Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

6 tane "ab" etiketli yazı bulundu "ab" tagli diger ogeler resimler , videolar

Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi..

Senato Ne büyük anlam karmaşası :) Hem tam demoktratik ve hem de oligarşik.. Vay anasını.. Bana yurdum gündemini hatırlarıyor. Bundan aylar öncesinde "Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve şunları kaydetmiştim: "Demokrasilerde liderleri halk seçer, yalnız haklın seçeneklerini aristokrasi oluşturur. Sonuç itibariyle halk, aristokratların seçimleri arsından birşey seçebilecek kadar seçmendir. Bunun üstüne çıkamaz, kendi adayını var kılamaz. Buna maddi olarak da manevi olarak da yetkin değildir çünkü. Bu haliyle demokrasi, halk yönetimi görünümündeki aristokratik bir sistemdir."

Bugün yazdıklarıma derinlik ve uluslararası bir boyut kazandıracağım. Öncelikle aristokrasiden oligarşiye geçişi anlatayim: Artık demokrasilerde kararları bırakın aristokratları, sadece bir avuç insan alıyor. Bu insanlar parti liderleri. Bugün Türkiye'de ve daha pek çok demokratik ülkede yönetim halkın elinde olmaktan uzak, yönetim liderlerin tekelinde. Bu liderler seçim yasalarından faydalanarak milletvekillerini oluşturuyorlar. Halk kendi vekilini seçemiyor, sadece liderlerin seçtiklerini onaylayabiliyor. Kaç dönemdir Türkiye'de ön seçim yapılmıyor, ön seçim olmadıktan sonra her demokrasi yalandır!

Oktay Sinanoğlu "Türk Ayştaynı" Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Semra Topçu ile yaptığı bir söyleşide tüm bunları açıkça dile getiriyor: Bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi gösterilen birileri başımıza oturuyor ve bunlar ülkemizi perişan ediyorlar. Yani, halk istemediği halde Avrupa Birliği diye, küreselcilik diye, özelleştirmede özelleştirme diye tutturuyorlar. Sonunda fabrikalarımızı elimizden alıyorlar. Bütün tesislerimizi, herşeyimizi alıp götürüyorlar, yok ediyorlar. ... Derken "Değiştirelim, kanunları değiştirelim, yabancılar toprak alsın." Bu sefer haydi, gidiyor topraklar. Büyük çapta. Evet, bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi duran birileri bizim canımızı okuyorlar. Prof. Sinanoğlu sözlerine olayı uluslararası bir boyuta taşıyarak devam ediyor: Öyle anlaşılıyor ki aynı şeyler Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde de oluyor: Birkaç fırka (parti) başkanının elinde aday listeleri. Listelerin nereden geldiği belli değil; bir başkan o kadar insanı nasıl tanıyacak? Ama liste yapıyormuş. Yani birçok ülkede kimsenin tepesindekileri seçtiği yok. Çıkarılan birtakım seçim kanunlarının incelikleri ile, aslında milletlerin kendi iradeleriyle birini seçmeleri engellenmiş oluyormuş. (...) Lehistan (yani Polonya), Çek, Slovakya, Estonya ve Macaristan gibi ülkelerde o kanunların şimdiki şekilleri seksenlerin sonlarına doğru geldi. Bizdeki 1983'te. Aynı kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar? Soru çok açık, tekrarlıyorum: Aynı (malum) kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar?

Ulusalcıların Yapamadıkları Avrupa Açılımı..

Avrupa Birliği Lise yıllarımın başında ulusalcı sayabileceğim Cumhuriyet, Yeniçağ ve benzer gazetelerin Türkiye'nin uluslararası vizyonu noktasında bir tek sloganları vardı: Ne AB ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye! Slogan o günlerde oldukça ilgimi çekmiş ve akıllıca gelmişti.. Türkiye'nin önceliğinin ne AB ne de ABD olmadığını, önceliğimizin Türkiye'yi tam bağımsız kılmak olduğunu düşünmüştüm. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Yalnız artık bu sloganın birileri tarafından çok yanlış noktalara çekildiğini görmekten rahatsız olmaktayım.

Ulusalcılar arasında AB ve ABD'yi konuşmaya bile tolerans gösteremeyen isimler var. Böyle bir konuşma yaptığınız vakit, aslında AB içinde temiz süt emmiş adamlar var dediğiniz vakit hemen sizi Batı uşaklığıyla itham ediyorlar. Oysa göremedikleri şey ne AB'nin ne de ABD'nin homojen bir yapıya sahip olmadığı. AB ve ABD, içerisinde pek çok farklı görüşten; birbirinden çok çok farklı topluluk ve ideolojilerden oluşuyor. Bu görüşler arasında ulusalcı söyleme uyan birok görüş, ulusalcılarla aynı yolda yürüyen yüz binlerce insan var. Türkiye'de ulusalcılar bunu göremedikleri için, Türkiye'de ulusalcılar bunun bilincine tam olarak varamadıkları için bugün Avrupa ya da Amerika'da ulusalcılar iyi bir vizyona sahip değiller.

Vizyon ise günümüzde "hemen herşey" demek oluyor. Vizyonsuz bir çıkış, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ulusalcılar artık doğru düzgün bir Batı açılımı yapmalılar, bunu yaparken de iyi bir vizyonu araç edinmeliler. Aksi halde Batı'da Türkiye'yi cemaatler temsil etmeyece devam edeceklerdir. Batı'nın gazeteleri, Batı'nın televizyonları, Batı'nın ajansları Türkiye haberlerini cemaatlerin gözünden vereceklerdir.. Batı Türkiye'nin iç gelişmelerini sadece cemaatlerden öğrenebilecektir.. İşte tüm bu sebeplerden ötürü ulusalcılar yeni bir Batı açılımını bir an önce yapmalıdırlar.. Batı değerlerini ve Batı'nın aydınlığını yaşayan Ulusalcı insanların bu noktada böylesine geç kalmış olması çok düşündürücü...

Şu son günler; bir güzel, bir güzel..*

Şu son günlerde oldukça mutluyum. Finaller yoğun mesai alsa da, arada yaptığım gündem analizleri beni oldukça mutlu ediyor. Tezlerimin doğruluğunu yavaş yavaş görme şansına sahip oluyorum. Neler neler demiştim, neler neler çıkmaya başlıyor.. Sanırım bu işi ucundan azıcık da olsa kapmaya başlamışım..

Altı ay öncesinde "Ekonomi Sıkıyor, Sıkıştırıyor.." demiş ekonomi böyle giderse AKP'nin defterini ekonomik konjonktür kimseye bırakmadan dürecektir demiştim. Bugün ekonominin aldığı hal ortada, hedefler artık tutturulamıyor. Enflasyon iki haneye çıktı, enflasyon canavarı gözünü açmış sinsice bekliyor. BM Kalkınma Ofisi, Türkiye ve Brezilya'da enflasyon tsunamisi yaşanabileceği uyarısını yapıyor. Aynı kurumun verilerine göre, Brezilya ve Türkiye'de 1 yıldan kısa bir sürede orta sınıfın alım gücü ortalama %25 azaldı.

Ekonomideki bu bunalım AKP'nin tüm savunma sistemini ortadan kaldırıyor. Herkes AKP'ye saldırıyor.. Dün onu kayıtsız şartsız savunan medya ona savaş açıyor. Dünyanın egemenlerinin bakış açıları da değişiyor. Avrupa ve ABD, AKP'yi Cüneyt Zapsu'nun dileği dışında deliğe süpürüyor. Zapsu'nun AKP'den ayrılması nedenidir işte bu?! Bununla da bitmiyor AKP'de feryat başlıyor, Eğemen Bağış batının kendilerine cephe almasına "Baykal kimlerle ne çeviriyor?" diyor. Anlaşılan kendileri zamanında birileriyle bişreyler çevirmişler?! Bu gün ise çevirecek güçleri olmadığı için Batı'daki dostları kendilerine düşman kesiliyorlar. Bunu da Baykal'dan biliyorlar.. Oysa ki işin içinde CHP ya da Baykal yok, olsa da sizin beceriksizliğiniz sonucu varlar Sayın Bağış..

İşte tüm bu sebeplerden, ülkemin kötüye götürülüşünden dolayı mutlu değilim ama tezlerimin birer birer doğru çıkması büyük bir mutluluk. İnsan birşeyleri kavradığını anlıyor..

* Politik, taraflı yorum yazısıdır. 18 yaşından küçüklerin okuması sakıncalı olabilir.

İç Sorunları Dış Güçlere Gammazlamak!

Avrupa Konseyi Uzun süredir yazıyorum, iç sorunları dış güçler aracılığıyla halletmek çöküşe delalet etmektedir, diye. Bir devlet, iç sorunlarını dış dinamiklere pazarlıyorsa sonu Osmanlı'nın akıbetinden farksız olacaktır! Bugün Türkiye'deki siyasal olaylar bizlere, acı da olsa, Osmanlı'nın hasta adamlığını hatırlatıyor. Kendini bilmez birileri gidip, bu milletin iradesiyle kurulmuş ve yaşayan Cumhuriyet mahkemelerini Avupa'daki ağabeylerine şikayet ediyor!

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne baskı yapıldığını okuduk. Birileri AKP'nin kapatılma davasına hala alışamamış olacaklar ki, bu dava sebebiyle Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye aleyhte bir bildiri yayınlamasını istemişler. Bu biraz annenizi, babanızı veya kardeşinizi gammazlamak gibi birşey. Bu toprakların böyle bir örfü, adeti ve daha da önemlisi devlet geleneği yok! Bundan çok değil, yirmi sekiz yıl önce 12 Eylül'ün tüm ağırlığını sırtında hissetmiş bir devlet adamımız Avrupa karşısında ülkesini savunabilmişti. AKP'nin yaşadıkları ne kadar ağır olabiliyor da kendini bilmez birileri Türkiye'yi Batı'ya gammazlama hakkını kendinde görüyor?!

12 Eylül müdahalesinden hemen sonra, aynı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınması eğilimi baş gösterince; Türk heyetinden bilgi isteniyor. Kürsüye Prof. Turan Güneş çıkıyor. Üyesi bulunduğu parlamento ve partisi kapatılmış, birçok arkadaşı tutuklanmış olan bu devlet adamımız; belki de içi kan ağlayarak Türkiye'yi savunuyor ve üyeliğimizin devamı için mücadele veriyor! Devlet adamlığı, vatan sevgi budur; gammazcılık muz cumhuriyetlerinde görülür; Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir ve daha önemlisi onurlu bir geleneğe sahiptir. Bu onurla oynamaya kimsenin haddi ve hakkı yoktur!

Tarihi Tekerrür Ettirmek?!

Avrupa-Türkiye Türkiye Avrupa Birliği yolunda uzunca bir süredir, mesafesi meçhul bir yol kat etti. Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği'ne girmek pek de yakın bir tarihte mümkün olacağa benzemiyor. Buna rağmen, tüm kurumlarımız üzerinde Avrupa Birliği etkisini görmek mümkün. Çağımızda tam bir bağımsızlığın pek de mümkün olmadığı anlaşıldığı takdirde, Avrupa Birliği'yle olacak bir birlikteliğin doğuracağı kısmi bağımlılıklar hazmedilebilir. Benim hazmedeğim şey, Avrupa Birliği'nin her daim bize büyük bir bilmişlikle ders vermesi.

Aynı şeyi, daha doksan yüz yıl öncesinde de yaşadık. Birileri iç sorunlarını dış desteklerle halletme yoluna gitti. Almanya'yı arkasına alan Almancılar, İngiltere'yi arkasına alan İngiltereciler kendi ve büyük oranda da göbeklerinin bağlı olduğu ülkelerin politikalarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Hal böyle olunca da Batı büyük bir bilmişlikle bizi "adam etme" misyonunu kendinde gördü. Sonuç olarak kanımızla sulanan uçsuz bucaksız toprakları kaybettik. Bugün de birileri Amerikancı ya da Avrupa'cı olmuş; buna üzülmemek elde mi? Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde bu halkın kanını akıtarak kazandığı onuru böylesine harcamak insana yakışır mı?

Gelinen noktada üzülüyorum. Zaman bizim için ilerlemeden çok gerilemeye tekabül ediyor. Acaba Mustafa Kemal Türkiyesi'nden bugüne kaç defa Batıda böyle anıldık: Yıl 1929 yılının 3 Ocak günü, Newyork Times Türkiye'nin eğitim devrimini duyuruyor: "Türkiye hiç değilse bir bakımdan eski cumhuriyetleri utandıracak biçimde yeni yıla girdi. Dört ay içinde Türkiye'nin okur-yazar bir ülke olması planlanmıştır. Biz kendi beyaz çocuklarımız arasındaki okur-yazarlık oranını 150 yılda yükseltebildik."

Bağımsız Kosova..

kosova Kosova bize fazlaca tanıdık bir isim, geçmişte bize ait olan bir toprak. Dün 16:39 sıralarında bağımsızlığını ilan etti ve büyük oranda bağımsızlığına destek bulabildi. BM yaptığı açıklamada 103 ülkenin Kosova'nın bağımsızlığını tanıyacağını belirtti. Tanımayan ülkeler ise Rusya, Yunanistan, Sırbistan ve İspanya..

Bağımsızlıkla birlikte Belgrad sokakları savaş alanına döndü. Coğrafya diken üstünde, hatta bazıları savaştan bile bahsediyor. AB olayların büyümesinden endişe ettiğinden olsa gerek takviye güç göndermeyi uygun görmüş.. Tüm bu karmaşa içinde geleceğe taşınacak tek şey Kosova'nın bağımsızlığı olarak görünüyor. Sinirler zamanla düzelecek ve geride bağımsız bir kosova kalacak..

Bağımsız bir kosova diyorum ama sol üstteki fotoğraf "bağımsız" iddiamı fazlaca havada bırakıyor. Artık bağımsızlık ABD veya AB bağımlılığı anlamına gelmeye başladı. Bu noktada sorulması gereken soru, belki de "Bağımsız Kosova, ne kadar bağımsız?" olmalı! Uluslararası İlişkiler derslerimizde artık bağımsızlığın tam anlamıyla mümkün olmadığı söyleniyor. Bağımsız olamamak sineye çekilmeye çalışılıyor, oysaki güç bağımsızlıktan geliyor; dünyada tam bağımsızlık mümkün görülmüyor ve insanım bunu tam bağımlılığa yürüyecek şekilde algılıyor. Tam bağımsızlık belki bir ütopya, ya da ulaşılamayacak bir hedef. Ama tam bağımlılığın karşısındaki en büyük umut, en güçlü silah..

CNN Headline News -
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.