| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

23 "adana" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"adana" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Çocukluk ve Baba Olmak..

Salıncak İnsan çocukluk döneminde herşeyi bildiğini, daha doğrusu dünyanın bildiklerinden ibaret birşey olduğunu sanıyor. Hatta ergenlik döneminde eldeki bir avuç bilginin koca bir dünyayı değiştireceğine bile inanabiliyoruz. Zaman geçtikçe, yani ergenlik sonlanınca hayatın aslında bildiğimizden çok daha farklı ve aslında tehlikeli olduğunu görüyoruz. Bu noktada benim aklıma ilk gelen annem ve babam oluyor, benim hiç farkında bile olmadığım tehlikelere karşı beni korumak için yaptıkları.. Benim ise yaptıklarından sıkılıp, onlarla tartışmam ve hatta kavgalar etmem..

Bugün geldiğim noktada anne ve babama hak veriyorum. Belki de ben, onların yerinde olsaydım çok daha sıkı bir disiplin uygulardım. Ya da yarınlarda bir baba olursam, çok daha sıkı bir disiplin uygulayabilirim. Çünkü, her çocuk için en büyük tehlike öncelikle kendisi. Her çocuğun, farkında olmadan da olsa, kendisine ve arkadaşlarına yapabilecekleri kötülükler aklınızın alamayacağı boyutlarda olabilir.

Kendimden bir örnek vermem gerekirse: Ben çocukluğumun bir bölümünü Adana'da bahçeler içerisinde dağılmış evlerin olduğu bir sitede geçirdim. Her ne hikmetse bizim sitede inşaatlar hiç bitmedi, her ev sahibi değiştikçe evler de baştan sona değişti.. Ben ve sitenin çocuklarının eğlencelerinden birisi tadilat halindeki bu boş evlerin içinde dolaşmak, oyunlar oynamaktı. Yine böyle bir gün, tadilat yapılan bir evin terasında piknik tüpü bulduk. Ne yapalım, derken hadi bunu patlatalım dedik. Maalefef ciddi ciddi bunu dedik ve piknik tüpünü patlatmaya karar verdik! Ben hemen atıldım: bahçe olmaz bekçiler görür kızar, dedim. En iyi yer evin salonuydu. Arkadaşlardan birisi evlerinden gazete ve çakmak getirdi. Biz gazeleri ve evde bulduğumuz üç dört tahta parçasını salonun ortasına, tüpü de bu yığının üzerine koyduk. Gazeteleri ateşe verdik ve zarar görmemek için (!) tüpten 5-6 metre uzaklaşarak alevleri izlemeye koyulduk..

Ya tüp boştu, ya da bizim ateşimiz yeterli olmadı. Bir tüpün nasıl patlayabileceğine olan merakımızı gideremedik, ne yaparsak yapalım tüp bir türlü patlamadı! Peki ama ya patlasaydı?

İşte bir anne baba bunu her zaman akıllarında bulundurmalılar: ya patlarsa, ya yanarsa, ya düşerse, ya kaybolursa, ya.., ya.., ya..

Bugün 21 yaşında bir gencim ve çocukluğumu kazasız belasız atlatabildim. Bunun için anneme ve babama ne kadar teşekkür etsem az.. Belki tüp patlatmaya yelteneceğimi düşünemediler ama onun dışındaki hemen herşeyi düşündüler ve kendime zarar vermemi engellediler. Şimdi sıra yavaş yavaş bize geliyor.. Bakalım bizim neslimiz de onlar kadar başarılı olabilecek mi?

ABD Adana Konsolosu Eric Green'le..

Eric Green Bugün, gazeteci-yazar Yüksel Mert ile yerel Akdeniz Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin'e bir ziyarette bulunduk. Ziyaretimiz esasında Amerika Birleşik Devletleri Adana Konsolosu Eric Green'in de orada olduğunu öğrendik. Ve sonrasında da kendisiyle görüşme fırsatı bulduk.

Eric Green, uzun zamandır Adana'da görev yapıyor. Daha öncesinde de bir toplantı sebebiyle kendisiyle görüşmüştüm. Bugün kendisini çok daha samimi, çok daha sıcak buldum. Özellikle artık Türkçe konuşmaya başlamış olması oldukça hoşuma gitti. "İnşallah"larına, "maşallah"larına kendisiyle birlikte bol bol güldük..

Sohbet sırasında Akdeniz TV Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin, Eric Green'e "ABD hakkında görüşlerim belli, ABD'yi olmasa da sizi çok seviyorum" dedi. Bir bakıma benim düşüncelerime de tercüman olmuş oldu.

Yüksel Mert ise gazetecilik dürtüsüyle olsa gerek, son günlerde Çin'de yaşanan olaylar hakkında konsolosun neler düşündüğünü sordu. Eric Green ise tam bir diplamat gibi yaşanan olayları detaylı izleyemediğini ve bu sebepten bir görüş belirtemeyeceğini söyledi. Ancak Çin'in Sincan bölgesindeki nüfus poltikasının farklında olduklarını ve ayrıca olayların ABD ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduklarını belirtti.

Günün olayı ise Yüksel Mert'in daha önce Kuran hediye ettiği Eric Green'i Müslüman olmaya davet etmesiydi. Bunun üzerine bolca gülüştük ve Eric Green beklemediğim bir samimiyetle cevap verdi: "Ben Müslüman olmayı kabul edebilirim ama Müslümanlar beni kabul etmez!"

Sohbet sonrasında ise Eric Green'le el sıkıştık ve vedalaştık. Benim için çok yararlı bir görüşme oldu, en azınan mesleğimi yapan profesyonel bir insanı tanıma fırsatım oldu. Ayrıca Politik Akademi'den de bahsetme şansı buldum, bu noktada yakın zamanda Politik Akademi için yeni bir röportaj yapabilirim Eric Green'le, bekleyin! Tabii zaman ve şartlar müsait olursa..

Ankara, Adana ve şimdi de Mersin..

Yaz ayları geldiği zaman tüm aile memlekette buluşuyoruz. Bu yaz da değişen çok birşey olmadı, Adana'dayım. Az sonra da Mersin'e doğru yola çıkacağım. Denizi, özellikle de Akdeniz'i özledim..

Bu yıl geçen yazın aksine fazla gezemeyeceğim, iki aylık stajım var. Bundan dolayı mutluyum, düzenli bir tatil olacak bu sefer. Bu düzen bloga da yansıyacak kuşkusuz, düzenli olarak yazacağım. Tabii bu düzen stajımın başlayacağı 1 Temmuz gününden itibaren mümkün olabilecek. O güne kadar bana müsade, tatilin tadını çıkartmam gerekiyor..

Üniversitede benzerlikler, farklılıklar ve sen!

Fark İnsan üniversiteye gelince Türkiye'nin dört bir tarafından insanlarla tanışma, konuşma, dostluk kurma şansı yakalıyor. İlerleyen süreçte samimiyetin de verdiği rahatlıkla herkes kendi kültürünü ortaya koymaya, farklılaşmaya yani kendi özüne dönmeye başlıyor. Geçen günlerde arkadaşlarla aramızdaki farklılıklar üzerine tarışmaya başladık ve sonuç olarak uzak coğrafyaların insanlarının da birbirinden farklı olduklarına karar verdik. Ama bu fark dostluk kurmanız ve hatta can ciğer kuzu sarması olmanız için bir engel değil tabii ki..

Hatta bu farklılıkların güzel yanları var. Örneğin bu farklılıkları keşfetmek benim çok hoşuma gidiyor, garip ama komik de geliyor. Mesela geçen gün arkadaşlarımla yemek hazırlarken üç kere 'şu tavukları bir avcarlayın' dememe rağmen kimse birşey yapmadı, haliyle ben de sesimi yükselterek 'kardeşim avcarlasanıza hadi' dedim ve o zaman arkadaşlarımın avcarlamanın tavuğu terbiyelemek olduğunu bilmediği öğrendim. Çok şaşırdım. Oysa Akdeniz'de avcarlamak her yerde kullanılan bir terim. Buna benzer bir olayı da Ankara'da yaşamıştım. Yan komşumuz arabasını garajdan çıkartırken 'anarya gelin' diye yol göstermiştim, komşumuz yüzüme şaşkınlıkla bakmıştı.. Oysa 'anarya' gelmek 'geri geri gelmek' demekti Adana'da..

Benzerliklerimiz de yok değil, hatta çok daha fazla. Geçen gün yine bir sohbet sırasında hepimiz farklı türdeki okullardan mezun olsak da ortak pek çok anımızın olduğunu keşfettik. Müfredat dışında, hemen her ilde ve okulda şunlar sabit. Hemen hepimize hocalarımız en azından bir kez "Çok komik birşeyse söyle, biz de gülelim..", "Yavrum sen evde de mi böyle masaya oturuyorsun?" gibisinden laflar etmiş. MEB acaba hocalara bu sözleri bir yönerge ile mi ulaştırıyor

Adana Metrosu Tamam!

AdanaMetro Metro için ilk kazma vurulduğunda sanıyorum liseye bile başlamamıştım. Bugün gelinen noktada Adana metrosunun büyük bölümü tamamlandı, geriye kalan kısmı da çok kısa bir süre sonra tamamlanmış olacak. Bu inşaat benim için önemli, bunun iki sebebi var: birincisi bu proje içerisinde yer alan insanlardan bir tanesinin babam, Celal Yüksel olması, ikinci sebebi ise artık Adana halkının metroya fazlasıyla ihtiyaç duyması. İşin büyük kısmının bitirilmesi ve artık Adanalılara hizmet vermeye başlaması bu nedenlerden ötütü beni fazlasıyla memnun ediyor.

Önümüzdeki süreçte birinci etabın tamamı hizmete sokulacak, sonrasında ise Çukurova Üniversitesi'ne uzanan ikinci etaba başlanacak. Sonrasında üçüncü ve dördüncü etaplar da olur diye umuyorum. Adana ve Adana halkı bunu fazlasıyla hak ediyor çünkü.

AKP'nin 29 Mart'ta İşi Zor..

Seçim Sandığı Evet, zor: en azından yerel seçimlerde AKP'nin işi zor. Gözlerimin önünde bir gerçek var, AKP rahatlıkla birinci parti olacak; bunu görebiliyorum. Yalnız AKP'nin koyduğu %50 hedefinin gerçekleşmesi çok zor görünüyor. Hatta AKP'nin yerel seçimlerde oy oranının önceki seçimden düşük olabileceğini düşünüyorum. Bundan tam bir ay öncesinde, ekonomik kriz böylesine büyümemişken de yazmıştım: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor. Örneğin Adana'da Aytaç Durak gibi bir ismi kaybetti. Bursa'da ise Hikmet Şahin'in kaybedildiğini düşünüyorum. Diğer illerdeki performansını tam olarak analiz edecek durumda değilim ama en azından Türkiye'nin ilk beş şehrinden ikisinde hatalar yaptığını söyleyebilirim.."

Bugün gelinen noktada, çok daha emin olarak yazıyorum: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor." Bu noktada oy kaybı kaçınılmaz olacak. Zamanla (beklenmedik bir olay olmadığı takdirde) kamuoyu araştırmaları ve sonrasında seçim de beni haklı çıkartacaktır. Ki, bugün yapılan açıklamalar bile bunu gözler önüne sermekte. Örneğin, 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminin sonuçları öncesinden tahmin eden Adil Gür gibi bir isim şunları söylüyor: "Önümüzdeki iki hafta içinde ekonomide çok önemli bir iyileşme olmadığı takdirde AK Parti bu seçimde elindeki belediyeleri de kaybedebilir. Antalya, Gaziantep, Uşak, Afyon, Erzurum, Adana, Malatya AK parti'nin 29 Mart'taki seçimlerde kaybedebileceği belediyelere sadece birkaç örnek. AK Parti belki bu yerel seçimde 22 Temmuz 2007 genel seçimlerine göre üç, beş puan oy yitirecek ama seçmenin AK Parti'nin karşısında birleşmesi yüzünden elindeki belediyelerin yüzde 15-20 sini kaybedecek."

Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul'da Yolunu Bulabilir Mi?

Kemal Kılıçdaroğlu AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor. Örneğin Adana'da Aytaç Durak gibi bir ismi kaybetti. Bursa'da ise Hikmet Şahin'in kaybedildiğini düşünüyorum. Diğer illerdeki performansını tam olarak analiz edecek durumda değilim ama en azından Türkiye'nin ilk beş şehrinden ikisinde hatalar yaptığını söyleyebilirim..

Diğer üç şehre gelirsek, İzmir'de zaten AKP'ye pek şans atfedilmiyor. İzmir yine CHP'nin olacağa benziyor. Ankara'da ise AKP olmasa bile Melih Gökçek iyi bir performans sergiliyor. Yapılan kamuoyu araştırmalarında Karayalçın'dan önde gittiği gözleniyor.. İstanbul da da şu an için durum Ankara'dan farksız, yani AKP önde gidiyor.

İstanbul ve Ankara'da halkın düşüncelerini değiştirebilecek iki güçlü isim var ve bu değişim için önümüzdeki süreç yeterli. Bu noktada Karayalçın'ın ve Kılıçdaroğlu'nun büyük bir sorumluluk aldığını düşünüyorum. Bu büyük sorumluluktan olsagerek Kemal Kılıçdaroğlu, şimdiden seçim çalışmalarına başladı. Hem de kendisinden hiç beklemediğim bir performans ile..

Neler mi yaptı? AKP ne dediyse, bunun doğru olmadığını gösterdi. Ve bunu yaparken de kendini beğenmiş bir vizyonla değil, bir halk çocuğu olarak karşımıza çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisinden korkmuş olacak ki, "Kılıçdaroğlu'nu İstanbul'a bırakın yolunu bulamaz." dedi. Kılıçdaroğlu'ndan hemen bunun cevabı geldi: "Ben istanbul'a yolumu bulmaya (rant sağlamaya) değil hizmet yapmaya geliyorum." Sonrasında ise Başbakan Erdoğan, İstanbul'da çamur kalmadı açıklaması yaptı. Kılıçdaroğlu'nun buna da cevabı gecikmedi, bir gün sonrasında gazetelerin kapaklarını Kılıçdaroğlu'nun paçasına kadar çamura bulanmış İstanbul fotoğrafları süsledi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, ilerleyen süreçte daha iyilerini de göreceğiz..

Bu noktada İstanbul ve Ankara'da seçim yarışının sonu ne olur, açıkçası şimdiden öngörmek pek mümkün değil. Ama sonuç her ne olursa olsun bu seçim sürecinin diğerlerinden zevkli geçeceği muhakkak..

Yemekteyiz: Tüm Türkiye Yemekte..

Yemekteyiz Tam anlamıyla bir salgın yaşanıyor. Çevremdeki hemen herkes bu salgına kapılmış görünüyor. Evet, SHOW TV'nin beğenilen programı Yemekteyiz'den bahsediyorum. Daha önce Amerika, Fransa, Almanya, İngiltere, Macaristan, Danimarka ve Hırvatistan gibi ülkelerde yayınlanan ve rating rekorları kıran yarışma Türkiye'de de bir salgın halini aldı. Önceleri bu kadar ciddi boyutlara ulaşacak bir program olabileceğine ihtimal vermiyordum ama bugün yanıldığımı görüyorum. Gerek SHOW TV'de yayınlanan orjinal format, gerekse Star ve FOX'taki taklitler olsun yarışma yurdum insanını kendisine çekmeyi başardı. Sanal alem de bu salgından kurtulamamış olacak ki Facebook'taki Yemekteyiz Grubu'nun şu an 5.999 üyesi var. 6.000'inci üye olmayı düşünüyorum şu anda Sözlükler de nasibini almışlar, örneğin Ekşi Sözlük'te yemekteyiz başlığına 2241 giriş yapılmış..

Aslında bu programın böylesine tutulmasınnda utanılacak, sıkılacak bir durum olduğunu da sanmıyorum. Programın kendince, belirli bir kalitesi var. Hekresin birbirine saygısızca sataşması pek hoş olmazsa da en azından pratik bilgiler sunuyor insana. Hatta çoğu kişinin elinde bloknot, notlar aldığını kafamda kurabiliyorum. En azından ben bile, açılmayan bir kavanozun pratikçe nasıl açılabileceğini veya domateslerin kaynar suda nasıl soyulabileceğini yemekteyiz izlerken öğrendim..

Ayrıca programın İstanbul ile sınırlı kalmaması Adana ve Trabzon bölümlerinin çekilmesi ve daha farklı illerde bölümlerin çekilecek olması da yurdum yemek kültürünün sergilenmesi açısından yararlı olur inancındayım. 

Sözün özü, yemekteyiz Türkiye'nin koşullarına uygun bir formatmış. Bunu ilk keşfeden SHOW TV olmuş ki, bir iç yapımı olarak böylesine az masraflar yaparak böylesine büyük paralar kazanmasını bildi. SHOW TV'de kimden çıktıysa bu fikir, umarım kanal yönetiminden hakkını alabilir

Abdülkerim Kırcı İntihar Etti..

Gazi olmak ne demektir, bunu çok iyi biliyorum. Adana'da tam üç yıl boyunca Adana Şehit Aileleri ve Malülleri Derneği'nin gönüllü bir çalışanıydım. Bu süreç dahilinde şehit aileleriyle ve gazilerle bir arada olma imkanım oldu. Hepsini tanıdım, sevdim..

Gazete ve teleziyonda Abdülkerim Kırcı'yı görünce aklıma o günler geldi.. Abdülkerim Kırcı da o onlarca gazi gibiydi muhtemelen, onun da kendine göre sorunları vardı. Tüm bunlara rağmen yaşama savaşı veriyordu. Nasıl yaşamasındı ki, onca namlunun hedefine girip hala yaşıyor olmak zaten başlı başına bir şanstı..

Belki kurtuldu Kalaşnikof ya da Bixi namlularından ama kendini bilmez gazete ve gazetecilerin namlusundan kurtulamadı: Vuruldu Abdülkerim Kırcı! Öldü! Öldürüldü!

Birileri artık şunun farkına varmalı: gazeteler, dergiler, kitaplar.. bunların hepsi birer silah. Her gün ateşleniyor bunlar, birilerinin üzerine.. Abdülkerim Kırcı olayı da bundan ibaret: bir takım gazete ve gazeteciler namlusunu Abdülkerim Kırcı'ya yönelttiler.. Yazık, atışları isabetli oldu.. Öldürdüler Devlent Övünç Madalyalı Abdülkerim Kırcı'yı..

Yolda Giderken, Benzinim Bitti :)

Benzin Pompası Benzetme falan yaptığım yok, yolda giderken ciddi ciddi benzinim bitti. Deponun boşaldığının farkındaydım ama kırmızı uyarı ışığı da yanmayınca araba bir beş on kilometre daha gidebilir sanmıştım. Ama gitmedi. Petrol ofisine bir iki kilometre kala araba birden yavaşlamaya başladı, gazı köklüyorum "tık" yok.. Anladım tabi mevzuyu, gidebildiği yere kadar gitsin diye dörtlüleri açıp kendi haline bıraktım arabayı. Gidebildiğim kadar (100-200 metre) gittim, sonra arabayı güvenlik şeridine çektim. Çıktım arabadan, etraf alabildiğine karanlık! Bende ise garip bir ruh hali, ilk defa benzinimin bitmiş olmasının verdiği heyecanla mıdır, nedir; sinir falan yok.. Gelen geçen, hiç ama hiçkimse durmuyor. İleride bir evin ışığı görünüyor, pek uzağımda da değil. Haliyle eve doğru gittim, bahçe kapısındaki zili çaldım. Bir iki dakika sonra pijamalarıyla yaşlıca bir amca çıkageldi. Ben de anlattım mevzuyu..

"Evde benzin olsa, hepsi senin olsun.." cevabını alınca, bendeki ümitler tükendi. Tekrar döndüm arabanın başına, gelen geçen arabalardan beni ilk petrole kadar götürmeleri için yardım istiyorum. Sonunda bir dolmuş durdu, bir köyün dolmuşuymuş. Beni ilk petrole kadar bıraktı. Petolde bin bir zorulukla, elimdeki 5 litrelik su şişesini doldurtabildim. O sırada bir amca geldi, baktım kapısını çaldığım amca. Traktörüne atlamış, gelmiş. Hayatımda ilk defa, kısa da olsa, bir traktör yolculuğunu da bu vesileyle yapmış oldum. Amcaya bolca teşekkür sonrasında, elimde bir şişe benzinle arabanın başında aldım soluğu. Aman Allah'ım o ne güzel kokudur öyle, o benizi içesim geldi. Ciddi ciddi, kokladıkça kokladım.. Tabi, içmedim

Sonrasında ise işte karşınızdayım. İlk petrolde depoyu ağzına kadar doldurdum, ardından eve kadar geldim. Bunları yazdım, çünkü sizi uyarmak istedim: Sokın ola ibreyi çeyrek deponun altına düşüreyim demeyin. Bunun dağ başı var, çöl ortası var, Konya yolu var.. Unutmadan, bir de şu kısacık ömrünüzde en azından bir kez petrolün o güzel kokusunu solumadan ölmeyin! O ne güzel bir kokudur öyle..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.