaldığı şekilde anektodu paylaşmakla yetiniyorum:

Birgün birisini beklersiniz ve beklediğiniz kişi karşı kıyıda belirir, aranızda sadece bir köprü vardır. Siz onun gelmesini beklemezsiniz ve onu davet etmek için öne atılır, elinizi uzatırsınız. Oysa o, sizin bu tepkinize sırtını dönerek cevap verir.

Hayat hakkında edindiğim derslerden, hatta en önemli derslerden birisi bu. Bunun acısını yaşamaktayım; el uzatmanın acısını, sabredememenin acısını ve bekleyemeyecek kadar sevmenin acısını...

Siz siz olun aşkınızın tohumunda ayrılığı var etmeyin, eğer ettiyseniz buradan buyurabilirsiniz.

Kazanmak, Kazanmak, Kazanmak...

çocuk55 Hayatta malumunuz her zaman birşeylerin peşinden koşuyor, kazanmak uğruna kendimizden birşeyler veriyoruz. Çoğu zaman verdiklerimizden fazlasını kazanıyoruz, kimi zaman sadece kaybetmekle yetiniyoruz. Gerçi mevzumuz bunlar değil, bugün mevzu sadece "kazanmak".

Hayatta herşeyi kazanabiliyoruz; ÖSS'yi ders çalışarak, yeni bir arabayı veya evi emeğimiz karşılığında kazanabiliyoruz. Kapitalizm tüm acımasızlığıyla birlikte bizlere bunu sunabiliyor. Ama hayatta herşey kazanılamamalı; örneğin ben seveceğim kızı kazanmamalıyım! Evet hayatta herşeyin bir yolu yordamı var ama insan dostunu, belki de aşkını nasıl kuralları belirlenmiş bir yolda yürüyerek kazanır ki? Ben dostumu veya aşkımı kazanmışsam onların dostluğu veya sevgililiği nerede kalıyor? Bir insanı elde etmenin yolu veya belirli bir bedeli olmamalı ya, insan biraz farklı olmalı...

Ama olmuyor değil mi? Bu noktada aciziz. Hayatta herşeyin kazanılması; herşeyi kazanmak için belirli bir yolun, yordamın olması hoş değil. Hani vardır ya "Erkekleri etkilemenin 100 yolu" veya "Burcuna göre kadınları etkilemenin yolları." vari kitaplar, bunlardan da dert yanıyorum. Ya ben sevdiğim insanı daha önceden belirlenmiş yollardan etkileyip kazanabileceksem, o insan nasıl sevgilim olur?

Hayat ve sevgi zaman zaman çok zor ve daha da acısı tek kişilik. Ben sevdiğim insanı kazanmak istemiyorum, aksi halde insanlığımdan birşeyler yiğtirmekten korkuyorum. Çünkü sadece hayvanların birbirini etkileme klişeleri olduğuna inanıyorum, insanların değil. Ve ben bunları yazarken simge durumuna indirgenmiş bir web sayfasında "İnsanın en yakını maymunlar. Hatta bu benzerlik son bulgularla yüzde 99'a çıkıyor" yazıyor...

Ve ben de sizlere sesleniyorum. Acı ama üstün insan olma yolunda hala tek bir adım dahi atamamışız. Olsa olsa "hayvanlar alemi +1" dir değerimiz. Ve 18 yılda şunu öğrendim: Okan, hayatta çok seveceğin dostların veya sevgililerin olacak ama hiç birisi senin "bir tanen" olamayacak. Çünkü onların acı da olsa bir bedeli ve bu bedeli ödeyecek senden başka insanlar da var olacak. Hal böyleyken aşkın ve sevginin bedensel ihtiyatçan öte olduğunu kim söyleyebilir. 2007 yılının şu soğuk 24 Eylül'ünde bir selam da benden olsun sana Freud...

Her Aşk Tek Kişiliktir ve Vassiliki...

vasiliki Dün kafam karıştı, oldukça fazla. Üzüldüm, sıkıldım. İnsanın beklediği birşeyin gelmemesi  ne kadar da kötü olabiliyormuş, bunu gördüm. Ardından da bir selam'ın insanı ne kadar mutlu edebileceğini tüm yüreğimle hissttim. O güzel "selam" gelene kadar gece bana zehir oldu, sigaraya başlamayı bile düşündüm )) Ama böylesine bir hata yapmaktansa güzel bir film izleyerek kafamı dağıtmaya çalıştım...

Evet bugün güzel bir filmi daha yazıyorum, bloguma. Uzun zaman oldu; iyi film izlemeyeli ve burada sizlerle paylaşmayalı. Filmimizin adı Vassiliki. Yunan yapımı, mevzu ise çok derin. İnsana dair bir film, en azından dünkü atmosferde ben filmin bu yanını gördüm.

Konu, güzel bir kadının 1949 Yunan iç savaşında dağa çıkan komünist kocasına yardım götürürken yakalanmasıyla başlıyor. Yakalayan faşist çavuş, faşisti hakaret olarak söylemiyorum çavuş gerçek bir faşist olduğunu kanıtlayacağını söylüyor çünkü, bu güzel kıza tecavüz ediyor. Bu pisliğin ardından kızı mahkemeye göndermek varken salıveriyor ve yeni bir aşk başlıyor. Daha sonra evlilik ve birbirliktekik. Hatta ilerleyen zamanda Vassiliki adlı güzel kızımız hamile bile kalıyor...

Film gerçek bir hayat hikayesinden alıntı. Bu bakımdan hayatı yansıtması bir yana hayatın içinden kopup geliyor ekranlarımıza. Bu noktada ben Vassiliki'ye pek sıcak bakamıyorum ama. Film onun ikinci aşkını her ne kadar kutsasa da ben açıkçası iğrendim! Böyle olmamlı ya, unutulmamalı sevilenler. İnsan eşinin kafasını kesen bir adamla aynı yatağı paylaşmayacak kadar miğdeli olmalı, insan sevdi mi tam sevmeli!

Ama olmuyor değil mi? Olmuyor. Üzülüyorum buna...

Ey Vassiliki hanım, umarım türevlerin hiçbir zaman hayatımda olmaz. Aksini kaldıracağımı sanmıyorum çünkü. Gerçi hayatın çok da güzel olmadığını ve daha da önemlisi her aşkın tek kişilik olduğunun bilincindeyim. Yazdıklarım sadece edebiyat, belki biraz özlem ve belki biraz da ütopya...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.